Arat Dink: Belki biz 'Hadi gidiyoruz' demeliydik

Arat Dink: Belki biz 'Hadi gidiyoruz' demeliydik
Agos'un Sorumlu Yazı İşleri Müdürü ve köşe yazarı Arat Dink gazetedeki yenilikleri ve babası Hrant Dink'i anlattı.

Kısa Dalga - Agos gazetesi bu yıl 30. yaşını kutladı. 19 Ocak 2017'de katledilen Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink'in oğlu, aynı zamanda Agos'un Sorumlu Yazı İşleri Müdürü ve köşe yazarı Arat Dink gazetedeki yenilikleri ve babası Hrant Dink'i anlattı. T24 yazarı Murat Sabuncu'nun sorularını yanıtlayan Arat Dink, "Gitmek mi? Kalmak mı? O kalmaya karar verdi. Belki biz “arkandayız, seninle her yere geliriz, kalmak istersen de kalırız” demek yerine “hadi gidiyoruz” demeliydik, belki artık burada yaşayamayacağımızı söylemeliydik. Varlığımızı haykırdığımız her an ihanetle suçlanırken, bize asıl gitmek ihanet gibi geliyordu. Bunları konuşmak için artık çok geç" dedi. Sabuncu'nun Dink'le yaptığı söyleşi özetle şöyle:

'Mücadale devam ediyor'

"Mücadele değişerek dönüşerek devam ediyor. Babamın öldürülmesi ile Agos çok büyük bir kayıp yaşadı, çok güçlü bir darbe aldı, mücadele edilmesi gereken zorlu bir süreç daha başladı. Hrant Dink Vakfı’nı kurarak, cenaze sonrası biriken dayanışma duygularının bir kısmını o sayede kurumsallaştırmaya gayret ettik. Böylece hem mücadele alanını büyüttük hem de bir gazete için kaldırılamaz olan yüklerin bir kısmını aktarabildik. Dostlarımızı kaybettik. Avukat Hakan Bakırcıoğlu’nu tekrar anmak isterim. Daha öncesinde Hakan Karadağ’ı, Yücel Sayman’ı anmak isterim. Aydın Abi’yi, Aydın Engin’i anmak isterim. Diğer taraftan Baronumuzu kaybettik, Sarkis Seropyan’ı… Her biri ortak bir mücadelenin başka alanlardaki hafızalarıydı aynı zamanda. Sayamayacağım daha birçok kaybımıza rağmen mücadeleye devam ediyoruz.

'Agos'u büyütüyoruz'

ekran-resmi-2026-04-07-06-44-39.png

Yeni çağı anlamaya, yeni dijital mecraları öğrenmeye ve kaynaklarımız ölçüsünde kullanmaya gayret ediyoruz. Kâh kendiliğinden, kâh davetimiz üzerine koşup gelen gazeteci dostlarımızla Agos’u büyütüyoruz. İnternet sitemizi yeniledik, insan kaynağımız elverdiği ölçüde yeni içerikler, yeni köşeler ve haberlerle zenginleştirmeyi planladık. 30 yıllık gazete arşivimizi erişilebilir hale getirdik. Yeni WhatsApp kanalını faaliyete geçirdik. E-bülten altyapımızı kurduk, çok yakında haftalık bültenlerimizle de okura erişimimizi arttıracağız. Sonrasında diğer sosyal medya mecralarında Agos’un varlığını güçlendireceğiz. Aktif bir YouTube kanalı için de hazırlıklarımıza başladık. Tüm bunlar kuruluşundaki heyecanından ve niyetinden taviz vermeden gönüllü bir emekle örgütleniyor. Bugüne kadar emek dökmüş ve emek dökmeye devam eden herkese de teşekkür etmek isterim. Bütün bu emeğin tek beklentisi daha çok okunmak ve paylaşılmak.

'İlişkimiz dostluğa evrilmişti'

Elbette benim için önce tuhaf bir baba, sonra da tuhaf bir dosttu. İlişkimiz baba oğul ilişkisinden dostluğa daha yeni evrilmişti ki bizden ayırdılar. Mutlu olmasını istediğim, mutluluğumu görmesini istediğim bir dost. Hayatla kurduğu ilişkiyi hayretle izlediğim, sevdiklerimin de hatta sevmediklerimin de tanık olmasını istediğim bir hayat virtüözü. Onu böyle anıyorum. Dünyanın bilmem neresindeki bir canlının, yaşam alanı ile kurduğu tuhaf ilişkiden evrenin derinliklerine, zamanın göreliliğinden bir şiire, türküye sıçrayabilen sohbetlerini, şaşırtıcı bakış açısını, dünyanın kaosu ile dansını izlemeyi, yüreğindeki ‘böcüğü’ özlüyorum en çok.

'Katıldığı programları izleyemedim'

s-390dbe924e157f56b1b88b015c0c8773510d6b59.jpg

Katıldığı televizyon programlarını bir kez olsun oturarak izleyemedim. Her zaman bir kaygı atağı televizyonun etrafında deli dana gibi dolaşmama sebep olmuştur. Bu, hedefe konduğu son üç yılıyla sınırlı bir duygu değil. Her zaman böyleydi. Neden böyle olduğunu da anlamayana anlatmak çok zor.

'Belki de 'Haydi gidiyoruz' demeliydik

Türkiye’de rüzgâr demokrasiye ters estiğinde babamın hedeflerden biri olacağını her zaman hissetmişizdir. Son üç yılda ise tabi ki çok daha yakın bir tehditten söz ediyoruz. Babamın öldürülme olasılığının açıkça konuşulduğu, çelik yelek bakıldığı, rutinini nasıl değiştireceğinin konuşulduğu, lanet zamanlar. Gitmek mi? Kalmak mı? O kalmaya karar verdi. Belki biz “arkandayız, seninle her yere geliriz, kalmak istersen de kalırız” demek yerine “hadi gidiyoruz” demeliydik, belki artık burada yaşayamayacağımızı söylemeliydik. Varlığımızı haykırdığımız her an ihanetle suçlanırken, bize asıl gitmek ihanet gibi geliyordu. Bunları konuşmak için artık çok geç. O sırada durum çok açıktı, devlet isterse öldürülürdü, istemezse öldürülmezdi. Her şey herkesin gözü önündeydi.

'Eksik parça her zaman ırkçılık ve ayrımcılık olarak kalacak'

ekran-resmi-2026-04-07-06-50-37.png

(Bugün geriye dönüp baktığınızda, “bu dosyada asıl konuşulmayan şey şuydu” dediğiniz ne var? “Bu ülkede bazı cinayetler çözülsün istenmez” duygusuna kapıldığınız oldu mu?) Bir duygudan ziyade bir bilgi olarak sahip olduğumu söylemek zorundayım. Yeterince konuşulmayan o kadar çok ayrıntı var ki burada sayamam. Somut olarak üç açık uç hâlâ üzerine gidilmeyi bekliyor. Birincisi hedef gösterme süreci ile bağlantıdır. İkincisi İstanbul’da emniyet görevlilerinin sorumluluğudur. Üçüncüsü de Trabzon’da Alay Komutanı’na kadar ulaşılan zincirin devamıdır. Bu zincirlerin birbirine bağlanması “çözdüm” diyebilmenin gerekliliği. Maalesef tüm bunlara 20 yıla yaklaşan soruşturma ve yargılama pratiği içindeki bazı eylemleri de eklemek gerekiyor. Suçun işlenip bitmediği, işlenmeye devam ettiği izlenimini güçlendiriyor. Ama sanırım eksik parça her zaman ırkçılık ve ayrımcılık olarak kalacak. O parçayı göremediğimiz, bulamadığımız, yüzleşemediğimiz zaman, resmi tamamlamak mümkün değil gibi görünüyor. Boş bırakılan her yer maalesef bu parçayla doluyor ve olduğundan büyük görünmesini de hiçbirimiz istemeyiz."

Kaynak:Haber Merkezi

Abone Ol

İyi gazetecilik posta kutunda!
Güncel haberler, haftalık ekonomi bülteni ve Pazar derginiz Plus’ı email olarak almak için abone olun.