Salgında dayanışma hikayeleri: Yalnız olmamanın mutluluğu

Salgında dayanışma hikayeleri: Yalnız olmamanın mutluluğu

Çocuklar: “Tüm dünyanın içinde bulunduğu bu zorlu süreçte bizim de evden üç boyutlu destek hareketi sayesinde katkımız oldu. Annem okuluna ait yazıcıyı eve getirdi ve ben de abimle birlikte siperlik için parça üretmeye başladım. Başta küçüğüm diye beni almazlar diye endişe etmiştim ama hiç düşündüğüm gibi olmadı. Beni çok hoşgörüyle karşıladılar. Bugüne kadar 250’ye yakın maske bastım ve basmaya devam ediyorum. Ben maskelere lastik takıyorum. Doktorlar için. Doktorlar hasta olursa çocuklarına kavuşamazlar.

Çocuklar: “Tüm dünyanın içinde bulunduğu bu zorlu süreçte bizim de evden üç boyutlu destek hareketi sayesinde katkımız oldu. Annem okuluna ait yazıcıyı eve getirdi ve ben de abimle birlikte siperlik için parça üretmeye başladım.
Başta küçüğüm diye beni almazlar diye endişe etmiştim ama hiç düşündüğüm gibi olmadı. Beni çok hoşgörüyle karşıladılar. Bugüne kadar 250’ye yakın maske bastım ve basmaya devam ediyorum.
Ben maskelere lastik takıyorum. Doktorlar için. Doktorlar hasta olursa çocuklarına kavuşamazlar.
Sevgili sağlık çalışanları, bu siperlikleri sizin için yaptık. Öpücük.
Merhaba biz üç boyutlu destek gönüllüleriyiz. Sağlık çalışanlarına koronavirüsten korunmak için siperlik üretiyoruz ve onları üç boyutlu yazıcılarda yapıyoruz.”

Bu minikler evet evlerinde harıl harıl siperlik üretiyorlar. Yaşlarına bakmayın, dayanışma ruhları büyük onların. Nasıl mı yapıyorlar? 3 Boyutlu Destek Hareketi sayesinde. Abileri, ablaları, amcaları ve teyzeleri kadar da güzel yapıyorlar. Daha minicik yaşlarında dayanışmanın ne olduğunu, nasıl olduğunu herkese gösteriyorlar ve umut aşılıyorlar. Onlar koronavirüs mücadelesinde atılan bir tweet’le başlayan 3 Boyutlu Destek Hareketi’nin küçük kahramanları. Dayanışmanın küçük gönüllüleri. 3 Boyutlu Destek ne mi? Anlatalım. Ama önce hatırlatalım, bir önceki podcastimiz “Beraber Olunca Çiçeklerim Açıyor Benim”de pandemide dayanışma hikayelerinin devamı var demiştik. Yine aynı bölümde Türkiye’nin yapılan araştırmalarda yardımlaşma ve dayanışma konusunda biraz geride olduğunu anlatmıştık. Yani Gallup’un 2017 araştırmasında 146 ülke içinde ne yazık ki Türkiye 131’inciydi. O zaman da demiştik, belli mi olur koronavirüs salgını belki de bize dayanışmayı, gönüllü olmayı, insanlığı, iyiliği ve umudu aşılayacak. Ve hepimizin evlere kapandığı günlerde cesaretle, umutla, yürekten yapılan dayanışma hikayelerine hepimizin ihtiyacı var. Gelecek güzel günlere olan inancımız gibi. Türkiye’de koronavirüsten ölüm sayıları 3000’e, dünyada ise 220 bine yaklaşırken, tabii ki hepimiz endişeli ve karamsarız. İstanbul Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu mesela, bu süreçte İstanbul’da ölümlerin yüzde 35 arttığını açıkladı. Ürkütücü ve üzücü rakamlar. Ama bir taraftan da bu kadar ölümün olduğu bu süreçte yaşamı değer kılmaya çalışanlar var. Hayatın birlikte anlamlı olduğunu bizlere gösterenler. Her türlü zorluğa beraberce direnilebileceğini ve omuz omuza verince daha güçlü ve iyi olduğumuzu gösterenler. Süper kahramanlardan bahsetmiyoruz, onlar gündelik hayatımızın kahramanları, akılları, fikirleri ve emekleriyle hayatı en zor dönemde bile yaşanabilir ve umutlu kılanlar. İşte onların konuşma vakti bu.

“Hayvanlardan Tanrılara Sapiens: İnsan Türünün Kısa Bir Tarihi” kitabının yazarı olan tarihçi Yuval Noah Harari, DW’ye verdiği bir röportajda şöyle diyordu: “En büyük tehlikenin virüs olmadığını düşünüyorum. İnsanlık, bu virüsün üstesinden gelmek için yeterli bilimsel altyapıya ve teknolojik araca sahip. Bizim en büyük problemimiz doğamızda yer alan nefret, açgözlülük ve cehalet. Umuyorum ki nefret değil, şefkat ve cömertlik ile yardıma muhtaç insanlara, küresel dayanışma ruhuyla yardım edebiliriz.” İşte biz de o ruhun peşindeyiz ve iki bölümdür yaptığımız podcastler sayesinde artık eminiz ki, bulduk! Keşke hepsini sığdırabilseydik, ama zamanımız kısıtlı. Neyse ki dayanışmadaki yaratıcılık ve üretkenlik sonsuz. Ben Kısa Dalga’dan Nazan Özcan.
Gelelim küçüklerin anlattığı 3 Boyutlu Destek Hareketi’ne. Bu kolektif üretim hareketini başlatan iki mühendisten biri olan İlker Vardarlı’ya bağlanalım hemen: “Biz bu evde çalışmaya başladıktan sonra yani 10 Mart’tan sonra, Ramazan Şubaşı’yla sohbet ederken, üç boyutlu yazıcıları toplasak nasıl olur diye konuştuk. Yurtdışında Covid mücadelesinde üç boyutlu yazıcılarla yapılan mücadeleyi izliyorduk. Sonra dedik ki, bu üç boyutlu yazıcıları bir araya getirelim, sağlık çalışanları için bir ihtiyaç olursa, orada üretim yapmak için bir araya toplayalım. O şekilde başladı. Bir gece attığımız tweet’le başladık her şeye.”

Üç boyutlu yazıcınız varsa, bu tivitin altındaki formu doldurun lütfen demişler. Sabah kalktıklarında olanlar olmuş. “Sabah kalktığımızda 30-40 kişi gelmişti. Bunlar hem formu doldurdular, bir Telegram grubuna kaydoldular. Sosyal medyada paylaşılmaya başlayınca binlerce kişiye ulaştık. Sonrasında da bunun yönetemeyiz dedik tek başımıza, hemen 81 ilin hepsine Telegram grubu açtık ve temsilcileri atadık, herkes kendi ilinden sorumlu olmaya başladı. Gönüllü olarak tabii. Sonrasında da bu gönüllü üreticiler, kendi illerindeki taleplere üreterek karşılık vermeye başladılar. Çünkü biz bir yandan sağlık çalışanlarından talep almaya başladık ve bir yandan da web sitemizi yaptık, hem yeni üç boyutlu yazıcı sahipleri kaydoldu ve hem de sağlık çalışanları taleplerini ilettiler. Buradan güzel bir şekilde etkileşim oldu ve böyle başladı.”

Başlayış o başlayış. Çığ gibi büyümüş dayanışma, iyilik içinde iyilikler çıkmış ortaya: “Haftalık 25 bin adet üretiyoruz Türkiye genelinde. Talep edenlere, herkes kendi ilindeki hastaneye götürüp ulaştırıyor. Mesela İstanbul için farklı oldu ama. Türkiye Motorsiklet Platformu’ndaki arkadaşlar geliyor, evinde üretim yapanlardan alıyor ürünü, merkezimiz var, oraya getiriyor Levent’te, burda parçaları birleştiriyoruz, paketleyip hastanelere motorcu arkadaşlarla iletiyoruz. İstanbul’da böyle işliyor.
Şu an 3 binden fazla gönüllü var üretim yapan. 4500’den fazla da üç boyutlu yazıcı var.”

Siz ne hissediyorsunuz, bu kadar büyük bir dayanışma bekliyor muydunuz diye soruyoruz, cevap şöyle geliyor İlker Vardarlı’dan: “Birçok doğal afette ve olağanüstü durumda halk olarak destek vermişizdir, atkı, kıyafet ya da paramızı verdik. Ama bunlar kolaydı. Şu an Kurtuluş Savaşında olduğu gibi, nasıl cephede savaşan askerleri, köylüler üreterek destekledilerse, şu an da cephede sağlık çalışanlarımız var ve bizim bu topluluk içindeki arkadaşlar da aynı bilinçle, piyasada olmayan bir ürünü üretmek için bir araya geldi. Bu beni çok duygulandırdı ve mutlu etti. Her sabah erken kalkıp sabaha karşı yatma motivasyonunu da sağladı. Her güne uyanırken bir motivasyonumuz vardı, o motivasyonla biz o sağlık çalışanları için 81 ilde çalışıyoruz.”
Şimdi Türkiye’nin her yerinde, yani Burdur’dan tutun Tekirdağ’a, Kayseri’ye, Bitlis’e, Niğde’ye her yerde sağlıkçılar siperliklerini dayanışmayla alıyor. Tabii hem alanlar hem de gönderenler mutlu: İlker Vardarlı alsın sözü: “Öncelikle şaşırıyorlar ücretsiz olduğuna, sonra teşekkür ediyorlar, bu ürün bize sadece koruma sağlamıyor, siz bu ürünü bize yollayarak, aynı zamanda bizimle umut ve desteğinizi paylaşmış oluyorsunuz diyorlar. Biz bunu hissediyoruz diyorlar. Ve bunların çağrılarına ufak tefek cevaplar veriyoruz. Mesela bazı ürün üzerlerine notlar düşmeye başladık. Mesaj yazabiliyoruz, ‘Sizi seviyoruz, size minnettarız’ gibi ya da ölen doktorların adlarını yazarak destek olmaya çalışıyoruz.”
Sizin de evinizde üç boyutlu yazıcı varsa, 3boyutludestek.org adresine girip kaydolabilirsiniz ya da sağlık çalışanı iseniz ve ihtiyacınız varsa oradan talep oluşturabilirsiniz.
Üç boyutlu destek tüm Türkiye’ye yayılmış durumda ama elbette ki yereldekiler de durmuyor. Mesela Ayvalık Yerel İnisiyatifi. Grafik tasarımcı ve aynı zamanda Ayvalık’ta pazarcılık yapan İlknur hanım neler yaptıklarını şöyle anlatıyor: “Ayvalık Yerel İnisiyatifi çalışması Ocak ayında 1 yılını doldurmuştu. Ve mahalle meclisleri çalışmamamız vardı zaten. Pandemi süreciyle birlikte ne yapabiliriz diye konuşmaya başladık. Bunun üzerine maske yapmaya başladık. Ayvalık’ta hobiyle uğraşanlar var, emekli olanlar daha çok, Halk Eğitim kurslarına gidenler var çokça. Bu süreçte maske yapabilir miyiz, siperlik yapabilir miyiz diye diye konuştuk. Yazıştık. Bunun üzerine başladık. Elimizde asetat vardı bir miktar. Onlara kullanarak, yoğurt kaplarından keserek, sünger koyarak yapıyoruz. Zımba olmasa sda acaba biz bunu diksek daha mı iyi olur dedik. Zımbanın iyi olmadığını okumuştuk, koyduk ve dikebildik. İğne kırılmadı yani. Dikişle yapalım dedik, ikinci bant yaptık. Sağlıkçı arkadaşları ulaşıp fikirlerini aldık, kullanışlı mı diye. Nasıl temizlenebilir diye. Kullanılabileceğini görünce devam edelim dedik.”
20 Mart’tan beri üç koldan durmadan çalışıyorlar. Söz tekrar İlknur hanımda: “Üç ekip oluşmuş oldu. Bir ekip siperlik üretiyor, bir ekip bez maske üretiyor, bir ekip de dağıtım gönüllüsü. Bugüne kadar 400 civarı siperlik teslim edildi. Ayvalık Devlet Hastanesi, aile sağlık merkezleri, PTT çalışanları, kargo çalışanlarına teslim ettik, belediyelere teslim ettik, market çalışanlarına özellikle siperlikleri onlara ulaştırıyoruz.”
Maske malum hala bulmakta zorluk yaşanıyor. “Bez maskeyi hemen hemen her mahallede diken insanlar var. Mümkün olduğunda o mahallenin iletişim ağları üzerinden bağlantı kuruluyor. İhtiyacı olanlar çevrelerini de tespit etsinler dedik, mesela yakın zamanda Altınova ile bağlantı kurduk, Altınova meclisinden arkadaşlar tarım işçilerinin ihtiyacı olduğunu söyledi, şimdi tarım işçilerine toplu halde dağıtmayı planlıyoruz.” Tarım işçileri önemli bu süreçte marketi boş, bizleri de aç bırakmayanlar onlar çünkü. Şu anda Ayvalık İnisiyatifi’nde 40’tan fazla kişi maske üretiyor, siperlik de cabası. “Malzememiz varsa, kişi başı günde dikişle 50-60 siperlik üretebiliyor, şu anda da 4-5 kişi siperlik üretebiliyor. Günde 250-300 üretme kapasitemiz var aslında.”

Ayvalık küçük ama yaptıkları iş büyük. Daha çok yaşlı nüfusun olduğunu bildikleri için bir de yazılım geliştirmeye başlamışlar: Söz tekrar İlknur hanımda: “Ayvalık’ta yaş ortalaması yüksek, internet kullanımı çok yaygın değil. Dışarı çıkamayanlar, belli kurumlara ulaşmalı, fatura, maaş çekimi gibi. Dedik ki bu kurumların telefonlarını öğrenelim, bunları doğrudan arayacak bir uygulama yazılabilir mi? Hemen bir ekip oluştu. Yaklaşık 20 kişilik ekip, Android, IOS yazılımı oluşturmak için. Covid Acil diye bir site oluşturduk. Altyapıları oluşturuldu.” 07.06
Hala üzerinde çalışılıyor. Sitede birçok şehirdeki önemli telefonlar yer alıyor. 200 belediyeyle ve dayanışma ağlarınla numaralarının bulunması çalışması devam ediyor. Program o şekilde kullanılacak. İhtiyacı olduğunu düşündüğünüz kişilere numara verebilmek için www.covidacil.com adresine bakın deriz. İyi iş. Yine aynı şekilde eğer inisiyatife ulaşmak isterseniz, -ister destek isterseniz de ihtiyaç için- 0507 783 12 16 ve 0532 668 28 64 numaralarını çevirmeniz yeterli.
İnisiyatiftekiler bundan ancak mutlu olur. Söz tekrar İlknur’da: “Bir kere insanlar umutlu hissediyorlar, bir işe yaradıklarını hissediyorlar. İyi ki buradayız diyorlar. Sadece moral veriyor ama bu moralin etkisini görüyorlar. Bu toplumsal bir süreç ve bu toplumsal sürecin aktif parçası olmayı sağlayan da bir süreç. Çok olumlu dönüşler alıyoruz. Çift taraflı. Sağlıkçılara ulaştırdıklarımızda çok duygulanıyorlar, şaşırıyorlar, biraz öfkeleniyorlar. Hem yoğun hem karışık duygular içinde oluyorlar. Hayatla bağımız aslında daha şekilleniyor gibi, birbirimizden de güç alarak yapıyoruz. En güzel yanı da bu.”

Dayanışma güzel şey gerçekten, heyecan verici olduğu da kesin. İlknur’un da söylediği gibi: “Dayanışma yaşatır diyoruz ya, o çok önemli. Dayanışma aynı zamanda öğrenilir. Dayanışma bir alma ya da verme meselesi değildir. Dayanışma birlikte olma meselesidir aslında.”

Birlikte olma meselesi. Ve yaşatma ve insanlık meselesi. Hele de meselemiz çocuklarsa. Hele de o çocuklara sokaklar yasaklanmışsa. Hele de internet bile bulunamıyorsa. O zaman işte günümüz kahramanları çıkıyor ortaya. Diyarbakır’a üç yıldır Sur’daki çocuklarla çalışan ya da çocuklar için çalışan RengerankUmutlar Derneği’ne bağlanıyoruz. Dilan Taşdemir’e. Harika bir iş yapıyorlar. Dayanışma’nın Ev Hali demişler adına. Dilan Taşdemir anlatsın: “Zaten Covid 19 önceki zamanlarda da bu çocuklar, dijital fırsat eşitliğine erişemeyen çocuklardı. Kimi zaman eğitime ulaşamayın çocuklardı, Covid 19 sonrası da okullar kapanınca dijital eğitime geçti, ama bir noktada şöyle düşünmek gerekiyordu. Bizim çocukların internetleri, bilgisayarları yok, hani bu süreci nasıl yürütecekler? Biz de dernek olarak kapalıyız. Ne yapacağız derken, çocuklarla ve ailelerle görüşmelerimizde sokağa çıkamamanın çocuklarda ilk uyandırdığı etki, ne oluyor oldu. En son bu çocuklar sokağa çıkamadıklarında savaş oluyordu dışarda, çatışmalar oluyordu. Şu an çatışma olmuyor belki ama sokağa çıkamıyorlar, bu sokağa çıkamama durumu hepsinde bir savaş travmalarını uyandırdı. Ne oluyor dışarda bizden bir şey mi saklanıyor, neden çıkamıyoruz, neden bizi neden yalnız bıraktınız, gibi kaygılar başladı çocuklarda.”
Sur’daki çocuklar en dezavantajlı durumda olanlar. Dünya herkes için aynı dönmüyor ne yazık ki! O yüzden dayanışmayı en çok hak edenler bu çocuklar. İnternet olmasa da dernek bir yol bulmaya çalışmış ve bulmuş da: “Biz de internet yok, nasıl bir süreç yürütebiliriz diye düşünürken, çocukları yalnız bırakmamak için ve onların iyi olduklarına emin olmak için telekonferans yöntemi diy bir fikir bulduk. Telekonferans yöntemiyle atölye yapmak demek, bayağı tuşlu telefonlarla, akıllı telefona bile ihtiyaç yok, arıyoruz, beş-altı görüşme ekliyoruz, aynı anda 10-15 çocuğa erişebiliyoruz böylece. Çok kaliteli olmasa da bağlantıda olabildiğimiz bir sistem kurduk. Telekonferans yöntemiyle birebir aynı olmasa bile, dernekte yaptığımızla aynı olmasa bile, atölyeler yapmaya başlayalım dedik.”
Başlamışlar. Neler mi yapıyorlar: Dilan Taşdemir anlatsın: “Masal atölyesi, sosyal destek olacaktı, her gün çocuklara bir bilmece sormak ya da geri dönüşüm gibi birtakım atölyeler yapmayı planladık. Bu noktada çocuğun evle, anneyle babayla ilişkisini de düşündük. Bu atölyeler için çocuklar dernekte derneğin malzemelerini kullanıyorlardı, ama şu an böyle bir imkan yok. Hepsini kırtasiye malzemesi, atölye malzemesi ihtiyacı doğdu. Bu sebeple de Dayanışmanın Ev Hali diye bir kampanya başlattık.”
Kampanya ilk meyvelerini vermiş. “Kampanyanın ilk amacı, minimum 115 çocuğa paketi 100 TL olan kırtasiye setleri almaktı. Bir an önce atölyelere başlatalım diye. Fongogo üzerinden açtık. Dün itibariyle 11.500 liralık hedefimize ulaştık.”

Çalışma 17 kişilik bir gönüllü ekibiyle yürütülüyor. Telekonferansla kâğıt havlulardan geri dönüşüm atölyesinden tutun da masal anlatmaya, bilmeceler, bulmacalara, erbane atölyesine aslında olmayanı olduruyor ekip bir anlamda. Kampanya devam ediyor, ne kadar fazla para gelirse o kadar fazla çocuğa ulaşılacak çünkü. Yani ah biz ne yapabiliriz diye hayıflananlardansanız, çocuklara salgında destek olmak çok kolay. Dilan Taşdemir şöyle diyor: “Fongogo’ya girdiklerinde Dayanışmanın Ev Hali’ni görecekler zaten, destekle dediklerinde çeşitli miktarlar var. 100 TL aldıklarında sosyal medya hesaplarından teşekkür, 1000 TL verdiklerinde de çocukların yaptıkları resimlerden bir albüm yapıp kişinin adresine gönderilecek. rengarenkumutlar.org sitesindende bağış hesaplarımıza erişebilirler.”
Çocuklar nasıl tepki veriyorlar diye soruyoruz, Taşdemir şöyle cevap veriyor: “Tabii ki çok mutlular, yalnız olmadıklarını hissediyorlar, evde artık eskisi kadar sıkılmadıklarını söylüyorlar. Çünkü bir yandan da dernek ne zaman açılacak diye durmadan soruyorlardı. Bu çalışmalar süreci biraz daha normal bir hale getirdi.”
Dayanışma gösterilen iyi hissediyor, ama işin iki tarafı var. Bugünlerde konuştuğumuz birçok kişi, ben bu durumda hiçbir şey yapamıyorum diye yakınıyor. Oysa dayanışmaya katılmak çok kolay. Mesela 65 yaş üstü bir komşunuzun banka işlerini halletmek ya da alışverişini yapmak da bir dayanışma çeşidi. Bunun azı çoğu yok. Ha daha fazlasını yapmak isterseniz tabii ki bir iki önerimiz var. Mesela İstanbul merkezli çalışan Derin Yoksulluk Ağı da bugünlerde yardıma çok ihtiyaç olanların derdine koşuyor. Şöyle ki: Derin Yoksulluk Ağı, koronavirüs salgınıyla işinden olanlar ya da zaten işi olmadığı için ciddi yoksulluk içindekiler için Evinden Değiştir kampanyası başlattı. Ağın daha önceden bildiği yoksul ailelerle yardım etmek isteyen aileler internet üzerinden eşleştiriliyor ve yine internet üzerinden yaptıkları gıda alışverişini ailelerin evlerine yönlendiriyor. 26 Nisan’a kadar 1294 aileye gıda desteği, 200 aileye bebek bezi desteği sağlandı, 1432 aileye ulaşıldı. Elbette siz de katılabilirsiniz bu iyilik hareketine. Yapmanız gereken sadece şu: Derin Yoksulluk Ağı’nın twitter adresinden mesaj atmak. Onlar sizi arayıp sistemi anlatıyorlar ve kabul ederseniz sanal marketten temel gıda alışverişi yapıyorsunuz. Hepsi bu. Bir de elbette bolca teşekkür alıyorsunuz.
Başka bir öneri daha. O da şahane gençlerin oluşturduğu bir dayanışma. Adına Bi’Komşu demişler. Bi’Komşu, faturalarını ödemekte zorlanan ihtiyaç sahipleriyle, bu ihtiyaçları onlar adına gidermek isteyenleri bir araya getiren bir platform. Gönüllü harekette 13 Nisan’dan beri takriben 678 bin TL tutarında 5,525 fatura ödendi, ama 61,046 fatura ödenmeyi bekliyor. Dayanışmaya katılmak istiyorsanız, bikomsu.com’a girip şöyle bir bakın deriz. Faturaları ödenenlerin yazdıkları teşekkür notları gerçekten dayanışmanın nasıl güzel olduğunu gösteriyor.

Evden çıkmadan yardımlaşmaktan bahsederken, Sanal Hastane’yi atlamamak lazım. Salgınla hastanelere gitmemeye özen gösterin çağrıları başlayınca Beykent Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nebahat Bulut, kendi twitter hesabı üzerinden sanal hastane açtı. Gerçekten çok yaratıcı ve işe yarayan bir dayanışma şekli. İhtiyacı olanlara gönüllü destek vermek isteyen doktorlar Bulut’un hesabının altına yazarak dayanışmaya ortak oldular. Şu anda 100’e yakın hekim, twitter üzerinden sağlıkla ilgili sorulara cevap veriyor. Sistem basit, twitter’a Sanal Hastane yazıyorsunuz ve hangi konuyla ilgili sağlık sorununuz varsa, size o konudaki uzman hekime yönlendiriyorlar. En azından çok acil olmayan konular için hastaneye gitmek zorunda kalmıyorsunuz.
Hastanelere gitmenin daha riskli olduğu bugünlerde başka doktorlar ve psikologlar da işbaşında. Telefonla ruh sağlığımızı ayakta tutmamız için seferber olmuş durumdalar. Türk Psikiyatri Derneği, Sağlık çalışanlarına 7-24 destek hattı açtı. En önde ve en riskli grup olan sağlık çalışanları 0850 532 66 76 nolu telefonu arayınca, bir uzmanla görüşüp konuşabiliyor. Ayrıca Koronavirüs Enfeksiyonu Online Ruhsal Destek Programı da sağlık çalışanları, yalnız yaşayanlar, engelliler, mülteciler, bu süreçte kayıp verenler, dışarıda çalışmak zorunda olanlar için hizmette. 0850 305 00 34’ü arayıp psikolojik destek alabiliyorsunuz. Benzer şekilde EMDR Derneği Travma İyileştirme Grubu Gönüllü psikoterapistleri de koronavirüs tanısı almış kişilere ve yakınlarına, sağlık çalışanları ya da kriz yönetiminde görev alanlara her gün ücretsiz destek veriyor. Yapmanız gereken 0541 460 53 90’ı aramak. Ya da ihtiyacı olanları haberdar etmek.
Elbette bu karantina günlerinde dayanışmaya ihtiyaç duyan önemli bir kesim daha var. Ev içi şiddete uğrayan kadınlar. Sosyo Politik Saha Araştırması Merkezi’nin 3-8 Nisan arasında 28 ilde 1873 kadınla yaptığı araştırmaya göre karantina günlerinde kadınların yüzde 23.7’si psikolojik, yüzde 10.3’ü ekonomik, yüzde 4.8’i dijital, yüzde 1.7’si fiziksel ve yüzde 1.4’ü cinsel şiddete maruz kaldığı ortaya çıkmış. Bu durum için kadınlar bir araya geldi ve şiddet gören hemcinslerini korumak için örgütlendi. Tamam sizin başınıza gelmemiş olabilir ama gelen birileri var muhakkak. İşte yardım için önemli telefonlar. Telefonunuza Kades uygulaması indirebilirsiniz. Sosyal Destek Hattı 183’ü ya da İstanbul Barosu 444 18 78 veya Aile İçi Şiddet Acil Yardım Hattı 0549 656 96 96’yı arayabilirsiniz. Baroların kadın hakları merkezleri her durumda yanınızda. Ya da Morçatı da yardıma hazır, telefonları 0553 507 37 60, Diyarbakır’da da Kamer aynı şekilde, telefonları 0412 228 1053. Kadın Meclisleri Dayanışma Hattı ise 0505 004 11 98. Ortak bir telefon daha Kadın Dernekleri Federasyonu Aile İçi Şiddet Acil Yardım Hattı: 0549 656 96 96.
Kadınlar demişken Uçan Süpürge Kadın Filmleri Festivali’ni atlamayalım. Ayıptır söylemesi kadınlar için söylenen “evde kaldı” lafını hatırlatarak bu kez hepimiz evde kaldık diyorlar. Neyse ki bu laftaki gibi ayrımcılık yapmıyorlar ve sınırsız, limitsiz ve biletsiz olarak 31 ülkeden 76 filmi online izlemeye açıyorlar. 7-14 Mayıs arasında ucansupurge.org.tr adresinden evinizde filmleri izleyebilirsiniz. Tabii ki ücretsiz. Ha bu arada bunca numarayı aklımızda tutumayız diyenlere küçük bir hatırlatma. Kisadalga.net adresinde porcastin tam metni var, oradan alabilirsiniz.
Dedik ya, dayanışmanın büyüğü küçüğü olmaz diye. Mesela en hoş dayanışma hikayeleri mahallelerden geliyor. Bir tür iyilik hareketi gibi. Birçok semtte omuz omuza veren gençler ve orta gençler var. Biz Beşiktaş Dayanışma Ağı’ndan Murat Yıldırım’a sözü bırakalım da o anlatsın: “İlk önce bir Kadıköy’de bir dayanışma ağı kuruldu. Avrupa’dan örneklerden hayata geçirdiler. Beşiktaş’ta organizasyonu kurabilir miyiz diye kendi aramızda konuştuk. Aslında kurulmuş oldu. Hızlıca afişler çıkarttık, apartmanlara astık. Kimseyi yalnız bırakmamak gibi bir hedefimiz vardı. Bu ihtiyaç anlamında da olabilir, dayanışma manasında da. Böylece kurulmuş oldu. Köpeği olup gezdiremeyen 60 yaş üzeri ulaştı, köpekleri gezdirdik, alışverişe çıkamayanlara destek olduk. Tersten benim maddi durumum yok, bana bir destekte bulanabilir misiniz diyenler vardı, onlara elimizden geldiğince yardımcı olduk. Karşılayamayacak duruma gelince, belediyeye yönlendiklerimiz de oluyor.”

Paylaşmak, hiçbir şey beklemeden yardımlaşmak bu ağların insanlığa dair umudu: Söz tekrar Murat Yıldırım’da: “Bu dayanışma ağına gönüllü olan 60 kişi var. Bunların tamamı genç değil, ben de bir şeyler yapabilirim diyen insanlar da var. Onun üç-beş katı da dayanışma ağının içinde bulunan insanlar var. Bu dayanışmanın içinde buluyorlar. Alışveriş ya da siperlik üretmek ya da maske yapmaya çalışıyoruz. Çünkü salgın başladığından beri maske fiyatları arttı. Biz de kendimiz yapıp başka insanlarla da paylaşmaya başladık.”

Aldıkları tepkiler onları da mutlu ediyormuş. Elbette yardım alanlar da aynı şekilde. Murat Yıldırım anlatıyor: “Aldığımız tepkilerin tamamı olumlu. Şöyle bir şeyle karşılaşıyoruz tabii. Benim alışverişimi yapıyorsun ama neden bir şey beklemiyorsun diye garipsiyorlar. Maddi bir ilişki kurmayınca şaşırıyorlar. Dayanışmak için maddi çıkar beklediğimiz yok diyoruz, herkes elinde ne varsa onu deyince herkes anlıyor. Bizde yarattığı etki de şöyle oluyor. Bugüne kadar yalnız olmadığımızı hissettiriyor. Ben hep böyle düşünüyordum, bir yerde yardım edebileceğim bir şey varsa onu yapıyordum, ama şu an yalnız olmadığını hissetmek mutlu ediyor ve sizin gibi düşünen insanlar hiç de az değilmiş bunun farkına varıyorsun. Ayrıca salgında böyle bir dayanışma, ilk kez olan bir şey, mutlu ediyor insanı. O insan olmanın gereğini bir kez daha yaşattığı bir süreç bu. O yüzden mesela dayanışma yaşatır diyoruz. Bir telefonu açıp cevaplandırmak bile bir parçası oluyor. Mutlu eden taraf da bu. Hem tek taraflı değil bu, bir şeyler yapıp insanlara ulaştırabilmek, ayrı bir motivasyon kaynağı. Doğru bildiğiniz şeyi yapmak ve onu yaptıktan sonra olumlu bir etki yaratması çok daha mutlu edici bir şey.”
Beşiktaş Dayanışma ağının numarası 0541 329 23 90 / 0530 949 39 03
Hah sizde kendi mahallenizdeki dayanışma ağına katılmak istiyorsanız, https://dayanismaagi.org adresine bakınız, orada ağların telefonlarına rahatlıkla ulaşıyorsunuz ve hemen cevaplıyorlar. Çünkü nedir? Bu pandemi günlerinde tüm tatsız durumlara rağmen dayanışmaya inanlar ve gerçek hayat kahramanları insanlığın dayanışmasını, halden anlamayı ve iyiliği kuruyor. Her şey para değil, bunu anladık mı, anladık. Ama tabii mesele unutmamakta! Virüse inat, yaşasın birlikte olduğumuz hayat!

Etiketler :