GÜLSEVEN ÖZKAN
Türkiye’de geri gönderme merkezlerinin sayısı 32’ye, bu merkezlerde tutulan yabancıların sayısı ise 18 binin üzerine çıktı. Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu’nun (TİHEK) geri gönderme merkezlerine ilişkin raporlarında ise barınma koşullarından sağlık hizmetlerine, çocukların korunmasından hukuki başvuru yollarına kadar çeşitli hak ihlalleri ve eksiklikler yer alıyor. Uzmanlar sorunun yalnızca merkezlerin fiziksel koşullarıyla sınırlı olmadığını, kişilerin merkeze alınmasından sınır dışı edilmesine kadar uzanan süreçte haklara erişimin ve denetim mekanizmalarının da değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekiyor.
Prof. Dr. Deniz Şenol Sert, özellikle belirsizlik, kadınların ve çocukların ihtiyaçları, sağlık hizmetlerine erişim, yoksulluk ve denetim mekanizmalarına ilişkin önemli risklere dikkat çekti. Özyeğin Üniversitesi Öğretim Üyesi ve göç çalışmaları uzmanı Prof. Dr. Sert, geri gönderme merkezlerinde yaşanan hak ihlallerinin kişinin merkeze getirilmesinden sınır dışı edilmesine kadar uzanan bütün süreç içinde değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
“Kritik kavram belirsizlik”
Prof. Dr. Sert’e göre geri gönderme merkezlerini doğrudan “travma üreten yerler” olarak tanımlamak yerine, kişilerin hangi koşullarda yeniden travmatize edildiğine bakmak gerekiyor. Savaş, işkence, insan ticareti veya cinsel şiddet yaşamış kişiler açısından özgürlüğün yeniden kısıtlanması, ne kadar süre tutulacağının bilinmemesi, ailesine veya avukatına ulaşamama ve sürekli başka merkezlere sevk edilme ihtimali geçmişte yaşanan kontrol kaybını yeniden yaratabiliyor. Prof. Dr. Sert, bu noktada en kritik unsurun belirsizlik olduğunu vurguladı.
Kadınlar açısından riskler farklılaşıyor
Kadınların geri gönderme merkezlerinde erkeklerden farklı ve toplumsal cinsiyete özgü risklerle karşı karşıya kalabileceğini belirten Prof. Dr. Sert, özellikle geçmişinde insan ticareti veya cinsel şiddet bulunan kadınlar için bazı uygulamaların yeniden travmatize edici olabileceğini söyledi.
Üst araması, mahremiyetin korunmaması, erkek personelin varlığı veya sağlık sorunlarının erkek görevli ya da tercüman aracılığıyla anlatılmak zorunda kalmasının sıradan idari işlemler olarak görülemeyeceğini belirten Prof. Dr. Sert, hamilelik, doğum sonrası bakım, jinekolojik sağlık, regl ürünlerine erişim, duş ve tuvaletlerde mahremiyet ile güvenli şikayet mekanizmalarının temel hak meselesi olduğunu ifade etti.
Çocuklar için “iki oyuncak” yeterli değil
Çocukların söz konusu olduğu durumlarda göç yönetiminin “hız ve kontrol” mantığı ile çocuğun ihtiyaçları arasında çatışma yaşanabildiğini belirten Prof. Dr. Sert, Türkiye’de mevzuatın geri gönderme merkezlerinde çocukların üstün yararının gözetilmesini ve eğitimlerine ilişkin tedbirlerin alınmasını öngördüğünü hatırlattı.
Ancak bunun yalnızca merkeze birkaç oyuncak veya boya kalemi konulmasıyla sağlanamayacağını vurgulayan Prof. Dr. Sert, “İki küçük sandalye, üç beş oyuncak, boya kalemi koyup çocuğun yararını gözetmiyoruz” dedi.
“Kontrol arttıkça koruma yükümlülüğü de artar”
Geri gönderme merkezlerinde sağlık hizmetine erişimin de özel bir sorumluluk doğurduğunu belirten Prof. Dr. Sert, burada kişinin kendi doktorunu seçemediğini, kendi başına hastaneye gidemediğini ve ilaç almak için merkezden çıkamadığını söyledi.
Prof. Dr. Sert, bu nedenle değerlendirme ölçütünün yalnızca merkezde bir revir bulunup bulunmadığı olmaması gerektiğini belirterek, “Kişi ihtiyaç duyduğu tedaviye zamanında ve kesintisiz olarak gerçekten erişebiliyor mu?” sorusunun sorulması gerektiğini ifade etti. Prof. Dr. Sert’e göre kapalı kurumlarda devletin kontrolü arttıkça kişinin korunmasına ilişkin yükümlülük de artıyor.
Yoksulluk hak aramayı zorlaştırıyor
Geri gönderme merkezlerinde ekonomik imkansızlıkların görünmeyen bir eşitsizlik yarattığını söyleyen Prof. Dr. Sert, hukuken aynı haklara sahip kişilerin bu hakları kullanabilme kapasitesinin aynı olmadığını vurguladı. Parası, Türkiye’de ailesi, Türkçe bilgisi ve avukatı olan bir kişiyle bunların hiçbirine sahip olmayan kişinin önüne aynı itiraz mekanizmasının konulmasının yalnızca kağıt üzerinde eşitlik sağlayacağını belirten Prof. Dr. Sert, “Fiiliyatta olmaz” dedi.
Kanıt yoksa yük göçmene kalıyor
Kapalı kurumlarda yaşanan olayların soruşturulmasında kamera görüntüleri, giriş-çıkış kayıtları, sağlık kayıtları, görevli listeleri ve tutanakların kritik öneme sahip olduğunu belirten Prof. Dr. Sert, kayıtların bulunmaması durumunda ciddi bir “kanıt asimetrisi” oluştuğunu söyledi. Prof. Dr. Sert, bu durumda kanıt yükünün çoğu zaman göçmenin üzerine kaldığını belirterek, “Oysa tam tersinin olması gerekir” ifadelerini kullandı. Bir kişinin darp edildiği, kendisine zarar verdiği veya intihar girişiminde bulunduğu durumlarda yalnızca olayı kimin gerçekleştirdiğinin araştırılmasının da yeterli olmayacağını söyleyen Prof. Dr. Sert, bireysel sorumluluğun yanı sıra olayın gerçekleşmesine izin veren koşulların da incelenmesi gerektiğini belirtti.
“Denetim bir rapor üretme faaliyeti mi?”
Geri gönderme merkezlerinin hiç denetlenmediğini söylemenin doğru olmadığını belirten Prof. Dr. Sert, asıl sorunun denetimlerin sonuçlarında aranması gerektiğini söyledi. TİHEK’in haberli ve habersiz ziyaretler gerçekleştirdiğini, takip ziyaretleri bulunduğunu ve Göç İdaresi’nin de denetimler yaptığını hatırlatan Prof. Dr. Sert, “Denetim bir rapor üretme faaliyeti mi, yoksa bir düzeltme mekanizması mı?” sorusuna vurgu yaptı. Prof. Dr. Sert’e göre bir denetimin başarısı yalnızca rapor hazırlanmasıyla değil, tespit edilen sorunların kalıcı biçimde giderilip giderilmediğiyle ölçülmeli.
Kağıt üzerindeki haklar ne kadar kullanılabilir?
Kötü muamele iddiasında bulunan bir kişinin başvurabileceği hukuki mekanizmaların varlığının tek başına yeterli olmadığını belirten Prof. Dr. Sert, özellikle kapalı kurumlarda tutulan ve dil bilmeyen kişilerin bu mekanizmalara fiilen ulaşabilmesinin önemli olduğunu söyledi. Prof. Dr. Sert, etkili başvuruyu dört aşamada değerlendirdi:
"Kkişinin hakkının varlığını bilmesi, bunu kendi dilinde anlayabilmesi, ilgili kuruma veya avukata zamanında ulaşabilmesi ve başvurusunun geri dönüşü olmayan bir işlem gerçekleşmeden önce sonuç doğurabilmesi."
Asıl risk “görünmez alanlarda”
Prof. Dr. Sert’e göre geri gönderme merkezleriyle ilgili en az konuşulan mesele yalnızca merkezlerin içindeki koşullar değil. Yakalanma anından merkeze yerleştirmeye, merkezler arasındaki sevkten sınır dışına kadar uzanan süreçte oluşabilecek “görünmez alanlara” dikkat çeken Prof. Dr. Sert, asıl riskin ihlalin yalnızca yaşanması değil, görünmez ve kanıtlanamaz hale gelmesi olduğunu söyledi. Prof. Dr. Sert, “Asıl kaygım hak ihlalinin yalnızca meydana gelmesi değil, görünmez ve kanıtlanamaz hale gelmesi” ifadelerini kullandı.
“Ciddi bir travma etkisi yaratabiliyor”
Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi Üyesi Dr. Ayşegül Ateş Tarla ise yabancıların sağlık hizmetlerine erişimde yaşadığı sorunlara ve merkezlerdeki koşulların kişiler üzerindeki psikolojik etkilerine dikkat çekti. Dr. Tarla, dil ve bilgi eksikliğinin yanı sıra uzun süre kapalı alanda tutulmanın ciddi ruhsal sorunlara yol açabildiğini belirtti.
Geri gönderme merkezlerinin niteliğine dikkat çeken Dr. Tarla, bu merkezlerde kalan kişilerin belirsizlik içerisinde uzun süre beklemek zorunda kalmasının ruh sağlığı açısından önemli sonuçları olduğunu belirtti. Dr. Tarla, “Çünkü orada kapalı kalıyorsunuz uzun bir süre. Bir sonsuzluk hakim oluyor ve siz burada bir süreci bekliyorsunuz. Bunu beklerken de koşullarınız ve orada yaşadıklarınız da ciddi bir travma etkisi yaratabiliyor” dedi.
Uzun süreli bekleyişin depresyon ve umutsuzluğu artırabileceğine işaret eden Dr. Tarla, bunun bazı durumlarda kişinin yaşamına son verme düşüncesine kadar ilerleyebildiğini söyledi.
“Her mülteci kriminal bir olaymış gibi yaklaşılmamalı”
Geri gönderme merkezlerinde tutulan kişilerin tamamının suçlu gibi görülmesinin önemli bir damgalama sorununa yol açtığını belirten Dr. Tarla, bu yaklaşımın kişilerin psikolojik durumlarını da etkilediğini ifade etti. Dr. Tarla, “Ne yazık ki her mülteci kriminal bir olaymış gibi yaklaşma olayı da aslında onların damgalanmasına ve bu merkezlere gönderildiklerinde de sanki herkes birer suçluymuş gibi bakılmasına neden oluyor” diye konuştu.
"Kadın, çocuk, yaşlı, engelli ve LGBTİ+ kişilerin ihtiyaçları farklı"
Geri gönderme merkezlerinde birbirinden farklı grupların aynı ortamda bulunabildiğine dikkat çeken Dr. Tarla, “Geri gönderme merkezlerinde kadınlar, çocuklar, erkekler, yaşlılar, engelliler, LGBTİ+ kişiler bulunabiliyor. Hepsinin bir sağlık alanındaki etkileri ve sağlık ihtiyaçları da çok çeşitleniyor” dedi. Bu nedenle merkezlerde tek tip bir sağlık hizmetinin yeterli olmayacağını belirten Dr. Tarla, farklı grupların ihtiyaçlarına yönelik çok katmanlı bir sağlık ve psikososyal destek mekanizmasının oluşturulması gerektiğini ifade etti.
“Hapishane gibi bir noktaya tekabül ediyor”
Dr. Tarla, geri gönderme merkezlerinde kalış süresinin uzamasının kişiler üzerindeki travmatik etkiyi daha da artırabildiğini, “Ve siz burada geri gönderilmeyi, geri gönderme ve gönderilmemen arasındaki kararları bekliyorsunuz. Bu çok büyük bir travmatik bir süreç aslında” sözleriyle özetledi. Merkezlerde uzun süre kalınmasının yarattığı etkiyi anlatırken Dr. Tarla, “Ciddi bir sorun yani bir hapishane gibi bir noktaya tekabül ediyor insanlar için” ifadelerini kullandı.
“Sadece bir kağıt üstünde geri gönderildi, gönderilmedi şeklinde yorumlanmamalı”
Dr. Tarla, bu merkezlerdekilerin yaşadıkları travmaların görünür kılınmasının önemli olduğunu belirterek örnek paylaştı. Psikososyal raporlara yansıyan vakayı anlatan Dr. Tarla, çocukların yaşadığı korkunun geri gönderme merkezindeki koşullarla yeniden tetiklendiğini belirtti. “Bunları bazen görünür kılmak gerekiyor ki onlar da birer insan ve hikayeleri var" diyen Dr. Tarla, geri gönderme merkezlerinde sağlık hizmetlerinin yalnızca fiziksel hastalıklar üzerinden ele alınmaması; kişilerin yaşadığı travmaların, psikolojik durumlarının ve içinde bulundukları koşulların da sağlık politikalarının bir parçası olarak değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekti.
Doğu’daki merkezler ne durumda?
Van Barosu İnsan Hakları Merkezi Göç ve İltica Komisyonu’ndan Avukat Ceylan Ukay özellikle bölgedeki durumla ilgili bilgi verdi. Ukay, Van’daki Kurubaş Geri Gönderme Merkezi’nde son yıllarda önceki dönemlere kıyasla sorunların azaldığını ancak kapasite, hijyen ve dönemsel su sıkıntılarının devam ettiğini söyledi. Ukay, özellikle refakatsiz çocukların yaşlarının kolluk tarafından yanlış kaydedildiği iddialarını gündeme taşıdı.
Ukay’a göre Van Geri Gönderme Merkezi, uzun süredir bölgedeki diğer merkezlere kıyasla daha sistemli işleyen merkezlerden biri. Merkezde ağırlıklı olarak Afganistan ve Pakistan uyruklu göçmenlerin bulunduğunu belirten Ukay, İran ve Suriye uyrukluların ise daha az sayıda olduğunu ifade etti.
“Kapasitenin tamamı dolu”
Merkezin mevcut kapasitesinin 500 kişi olduğunu belirten Ukay, kapasitenin şu anda tamamen dolu olduğunu söyledi. Ukay, “Özellikle hijyen bakımından sorunlar ya da su konusunda sorunlar yaşanabiliyor. Yaz dönemlerinde su sıkıntısı yaşandığı dönemler oluyor” dedi.
Bu sorunların merkezin yönetimi ve ilgili kurumlara iletildiğini belirten Ukay, yetkililerin su kesintilerini kapasite yoğunluğu ve merkeze su sağlayan kaynaktan kaynaklanan dönemsel sorunlarla açıkladığını anlattı.
Van’daki merkeze ilişkin geçmişte daha fazla sorunla karşılaşıldığını belirten Ukay, özellikle 2022 ve 2023 yıllarında kapasitenin çok üzerinde kişilerin bulunduğunu ve çeşitli hak ihlali iddialarının gündeme geldiğini söyledi. Son iki yılda ise baronun ve göç alanında çalışan sivil toplum kuruluşlarının merkeze yönelik takibinin artmasıyla sorunların azaldığını savunan Ukay, “Bu aşamada bize gelen bir sorun olmuyor” ifadelerini kullandı.
Kadınlara ulaşmak zor
Merkezde kadınların ayrı bölümde tutulduğunu ve ailelerin birlikte kalabildiğini belirten Ukay, kadınlara ilişkin sorunların tespit edilmesinde ise ciddi bir erişim sorunu yaşandığını söyledi.
Ukay, kadınların erkek aile üyeleri üzerinden iletişim kurması nedeniyle doğrudan kadınlara ulaşmanın güç olduğunu belirterek, “Kadın mültecilerle ilgili görüşmemiz çok çok nadirdir. Genelde erkek mültecilere veya genç çocuk mültecilere ulaşıyoruz” dedi. Yaklaşık bir buçuk-iki yıl önce kadınların hijyen malzemelerine erişiminde eksiklikler bulunduğuna dair şikayetler aldıklarını belirten Ukay, taleplerin yetkililere iletilmesi ardından sorunun çözüldüğünü dile getirdi.
Refakatsiz çocuklar için yaş iddiası
Ukay’ın refakatsiz çocukların geri gönderme merkezlerine alınması konusunda da konuştu. Van Barosu kapsamında yürütülen bir proje üzerinden refakatsiz çocukların adli yardım süreçlerini takip ettiklerini belirten Ukay, geri gönderme merkezlerine yönelik, “15-16 yaşında çocuk düzensiz göçmen olarak yakalanıyor. Kolluk yakaladığında bunların 15-16 yaşında değil de tam 18 yaşında olduğuna ilişkin tutanak düzenlenebiliyor” yönündeki iddiayı dile getirdi. Ukay, bu nedenle yaş tespiti için hastaneden kemik yaşı raporu talep ettiklerini söyledi.
Yaşının 18’den küçük olduğu tespit edilen çocukların geri gönderme merkezinden çıkarılarak çocuk koruma birimlerine yönlendirildiğini belirten Ukay, süreçte çocuk mahkemeleri ve Aile ve Sosyal Hizmetler birimlerine de başvurduklarını aktardı.
“GGM’nin içini görmek istedik, izin verilmedi”
Geri gönderme merkezinin iç koşullarını doğrudan incelemek istediklerini ancak buna izin verilmediğini söyleyen Ukay, “GGM’nin içini görmek istiyorum, ne durumdadır, nasıldır diye. Ama maalesef geri gönderme merkezinde içeriği görmek için izin verilmiyor” dedi.
Ukay, bu nedenle baronun merkezdeki koşullara ilişkin bilgisinin büyük ölçüde kendilerine ulaşan başvurularla sınırlı olduğunu belirtti. Buna karşın merkeze ilişkin kendilerine ulaşan başvurularda eğitim ve sosyal faaliyetlere yönelik ciddi bir şikayet bulunmadığını söyleyen Ukay, merkezde resim, dil, müzik ve sinema gibi faaliyetlerin yapıldığını aktardı. Ukay, son ziyaretlerinden birinde merkezde bulunan kişilerin kendi ülkelerinin filmlerini izlediğini söyledi. Ukay hak ihlalleri iddialarının da araştırılması ve gerekli önlemlerin alınması gerektiğini savundu.