Şenol Babuşçu: İktidar, enflasyonu seçim stratejisi için bilinçli düşürmüyor

Şenol Babuşçu: İktidar, enflasyonu seçim stratejisi için bilinçli düşürmüyor

Eski Ziraat Bankası Genel Müdürü Prof. Dr. Şenol Babuşçu, enflasyonla ilgili çarpıcı bir görüşü dile getirdi: Enflasyonu düşürmekle bilerek uğraşmıyorlar. '2022 enflasyonu yüksek çıksın... 2023’ün ilk altı ayında seçim öncesi bir şeyler yaparız. Birtakım tedbirlerle altı ayda yüzde 40’a indiririz...' Bu bir seçim stratejisi..."

MÜHDAN SAĞLAM

ANKARA - Türkiye’nin ana gündeminde ekonomik sorunlar var. Enflasyon, borçlar neredeyse her sohbetin temel konusu. Türkiye ekonomisini ne bekliyor? Kur Korumalı Mevduat (KKM) politikasının kamuya etkisi ne? Hükümet enflasyonla mücadelede ne durumda? Ücretler enflasyonun altında kalırken borçlar cephesinde durum ne? Kamu zararı kavramıyla daha çok akıllara gelen bankacılık sektörünün son bir yılı nasıl? Bu soruları Ziraat Bankası Eski Genel Müdürü, Başkent Üniversitesi Ticari Bilimler Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Şenol Babuşçu’ya sorduk.

PODCASTİ DİNLEMEK İÇİN PLAY'E TIKLAYIN

Dolar kurundaki artış nedeniyle KKM sistemi getirildi. Bakanlık açıklamasına göre kasada 591 milyon lira birikmiş. İlk ödemeler de yapılmaya başlandı. Öncelikle bu KKM nasıl bir şey iyi mi kötü mü nasıl değerlendirmek gerekiyor?

KKM aslında yeni bir uygulama değil. 50 yıl önce uygulama yeni ismiyle ortaya konuldu. 1970’lerde dövize çevrilebilir mevduat hesapları vardı. 1980’e kadar sürdü. 1984-1989 arasında ödemeleri yapıldı. Dönemin Başbakanı Turgut Özal bu konuda şunu söylemiş: Kendilerini uyanık, akıllı sananlar böyle bir yol buldular. İnşallah diğer iktidarlar böyle bir yola girmez.

Bu, aslında örtülü faiz artırımı. Faiz neden, enflasyon neticedir teorisinden vazgeçmek yerine örtülü faiz artırımı yapıldı. Burada politika faizi +3 puana kadar bankalar faiz ödesin, bunun üzerinde bir kur artışı olursa devlet Hazine veya Merkez Bankası ödesin politikası. 3 ay içerisinde 591 milyar TL para toplandı ve geçen hafta ilk ödemeler başladı.

Ne kadar ödeme yapılacak bunun için?

Konuya ilişkin iki tablo hazırladım. İlk olarak kur 14.70 düzeyinde. Bunun önümüzdeki üç ayda 15 lira olduğunu varsayarsak 43 milyarlık faiz ödemesi ortaya çıkıyor. İkinci varsayımda kuru Nisan’da 15, Mayıs’ta 15,5 ve Haziran’da 16 alırsak 591 milyar liralık KKM’ye üç ay için 62 milyar faiz ödenecek. Ortalamasını alırsak 50 milyar liralık bir rakam çıkıyor. Bunu yıllık için 4 ile çarptığımızda 200 milyar liralık bir faiz ödemesi olacak.

Peki bu ödeme yükü veya para basmanın etkisi nedir?

Her ikisi de enflasyonist etki yaratacak. Merkez Bankası'nın para basması piyasaya vermesi enflasyonist etki yaratır. Hazine’ye etkisiyse artan bütçe açığı. 2021 yılı bütçe açığı rakamı 192 milyar liraydı. Yani KKM ödemesi 2021’deki bütçe açığı kadar. Bütçeye yük olacak başka kalemler de var tabii. 2022’de bütçe açığının 278 milyar olması bekleniyor, buna bir de 200 milyarlık bu ödeme eklenecek. Yani açık yaklaşık 500 milyar lira düzeyine çıkacak. Bu enflasyonist etkinin yanında vatandaşın üstüne yük, fakirlik, yoksulluk olarak dönecek.

“KUR KORUMALI MEVDUAT UYGULAMASI SERVET TRANSFERİ, RANT AKTARIMIDIR”

Ama herkesin doları, dövizi yok. Ancak herkes vergi ödüyor. Ödenen bu vergiler, eğitim, sağlık için değil, faiz için kullanılıyor, hesap sahibi olanlara aktarılıyor. Bu bir anlamda servet aktarımı değil mi?

babus.jpeg

Cevabım evet, bu bir servet transferi, rant aktarımıdır. Mevduat sahibine yüzde 17’nin üstündeki ödemeyi kur farkını devlet aktarıyor. Yani parası olan mevduat sahiplerine para aktarımı söz konusu. Kimlerin parası aktarılıyor? Sizin benim vergilerimizden oluşan hazine gelirleri aktarılıyor. Bu kesimler arası bir rant aktarımıdır.

Bundan tabii kredi müşterileri de yararlanıyor. Bankacılık kesiminin maliyeti düşüyor, çünkü politika faizi +3 puanı devlet ödüyor. Bankaların maliyeti azalıyor. Kredi kullanan holdingler, iş insanları daha düşük faizli krediden faydalanıyor. Kredi faizi, kredi çeken işadamları, şirketler ne örnekler düşük faizden yararlanmış oluyor. Rantın bir kısmı da onlara aktarılıyor. Yani AKP iktidara geldiğinde zenginden fakire doğru aktarımı yapacağını defalarca vurmasına rağmen sistem fakirden zengine doğru aktarım adanmış vaziyette. Bu işten mevduat sahipleri ve iş insanları yarar sağlıyor bir de aracılık yaptığı için bankacılık sektörü.

“13 SEBZE MEYVENİN FİYATI GEÇEN YILA GÖRE YÜZDE 235 ARTMIŞ”

KKM’ye giden süreçte başka bir şey daha oldu, dolar kurundaki artış diğer faktörlerle birleşti ve enflasyon arttı. TÜİK’e göre yıllık enflasyon TÜFE'de yüzde 61, ÜFE yüzde 114. Enflasyon cephesinde bizi ne bekliyor, kötü günler geçti daha kötü günler mi kapıda?

TÜİK’in yüzde 61’lik enflasyonu gerçekçi değil. Gerçekçi olmadığını birkaç tane gösterge bize gösteriyor. Örneğin ÜFE gösteriyor. Son iki kategorisi arasındaki fark son 20 yılda bu derece açılmadı. TÜİK, ÜFE’nin üzerinde durmuyor. Bence gerçekçi rakam ÜFE, yani yüzde 115 o da en az. ENAG yüzde 140’ün üstünde buldu. Hayat şartları, mutfaktaki enflasyon, marketteki, enflasyon, pazardaki enflasyona bakın. Kendimiz de görüyoruz, yüzde 200 altında bir enflasyon yok.

Örneğin geçen bir market fiyatları geldi, bana iletildi. 13 sebze meyvenin fiyatına baktığında geçen yıla göre fiyatları yüzde 235 artmış. Yani Türkiye'de enflasyon son bir yıl içerisinde ve hatta sonra ada içerisinde yüzde yüzün üzerine kesin çıktı, çıkıyor.

Peki neden böyle oldu?

Kriz eylül ayında başladı. Sayın Cumhurbaşkanı bir teori ortaya attı, faiz neden enflasyon neticedir dedi. Bunu hükümete ve Merkez Bankası’na kabul ettirdi. Merkez Bankası Para Politikası Kurulu 23 Eylül’deki ilk faiz indirimi gerçekleştirdi, yüzde 19 olan faizi yüzde 18 indirdi. O tarihte faiz yüzde 19'du enflasyon yüzde 19. Faizlerin birkaç puan artırılması gerekiyordu. Eğer o toplantıda birkaç puan artış olsaydı, bugünkü halimizi yaşamayacaktık.

Faiz indirimiyle kriz başladı. Nihayetinde takip eden aylarda faiz indirimi sürdü ve yüzde 14’e geldi. Faiz yüzde 14 oldu, enflasyon yüzde 61. Aslında teori çöktü ve neredeyse hiperenflasyona götürüyor bizi.

“HAZİRAN TEMMUZ AYLARINDA ENFLASYON YÜZDE 75-80’İ GÖRECEK”

Önümüzde Merkez Bankası’nın nisan ayı toplantısı var, bu politikadan vazgeçmezler mi?

Sanmıyorum. Önlem alınacağını düşünmüyorum. İnat devam edecek. Eylül ayında kriz başladı, enflasyon artıyor. Benim beklentim, haziran veya temmuzda yüzde 75-80’ini kesin bulacak. Hatta önlem alınmazsa üç haneli rakamları bile görebiliriz. Yüzde yüzlere bile görebiliriz.

Enflasyon enteresandır, çok hızlı yükselir, anlamazsınız bile. Aralık, ocak, şubat aylarında fırladı gitti. Çok hızlı yükselir fakat çok inatçıdır, çok yavaş düşer. Biz enflasyonu düşürmek için çok uzun yıllar uğraştık. Son 4 aydaki yükselişi 4 yılda indiremeyeceğiz.

Enflasyon seyredilerek düşürülmez. Hem hükümet yönetimi hem de Merkez Bankası seyrediyor, enflasyonu.

“ENFLASYONLA MÜCADELE EDEN TEK KURUM TÜİK”

Ancak bu dönemde bazı ürünlerdeki KDV oranları düşürüldü, şimdi bazı temel kalemlerin fiyat sabitlemesi gündemde. Bunlar yetersiz mi kalıyor?

Doğru bazı adımlar atıldı. Bir KDV indirimleri, iki market timleri kuruldu, market sahiplerine cezalar kesildi. Bahsettiğimiz KDV indirimlerinin enflasyona etkisi yüzde 0.5, yüzde 1. yüzde 60 70 enflasyonun olduğu ülkede yüzde bir etkisi olsa ne olacak! Bir de TÜİK Başkanı değiştirildi. Türkiye’de enflasyonla mücadele görevi olmamasına rağmen, mücadele eden tek bir kuruluş var: TÜİK. Hiperenflasyon olmasın diye çok çaba sarf ediyor.

TÜİK ölçmekten sorumlu değil mi? Mücadeleyi nasıl yürütüyor?

Ucuz fiyatlar buluyor. Nerede ucuz fiyat var orada anket yapıyor. Oysa enflasyon ile mücadelede iki kurum görevli: İlk olarak Merkez Bankası. Merkez Bankası Kanunu’nun birinci maddesinde şu yazar: Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın temel amacı fiyat istikrarıdır. Yani enflasyonla mücadeledir.

İktisat kitaplarında enflasyonla mücadele iki yolla yapılır der: Bir para politikasıyla Merkez Bankası’nın görevidir. İki maliye politikasıyla, o da maliye bakanlığının görevidir. Bizde iki kurum da seyrediyor. Enflasyon sıkı para politikasıyla, maliye politikasının sıkı bütçe politikasıyla, bütçe dengesi ile olur. Bunlar yok. Yani ülkemizde enflasyonun düşmesi mümkün değil ve daha da yükselecek.

Hatta şunu düşünmeye başladım: Enflasyonu düşürmekle bilerek uğraşmıyorlar. 2022 enflasyonu yüksek çıksın, 80, 90, 100 çıksın. 2023’ün ilk altı ayında seçim öncesi bir şeyler yaparız. Birtakım tedbirlerle altı ayda yüzde 40’a indiririz. Bakın biz istersek indirebiliyormuş, 2022’de dünyada enflasyon yüksekti zaten, savaş çıktı. Onun için bunlar oldu, bakın onlar bitti indirebildik. İstesek daha fazla da indirebiliriz der. Dolar kurunda aynısı yapılmadı mı?

“HÜKÜMET ENFLASYONLA BİLEREK MÜCADELE ETMİYOR”

Yani bu bir seçim stratejisi mi diyorsunuz?

Seçim stratejisi tabii. Dolar kurundan benzerini yaşamadık mı? Dolar kurunu 13’ten 18’e kim çıkardı, yine bir gecede 13’e kim indirdi! “Bakın biz yapıyoruz” deniyor. Enflasyonda da aynısı yapılacak. Aksini düşünseler, enflasyonla mücadele etmeleri gerekir. Üç yan çözüm dışında bir adım atıldı mı?

Bahsettiğimiz enflasyon karşısında ücret artışlarının yetersizliği sıklıkla gündemde bu noktada kredi kartları, krediler devreye giriyor. Türkiye Bankalar Birliği’nin verilerine göre özellikle 2021’in son üç ayında takibe takılan borçlu sayısı yüzde 200 artmış. Borçlulukta durum ne?

Borçlar konusunda rakamlarla gideyim. 2021’de bireysel krediler takibe takılan kişi sayısı 434 binden 1milyon 334 bin kişiye çıkmış. Kredi kartlarında 2020’de 397 bin kişi takibe geçerken 2021’de bu 732 bin kişi olmuş. O da neredeyse yüzde 100 artmış. Bireysel kredi ve kredi kartlarını birlikte aldığımızda 2020’de bu rakam 690 bin iken 2021’de 1 milyon 704 bin kişi takibe alınmış. Artış iki katından fazla.

“HER 10 ÇALIŞANDAN BİRİNİN BORCU YASAL TAKİPTE”

Eldeki verilere göre 2022 yılı ne durumda?

Hali hazırda elimizde 2022’in ocak ayı verileri var. Orada da durum şöyle: Ocak 2021’de bireysel kredilerde 42 bin kişi takibe takılırken Ocak 2022’de bu 145 bin kişiye çıkmış. Yani üç katından fazla bir artış var. Ocak 2021’de 41 bin kişi kredi kartını borcunu ödeyemezken 2022’de bu 107 bin kişiye çıkmış. Bu ikisini bir araya getirdiğimizde Ocak 2021’de 73 bin kişi ödeyemezken 2022 Ocak’ta bu 222 bin kişiye çıkmış. Yani bir yılda yüzde 152 artış, var üstelik bu sadece yılın ilk ayına dönük veri. 28,5 milyar lira takibe geçmiş yani. Bunlar ekonomiye dönük çok ciddi uyarılar.

Daha genel bakacak olursak yani sadece yıllık değil, önceki dönemi de katarsak, şu an Türkiye’de neredeyse 3 milyon kişinin borcu yasal takipte. Kredi kartından dolayı takipte olan kişi sayısı 2 milyon 687 bin kişi, bunların bir kısmı aynı kişiler olduğu için toplamda 4 milyon 192 bin kişi borcu nedeniyle takipte, yani nüfusun 20’de 1’i, çalışan nüfusun 10’da 1’i yani on çalışandan birinin borcu yasal takipte. İşte bu bize ekonominin ne kadar kötü olduğunu gösteriyor ki elimizde daha 2022 verileri yok. 2022’nin ilk üç ayından enflasyon aldı gitti. Ödeyememezlik çok daha ciddi boyutta. Birkaç ay sonra rakamlara ulaştığımızda göreceğiz ki şaşırılacak rakamlar var ortada.

“BANKALARIN KÂRI GEÇEN YILIN AYNI DÖNEMİNE GÖRE YÜZDE 300’DEN FAZLA ARTTI”

Borçlularda durum iyi değil. Bunun bir de alacaklılar kısmı var. Bankalar ne durumda? Yıl sonlarında görev zararlarını duyuyoruz, ancak şu anda durum ne?

Bankacılıkta sıkıntı yok. Pandemi döneminde kamu bankaları biraz düşük faizli kredilere yüklendiği için kârlılıklarında azalma olmuştu. Ancak 2021’in özellikle son çeyreğinde karlılıkta ciddi artış oldu. Bankaların 2022’nin ilk ayında karlarında ciddi artış var. Örneğin 2021’in ilk aylık dönemde karları 9 milyar lirayken bu 2022’de yani bu yıl, 39 milyar liraya çıkmış. Yani dört katına çıkmış, yaklaşık yüzde 323’lük artış var.

Aradaki bu kâr farkı ilginç değil mi? Neden bu kadar yüksek düzeyde bir kârlılık var?

Bunun bazı temel nedenleri var. İlk olarak bu KKM’den gelen ucuz maliyet, bunun bir kısmını devlete yıktılar. İkincisi bankalar Merkez Bankası’ndan yüzde 14’ten borç alıp, bunu Hazine’ye yüzde 25-26’lardan veriyor. Mevduat faizlerinde baskı var, yüzde 17’lerde öte yandan kredi faizleri yüzde 26’larda, burada 10 puanlık marjları var. Bir de başka bir başlık var. Döviz kurlarında al-sat yapılmasın diye ekonomi yönetimi marjın açılmasını istedi. Böyle olunca örneğin banka daha önce doları diyelim 14 liradan alıp 14,02’den satıyorken şimdi 14. liradan alıp 14.50’ye, 14.50’den alıp 14.80’e satıyorlar. Ciddi kambiyo kârı demek bu. Son olarak enflasyon yükseldiği zaman bankacılık kesiminde kârlılıklar artar. Enflasyon artıyor, ellerinde TÜFE endeksli devlet tahvilleri var. Buradan da ciddi kâr yazıyorlar. Yani bankacılık bayram havası yaşıyor. Yani bir taraftan rant aktarımı bankacılık kesimine doğru da oluyor.

Etiketler :