Kısa Dalga - Buckingham Sarayı’nda Kral 3. Charles ile görüşerek hükümeti kurma görevini alan Andy Burnham, 10 Downing Street’in önündeki ilk konuşmasına kendi başarısını kutlayarak değil, Britanya siyasetinin başarısızlığını kabul ederek başladı.
Son yıllardaki hızlı başbakan değişikliklerine dikkat çeken Burnham, halkın siyasetten bıktığını bildiğini belirterek, kendi kuşağındaki siyasetçilerin yeterince iyi bir performans gösteremediğini söyledi. Yeni hükümetinin Britanya açısından bir “devre kesici” olacağını savunan Burnham, ülkenin son 40 yılın en büyük siyasi ve ekonomik değişimine hazırlandığını ileri sürdü.
Burnham’ın konuşmasında iki ayrı takvim vardı. İlki hemen başlayacak hayat pahalılığı önlemleri, ikincisi ise yılın ilerleyen aylarında açıklanacak on yıllık dönüşüm programıydı.
Yeni başbakan, enerji, ulaşım, gıda ve konut giderleri altında zorlanan hanelere “nefes aldıracak” ilk düzenlemelerin salı gününden itibaren duyurulacağını söyledi. Burnham, alınacak önlemlerin nasıl finanse edileceğini de kamuoyuna açıklama sözü verdi.
“Kuzeyin Kralı” kim?
56 yaşındaki Andy Burnham, Britanya siyasetinin yeni bir yüzü değil. Liverpool yakınlarındaki Aintree’de doğan Burnham, Cambridge Üniversitesi’nde İngiliz dili ve edebiyatı okudu. Parlamento araştırmacılığı ve siyasi danışmanlık yaptıktan sonra 2001’de Leigh milletvekili olarak Avam Kamarası’na girdi.
Tony Blair ve Gordon Brown dönemlerinde hükümette görev alan Burnham; Kültür, Medya ve Spor Bakanlığı ile Sağlık Bakanlığı yaptı. Özellikle Ulusal Sağlık Sistemi NHS konusundaki tecrübesi, daha sonraki siyasi kariyerinde de önemli bir yer tuttu.
Labour liderliği için 2010 ve 2015’te iki kez yarıştı ancak başarılı olamadı. Özellikle 2015’te yarışın favorilerinden biri olmasına rağmen Jeremy Corbyn karşısında ağır bir yenilgiye uğraması, Burnham’ın Westminster siyasetinden uzaklaşmasında belirleyici oldu.
Burnham daha sonra bu yenilgiyi, ulusal siyasetin yüzeyselliği ve değişken ittifaklarıyla karşı karşıya kaldığı bir dönem olarak tanımladı.
2017’de Greater Manchester’ın doğrudan seçilmiş belediye başkanı olan Burnham, ulusal politikacı kimliğini güçlü bir bölgesel lider profiline dönüştürdü. Manchester Arena saldırısından sonraki tutumu, Covid-19 salgını sırasında Boris Johnson hükümetiyle bölgeye ayrılacak mali destek konusunda giriştiği mücadele ve toplu taşıma sistemini yeniden kamu denetimine alması, ona “Kuzeyin Kralı” lakabını kazandırdı.
Burnham’ın siyasi markası, Londra merkezli karar alma mekanizmalarına karşı kuzey kentlerinin çıkarlarını savunmak üzerine kuruldu. Daha gündelik bir görünüm benimsemesi, futbol taraftarlığını ve bölgesel kimliğini öne çıkarması, Westminster’ın teknokrat siyasetçisinden “halkın arasında” bir yerel lidere dönüşmesini sağladı.
Eleştirmenleri ise Blair döneminin merkez siyasetinden Corbyn döneminin sol söylemine uzanan kariyerini, siyasi esneklikten çok ilkesel belirsizliğin göstergesi olarak değerlendiriyor.
Burnham, 2026 yılında yapılan ara seçimle parlamentoya döndü. Keir Starmer’ın Labour milletvekilleri ve bakanlarının desteğini kaybetmesinin ardından parti liderliğini devralan Burnham, 20 Temmuz’da başbakanlık görevine başladı.
İlk talimatı: Sokakta yaşamaya son vermek
Burnham’ın başbakan olarak verdiği ilk somut söz, sokakta yaşayan insanların barınma sorununu çözmek oldu. Downing Street’e gelmeden önce Londra’daki bir evsizler merkezini ziyaret eden Burnham, ilk talimatının ülke çapında sokakta yaşamaya son verecek bir programın başlatılması olduğunu açıkladı.
Hükümet, konuşmadan kısa süre sonra beş yıl içinde uzun süredir sokakta yaşayan en az 3 bin kişinin kalıcı konuta erişmesini hedefleyen 340 milyon sterlinlik ek kaynak ayrıldığını duyurdu. Fonun bir bölümünün uygun konutların satın alınmasında kullanılması planlanıyor.
Ancak bu vaat Burnham açısından hem güçlü bir siyasi mesaj hem de önemli bir risk taşıyor. Burnham, Greater Manchester Belediye Başkanı olduğunda da 2020’ye kadar sokakta yaşamayı bitirme sözü vermişti.
Bölgede bir gecede sokakta olduğu tahmin edilen kişi sayısı 2017’de 268 iken 2021’de 90’a kadar geriledi. Ancak sayı 2025’te yeniden 197’ye yükseldi. İngiltere genelinde ise 2025 sonbaharında bir gecede sokakta kaldığı belirlenenlerin sayısı 4 bin 793 ile rekor seviyeye ulaştı.
Burnham, Manchester’daki hedefin neden tam olarak gerçekleşmediği sorusuna, tek bir bölgenin uyguladığı politikanın yeterli olmayacağını söyleyerek yanıt veriyor. Covid-19 döneminde ülke çapında yürütülen ve sokakta yaşayanların otel ve yurtlara yerleştirildiği “Everyone In” uygulamasını örnek gösteren yeni başbakan, merkezi hükümet ile bütün yerel yönetimlerin aynı yönde hareket etmesi gerektiğini savunuyor.
Sosyal konutla sosyal yardım harcamalarını azaltma planı
Burnham’ın barınma politikası yalnızca sokakta yaşayanlarla sınırlı değil. Yeni başbakan, savaş sonrası dönemin en büyük belediye konutu inşa programlarından birini başlatmak istediğini söylüyor.
Burnham’a göre yüksek kiralar ve sosyal konut yetersizliği, devletin düşük gelirli ailelere ödediği konut yardımlarının önemli bir bölümünün özel mülk sahiplerine aktarılmasına yol açıyor. Daha fazla belediye konutu inşa edilmesi, hem ailelerin barınma maliyetini düşürecek hem de uzun vadede sosyal yardım bütçesi üzerindeki baskıyı azaltacak.
Bu yaklaşım, Burnham’ın “önleyici devlet” adını verdiği modelin bir parçası. Yeni başbakan, devletin sorunlar ortaya çıktıktan sonra yüksek bedeller ödemesi yerine barınma, ruh sağlığı, eğitim ve sosyal bakım gibi alanlara erken yatırım yapmasını savunuyor.
Gençlerin iş hayatına katılabilmesi için eğitim sisteminin değiştirilmesi ve ruh sağlığı desteğinin artırılması da ilk konuşmasında sıraladığı hedefler arasında yer aldı.
Temel hizmetlerde “kamusal kontrol”
Burnham’ın ekonomik programının merkezinde su, enerji ve ulaşım gibi temel hizmetlerin daha güçlü biçimde kamunun kontrolüne alınması bulunuyor. Ancak burada kullandığı “kamusal kontrol” ifadesi, her işletmenin doğrudan devletleştirilmesi anlamına gelmiyor.
Greater Manchester’daki otobüs sisteminde özel şirketler hizmet vermeye devam ediyor. Fakat güzergâhlar, bilet ücretleri ve hizmet standartları kamu otoritesi tarafından belirleniyor. Burnham’ın ülke çapındaki ulaşım ve enerji politikalarında da benzer bir model benimseyebileceği değerlendiriliyor.
Yeni başbakan, 1980’li yıllarda başlayan özelleştirme ve merkeziyetçilik politikalarının ülkenin bazı bölgelerini ekonomik gerilemeye mahkûm ettiğini savunuyor. Siyasi gücün Westminster’da merkezileştiğini, ekonomik gücün ise özelleştirildiğini söyleyen Burnham, temel ihtiyaçların yeniden daha güçlü bir kamu denetimine alınacağını belirtiyor.
Burnham kendisini bir taraftan özelleştirmelerin ve 1980’lerden itibaren uygulanan ekonomik modelin eleştirmeni, diğer taraftan “iş dünyası dostu” bir lider olarak tanımlıyor. Bu ikili söylem, Manchester’daki belediye başkanlığı döneminde yatırımcılarla çalışırken toplu taşıma gibi alanlarda kamunun belirleyici konumunu güçlendiren yaklaşımına dayanıyor.
Westminster’ın yetkileri bölgelere taşınacak
Yeni başbakanın en ayırt edici vaatlerinden biri, siyasi ve ekonomik gücü Londra’dan ülkenin kent ve bölgelerine dağıtmak.
Burnham, Downing Street’te toplanan yetkileri “ülkenin her posta koduna” taşıyacağını ve yerel yönetimlerin kendi ekonomik gelişimlerini yönlendirmesine imkân vereceğini söylüyor.
Manchester’da kurulması planlanan “No 10 North” ofisi de bu politikanın sembolü olacak. Burnham, haftanın belirli günlerinde buradan çalışmayı ve kuzeydeki ofisi yeniden yapılandırılmış Britanya’nın önemli karar merkezlerinden biri haline getirmeyi planlıyor.
Ancak bu projenin ne ölçüde gerçek bir yetki devri yaratacağı henüz bilinmiyor. Bazı kamu kurumlarını Manchester’a taşımakla yerel yönetimlere vergi toplama, borçlanma ve bağımsız bütçe oluşturma yetkisi vermenin aynı şey olmadığına dikkat çekiliyor.
Burnham henüz mali yerelleşmenin sınırlarını ve belediyelerin hangi yeni yetkilere sahip olacağını ayrıntılı biçimde açıklamadı.
Üstelik İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda yönetimlerinin yerelleşme talepleri, İngiltere’deki belediye başkanlığı modelinden farklı.
Galler yönetimi adalet ve polis gibi alanlarda ulusal parlamentoya daha fazla yetki isterken, İskoçya yönetimi bağımsızlık referandumu talebini sürdürüyor. Kuzey İrlanda’daki siyasi partilerin de Brexit sonrası ticaret düzenlemeleri, kamu finansmanı ve İrlanda’nın birleşmesine ilişkin farklı talepleri bulunuyor.
Burnham’ın “her yere daha fazla güç” sözü, Birleşik Krallık’ın dört ülkesi arasında yeni yetki tartışmalarını beraberinde getirebilir.
Starmer’dan daha hızlı olabilir mi?
Burnham kendisini, karar almakta yavaş kaldığı ve değişimin yönünü halka yeterince gösteremediği gerekçesiyle eleştirilen Starmer’dan daha hızlı ve cesur davranacak bir lider olarak sunuyor.
İlk gününde evsizlikle mücadele için ek kaynak açıklaması da bu farklılığı göstermeye yönelik bilinçli bir adım olarak değerlendiriliyor.
Fakat Britanya devletinin karmaşık karar alma süreçleri, kamu maliyesindeki sınırlamalar ve Labour hükümetinin bağlı kalacağını açıkladığı mali kurallar, bu hızın önündeki en büyük engeller.
Sosyal konut, enerji desteği, sosyal bakım ve sanayi yatırımlarının tümü önemli miktarda kamu kaynağı gerektiriyor. Burnham’ın büyük vergilerde artış yapmadan veya borçlanma kurallarını değiştirmeden bu kaynakları nasıl bulacağı henüz açıklığa kavuşmuş değil.
Yeni başbakan ayrıca tartışmalı dosyalarda daha net tercihler yapmak zorunda. Kuzey Denizi’ndeki petrol ve doğal gaz faaliyetleri, göç ve iltica sistemi, dijital kimlik projesinin geleceği, su şirketlerinin durumu ve yetişkin sosyal bakım sisteminin nasıl finanse edileceği, ilk aylardaki önemli sınavları arasında bulunuyor.
Burnham, Ukrayna’ya verilen desteğin “kararlı ve sarsılmaz” biçimde süreceğini belirterek dış politikada ilk aşamada devamlılık mesajı verdi.
Başbakan olarak yapacağı ilk telefon görüşmelerinin ABD Başkanı Donald Trump ve Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenski ile olacağını söyleyen Burnham, savunma harcamalarında Starmer döneminde verilen uluslararası taahhütleri koruyacağını da açıkladı.
Büyük vaat, eksik ayrıntı
Burnham’ın ilk konuşması, Starmer döneminin temkinli ve teknik dilinden belirgin biçimde farklıydı.
Not ve teleprompter kullanmadan konuşması, siyasetin başarısızlığını açıkça kabul etmesi ve konuşmasına evsizlik gibi somut bir toplumsal sorunla başlaması, yeni bir liderlik tarzı oluşturma çabasını gösterdi.
Buna karşılık iktidara geliş süreci, Burnham’ın kapsamlı bir liderlik yarışına ve ayrıntılı medya sorgulamasına tabi tutulmaması nedeniyle eleştiriliyor.
Burnham’ın başbakanlık öncesindeki önemli konuşmalarının ardından gazetecilerin sorularını sınırlı biçimde kabul ettiği, maliye politikası, olası vergi artışları ve erken seçim ihtimali gibi konularda yeterli ayrıntı vermediği belirtiliyor.
Bu nedenle Burnham’ın önündeki mesele yalnızca umut veren bir hikâye anlatmak değil. Manchester’daki bölgesel liderlik deneyimini merkezi hükümet ölçeğine taşıması, sosyal politikaları mali disiplinle bağdaştırması ve halkın günlük hayatında kısa sürede hissedilecek sonuçlar üretmesi gerekecek.
Burnham, Downing Street’e “Britanya’nın yeniden inanmaya başladığı anı” yaratma sözüyle girdi.
Bu iddianın bir siyasi dönüm noktasına mı, yoksa Britanya’nın son yıllardaki kısa süreli lider değişimlerinden bir yenisine mi dönüşeceğini, hayat pahalılığına ilişkin ilk kararlar ve yılın ilerleyen aylarında açıklanacak on yıllık plan belirleyecek.
Kaynaklar: BBC, The Guardian, Independent