Neşet Ertaş’a sahip çıkmak, ama doğru sahip çıkmak

YUNUS ÜLGER

Bugün ülkemizin en önemli halk ozanlarından Neşet Ertaş’ın ölüm yıldönümü. Ozan, 25 Eylül 2012’de İzmir’de bir hastane odasında 74 yaşında, kendi deyimiyle yoruldu ve aramızdan ayrıldı.

Geride Türkiye’de neredeyse herkesin dilinde dolaşan ve dillerden hiç düşmeyecek yüzlerce eser bıraktı. Ozan gerçekten, bu dünyada çok yoruldu, çocukluğu ve ilk gençlik yılları yoksulluk içinde geçti. Bir Abdal olarak dışlandı, aşık olduğu hiçbir kızla evlenemedi, çünkü Abdaldı, yoksuldu. “Kızın gönlüne bırakırsan ya davulcuya ya zurnacıya varır” dendi, kız verilmedi.

“Öldü” haberleriyle ozanın ekmeğiyle oynandı

Türkiye’de 1970’li yılların ortasında rahatsızlandı, tedavi için Almanya’ya geldi. O yılların siyasi şiddet eylemleri sebebiyle kendisine bir gelecek görmedi, Almanya’ya yerleşti. Burada düğünlerde hem hayatını kazandı, hem de hemşehrileriyle biraraya gelerek memleket hasretini bir nebze giderdi.

Almanya’da ilerleyen yıllarda kötü günler geçirdi, “Öldü” haberleri yayınlandı, özel kanallarda ve Türkiye’nin kamu yayın kuruluşu TRT’de. Bu yüzden bir süre düğünlere çağrılmadı ve maddi zorluklarla karşılaştı. O yıllarda Hürriyet gazetesinde çalışıyordum ve kendisiyle daha önce bir söyleşi yapmıştım. Bana telefon edip bir haber rica etti, elbette haberi yaptım, “Öldü” haberleri üzerine yazmış olduğu bir şiir ile haber yayınlandı, böylece tekrar düğünlere çağrıldı. Eserleri tek kuruş telif ödenmeden söyleniyordu, bu yüzden tek geçim kaynağı düğünlerdi.

neset-ertas-siir2

Kalan Müzik sayesinde biraz rahata kavuştu

2000’li yılların başından itibaran Kalan Müzik’in sahibi Hasan Saltık sayesinde biraz rahata kavuştu. Kalan Müzik, eserlerini teknik olarak iyileştirip bir dizi halinde yayınlandı, telif haklarının yönetimini üstlendi, konserler düzenlendi. Böylece Neşet Ertaş yeniden keşfedildi. Halk müziği araştırmacısı Bayram Bilge Tokel’in ozana katkısını elbette burada belirtmek gerekir. Kendisinin 1990’lı yılların ortasında hazırladığı Neşet Ertaş belgeselini her nedense TRT 5-6 yıl yayınlamadı. Ne zaman ki Tokel ozanı Kanal 7’de canlı yayına çıkmaya ikna etti, TRT de belgeseli yayınlandı. Ne var ki, ozan biraz rahata ermişken, hastalanıp aramızdan ayrıldı.

Keşke sağlığında bugün gördüğü ilgiyi görseydi

Güncel duruma bakarsak, ozan memleketi Kırşehir’de, Türkiye’nin birçok yerinde ve medyada hep görünür bir halde. Keşke bu ilgiyi, bu takdiri sağlığında görüp, rahat bir yaşam sürseydi. Türkiye, telif hakları konusunda epeyce yol aldı, ozanın eserleri korunuyor, telifi ödeniyor, ailesi de bu konuda anlaşıldığı kadarıyla “titiz” davranıyor.

Benim bu yazımın konusu da ailesinin bu gereğinden çok fazla titiz davranması. Kırşehirli biri olarak ozanın türküleriyle büyüdüm, ilk gençlik yıllarımda bağlama çalmayı öğrendim, ozanın bir türküsünü çalıp söylemediğim gün yoktur. “Öldü” habelerini karşı haberimin yanı sıra Hürriyet’te kendisiyle 1990’lı yılların ortasında ve 2000’li yıllarında başlarında yaptığım iki söyleşim yayınlandı. 2021 yılında da Bozkırın Tezenesi nitelemesine karşı sav olarak Neşet Ertaş-Kentin Tezenesi kitabım Ankara’daki Anı Yayıncılık tarafından yayınlandı.

Neşet Ertaş, politik, felsefi derinliği olan bir kent ozanı

Kitabımda Hürriyet’te yayınlanmış olan söyleşiler ile o yıllarda evinde kitap amaçlı yapmış olduğum ve ilk kez yayınlanan söyleşiler yer alıyor. Ayrıca, ozanın deyişlerinin felsefi temeli ile müziğinin oluşum süreci hakkında denemelerim var. Ozanın Bozkırın Tezenesi olarak nitelenmesine karşı sav olarak Kentin Tezesini nitelemesini kullandım. Bozkırın Tezenesi nitelemesi, ozanın müziğinin değerini düşürüyor, dolayısıyla içini boşaltıyor. Neşet Ertaş aslında çok politik, felsefi derinliği olan bir ozan. Atalarından öğrendiği müziği, kentte birçok sanatçıdan etkilenerek geliştirip, kendi özgün müziğini oluşturmuştur. Ozanın müziğine doğru tanı koyan karikatürcü ve ülkemizin önemli aydınlarından Oğuz Aral olmuştur. Kendisi ozanı, bizim ilk pop sanatçımız olarak niteler.

neset-ertas-kitap1

Kitabım ve belgesel sebebiyle ailesiyle sorun yaşıyorum

Kitabım yayınlanmadan ozanın resmi olarak evli olduğu eski eşi Leyla Ertaş ile Facebook üzerinden bağlantı kurdum, çocuklarını da bilgilendirmesini rica ettim. Kendisi önce kitabı okumak istediğini söyledi, sonra bu mesajını silip benimle bağlantıyı kesti. Kitapta izin gerektirecek bir nesne yok, söyleşilerin ses kayıtları var, ozan da sağlığında, “Söyleşiler yayınlanmasın” gibi bir talepte bulunmadı. Ben ailenin de bilgi sahibi olmasını istedim.

Birkaç yıldır da kitabım belgeseli üzerinde çalışıyordum ve tamamladım. Halk müziği sanatçısı ve ozanı yakından tanıyan Kazım Birlik ile arkadaşım halkbilimi araştırmacısı Bekir Karadeniz’in katkılarıyla ozan hakkında hiç değinilmemiş ve az değinilmiş konulara değindik. Bu belgesel için de geçen yıl ozanın çocukları Hüseyin Ertaş ve Döne Ertaş ile Whatsapp ve telefonla bağlantı kurmak istedim, ne var ki geri dönüş olmadı. Belgesel için de aslında ailenin iznine gerek yok, sadece burada kullandığım türküler için telif söz konusu olabilir, bunu da ödemeye elbette hazır olduğumu bildirdim.

Ozanın küçük kızından hiç hoş olmayan üslup

Bir ay kadar önce Kırşehir Belediyesi ile bir akrabası üzerinden ozanın küçük kızı Canan Ertaş ile bağlantı kurmak mümkün oldu. Kendisi bana Instagram üzerinden yazdı, ne var ki üslubu hiç hoş değildi, sanki ben kitap yazarak ve belgesel hazırlayarak ozana kötülük yapmıştım. Üstelik, benim kitaptan yeni haberi olmuş, bu da benim suçummuş. Madem ozan konusunda bu kadar titiz, o zaman neden ozan hakkındaki yayınları takip etmiyor? Hiçbir gerekçe göstermeden göstermeden belgesele izin vermeyeceklerini, kitap hakkında da bana dönüleceğini yazdı. Şimdiye kadar da kimse dönmedi, kim dönecek onu da bilmiyorum.

Burada bana yazdığı çok büyük bir yanlışı belirtmek isterim, o da şöyle: “Babamın adının geçtiği, resminin yer aldığı her şey izne tabii”. Neşet Ertaş’ın, bir ozan olarak özel kişiliğinin yanı sıra bir kamusal kişiliği var. Deyişler, türküler üretip bunları halkın beğenisine sunmuş. Özeline girmemek koşuluyla isteyen beğeni içeren yazılar yazar, isteyen eleştirir, bunun için herhangi bir izin gerekmez. Bu, düpedüz sansürden başkan bir nesne değil, ozana da çok zarar veren bir durum. Şöyle bir benzetme yaparsak, ünlü bir politikacı hakkında haber yapmak için ondan her defasında izin almak gibi bir nesne bu tavır.

Çok emek verdiğim ve ozanı çok doğru ve nesnel olarak konu edinen belgeselimi bir kanal bulduğumda elbette yayınlatacağım. Bunu engellemek için herhangi bir yasal dayanak yok. Umarım, ailesi de ozana zarar verecek bu katı tutumundan vazgeçer.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Arşivi

'Dayanıklı kent' ama nasıl?

24 Ekim 2025 Cuma 00:30