Epstein dosyaları: Bir düzenin kirli hikâyesi

Epstein dosyaları: Bir düzenin kirli hikâyesi
Yıllardır kapalı kapılar ardında kalan bir dünyanın, ABD siyasetinden iş çevrelerine, Avrupa monarşilerinden küresel elit ağlara uzanan karanlık ve iç içe geçmiş ilişkiler ağı ilk kez bu ölçekte görünür oldu.

Semra PELEK

ABD Adalet Bakanlığı, ABD’li multimilyoner ve cinsel istismar davasının birinci faili Jeffrey Epstein dosyalarının büyük bölümünü Cuma akşamı kamuoyuna açtı. Ortaya saçılan arşiv az buz değil: üç milyondan fazla sayfa belge, iki bini aşkın video, 180 binin üzerinde fotoğraf. Yıllardır kapalı kapılar ardında kalan bir dünyanın, ABD siyasetinden iş çevrelerine, Avrupa monarşilerinden küresel elit ağlara uzanan karanlık ve iç içe geçmiş ilişkiler ağı ilk kez bu ölçekte görünür oldu.

Elbette bu kadar büyük bir ifşa komplo teorilerini de tetikledi. Sosyal medya kısa sürede, Epstein dosyalarının eski ABD Başkanı George H. W. Bush’un bir erkek kurbana tecavüz ettiğini veya bebeklere yönelik akıl almaz suçları “kanıtladığını” iddia eden paylaşımlarla doldu. Başka kullanıcılar, New York Belediye Başkanı Zohran Mamdani’nin Jeffrey Epstein’ın oğlu olduğunu öne sürdü; dosyada annesiyle Epstein’in birlikte çekilmiş bir fotoğrafı ortaya çıktı. Bunların hiçbirine dair ortada somut bir kanıt yok. Yalnızca doğrulanmamış şikâyet e-postaları ve söylentiler bulunuyor. Komplo teorilerini baştan bir kenara koymak lazım. Çünkü Epstein skandalı, zaten başlı başına yeterince büyük ve sarsıcı: yayımlanan belgeler, abartılı senaryolara hiç ihtiyaç duymadan, yıllar boyunca siyaset, para ve iktidarın aynı dar çevrelerde nasıl iç içe geçtiğini açıkça gösteriyor.

E-postaları ve haberleri okurken ABD’de siyaset, istihbarat yapıları ve elit ağlar üzerine yazan Hans Mahncke’nin X’teki bir paylaşımına rastladım. Mahncke, Zohran Mamdani’nin Jeffrey Epstein’ın oğlu olduğuna dair hiçbir kanıt bulunmadığını söylüyor, ancak Mamdani’nin annesinin Epstein dosyalarında yer almasının çok daha önemli bir noktaya işaret ettiğine dikkat çekiyordu: elit ağların iç içe geçmiş, kapalı ve kendini koruyan doğasına. Belli bir seviyeye gelindiğinde, herkesin herkesi tanıdığı, herkesin herkes için çalıştığı veya profesyonel ve kişisel bağlardan oluşan opak bir ağ üzerinden birbirine bağlandığı bir dünyaydı bu.

ekran-resmi-2026-02-02-05-13-56.png

Bu yazı da Jeffrey Epstein dosyalarının tam da bu dünyayı - birbirini kollayan, ortak bir sessizlikle ayakta duran ve yıllar boyunca neredeyse sorgulanmadan varlığını sürdüren elit ağları - nasıl görünür kıldığını anlamaya çalışıyor. Ama önce durup en baştan sormak gerekiyor: Ne oldu da Epstein vakasını yeniden konuşur hâle geldik?

Aylar süren kamuoyu ve siyasi baskının ardından ABD Adalet Bakanlığı, 2019 yılında federal düzeyde cinsel istismar suçlamalarıyla tutuklanan ve aynı yıl cezaevindeki hücresinde şüpheli biçimde ölen Jeffrey Epstein’a ilişkin devasa bir belge setini yayımlayacağını duyurdu. Bu duyurunun ardından Bakanlık, bu Cuma günü Epstein soruşturmasına ait binlerce belgeyi “justice.gov/Epstein” adresinde yayımlandı.

ABD Adalet Bakan Yardımcısı Todd Blanche belgelerin, “Amerikan halkı için şeffaflığı sağlamak amacıyla yürütülen kapsamlı bir inceleme sürecinin sonunu temsil ettiğini” söyledi.

Dosyaların yayınlanmasıyla sonuçlanan süreç ise ABD Başkanı Donald Trump tarafından imzalanan Epstein Dosyaları Şeffaflık Yasası’yla başladı. Yasa, Epstein ve eski ortağı Ghislaine Maxwell’e dair devletin elindeki tüm kayıtların açıklanmasını zorunlu kılıyor. Yasanın kabulünün ardından açıklanan bu belgeler aynı zamanda hükümet tarafından bugüne kadar gerçekleştirilen en kapsamlı ifşa niteliğinde.

Bakanlık açıklamasına göre, belgeler yayınlanmadan önce mağdurların kimliklerini korumak için yüzlerce avukat dosyaları tek tek inceledi. Toplamda yaklaşık altı milyon belge tarandı ve bunların önemli bir kısmının mükerrer kayıtlardan oluştuğu belirtildi. Bakanlık ayrıca Beyaz Saray’ın dosyaların incelenmesi süreciyle “hiçbir ilgisi olmadığını” özellikle vurguladı. Yayınlanan belgelerde tanınmış isimlerin adları karartılmazken, cinsel istismar mağdurları ve ailelerinin kimlikleri gizli tutuldu.

ekran-resmi-2026-02-02-05-14-50.png

Cuma günü yayımlanan belgeler, Aralık ayında yapılan ilk açıklamada kamuoyuna sunulmayan milyonlarca sayfalık dosyanın bir bölümü aslında. Daha önce açılan arşivde Epstein’ın özel uçağına ait uçuş kayıtları ile eski ABD Başkanı Bill Clinton’la birlikte çekilmiş fotoğraflar yer almıştı. Ancak, bugüne kadar ne Trump ne de Clinton, Epstein bağlantılı herhangi bir suçlamayla resmi olarak itham edildi. Ayrıca yayınlanan bu devasa arşiv dahi Epstein dosyalarının tamamını kapsamıyor. Adalet Bakanlığı’na göre yaklaşık 200 bin belge, “gizlilik” gerekçesiyle açıklanmadı.

E-postalar, mahkeme evrakları, soruşturma dosyaları ve tıbbi raporlar gibi çok farklı türde belgelerden oluşan yayınlanmış arşiv, Jeffrey Epstein’ın yıllar içinde kurduğu geniş ilişki ağını bir kez daha gözler önüne seriyor. Belgeler, Epstein’ın 2008’de reşit olmayanlara yönelik cinsel istismar suçundan mahkûm edilmesinden sonra dahi, ekonomi, siyaset ve kraliyet çevrelerinden pek çok tanınmış isimle yakın ve dostane ilişkiler sürdürdüğünü ortaya koyuyor.

“Görünmez Adam” bilmecesi

Dosyalarda en fazla dikkat çeken bölümlerden biri, eski Britanya Prensi Prens Andrew ile Jeffrey Epstein arasındaki ilişkilere dair olanlar. E-posta yazışmaları, bu ilişkinin sanıldığından çok daha somut ve süreklilik arz eden bir temas olduğunu düşündürüyor.

Belgelerden anlaşıldığı kadarıyla Epstein, 2010 yılında - reşit olmayanlara zorla fuhuş yaptırmaktan aldığı ve bir yılı aşkın süreyle cezaevinde kaldığı hapis cezasının hemen ardından - Londra’da Prens Andrew için 26 yaşındaki bir Rus kadınla akşam yemeği ayarladı. Yazışmalardan birinde, “HRH The Duke of York KG” imzası ve altında tek bir “A” harfi yer alıyor. Mesaj kısa ama tonu net: Andrew, onu görmekten “çok memnun” olacaktı.

b894d4f0-ff55-11f0-a8b8-bdd2c5f9bcad-jpg.webp

E-postalar bununla da sınırlı değil. Başka yazışmalar, Epstein’ın Andrew adına ünlü konukların katıldığı akşam yemekleri organize ettiğini gösteriyor. Tam bu noktada dosyalarda tuhaf bir ayrıntı beliriyor: “The Invisible Man” — yani “Görünmez Adam”. Kim olduğu açıkça yazılmıyor. Ancak, dosyaları inceleyen yabancı basında yer alan değerlendirmelerde, bu gizemli figürün Prens Andrew olabileceği ihtimali üzerinde duruluyor.

Bu yazışmalarda Epstein’ın Karayipler’deki Little Saint James adlı özel adası da geçiyor. Bugün artık bu adanın adı, sıradan bir tatil beldesinden çok uzak bir anlam taşıyor. Epstein’ın mülkü olan Little Saint James adası, yıllar boyunca mağdurların ifadelerinde defalarca geçti ve cinsel istismarın sistematik biçimde yaşandığı bir mekân olarak tarif edildi. Mağdurlar, adaya “parti”, “tatil” veya “iş fırsatı” vaadiyle götürüldüklerini, adada ise kaçmanın neredeyse imkânsız olduğunu, denetimsiz ve dış dünyaya tamamen kapalı bir düzenin işlediğini anlattı.

Uydu görüntülerine yansıyan, kubbeli ve penceresiz yapılar, adaya özgü güvenlik önlemleri, dış dünyayla bağlantının büyük ölçüde kesilmesi, Little Saint James’i yalnızca bir zenginler adası değil, aynı zamanda bir tecrit mekânı hâline getiriyordu. Epstein’ın özel uçağı ve teknesiyle taşınan misafirler, personel ve genç kızlar, bu adada olup bitenlerin dışarıya sızmamasını sağlayan bir sessizlik rejiminin parçasıydı. Bu nedenle ada, yıllar içinde mağdurlar tarafından “korku adası” olarak anıldı.

İşte Prens Andrew ile ilgili e-postalarda bu adada olası bir konaklamanın, neredeyse gündelik bir seyahat planı gibi ele alınması, dosyaların en rahatsız edici yanlarından biri. Çünkü bugün bilinenler ışığında Little Saint James, Epstein dosyasında yalnızca bir adres değil, suçun, istismarın, iktidarın ve dokunulmazlık hissinin mekâna kazınmış hâli olarak duruyor. Prens Andrew, dosyalarda genç bir kadının üzerine eğildiği fotoğraflarla yer alıyor, fotoğraf çok rahatsız edici.

Arşivde Andrew’nun eski eşi Sarah Ferguson’un adı da yer alıyor. 2009 tarihli bir e-posta yazışması, Ferguson’un Epstein’la oldukça samimi bir ilişki içinde olduğunu düşündürüyor. Epstein, bu yazışmalarda “efsane” ve “hep istediğim kardeş” gibi ifadelerle anılıyor. Yıllar sonra Ferguson, 2011’de Epstein’dan 15 bin sterlin aldığını kabul etti ve bu ilişki nedeniyle pişmanlık duyduğunu açıkladı.

Prens Andrew ise Epstein’ın suç faaliyetlerinden haberi olmadığını her fırsatta yineledi.

Elit dünyanın sessiz bağları

Epstein dosyalarında, bu iç içe geçmiş elitler dünyasının başka tanıdık figürleri de yer alıyor. İsimler farklı ülkelerden, farklı alanlardan ama dosyalarda yan yana geldiklerinde hepsinin içinde olduğu fotoğraf ortak bir hikâye anlatıyor.

ekran-resmi-2026-02-02-05-16-33.png

Bu isimlerin başında, ABD Başkanı Donald Trump geliyor. Trump, 20 yılı aşkın süre önce Jeffrey Epstein’la yakın bir arkadaşlık ilişkisi kurmuştu. Medya analizlerine göre Trump’ın adı, yayımlanan belgelerde 4 bin 500’den fazla kez geçiyor. FBI uzmanları tarafından geçen yıl yaz aylarında hazırlanan altı sayfalık bir belgede ise Trump ve Epstein’a yönelik son derece ağır cinsel istismar iddiaları yer aldı. Belgede, bir mağdurun ifadesi şu cümleyle aktarılıyordu: “13 yaşındaydım, Donald J. Trump bana tecavüz etti.”

Bu iddiaların kapsamlı biçimde soruşturulup soruşturulmadığı dosyalardan net olarak anlaşılamıyor. Trump suçlamaları reddediyor. ABD Adalet Bakanlığı ise yaptığı açıklamada, belgelerde Başkan Trump’a yönelik “gerçek dışı ve sansasyonel iddialar” bulunduğunu belirterek, bu iddiaların “asılsız ve yanlış” olduğunu savundu.

Bir diğer isim, Microsoft’un kurucusu ve dünyanın en zengin iş insanlarından biri olan Bill Gates. Epstein’ın 2013 yazında kendisine gönderdiği e-postalarda Gates’in adı geçiyor. Epstein bu yazışmalarda, Gates’in “Rus kızlarla” yaşadığı ilişkiler sonrasında cinsel yolla bulaşan bir hastalığı eşinden gizlemeye çalıştığını ve bunun için kendisinden antibiyotik temin ettiğini iddia ediyor. Gates Vakfı, bu iddiaları “kanıtlanmış bir yalancıdan gelen, tamamen absürt ve bütünüyle asılsız” sözleriyle reddetti.

2024/08/06/elon-musk.jpg

Dünyanın en zengin insanı olarak bilinen, Tesla ve SpaceX’in sahibi Elon Musk da dosyalarda yer alan isimlerden biri. Musk daha önce, Epstein’ın kendisini adasına davet ettiğini ve bu daveti reddettiğini söylemişti. Ancak yayımlanan belgeler, Musk’ın 2012 yılında Epstein’ın Karayipler’deki “korku adası” Little Saint James’i ziyaret etmeye oldukça istekli olduğunu düşündüren yazışmalara işaret ediyor. Musk, bu e-postaların “yanlış yorumlanabileceğini” kabul etti.

Trump yönetiminde Ticaret Bakanı olarak görev yapan Howard Lutnick ise yıllar önce Epstein’dan “iğrendiğini” ve onunla ilişkisini kestiğini söylemişti. Buna karşın 2012 tarihli e-postalar, Lutnick’in ailesiyle birlikte Epstein’ın adasını ziyaret etmeyi planladığını ortaya koyuyor.

Virgin Group’un kurucusu, havacılıktan uzay turizmine uzanan yatırımlarıyla tanınan Britanyalı milyarder Richard Branson da dosyalarda adı geçenler arasında. Dosyadaki 2013 tarihli yazışmalar, Branson’ın Epstein’la samimi bir ilişki sürdürdüğünü düşündürüyor. Branson’un sözcüsü ise yaptığı açıklamada, Epstein’ın eylemlerini “iğrenç” olarak nitelendirdiğini duyurdu.

Avrupa kraliyet çevrelerinden bir başka dikkat çekici isim, Norveç Veliaht Prensi Haakon’un eşi olan Mette-Marit. Dosyalarda adı binden fazla kez geçen Mette-Marit’in Epstein’la samimi bir yazışma ilişkisi olduğu görülüyor. Karayipler’de ve New York’ta gerçekleşen görüşmeler, bu ilişkinin tesadüfi olmadığını düşündürüyor.

Ve son olarak, Silikon Vadisi’nin en etkili figürlerinden biri olan, PayPal ve Palantir gibi şirketlerin kurucuları arasında yer alan milyarder yatırımcı Peter Thiel. Thiel’in kurucu ortağı olduğu bir yatırım şirketinin Epstein’dan 40 milyon dolar aldığı, ayrıca Thiel ile Epstein’ın ölümüne kadar düzenli biçimde yazıştığı ortaya çıktı.

Ortaya çıkan suçlara rağmen hesap vermiyorlar

Yayınlanan dosyalar skandallarıyla, akla hayale sığmayan komplo teorileriyle daha epey bir zaman konuşulacağa benziyor. Ancak, ABD siyasetinden iş çevrelerine, Avrupa monarşilerinden küresel elit ağlara uzanan bu küresel ağın çevresinde örülen bu ilişkiler, tek tek kişilerin ahlaki zaaflarından ziyade karşılıklı çıkarlar, ortak sessizlik ve alışkanlıklar üzerine kurulu bir dünyayı ifşa ediyor.

Epstein dosyalarının gösterdiği şey, bir suçlunun çevresinde tesadüfen toplanmış elitler değil. Bu isimler aynı davetlere gidiyor, aynı adalarda vakit geçiriyor, aynı avukatlara, aynı bankalara ve aynı koruma reflekslerine yaslanıyor. Bu dar dünyadaki isimler birbirlerini tanımadıklarını iddia edemeyecek kadar yakın ama aynı zamanda birbirlerini hiç görmediklerini söyleyebilecek kadar da güvendeler. Bu isimler ortaya çıkan korkunç suç ilişkilerine rağmen hesap verme ihtiyacı da duymuyor.

Epstein vakası bu nedenle bir istisna değil, bir düzenin apaçık fotoğrafı.

Jeffrey Epstein kimdi?
  • ABD’li bir finansçıydı. Yıllar boyunca çok geniş bir sosyal çevre kurdu ve özellikle reşit olmayan kız çocuklarını hedef alan cinsel istismar ve kaçakçılık iddialarıyla anıldı.
  • 2000’lerin ortasında Florida’da başlayan soruşturma, yıllar sonra federal boyuta taşındı ve Epstein’ın hapse girmesine neden olan sürece evrildi.
  • Epstein, 2019’da New York’taki Metropolitan Correctional Center adlı federal cezaevinde yargılamayı beklerken hücresinde ölü bulundu.
  • New York Şehri adli tabipliği (Medical Examiner) ölüm şeklini intihar olarak kayda geçti. ABD Adalet Bakanlığı’na bağlı Başmüfettişlik (OIG) raporu, cezaevi personeli ve prosedürler bakımından ağır ihmal/uyumsuzluk bulguları tespit etti.
  • Ancak rapor, ölümün “cinayet” olduğuna dair bir bulgu ortaya koymadığını vurguladı.
Ghislaine Maxwell kim?
  • İngiltere merkezli sosyetik çevrelerde tanınan bir isim. Babası Robert Maxwell, 1990’ların başındaki büyük finansal skandallarla anılan medya patronuydu; Maxwell’in biyografik arka planı bu bağlamda sıkça haberleştirildi.
  • Maxwell İngiltere’deki yaşamının ardından ABD’de Epstein’ın çevresinin “kilit isimlerinden biri” oldu. Savcılığa göre reşit olmayan kızları bulma ve grooming (yaklaştırma) süreçlerinde rol aldı ve bu iddialarla yargılandı.
  • ABD savcılığı, 1994–2004 döneminde Epstein’ın reşit olmayan mağdurlarına yönelik istismar düzenine Maxwell’in “yardım ettiği/kolaylaştırdığı” tezini kurdu.
  • Maxwell 2020’de federal ajanlar tarafından tutuklandı; 2021 sonunda jüri tarafından çeşitli suçlardan mahkûm edildi; 2022’de 20 yıl hapis cezası verildi.
  • Son dönemde haberleştirilen bilgilere göre Maxwell, Teksas’ta Federal Prison Camp, Bryan adlı düşük güvenlikli tesiste cezasını çekiyor.
Skandal ilk ne zaman, nasıl ortaya çıktı?
  • 2005–2006: Florida / Palm Beach merkezli ilk büyük soruşturma başladı. Kamuya yansıyan ana hatlarıyla, 2005’te bir ebeveynin şikâyetiyle başlayan yerel polis soruşturması büyüdü.
  • Soruşturma evraklarının bir kısmı daha sonra kamuya açılan belgelerde yer aldı.
  • 2006–2008: ABD Adalet Bakanlığı iç denetim raporları, 2006–2008 federal soruşturmanın nasıl yürütüldüğünü ve mağdurlarla iletişim/katılım meselesinde hangi sorunların yaşandığını ayrıntılandırıyor.
  • Bu dönem, “neden daha ağır federal suçlamalarla gidilmedi” tartışmalarının merkezinde kaldı; dönemin federal savcılık kararları yıllar sonra hem politik hem hukuki eleştiri konusu oldu.
  • Bu süreçte adı en çok anılan isimlerden biri, dönemin savcılık makamında olan Alexander Acosta idi (daha sonra kamuoyu baskısıyla sorgulandı).
  • 2019: Epstein, 2019 yazında federal düzeyde cinsel istismar suçlamalarıyla tutuklandı. Dosya U.S. Attorney's Office for the Southern District of New York tarafından yürütüldü.

Kaynak:Haber Merkezi

Abone Ol

İyi gazetecilik posta kutunda!
Güncel haberler, haftalık ekonomi bülteni ve Pazar derginiz Plus’ı email olarak almak için abone olun.