'Türkiye'nin kiralanan arazilerine çokuluslu şirketler çöreklenecek'

'Türkiye'nin kiralanan arazilerine çokuluslu şirketler çöreklenecek'

Prof. Dr. Bahadır Aydın anlatıyor: Türkiye’nin boş arazilerinin kiralanmasının olumlu bir etkisi olur mu? Bu yine uluslararası bağımlılığın başka bir modelini getirir. Kiralayacağınız topraklara muhtemelen çok uluslu şirketler çöreklenecek.

Türkiye’nin Venezuela ve Afrika kıtasından toprak kiralaması gündemde. Bu tarım için ne anlama geliyor? Türkiye’de tarım alanlarını kiralama gündemde üst sırada. Tarım alanları kiralandığında buraya kimler geliyor? Yerel üretici için bu neden tehdit? Türkiye’de tarım üretimi ne durumda? Bu soruları ve Türkiye’nin tarım politikasını tarım politikaları alanında önemli çalışmalara imza atan Prof. Dr. Bahadır Aydın’a sorduk.

PODCASTİ DİNLEMEK İÇİN PLAY’E TIKLAYINIZ

Türkiye’nin sık sık tarımda kendine yeter bir ülke olduğu öğretisiyle büyütüldük. Gerçekten Türkiye tarımda kendine yeter bir ülke mi?

“Kendine yeterli” kavramı sorunlu bence. Hep duyduğumuz bir cümle: Türkiye kendine yeter yedi ülkeden biri. İyi ama diğer altı ülke kim? Bunu hiç öğrenemedik. Şu kast ediliyor olabilir: Türkiye İhraç ettiği ürünlerden elde ettiği dövizle yurtiçindeki ihtiyaç duyduğu ama üretemediği malları rahatlıkla alabilmen bir ülke.

TÜRKİYE HAMMADDE VE İLKSEL ÜRETİM İÇİN DIŞA BAĞIMLI BİR ÜLKE

Bu arada şunu söyleyeyim. Türkiye kendine yeterli bir ülke değil şu anda. Özellikle tarımsal hammadde ya da ilksel ürünlerde ciddi anlamda dışa bağımlı bir ülke. Buna karşılık yaş sebze meyve gibi ürünlerde bu doğru ki bu anlamda ciddi anlamda ihracatı var. Genel anlamda bakarsak Türkiye’nin dışarıdan tarımsal girdi ithal etmeden kendine yeter konuma gelme ihtimali yok. Örneğin tahıldaki duruma bakalım. TÜİK’e göre Türkiye tahılda yüzde 97 oranında kendine yeterli. Fakat 2001’de buğday ekim alanı 9 milyon hektarın üzerindeyken fakat 2021’de buğday ekilen alan 6.7 milyon hektar. Yani yaklaşık 3 milyon hektar alanda buğday ekiminden vazgeçilmiş. İktidar bu noktada şunu söyler: Arazi azalmış olabilir ama biz birim başına verimi arttırdığımız için aslında bu büyük bir problem değil. Rakamlar bunu da yanlışlıyor. Örneğin 2020-2021 buğday üretimi 19 milyon tondan 17.6 milyon tona kadar gerilemiş.

TAHILDA 10 MİLYON TONLUK İTHALATA KARŞIN İHRACATA 8 MİLYON TON

Ama bahsedilen bir ihracat artışı var?

Evet. İhracat için duruma bakalım. Tahıl üstünden Ukrayna savaşıyla beraber yaşadığımız sıkıntılara bakalım. 2020-2021’de ithal edilen tahıl 10 milyon tonun üstünden. Aldığımız tahılı işleyip, makarna gibi, ihraç ediyoruz. Bu döviz getiriyor. Evet bu doğru ama 10 milyon tonluk ithalata karşı yapılan ihracat yaklaşık 8 milyon ton işlenmiş ürün oluyor.

Ayçiçeğinden devam edelim. Yine TÜİK’e göre Türkiye yüzde 62 oranında kendine yeter. Yüksek değil, ama önemli. Ancak Ukrayna Savaşıyla beraber bunun raflara yansıyacak şekilde böyle olmadığını, burada sıkıntı olduğunu gördük. Yani Türkiye’nin söylendiği gibi tarımda yeterli olduğuna ilişkin efsane artık çöktü. Türkiye ciddi anlamda hammadde bağımlısı ve hammadde ithal etmezse üretimde krize girebilir.

TOPRAK KİRALAMANIN EN ÖNEMLİ AKTÖRLERİ ÇOK ULUSLU ŞİRKETLER

Hükümet buna çözüm olarak çeşitli ülkelerde arazi kiralanacağı söyleniyor. Bunun nedeni ne? Türkiye’nin toprakları mı verimsiz? Öyle değilse neden bunu nasıl değerlendirebiliriz?

Toprak kiralama olgusuna bakarsak, bizde yeni gündemde gelse de İngiltere, ABD, Çin, Fransa diğer Avrupa ülkelerinde uzun zamandır kullanılan bir yöntem. Nereye yoğunlaşıyorlar? Kongo, Filipinler, Endonezya, Etiyopya ve Sudan. Bu yatırımların en önemli aktörleri, çok uluslu şirketler. Bu çok önemli. Niye toprak kiralanıyor? Asıl sorulması gereken sorulardan biri.

GELİŞMİŞ KAPİTALİST ÜLKELER GIDA GÜVENCELERİ İÇİN TOPRAK KİRALAYARAK BAŞKA ÜLKELERİ TALAN EDİYOR

Neden?

FAO ve OECD’nin projeksiyonlarına göre gıda fiyatlarındaki artış 10 yıl daha devam edecek. Yani gıda krizi yaşanmaya devam edeceğiz diyorlar. İşte bu noktada özellikle Avrupa ülkeleri ve Çin buradan bir kazanç sağlamayı hedefliyorlar. Gıda krizinden en çok etkilenen bölgelerin toprakları, gelişmiş kapitalist ülkeler tarafından kendi gıda güvenceleri için talan ediliyor.

Türkiye’nin durumuna bakacak olursak; Bakan Vahit Kirişçi bir açıklama yaptı ve dedi ki: Türkiye’nin üretimi kendi ölçeğinde Türk halkına yeter. İhracatı seçiyorsak yurtdışında toprak kiralama yapmak gerekiyor. Onlara modern tarımı götürmek istiyoruz.

Son cümle çok dikkat çekici, ABD’nin Irak’a demokrasi götürmesini çağrıştırıyor. “Bakir tarım alanlarında üretim yapmak istiyoruz” diyor. Afrika’nın güneyinde bakir alanlar var. “Burada üretim yapmak durumundayız” diyor. Bu açıklama kendi içinde çok sıkıntılı bir açıklama. “Biz kendimize yeteriz, ihracat için toprak kiralamak kiralayacağız” diyor. Yani aslında uluslararası ticaretten pay kapabilmek için Afrika’daki toprakları talan yarışına katılma isteğimizi ifade ediyor.

TOPRAK KİRALADIĞINIZDA O ÜLKEYLE GÜMRÜKLERİ SIFIRA YA DA YARIYA İNDİREN GÜMRÜK ANLAŞMALARI YAPIYORSUNUZ

Bu anlamda adı en sık anılan ülke de Venezuela, burada buğday üretimi için arazi kiralanacağı ifade edildi. Türkiye Venezula’dan toprak kiralamalı mı?

Evet yeniden Venezula gündeme geldi. Şunu sormak gerekmez mi, Venezuela’da buğday üretimi ne kadar anlamlı olur? İklim özellikleri, toprak yapısı buna uygun mu? Venezuela buğdayda ciddi anlamda dışa bağımlı bir ülke. Venezuela kendisi neden buğday üretmiyor da ithal ediyor, bunu tartışmıyoruz. Ama bu işe girebileceğimiz söyleniyor.

Türkiye ilk olarak 2013’te 800 bin hektar ile Sudan’dan toprak kiralamayla operasyonlara başladı. Hatta burada özel sektörün ciddi anlamda aktör olacağı söylendi. Fakat aradan 10 yıl geçti, henüz Sudan’da bir üretim yok. Ama yapılan kiralamanın bir başka yönü var. Gündeme gelmiyor. Toprak kiraladığınız ülkeyle bir de gümrük anlaşması yapıyorsunuz. Kabaca söylersek Türkiye 800’e yakın kalemde, karşılıklı olarak, Sudan ile yapacağı ticarette gümrükleri sıfırlama ya da yüzde 50 oranında indirme garantisi verdi. Bu kendi çiftçinizi çok yakından ilgilendiriyor. Ülke içinde üretilebilen ürünleri sıfır gümrükle ithal edilmesi ülke içindeki çiftçinin üretimine sekte vurur. Buğdayda çok gündeme geldi. Örneğin bu ilişki biçiminin sonucu olarak çok ciddi fiyatlarla buğday ithal etmek zorunda kaldık.

YETKİLER ÇİFTÇİ YAŞLANDI DİYOR, PEKİ NEDEN GENÇLER ÇİFTÇİ OLMAK İSTEMİYOR?

Önemli bir diğer tartışma Türkiye’nin kendi topraklarını da kiralanabileceği üzerine. Gerekçe olarak da şu söyleniyor: Türkiye’de çiftçi sayısı azaldı ve eğer burada bir yıl içinde üretim yapılmazsa arazinin kiralanabilecek. Türkiye’nin kendi topraklarını kiralaması ne anlama geliyor?

Toprak kiralayan ülkelerin örneğin Sudan’ın, sudandaki çiftçinin içine girebileceği krizi hiç tartışmıyoruz. Şu anda Afrika’da ağırlıklı olarak görece daha ilke tekniklerle üretim yapan çiftçiler var. Buraya çok uluslu şirketlerin endüstriyel üretim gittiği bir ortamda bu çiftçilerin bunlarla rekabet edemeyeceği çok açık. Yakın dönemde olacak olan çok açık: Gidilen topraklardaki çiftçilerin toprakları belli ellerde yoğunlaşmaya başladı. Tıpkı Türkiye’de olduğu gibi.

Türkiye’nin kendi topraklarını kiralaması konusunda yetkililer açıklamalar yapıyorlar: Çiftçi kalmadı, yaşlandı. O yüzden tarımda sorun var. O zaman şöyle sormak gerekmez mi? Neden gençlerin çiftçilikten kaçıyor artık? Bu soruyu sormadan böyle bir durum tespitiyle politika üretilmesi çok mümkün değil

TÜRKİYE’NİN DÜZGÜN BİR DESTEKLEME POLİTİKASIYLA GIDA GÜVENCESİNİ SAĞLAYABİLECEĞİ YETERLİ ARAZİSİ VAR

Tarım alanları ve üretime bakalım. Türkiye’nin TÜİK genel sayımına göre 2001’de toplam kullanılabilir tarım arazisi 26.3 milyon hektar. TÜİK 20 yıldır genel sayım yapmıyor. Bilgileri mümkün olduğu kadar vermiyor. Ama 2021’deki tarımsal işletme yapı istatiksellerine bakarsak rakamın bunun 23.4 milyon hektara düştüğünü görüyoruz. Yani 20 yılda 3 milyon hektar tarım alanı tarım dışına çıkarılmış, konut dönüşmüş, turizme açılmış, sanayi tesisine, enerji yatırımı için tashih edilmiş.

Mevcut tarım alnının ne kadarını kullanıyoruz sorusuna bakalım. 23 milyon hektar alanın en son çiftçi kayıt sisteminin verilerine göre 14.8 milyon hektarını çiftçi işletiyor. 2001’de bu 18.5 milyon hektardı. 2020’de 14.8’e inmiş. 3 milyon hektar da ekilebilecek arazi boş bırakılmış. 20 yıldaki çiftçi sayısındaki azalma açıklıyor. 2001’de 3 milyon çiftçi sayısı 2.200 milyona düştü. 800 bin çiftçi tasfiye oldu. Kim bu tasfiye olanlar, küçük ölçekli üretim yapan çiftçiler devreden çıkarıldı.

Türkiye’nin şu anda bırakın Venezuela, Sudan’ı düzgün bir destekleme politikasıyla kullanabileceği gıda güvencesini rahatlıkla sağlayabileceği arazisi mevcut. Burada sorun gıda güvencesini sağlamakla ilgili değil, bu tamamen çok uluslu şirketler aracılığıyla “uluslararası ticaretten ne kadar pay kapabiliriz” in başka bir versiyonu. Bu uygulamanın Türkiye için çok anlamlı olacağını düşünmüyorum.

TÜRKİYE’NİN KİRALAYACAĞI ARAZİLERİNE ÇOK ULUSLU ŞİRKETLER ÇÖREKLENECEK

Kullanılmayan araziden bahsettik. Yetkililer şunu diyorlar: İyi de benim çiftçim kullanmıyor ki, boş mu dursun? Kiralayayım ülkem kazansın. Elbette burada neden çiftçi üretmiyor? Kime kiralayacaksınız gibi önemli sorular akla geliyor, ama boş arazi var işletilmiyor. Bu boş arazileri kiralama girişimi neden yanlış?

Şöyle bir sorun var: Bugün gündemde olan gıda krizi tartışmalarına bakalım. Gıda kriziyle ilgili yapılan tartışmalar 2008’deki ekonomi krizden sonra COVID ve Ukrayna-Rusya Savaşıyla gündeme geldi. Özellikle bizde gıda krizinin, enflasyonun tek sorumlusu olarak Ukrayna Rusya Savaşı gösteriliyor. Bu soruyu ters çevirip sormak lazım: Acaba pandemi olmasaydı, savaş olmasaydı, gıda krizi yaşanmayacak mıydı? Mevcut krizin aslında konjonktürel bir takım olaylardan kaynaklandığını düşünmüyorum. Mevcut gıda sisteminin yarattığı bağımlılık neden oluyor.

Türkiye’nin boş arazilerinin kiralanmasının olumlu bir etkisi olur mu? Bu yine uluslararası bağımlılığın başka bir modelini getirir. Kiralayacağınız topraklara muhtemelen çok uluslu şirketler çöreklenecek. Buralarda muhtemelen Türkiye’de yaşayan tüketicilerin ihtiyaçlarından çok yine uluslararası ticarette talebi olan, kârı daha yüksek olan alanlara yönelik üretim yapılacağı açık. Örneğin bu arazilerin bio-yakıt için tahsis edilmeyeceğinin garantisi var mı? Dolayısıyla, Türkiye’nin başka yerde toprak kiralamasının yaratacağı sömürgeci bağlamın bizdeki toprakların çok uluslu şirketlere bir şekilde kiralamasıyla aynı sonuçları vereceğini düşünüyorum.