MERCEK / RUSYA’NIN UKRAYNA HESABI

MERCEK / RUSYA’NIN UKRAYNA HESABI

Rusya ile Ukrayna arasındaki gerilimde tansiyon yükseliyor. Hem Avrupa hem ABD’den Rusya’ya dönük sert açıklamalar geliyor. Rusya bunlara yanıt veriyor. Bu hafta merceği kuzeye Ukrayna ile Rusya arasında yaşanan gelişmelere çeviriyoruz.


Rusya ile Ukrayna arasında gittikçe belirginleşen ve askeri bir çatışmayı gündeme getiren gelişmelerin kısa başlangıç tarihi 2013 olarak görebilir. 2013’ün sonbaharında Ukrayna yönetimi Rusya’nın Avrasya Ekonomik Birliği projesi ile AB’nin Doğu Ortaklığı Projesi arasında bir tercih yapmak durumunda kaldı. Dönemin Ukrayna Cumhurbaşkanı Victor Yanukoviç Rusya’nın önerisini tercih etmiş ve toplum Maidan olayları olarak hafızalara kazınacak şekilde sokaklara inmişti. Olayların büyümesiyle beraber Yanukoviç sadece geri adım atmakla kalmamış, Moskova’ya sığınmak zorunda kalmıştı. Rusya, bu gelişmeler karşısında hızla harekete geçti ve 2014’te Kırım’ı ilhak etti. Ancak Ukrayna ile Rusya arasındaki gerilim Kırım ile sınırlı kalmadı. Kiev yönetimi Donbas bölgesindeki Rusya yanlısı ayrılıkçılarla savaşmak zorunda kaldı. Rusya’nın inkarına karşın bu grupları desteklediğine dönük önemli iddialar var. Bu bölgedeki tansiyonun düştüğünü söylemek hala çok güç. 

Ukrayna aslında bu dönemde yönünü AB’ye yani Batı’ya daha çok da ekonomi odaklı bir ortaklık modeline çevirmişti. Ancak bugün gündemde olan Ukrayna’nın askeri olarak nereye konumlanacağı?  Rusya’nın tepki duyduğu nokta da tam burası. 

Rusya: Ukrayna NATO’ya giremez!

Rusya kesin bir şekilde eski Sovyetler Birliği Cumhuriyetleri’nin (ESBC’lerin-Baltık Ülkeleri hariç) NATO ile üyelik temelli görüşmelerine karşı çıkıyor. Bunu kendi güvenliğine tehdit olarak görüyor. Hatta bu karşı çıkışını tarihsel bir olaya dayandırıyor. Moskova’ya göre Doğu ve Batı Almanya birleştiğinde yani Berlin Duvarı yıkıldığında ABD’nin kendisine sözlü olarak NATO’nun doğuya genişlemeyeceği sözünü verdiği. Ancak 2000’de iktidara gelen Bush yönetimi Gürcistan ve Ukrayna ile üyelik eylem planını başlattı. Bu adım Rusya’nın 2008’de Abhazya ve Güney Osetya üzerinden Gürcistan’a savaş açmasına neden oldu. Rusya’dan gelen bu sert tepki üzerine NATO geri adım attı. İşte bu süreçte işgal ve savaş iddialarını gündeme getirecek düzeyde tansiyonu yükselten konu da bu. Peki bu tarihsel plan ışığında güncelde ne yaşanıyor?

Rusya, Ukrayna sınırına asker yığıyor ve bunun sayısı gün geçtikçe artıyor. Moskova’nın sınıra konuşlandırdığı kuvvet sayısı 100 bin üzerinden, üstelik bunun içinde tanklar ve sahra hastaneleri de var. İşte bu verilere ve görüntülere dayanan istihbarat raporları “Rusya Ukrayna’yı işgale hazırlanıyor” iddialarına neden oldu. ABD’den bu çerçevede tonu sert açıklamalar geliyor. Denklemde dikkat çeken bir başka aktör daha var: İngiltere.


İngiltere-Ukrayna Yakınlaşması ve ABD’nin Açmazı

İngiltere’nin söz konusu gerilimdeki tavrına bakıldığında, aslında bazen ABD’den daha sert ve ön planda olduğu görülüyor. İngiltere’nin Ukrayna ile askeri alanda yakınlaşmasının zeminini güçlendiren gelişmelerden biri Ekim 2021’de yaşandı. 8 Ekim’de Londra’ya giden Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenski, burada Başbakan Boris Johson’dan savunma ve güvenlik uzmanlarına kadar geniş bir kesim ile bir araya gelmişti. Bu ziyarette aynı zamanda iki ülke arasında güvenlik ve askeri işbirliği alanında 1.7 milyar dolar değerinde bir anlaşma imzalanmıştı. Aynı zamanda İngiltere’nin Ukrayna ordusuna stratejik eğitimler vermesi de garanti altına alınmıştı. Bugün haberlere yansıyan silah aktarımı da bu anlaşmayı temel alıyor. Bir anlamda İngiltere Ukrayna’yı hazırlıyor. 

İngiltere’nin bu tutumunda AB’den çıktıktan sonra gelini güçlendirme ve küresel siyasete geri döndüğünü gösterme stratejisi etkili. Bu bağlamda İngiltere Rusya’yı yıpratma konusunda Ukrayna’yı stratejik bir varlık olarak görüyor.

Gerilim ortasında gözlerin döndüğü esas ülke ABD. Biden yönetimi açısından durum daha zorlu. İlk olarak Biden yönetimi kendi ülkesinde siyasal destek açısından en sıkıntı dönemlerinden birini yaşıyor. Ekonomideki aksaklıklar kendi partisinde dahi tartışmalara neden oluyor. İkincisi the New York Times ve Washington Post, Foreign Affairs gibi ABD odaklı yayın gruplarında Ukrayna politikasına dönük soru işaretleri dikkat çekiyor. Köşe yazılarında temelde NATO’nun genişleme politikasının zamanlamasından, “Madem Afganistan’dan çekildik şimdi neden Ukrayna’ya girmeye hazırlanıyoruz”a uzanan sorgulamalar mevcut. Özetle ABD yönetimi yüksek perdeden açıklamalar yapıyor, ancak Ukrayna konusunda siyasi ve toplumsal olarak destek alması kolay değil.  ABD ile İngiltere’de bunlar yaşanıyorken Moskova’daki resim bize ne söylüyor?


Putin işgalin maliyetini hesaplıyor

Moskova hali hazırda ABD’den/NATO’dan kendisinin güvenlik kaygılarını giderecek yazılı yanıtlar/garantiler istiyor. Bu maddelerin ilki, Ukrayna ve Gürcistan’ın NATO’ya üyeliğinin gündemde düşürülmesi. İkincisi bu coğrafyadaki askeri faaliyetlerin sonlandırılması. 

Bu süreç devam ettiğinde Rusya’nın politikaları ve atacağı adımları gösteren önemli göstergelerden biri medya ve televizyonların kullandığı dil ve programlar. 2014’te Rusya Kırım’ı işgale hazırlandığında siyaset ve medyada milliyetçi retoriğin yükseldiği konuşma ve yayınlar dikkat çekiyordu. Medyanın son dönemindeki tutumuna bakıldığında böyle bir durumun olmadığı, olanın dozunun çok düşük kaldığı görülüyor. Buysa Kremlin’in henüz işgali güçlü bir seçenek olarak görmediğine işaret ediyor. 

Öncelikle Rusya dünyanın en büyük kara ülkesi ayrıca Avrupa’da küçük de olsa bir toprağı, Kalingrad, var. Ancak Kırım’ın işgal edildiği dikkate alındığında toprak hesabı yeterli olmuyor. Kırım Rusya açısından Karadeniz güvenliği için önemli bir yerdi. Hatırlanacağı üzere Rusya donanması Kırım Ukrayna’dayken de yaptığı anlaşmalarla Sivastopol Limanı’nda  bulunduruyordu. Söz konusu dönemde Putin’in “ Sivastopol Limanı’nda NATO askerlerinin bizi karşılamasına izin vermeyeceğiz” sözleri de Kırım’ın Rusya açısından stratejik bir nokta olduğunu gösteriyordu. Ancak Kırım’sız bir Ukrayna Rusya için yeteri kadar cazip değil. Üstelik bunun bir maliyeti de olacak. 

Rusya Kırım’ı işgal ardından ilhak ettiğinde AB ve ABD’nin ekonomi ve enerji alanını hedef alan yaptırımlarına maruz kaldı. Bu yaptırımlar petrol kriziyle birleştiğinde bir yıl gibi sürede Rusya ekonomisine 150 milyar dolar düzeyinde hasar verdi. Bugün Rusya’nın ciddi rezervi var. Ancak olası bir işgalde Kuzey Akım II’nin iptalinden uluslararası ödemeler sisteminin dışına itilmesine uzanacak bir dizi ağır ekonomik yaptırıma kesin gözüyle bakılıyor. Gelecek olan yaptırımların Rusya ekonomisinde yaratacağı çalkantı, Putin’in en korktuğu senaryo olan rejim değişikliğine kadar uzanabilir. Buysa Putin’in Ukrayna konusunu yeniden düşünmesine neden oluyor. Ancak bu konuda Putin’in elinin tamamen boş olduğu da söylenemez.


Avrupa’da Bölünme: Almanya Sorunu

Biden iktidara geldiğinde selefi Trump’tan farklı olarak Avrupa ile ABD arasında yeniden uyuma odaklanmıştı. Ancak Putin’in hamleleri, İngiltere’nin Ukrayna’ya desteği yeni bir ayrışmayı tetikliyor. AB’nin iki güçlü üyesi ile ABD aynı zeminde buluşamıyor. 

AB’nin ekonomik motoru Almanya ile Rusya’nı ekonomi ve enerji alanında güçlü bir işbirliği mevcut. Kuzey Akım II devreye girdiğinde Rusya’dan Almanya’ya yıllık 110 milyar metreküp gaz taşınacak. Almanya iş çevreleri Rusya ile ilişkilerin zedelenmesini istemiyor. Üstelik yeni koalisyon hükümeti henüz dış politika alanında güçlü bir tek seslilik yakalayabilmiş değil. Buysa Berlin’i daha temkinli olmaya itiyor. 

Öte yandan İngiltere, silah sevkiyatında Almanya hava sahasını kullanmamasını Almanya ile karşı karşıya gelmek istememesini gerekçe gösteriyor. Almanya’nın Estonya’ya sattığı silahların Ukrayna’ya transferini yasaklaması İngiltere’nin bu anlamda elini güçlendiriyor. 

Fransa 10 Nisan’da yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimine odaklanmış olmakla beraber, AB eliyle NATO dışı bir yöntemle Rusya ile temas kurulmasından yana. Macron seçimlere kendisinin de rol üstlendiği bir kriz çözen AB imajıyla girme gayretinde. Yani bu konuda Fransa Almanya kadar tereddüt taşımasa da İngiltere kadar hevesli de değil. Avrupa’nın diğer ülkelerindeyse temkinlilik hakim. Örneğin bu süreçten hasar alma ihtimali yüksek olan Türkiye arabulucu bir yol üstlenme gayretinde. Türkiye, olası bir çatışma yerine itidalli bir normalleşme en azından sıcak çatışmanın olmadığı süreçten yana. 


Kısacası Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etmesi hala belirsiz, ancak ihtimal düşük. Bununla beraber, Putin, ABD ile Avrupa, Avrupa’nın kendi içinde de bir ayrışma yaratmış durumda. Yani Moskova işgalde kaybının ağır olacağının farkında ancak masada da elini güçlendirecek stratejik hamleleri yapmış görünüyor. 

Etiketler :