Sulukule'den Türkiye’yi ve Dünya’yı anlatmak: Pulitzer adayı ABD’li gazeteciden “Erdoğan Türkiyesi” kitabı
Amerikalı gazeteci ve yazar Suzy Hansen’in yeni kitabı From Life Itself, İstanbul’un Karagümrük - Sulukule mahallesinden yola çıkarak Erdoğan dönemindeki Türkiye’yi, Suriyeli mültecileri, şehir dönüşümünü, milliyetçiliği ve küresel otoriterleşmeyi anlatıyor. Uzun yıllar İstanbul’da yaşayan Hansen’e göre Karagümrük yalnızca bir mahalle değil; altüst olmuş bir dünyanın küçük bir modeli.
Kısa Dalga - Amerikalı gazeteci ve yazar Suzy Hansen’in yeni kitabı From Life Itself: Turkey, Istanbul and a Neighborhood in the Age of Erdogan, (Hayatın Kendisinden: Erdoğan Çağında Türkiye, İstanbul ve Bir Mahalle) Erdoğan dönemindeki Türkiye’yi yalnızca siyaset koridorlarından değil, kahvehanelerden, kasap dükkânlarından, ara sokaklardan ve mahalle tartışmalarından anlatıyor.
Bir zamanlar Osmanlı döneminden kalma ahşap evleriyle tanınan Karagümrük-Sulukule bugün küçük suçlarla, ucuz apartmanlarla, Suriyeli mültecilerle, mafya hikâyeleriyle ve yoğun göçle anılıyor. Hansen ise yaklaşık on yıllık saha çalışması boyunca bu semtin içinde dolaşarak yalnızca bir mahalleyi değil, Türkiye’nin dönüşümünü, Erdoğan’ın yükselişini ve dünyanın değişen siyasal iklimini anlamaya çalışıyor.
Pulitzer finalistinden Türkiye’ye uzun bakış
Suzy Hansen, Türkiye üzerine kısa süreli gözlemler yapan bir yabancı muhabir değil.
On yıldan uzun süre İstanbul’da yaşayan Hansen, bu süreçte The New York Times Magazine, The New Yorker, New York Review of Books ve New York Magazine gibi yayınlara yazılar yazdı.
İlk kitabı Notes on a Foreign Country, Pulitzer Kurgu Dışı Eser Ödülü’ne finalist gösterildi. Kitap ayrıca Amerika Yurtdışı Basın Kulübü’nün Cornelius Ryan Ödülü’nü kazandı. Hansen aynı zamanda Princeton University, New York University ve Bard College’da yazarlık dersleri verdi.
Türkiye’ye dair yazdıkları özellikle Batı merkezli bakışı sorgulamasıyla dikkat çekti. Hansen, Türkiye’yi ya da Ortadoğu’yu yalnızca “otoriterlik”, “İslamcılık” ya da “Doğu-Batı gerilimi” klişeleri üzerinden açıklamaya çalışan anlatılara uzun süredir mesafeli yaklaşıyor.
Yeni kitabında da bunu sürdürüyor.

“Karagümrük bana Türkiye’yi anlattı”
From Life Itself: Turkey and Istanbul in the Age of Erdogan bir roman değil; gazetecilik, saha araştırması ve anlatı tarzı non-fiction (kurgu dışı) bir kitap.
Suzy Hansen kitabı yaklaşık on yıllık gözlem, mahalle röportajları, saha notları ve politik analizler üzerine kuruyor. Kitapta gerçek kişiler, gerçek mahalleler ve gerçek siyasi olaylar yer alıyor. Karagümrük’te yaşayan muhtar İsmail (Altıntoprak), AK Parti destekçisi Hüseyin ya da emlakçı Ebru gibi karakterler, Hansen’in uzun süre boyunca takip ettiği gerçek insanlar.
Hansen, bir YouTube söyleşisinde Karagümrük’e ilk kez 2015 yılında, Suriyeli mültecilerin İstanbul’daki etkisini anlamaya çalışırken gittiğini anlatıyor.
O dönem milyonlarca Suriyeli Türkiye’ye gelmiş, İstanbul’un özellikle eski ve yoksul mahalleleri hızla değişmeye başlamıştı.
Ancak Hansen’i şaşırtan şey, Karagümrük gibi milliyetçi ve yabancılara kapalı olduğu düşünülen bir mahallede Arapça tabelaların hızla çoğalması oluyor.
“Arkadaşlarım bana ‘Karagümrük’ün ana caddesine gitmelisin, dükkânların çoğu artık Suriyeli olmuş’ dedi. Buna inanamadım. Çünkü burası milliyetçi, hatta yabancı düşmanı olarak bilinen bir mahalleydi.”
Yazar, tam da bu çelişkinin peşine düştüğünü söylüyor:
“Türkler, Araplar ve Kürtler nasıl birlikte yaşıyor? Bu kadar büyük bir değişimle insanlar nasıl baş ediyor? Beni asıl ilgilendiren buydu.”
Hansen’e göre Karagümrük’ü önemli kılan şey yalnızca bugünkü hali değil. Burası İstanbul’un en eski bölgelerinden biri. Bu nedenle mahalle, aynı zamanda şehrin ve ülkenin hafızasını da taşıyor.
Muhtar İsmail ve kaybolan İstanbul
Kitabın merkezindeki karakterlerden biri, uzun yıllardır mahalle muhtarlığı yapan İsmail Altıntoprak.
Hansen, Altıntoprak'ı “Türkiye’nin karmaşıklığını anlatan bir karakter” olarak tarif ediyor.
Çünkü Altıntoprak milliyetçi, muhafazakâr ve devletçi bir figür. Ama aynı zamanda çocukluğunda birlikte yaşadığı Rumları, Ermenileri ve Yahudileri özlemle anlatıyor.

İsmail Altıntoprak’ın çocukluğu, Karagümrük’ün çok kültürlü olduğu yıllarda geçmiş. Hansen’e göre onun anlattıkları, İstanbul’un kaybolmuş hafızasına açılan bir pencere gibi:
“Bana eski İstanbul’u anlatıyordu. Ahşap evleri, Rum komşuları, Ermeni aileleri… 1955 olaylarından sonra bütün bunların yok oluşuna gerçekten üzülüyordu.”
Yazar, bu durumun kendisini çok etkilediğini söylüyor:
“Türkiye’de yaşadıktan sonra şunu öğrendim: İnsanlar gazetelerin ya da manşetlerin anlattığından çok daha karmaşık.”
Erdoğan’ı “güçlü adam” klişesine sıkıştırmıyor
Kitapta Erdoğan merkezi bir figür olsa da Hansen onu yalnızca “otoriter lider” etiketiyle açıklamaya çalışmıyor.
Söyleşide özellikle buna itiraz ediyor.
Batı medyasında Erdoğan’ın sık sık Putin, Trump, Modi ya da Orban gibi liderlerle aynı kategoriye yerleştirildiğini söyleyen Hansen, bunun eksik bir yaklaşım olduğunu düşünüyor.
Çünkü ona göre Erdoğan’ın yükselişi Türkiye’nin kendi tarihinden bağımsız değil.
“2007’de Türkiye’ye geldiğimde AK Parti ikinci büyük seçim zaferini kazanmıştı. O dönemde gerçekten geniş bir toplumsal destek vardı. İnsanların hayatını değiştiriyorlardı.”
Hansen, özellikle altyapı yatırımları, belediyecilik hizmetleri ve dindar kesimlerin kamusal hayata katılması gibi alanlarda AK Parti’nin ilk yıllarda ciddi bir dönüşüm yarattığını söylüyor.
“Bu insanlar uzun süre dışlanmış hissediyordu. Erdoğan buna cevap verdi.”
Ancak Hansen’e göre sonraki süreç yalnızca Erdoğan’ın kişisel tercihleriyle açıklanamaz.
Suriye savaşı, mülteci krizi, “teröre karşı savaş” dönemi, Kürt meselesi, IŞİD’in yükselişi, güvenlik politikaları ve küresel otoriterleşme dalgası, Türkiye’yi dönüştüren başlıca unsurlar arasında yer alıyor.
“Türkiye hiçbir zaman tam demokratik bir ülke değildi”
Hansen’in kitapta en çok tartışma yaratabilecek görüşlerinden biri de Türkiye’nin demokrasi tarihine dair.
Yazara göre Türkiye’yi “bir anda otoriterleşmiş bir ülke" gibi anlatmak yanıltıcı.
“Türkiye’nin geçmişinde askeri vesayet, darbeler ve güçlü bir devlet otoritesi zaten vardı” diyen Hansen, Erdoğan öncesi dönemin de bütünüyle demokratik olmadığını savunuyor.
Ona göre 2000’lerin başında Türkiye kısa bir süre boyunca daha demokratik bir yöne ilerliyor gibi görünüyordu. Ancak bölgesel savaşlar, kutuplaşma ve güvenlik siyaseti bu süreci tersine çevirdi.
Bu nedenle Hansen, Erdoğan dönemini yalnızca “bir adamın hikâyesi” olarak okumayı reddediyor.
Karagümrük’te mülteciler: Nefret ve dayanışma aynı anda
Kitabın en dikkat çekici bölümlerinden biri Suriyeli mültecilerle ilgili gözlemler.
Hansen, Karagümrük’te insanların bir yandan Araplar hakkında sert, hatta ırkçı ifadeler kullandığını, diğer yandan gündelik hayatta Suriyeli komşularına yardım ettiğini anlatıyor.
“İnsanlar Suriyeliler hakkında çok ağır şeyler söylüyordu ama aynı insanlar onların çocuklarını okula yazdırmasına yardım ediyor, elektriklerini açtırıyordu.”
Hansen’e göre bu durum Türkiye toplumunun çelişkili ama gerçek yanını gösteriyor.
Yazar, Batı’daki liberal çevrelerle de kıyaslama yapıyor:
“Batı’da insanlar göçmenler konusunda çok doğru şeyler söylüyorlar ama gündelik hayatta ne kadar temas kuruyorlar, emin değilim. Türkiye’de ise insanlar bazen çok sert konuşuyor ama fiilen yardım ediyor.”
Sulukule’den Karagümrük’e uzanan dönüşüm
Kitap yalnızca siyasal atmosferi değil, İstanbul’un dönüşümünü de anlatıyor.
Hansen’e göre Erdoğan dönemi aynı zamanda büyük bir şehir mühendisliği dönemi.
Karagümrük’ün hemen yanındaki Sulukule’nin yıkımı kitapta önemli yer tutuyor. Romanların yaşadığı tarihi mahalle boşaltılıyor, eski evler yıkılıyor ve yerlerine “Osmanlı tarzı” yeni konutlar yapılıyor.
Ancak Hansen’e göre bu dönüşüm yalnızca estetik ya da ekonomik değildi.
“Kentsel dönüşüm, kimlerin şehirde yaşayacağına karar vermekti.”
Yazar, bir süre boş kalan bu konutlara daha sonra Suriyeli mültecilerin yerleşmesini ise Erdoğan döneminin ironik sembollerinden biri olarak görüyor.
Bir mahalleden dünyaya bakmak
From Life Itself yalnızca Türkiye üzerine yazılmış bir kitap değil.
Karagümrük’teki kahvehanelerde insanlar Rus uçağının düşürülmesini, Suriye savaşını, IŞİD’i, PKK ile çatışmaları, Ukrayna savaşını ve Erdoğan’ın dış politikasını tartışıyor.
Hansen, bu nedenle kitabı yazarken “büyük resmi” dışarıda bırakmak istemediğini söylüyor:
“Bu dönemi anlatan bir kitap yazıp jeopolitiği dışarıda bırakamazdım.”
Yazara göre Türkiye, Avrupa ile Ortadoğu arasında duran bir “kavşak ülke” ve bu nedenle küresel krizlerin etkisini çok daha yoğun hissediyor.
Kitabın sonunda Hansen’in vardığı nokta ise bütünüyle karamsar değil.
Hansen, yıllar içinde Karagümrük’te tanıdığı insanların değiştiğini, birbirleriyle kavga eden, Erdoğan, Kürtler ya da Suriyeliler konusunda sert pozisyonlar alan kişilerin zamanla farklı düşünmeye başlayabildiğini söylüyor: “2019’da birbirleriyle bir daha konuşmayacaklarını düşündüğüm insanlar, 2025’e geldiğimizde tamamen farklı kişilere dönüşmüştü.”
Yazar, 2025’e gelindiğinde bazı karakterlerinin bambaşka yerlere savrulduğunu ve bunun Türkiye toplumunda hâlâ güçlü demokratik imkânlar bulunduğunu gösterdiğini düşünüyor.
From Life Itself, bu yönüyle yalnızca Erdoğan Türkiyesi üzerine yazılmış bir siyasi kitap değil. Bir mahallenin içinden, sıradan insanların büyük tarihsel kırılmalar karşısında nasıl yaşadığını, korktuğunu, uyum sağladığını, öfkelendiğini ve değiştiğini anlatan uzun soluklu bir gazetecilik çalışması.
Karagümrük, Hansen’in anlatısında sadece Türkiye’nin küçük bir modeli değil; aynı zamanda dünyanın son on yılda yaşadığı göç, otoriterleşme, şehir rantı, kimlik ve aidiyet krizlerinin de canlı bir laboratuvarı haline geliyor.
Kaynak: Haber Merkezi
Abone Ol
İyi gazetecilik posta kutunda!
Güncel haberler, haftalık ekonomi bülteni ve Pazar derginiz Plus’ı email olarak almak için abone olun.