Suriye’deki çatışmalar Türkiye’de çözüm sürecini nasıl etkiler?

Suriye’deki çatışmalar Türkiye’de çözüm sürecini nasıl etkiler?
Suriye'de patlayan silahlar, Ankara’da filizlenen çözüm masasını sarsıyor: SDG ile uzlaşma umutlarının rafa kalkmasıyla esen sert rüzgarlar, iç siyasetteki 'barış' beklentilerini dış politikanın kırılgan dengelerine hapsetti.

HALE GÖNÜLTAŞ

Suriye’de Şam yönetimine bağlı güçlerle Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasında yaşanan son çatışmalar, sahadaki askeri dengelerin yanı sıra Türkiye’de yeniden gündeme gelen çözüm sürecinin siyasal zeminini de doğrudan etkiliyor.

Ankara’dan gelen sert açıklamalar ile muhalefetin itirazları arasındaki mesafe, Türkiye’nin Suriye politikası ile Kürt meselesi arasındaki yapısal bağın hâlâ kırılgan olduğunu ortaya koyuyor.

Suriye’de geçici hükümet, 18 Ocak’ta SDG ile uzlaşmaya varıldığını belirterek 14 maddelik bir metin yayınlamıştı. Ancak SDG Komutanı Mazlum Abdi’nin 19 Ocak’ta Şam’da yaptığı görüşmeler sonuçsuz kalmış ve anlaşma rafa kalkmıştı.

HTŞ hükümetinin anlaşma maddelerini açıklamasının ardından Türkiye’de yürütülen çözüm sürecine ilişkin olumlu açıklamalar birbirini takip etmişti.

Süreçte önemli bir rol oynayan MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız, Suriye'deki durumun değişmesinin, Türkiye'deki çözüm sürecine olumlu bir yansıması olacağını belirtmişti. Bu durum TBMM Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu'nun ortak raporunun bu gelişmeler ışığında daha hızlı tamamlanmasını beklentisini ortaya çıkarmıştı.

Ancak bir gün sonra SDG’nin anlaşmayı imzalamadığının ortaya çıkması ve çatışmaların büyümesi ile bu hava dağıldı.

Süreci yürüten tarafların açıklamaları da olumlu havayı dağıttı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye’nin Suriye hükümetini yalnız bırakmayacağını vurgulayarak, “Toprak bütünlüğü haiz, bir ve bütün Suriye’den yanayız” demişti.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli de partisinin grup toplantısında benzer bir çizgi izledi. Bahçeli, “SDG ve YPG yuvalandığı sahalardan sökülmüş, nihayet Fırat’ın batısından çıkarılmıştır. 10 Mart’a direnç gösteren, masayı ve müzakere ortamını sabote eden SDG, süpürme harekâtıyla bulunduğu alanlardan def edilmiştir” ifadelerini kullandı. Bahçeli, SDG’nin Öcalan’ın 27 Şubat çağrısına aykırı davrandığını savunarak, “Suriye’deki SDG provokasyonunu barış sürecini baltalama girişimi olarak gösteren bizzat PKK’nın kurucu önderliğidir” dedi. Kürtler ile SDG-YPG ayrımı yapan Bahçeli, “Kürt kardeşlerimiz başka, SDG-YPG başkadır. SDG bir terör örgütüdür ve Kürtler adına konuşması hayal ürünüdür” görüşünü dile getirdi.

DEM Parti’den sert tepki

Erdoğan ve Bahçeli’nin açıklamalarına DEM Parti yönetiminden sert tepki geldi. Parti, haftalık TBMM grup toplantısını son dakika kararıyla Suriye’deki çatışmalara dikkat çekmek amacıyla Mardin’in Nusaybin ilçesine aldı. Toplantı, sınır hattına yakın Sınır Parkı’nda yapıldı. DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Suriye’deki operasyonların ardından HTŞ lideri Şara’yı tebrik etmesini eleştirerek, “Cumhurbaşkanı ‘cerrahi hassasiyetle operasyon yürütülüyor’ diyerek HTŞ’yi tebrik ediyor. Kürt kardeşlerimiz katlediliyor diye mi bu tebrik? Ortada bir savaş var; neyin tebriği bu?” dedi. Hatimoğulları, “10 Mart mutabakatına uymayan SDG değil; HTŞ ve Şam yönetimidir” diyerek, Rojava’da fiili bir işgal yaşandığını savundu. “Bugün orada sivil halkın maruz kaldığı katliamların sorumluluğu Şam yönetimine, HTŞ’ye, IŞİD’e ve onları destekleyen uluslararası güçlere aittir” ifadelerini kullandı. DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan ise Bahçeli’nin sözlerine sert tepki gösterdi. Bakırhan, “Temizlenmeli, kurutulmalı diyor. Sen kuru temizleyici misin? O toprakların kadim halklarını hiç kimse kurutamaz” dedi. “SDG Kürtleri temsil etmiyor diyorlar. Sana mı soracağız kimin kimi temsil ettiğini? SDG bal gibi Kürtleri temsil ediyor” ifadelerini kullandı.

Öcalan ne diyor?

DEM Parti İmralı heyeti üyesi avukat Faik Özgür Erol ise Öcalan ile yaptıkları son görüşmeye ilişkin ayrıntı verirken “Rojava’nın Kürtler için son 10-15 yılda oluşturduğu manevi anlam değeri doğru anlaşılmalıdır. Bu anlamın duygusal boyutu çok katmanlıdır. Sayın Öcalan bunu bildiği için Şêxmaqsûd’dan (Halep’te HTŞ güçlerinin saldırısına uğrayan Kürt mahallesi) itibaren yaşananları provokasyon olarak değerlendirdi. Bu, Ortadoğu’yu etkileme gücüne sahip Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ni hedefleyen bir hamleydi aynı zamanda. Kürtlerle birlikte yaşayan hiçbir ülkenin bu provokasyona taraf olmaması beklenir ve gerekir. Provokasyondan çıkış, çatışmaların derhal durdurularak adil ve hakkaniyetli bir diyaloga, müzakereye dönülmesiyle mümkündür.”

CHP: Akılcı ve barışçıl bir hat izlenmeli

CHP Genel Başkanı Özgür Özel ise Suriye konusunda daha temkinli bir dil benimsedi ve iktidarı süreci devam ettirmesi konusunda uyardı.Özel, “Gerilim ortamının ne Suriye’ye ne Türkiye’ye ne de bölge ülkelerine kazandıracağı bir şey vardır. Serinkanlı, uzun vadeli ve barışçıl bir akıl inşa edilmelidir” dedi. Çatışma bölgelerindeki cezaevlerinde tutulan IŞİD mensuplarının serbest kalma ihtimaline dikkat çeken Özel, “Otorite zafiyeti ya da çatışmalardan faydalanarak yaşanabilecek firarlar hepimizi endişelendiriyor. IŞİD, Türkiye Cumhuriyeti’nin ve Cumhuriyetimizin düşmanıdır” değerlendirmesinde bulundu. Türkiye’nin çatışmanın tarafı değil, barışın ve uzlaşmanın koruyucusu olması gerektiğini vurgulayan Özel, “Suriye’de yaşananlar Türkiye’deki barış sürecini sekteye uğratmamalı. CHP olarak Türkiye’nin demokratikleşmesi ve Kürt meselesinin herkesin içine sinecek şekilde çözülmesi için sorumluluk almaya hazırız” diye konuştu.

Süreç üzerindeki basınç

Suriye sahasında Şam yönetimi, HTŞ ve SDG arasında giderek derinleşen çatışmalar, süreç tartışmalarının dış dinamiklere endeksli olduğunu bir kez daha kanıtladı. Bir uzlaşma umudunun doğduğu 18 Ocak’ta esen iyimser hava, yerini bir gün sonra karşılıklı sert suçlamalara bırakırken; Ankara’nın SDG-YPG hattını "terör" parantezine alarak sahadan tamamen tasfiye etme kararlılığı, Kürt tarafının ise bu yapıyı "halkın temsilcisi" olarak tanımlayan kırmızı çizgisi çözüm süreci üzerinde ciddi bir basınca yol açıyor.

Gelinen noktada, çözüm arayışlarının akıbetinin iki temel dinamiğe kilitlenmiş durumda olduğu söylenebilir: Bir yanda Abdullah Öcalan’ın "provokasyon" olarak nitelediği Suriye’deki çatışma ortamının Türkiye’deki barış iradesini yutup yutmayacağı, diğer yanda ise Ankara’nın "terörsüz Türkiye" hedefiyle Suriye’deki yeni statüko arasında kuracağı denge. CHP’nin "akılcı ve barışçıl hat" çağrısı ile iktidarın "süpürme harekâtı" stratejisi arasındaki gerilim, Türkiye’nin Kürt meselesini sadece kendi sınırları içinde değil, sınır ötesindeki yeni güç dengeleriyle eş zamanlı olarak çözmek zorunda olduğunu gösteriyor. Suriye’de silahlar susmadan ve taraflar "barışın dili" üzerinde asgari bir mutabakat sağlamadan, Ankara’daki çözüm masasının ayaklarının yere sağlam basması güç görünüyor.

Kaynak:Haber Merkezi

Abone Ol

İyi gazetecilik posta kutunda!
Güncel haberler, haftalık ekonomi bülteni ve Pazar derginiz Plus’ı email olarak almak için abone olun.