AKP’nin “reform” yapma kapasitesi var mı?

AKP’nin “reform” yapma kapasitesi var mı?

İktidarın yeni reform söylemi yeniden nasıl ortaya çıktı? Bugün somut olarak iktidarın reform söylemine ihtiyaç duymasının nedeni ne? Hukuksal olarak reform yapmak ne anlama geliyor?  AKP’nin atacağı adımlara reform diyebilir miyiz? Yeni reform adımını hukukçu, emekli savcı Ömer Faruk Eminağaoğlu, iktisatçı Mustafa Sönmez, HDP Grup Başkanvekili Meral Danış Beştaş, CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel ile konuştuk.

Türkiye, yine, yeni, yeniden bir “reform” söylemi ile karşı karşıya. Bu söylem Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın damadı Berat Albayrak’ın Instagram istifasından sonra gündeme geldi. Erdoğan yeni reformu "Bakanlıklarımız ve kurumlarımız yanında ilgili tüm kesimlerle yakın diyalog ve iş birliği halinde ülkemizde ekonomide ve hukukta yeni bir reform dönemi başlatıyoruz. Ekonomisi güçlü olmayan bir ülkenin diğer alanlardaki kazanımlarını koruyamayacağının bilinciyle yeni bir istikrar, büyüme ve istihdam odaklı seferberlik başlatıyoruz" sözleriyle duyurdu. Yeni reform adımını hukukçu, emekli savcı Ömer Faruk Eminağaoğlu, iktisatçı Mustafa Sönmez, HDP Grup Başkanvekili Meral Danış Beştaş, CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel ile konuştuk.


Eminağaoğlu: AKP değişiklikleri reform olarak sunuyor

Emekli savcı Ömer Faruk Eminağaoğlu, "AKP iktidara geldiğinden bu yana her zaman yargı alanında, hukuk alanında reform yapıyor, kendi değiştirdiklerini bir daha değiştiriyor.  Değiştirdiğini de reform olarak sunuyor” diye konuştu. Eminağaoğlu, şöyle devam etti: “ Yargı ve hukuk alanı yapboz tahtasına dönüştürüldü. Peki bu kadar reform yapıldığına göre yargıdaki hukuk alanındaki sorunlar neden çözülmüyor? Çünkü evrensel hukuka göre AKP atması gereken adımları asla ve asla atmıyor. Yargıda hukuk alanında reform yaparken yargı organlarına, yargı kurumlarına, demokratik kitle örgütlerine, üniversitelere, bütün siyasi partileri kulak vermiyor. Sadece kendi bakış açısına göre o da son güne kadar gizli tuttuğu konuları bir anda gündeme getirip kamuoyuna açıklıyor.  Bunu da oldu bittiye getirerek meclisten geçirerek reform olarak sunuyor, asla ve asla ortak ve evrensel doğruların yasalaşmasını amaçlamıyor."


"Acı reçeteye teselli, hukuk pansumanı"

Peki son reform söyleminin altında ne yatıyor? İşin vatandaşın cebini ilgilendiren kısmında ne var? İktisatçı Mustafa Sönmez soruları şöyle yanıtladı: "AKP rejimi ağırlaşacak yoksullaşma ve işsizleşme karşısında toplumu Erdoğan'ın acı reçete dediği cendereye katlanmaya hazırlıyor. Erdoğan reçeteye teselli olarak bir de hukuk reformundan bahsediyor. Bu havucun arkasında hukuk devletinden uzaklaşmış bir ülke görüntüsü nedeniyle Türkiye'ye güveni azalan batıı dünyasına hoş görünme, sermaye girişi iştahsızlığını elimine etme niyeti de var.  Ayrıca içerde acı reçeteye karşı sızlanmalara hukuk reformu pansumanı düşünülüyor, bunun işe yaraması umuluyor. Ne var ki Erdoğan'ın iktidarda kalmasını sağlayan Cumhur İttifakı'nın ortağı MHP'nin otoriterleşme istekleri ile hukuk reformunun nasıl uygulanacağı bilinmiyor ve siyaset yeni türbülanslara gebe görünüyor."


Meral Danış Beştaş: "18 yıldır iktidarda olanlar neyin reformunu yapacak?"

Reformların Türkiye’deki yargı  sorunlarına derman olup olmayacağını, hukukun geldiği daha doğrusu gittiği noktayı HDP Grup Başkanvekili  Meral Danış Beştaş’a sorduk: "AKP iktidarı 2002 yılından beri bu tip söylemlerle, reformlarla, insan hakları eylem planları ile, ekonomik tedbirlerle, acı reçetelerle, Ankara kriterleri ile sürekli yol almaya çalıştı. Hukuk alanında, adalet alanında reform yapacağız söylemlerinin hiçbir inandırıcılığı kalmadı artık.  Şu anda yaşadığımız siyasal atmosfer, ekonomik durum, toplumsal sorunlar son yılların en büyük badirelerinin içinde. Tam bir çıkmazda ve çöküş içindeyiz.  Toplumsal olarak halk büyük bir yoksulluk, yoksunluk, baskı ve şiddet atmosferinde yaşamına devam ediyor, etmeye çalışıyor. Hatırlarsınız, Berat Albayrak’ın istifası sonrasında yaşanan tartışmalar neticesinde böyle bir açıklama yapıldı.  
 
Adaleti tesis etme gibi kaygılarının olduğunu katiyen düşünmüyorum.  Yaşadığımız süreçte demokratik muhalefete, partimize yönelik saldırılar, hukuksuzluklar, haksızlıklar; diğer yandan kayyım atamaları, demokratik siyaseti engelleme noktasında hiçbir ölçü tanımamalarını bütün Türkiye ve dünya görüyor. Bu yönüyle ben AKP’nin sözünü ettiği reformdan bir şey beklemiyorum.  Şunu da söylemeden geçemeyeceğim, 18 yıldır iktidarda olan bir parti neyin reformunu yapıyor? Neyi düzeltecek? Zaten bu halde olmamızın dayanağı kendi politikaları, iktidar etme yöntemleri, yönetim biçimleri.


"En büyük korkuları yargılanmak"

Arkadaşlarımız içerde İdris Baluken, Sebahat Tuncel, Selahattin Demirtaş, Gültan Kışanak ve birçok arkadaşımız… Bu reform çağrıları yapılırken, adalet çağrıları yapılırken arkadaşlarımıza yeni cezalar veriliyor.  Kemal Kurkut’un failine beraat kararı veriliyor.  Helikopterden atılma meselesinde kimse tutuklanmıyor. Bu nedenle hiçbir inandırıcılığı bir karşılığı yok. Gitmeleri gerekiyor, halka ve topluma hesap vermeleri gerekiyor.  Bunun farkındalar, çok büyük suç işlediklerinin farkındalar.  En büyük kaygıları da bu suçlardan dolayı yargılanmak.”


Erdoğan’ın Avrupa söylemi

Reform söylemlerinin en şaşırtıcı olan argümanlarından biri de Cumhurbaşkanı’nın Avrupa Birliği lehine söyledikleri idi. Erdoğan,Bugün de kendimizi Avrupa'nın ayrılmaz bir parçası olarak görüyoruz. Daima NATO başta olmak üzere, batı ittifaklarının en güçlü üyesi olduk. Bizi başka arayışlara mecbur bırakmadıkları sürece, savunmadan ticarete kadar tercihimizi hep batıdan yana kullandık" dedi.


Bülent Arınç’ın çıkışı

Bülent Arınç katıldığı bir televizyon programında Osman Kavala ve Selahattin Demirtaş hakkında yazılan iddianameleri okuduğunu söyleyerek  " Tahliye edilmesi lazım” diye konuştu. Arınç’ın sözleri reform söylemleriyle birlikte değerlendirildi.  Ancak Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın  Arınç'a şu sözlerle yanıt verdi: "Son dönemde bizimle asla ilgisi olmayan kimi bireysel açıklamalarla reform gündemimize yaptığımız vurgular bahane edilerek yeni bir fitne ateşi yakılmaya çalışıldığını görüyoruz. Velev ki kimi zaman birlikte çalışmış olsak bile şahsi ifadeleri Cumhurbaşkanı ile, hükümetimiz ile, partimiz ile ilişkili hale getirilemez."


"Yargı reformu için anayasa değişikliği şart"

Eminağaoğlu, Kavala ve Demirtaş meselesindeki temel hukuksuzlukları şöyle anlattı: "Bugün Türkiye’de Anayasa Mahkemesi kararları, İnsan Hakları Mahkemesi kararları uygulanmıyor. Bu kararlarda yer alan kişilerin kim olduğu önemli değil. Bu Selahattin Demirtaş olabilir, Osman Kavala olabilir, bir başkası da olabilir. İktidarın yakın durduğu kişiler de, uzak durduğu kişiler olabilir. Önemli olan hukuk sistemini etkin kılmaktır. Selahattin Demirtaş’ın, Osman Kavala’nın, iktidarın uzak ya da yakın durduğu herkesin haklarını ve hukukunu korumaktır. Şu an net olarak ifade edeceğim şey, bu bakışla AKP’nin yargı alanında hukuk alanında yaşanan sorunları çözecek bir adım yine atmayacağı, yine günü geçiştireceği. Bir kere yargı alanında bir reformun yapılabilmesi için birinci adım kesinlikle ve kesinlikle anayasa değişikliğidir. Yargı bağımsızlığını ve tarafsızlığını sağlayacak anayasa değişikliğidir.  2010 anayasa değişikliği ve sonraki anayasa değişikliği yürürlükte olduğu sürece hukuk alanında insan hakları alanında bir  yargı reformunun gerçekleştirilmesi mümkün değil . "


CHP’li Özel: Her yeni bakan reform vaat eder

CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel ise “Her gelen bakan yapısal reform vaat eder” dedi. Özel, şöyle devam etti:

"AK Parti’nin 18 yıllık karakteristik yönetim anlayışında şu var; AK Parti bakanı değiştirir ve her bakan geldiğinde yapısal reform vaat eder.  Bunu en çok Milli Eğitim’de görürüz, ikinci olarak ekonomide, üçüncü olarak da hukukta. Ancak bu reformlar vaat ile olacak işler değil.  Bu reformları gerçekleştirebilmek için siyasi bir irade ve doğru bir bakış açısı gerekiyor.  O siyasi irade ve o siyasi inanç Adalet ve Kalkınma Partisi’nde de onun genel başkanında da yok. Uzun bir dönemdir ekonomide açıklanan paketlere yönelik biz hep şunu söyledik; paketlerin en büyüğü damadı paketleyip göndermektir dedik. Erdoğan bunu yaptı. Ardından ikinci pakette de hukuk devletini geri dönmek vardır.  Şimdi ikincisini yapacağını söylüyor ve onun sözünü veriyor. Yapılabilir mi ben şahsen inanmıyorum. Ama son günlerde Erdoğan’ın söyledikleri bir özeleştiri olarak kıymetli mi? Bence değil ama bir itiraf niteliğinde olduğu için önemlidir.  18 yılın sonunda ülkenin hukukunun da ekonomisinin de reforma muhtaç olduğunu, kötü yönettiğini, yönetemediğini itiraf ediyor diye görüyorum.


“Parlamenter sisteme dönülmeli”

Acı reçetenin işçiye değil saraya uygulanacağı bir yapısal reform süreci olmazsa bu reformlardan bu paketlerden 10 tane daha açıklansa da bizce çözüm olmaz. Çünkü acı reçeteyi içmesi gereken bu Saray rejimi ve saraydaki tek adamdır. Sarayın, saraydan yönetim anlayışının ortadan kalkması gerekmektedir. Yeniden demokratik bir parlamenter sisteme dönülmesi gerekmektedir.  Bizim gerçek bir toplumsal uzlaşıya, sivil uzlaşıya gerçek bir sivil anayasaya ihtiyacımız olduğu çok açık. Bunu da birilerinin son dönemde yaptığı gibi Erdoğan'a anayasa yapmak yerine her doğana anayasa yapmakla ve bu ülkenin tüm vatandaşları ile birlikte yapmak, hukuk devletinden, kuvvetler ayrılığından, güçlü denetimden ve güçlü parlamentodan ve parlamentonun denetimindeki bir yönetimden yola çıkmak da fayda var.”


“Çark döndürülemez oldu”

Peki ekonomide neler yapılması gerek ve daha önemli soru şu; artık bu saatten sonra yapacaklarının bir etkisi olacak mı? Mustafa Sönmez şöyle yanıtladı: "İktidar olduğu 2002 sonlarından bu yana geçen 18 yılda Türkiye'nin önüne gelen bir fırsat, yılda ortalama 50 milyar doları bulan umulmadık ölçüde dış kaynak girişi maalesef hovardalıkla, döviz kazandırma potansiyeli düşük iç tüketimde, inşaat sektöründe harcandı. Siyasi olarak getirisi de olan bu bonkör politikaları AKP iktidarı maalesef sürdürülebilir sandı ve büyük bir yanılgıya düştü. 2013 sonrası şemsiye ters döndü, dış kaynak akışı kesildi, dış borçları geri ödemede zorlanma başladı ve kurulan çark döndürülemez oldu. AKP iktidarı son 3 yılda özellikle ekonomik daralmayla erimeye başlayan seçmen kitlesini dinci, milliyetçi duyguları istismar edecek politikalarla tutmaya, konsolide etmeye çalıştı, çalışıyor. Ne var ki bunu gerçekleştirmek üzere izlediği bazı dış hamleler dış dünyadan AKP'nin tecridine ve güven kaybına mal oldu. AKP rejiminin hem içeride hem dışarıda yitirdiği güven, sonuçta dış sermaye girişinin kuruması ve döviz fiyatının 2016-2020 arasında yüzde 135 artışla 3 TL'den 7 TL basamağına çıkışına yol açtı. Bu durum ekonomide daralmayı kalıcı hale getirdi. Türkiye'nin son 3 yılda yüzde 1 buçuk dolayında büyüme oranı, yüzde 5-6 olarak kabul edilen potansiyelinin neredeyse 4'te 1'ne inmiş durumda. "