İngiltere’de Starmer gidiyor, Burnham geliyor: İşçi Partisi’nde merkez siyaset yenildi mi?
HABER ANALİZ | İngiltere Başbakanı Keir Starmer, İşçi Partisi liderliğinden ayrılacağını ve yeni lider seçilene kadar başbakanlık görevini sürdüreceğini açıkladı. Starmer’ın yerine geçmesi beklenen isim Andy Burnham. Burnham’ın yükselişi İngiltere’de hayat pahalılığı, özelleştirilmiş kamu hizmetleri, bölgesel eşitsizlik ve seçmen kopuşu karşısında İşçi Partisi’nin daha müdahaleci, daha sosyal ve daha yerelci bir çizgiye yönelmesinin işareti.
Kısa Dalga - İngiltere’de iki yıl önce büyük bir seçim zaferiyle iktidara gelen Keir Starmer dönemi sona eriyor. Başbakan Keir Starmer, Downing Street önünde yaptığı açıklamada İşçi Partisi liderliğinden istifa edeceğini duyurdu. Yeni lider belirlenene kadar başbakanlık görevinde kalacak, ardından görevi halefine devredecek.
İngiltere’de Avam Kamarası’nda çoğunluğu elinde tutan partinin lideri başbakan oluyor. Bu nedenle İşçi Partisi yeni liderini seçtiğinde, o kişi genel seçim yapılmadan başbakanlık koltuğuna oturabilecek.
Starmer, konuşmasında partisi içinde kendisinin bir sonraki genel seçime liderlik edecek en doğru isim olup olmadığı sorusunun sorulduğunu, bu sorunun cevabını aldığını ve kararı “zarafetle kabul ettiğini” söyledi. Kral Charles ile sabah saatlerinde görüştüğünü belirten Starmer, İşçi Partisi yönetiminden liderlik takvimini belirlemesini istediğini açıkladı.
Bu takvime göre adaylık sürecinin 9 Temmuz’da başlaması, yarış olursa yeni liderin yaz tatili bitmeden belirlenmesi, parlamento eylülde yeniden açılmadan önce de yeni başbakanın göreve başlaması bekleniyor. Eğer Andy Burnham karşısına güçlü bir rakip çıkmadan liderliğe yürürse, geçiş daha da hızlanabilir.
Starmer’ın vedası: Büyük zaferden hızlı düşüşe
Starmer’ın açıklaması kişisel ve duygusal bir tondaydı. Başbakanlık için “ülkedeki en büyük iş” ifadesini kullandı, bundan sonra “en önemli işine”, yani ailesine daha fazla zaman ayıracağını söyledi. Eşi Victoria’ya ve çocuklarına teşekkür ederken duygulandığı görüldü.
Ancak bu duygusal veda, İngiltere siyasetindeki sert gerçeği değiştirmiyor: Starmer, 2024’te İşçi Partisi’ni iktidara taşıyan liderdi; ancak iktidardaki 2 yılında partisine yeni bir yön duygusu veremediği eleştirileriyle karşı karşıya kaldı.
Starmer’ın kendisi, İşçi Partisi’ni devraldığı döneme ilişkin savunmasında partiyi ekonomik güvenilirlik, savunma ve ulusal güvenlik başlıklarında yeniden iktidara hazır hale getirdiğini söyledi. Corbyn dönemiyle ilgili eleştirilerini de bu çerçevede dile getirdi. Ancak bu değerlendirme, Starmer’ın kendi siyasi anlatısının bir parçası olarak görülmelidir. İşçi Partisi içindeki herkes bu okumayı paylaşmıyor.
Asıl kriz, Starmer’ın muhalefette başarılı olduğu alanla iktidarda zorlandığı alan arasındaki farktan doğdu. Muhalefette “düzen”, “ciddiyet”, “istikrar” ve “yönetilebilirlik” vaat etmek seçimi kazandırdı. Fakat iktidarda seçmen daha fazlasını bekledi: Hayat pahalılığına somut çözüm, kamu hizmetlerinde iyileşme, yoksullaşmaya karşı daha güçlü sosyal politika ve ülkenin nereye götürüldüğüne dair açık bir hikâye.
Starmer bu hikâyeyi kuramadı.
Neden şimdi?
Starmer’ın istifasını hızlandıran gelişme, Andy Burnham’ın Makerfield ara seçimini kazanarak parlamentoya dönmesi oldu. Burnham, yıllardır Greater Manchester Belediye Başkanı olarak ulusal siyasetin dışında, ancak kamuoyunun yakından tanıdığı bir figürdü. Ara seçim zaferiyle yeniden Avam Kamarası’na girdi ve İşçi Partisi liderliği için fiilen en güçlü aday oldu.
Makerfield seçimi sembolik açıdan önemliydi. Burası İngiltere’nin kuzeyinde, işçi sınıfı kökleri güçlü bir bölge. Son yıllarda İşçi Partisi’nin geleneksel seçmeninin bir kısmı sağ popülist Reform UK’ye, bir kısmı da soldan Yeşiller’e yöneliyor. Burnham’ın bu bölgede açık farkla kazanması, İşçi Partisi içinde şu mesaj olarak okundu: Parti, Starmer’ın teknokratik merkez çizgisiyle seçmenle bağını yeniden kuramıyor; daha güçlü, daha halkçı ve daha ekonomik adalet merkezli bir dile ihtiyaç var.
Burnham da zaferini tam olarak böyle yorumladı. Sonucun İşçi Partisi için “değişmek adına son şans” olduğunu söyledi. Bu cümle, Starmer’e karşı açık bir liderlik meydan okuması olarak algılandı.
Andy Burnham kimdir?
Andy Burnham, İngiltere siyasetinde yeni bir isim değil. 2000’lerde İşçi Partisi hükümetlerinde bakanlık yaptı; sağlık, kültür ve hazine alanlarında görev aldı. 2015’te İşçi Partisi liderliği için yarıştı ama Jeremy Corbyn’e karşı kaybetti. Daha sonra Westminster siyasetinden uzaklaşıp Greater Manchester Belediye Başkanı oldu.
Burnham’ın asıl siyasi kimliği de bu dönemde şekillendi. Manchester ve çevresinde ulaşım, barınma, evsizlerle mücadele, yerel ekonomi ve kamu hizmetleri başlıklarında daha görünür, daha yerelci ve daha sosyal bir profil çizdi. Londra merkezli Westminster siyasetine mesafeli duran seçmenler için “bölgesel adalet” ve “kuzeyin sesi” imajı kazandı.
Bu yüzden İngiliz medyasında ona zaman zaman “King of the North” deniyor. Bu ifade resmi bir unvan değil; fakat Burnham’ın Londra dışındaki İngiltere’de kurduğu siyasi karşılığı anlatıyor.
Burnham’ın farkı, Starmer gibi yalnızca “ülkeyi daha iyi yönetme” iddiasıyla değil, ülkenin ekonomik modelini değiştirme vaadiyle öne çıkması.
Burnham’ın politikası: “Manchesterism” nedir?
Burnham’ın çevresinde şekillenen yeni çizgiye “Manchesterism” deniyor. Bu kavram, Manchester deneyiminden yola çıkarak İngiltere için daha yerelci, daha müdahaleci ve kamu hizmetlerini merkeze alan bir ekonomik model öneriyor.
Bu çizginin temel sorusu şu: İngiltere’de insanlar neden çalıştıkları halde yoksullaşıyor?
Burnham’a yakın isimlerin cevabı, yalnızca ücretlerin düşük olması değil. Enerji, su, kira, ulaşım, bakım hizmetleri ve temel ihtiyaçlar çok pahalı. Bu alanların önemli bir bölümü özelleştirme sonrası özel şirketler, karmaşık regülasyonlar ve yatırımcı beklentileri üzerinden yönetiliyor. Burnham çizgisine göre bu sistem, yurttaşların sırtına görünmeyen bir “özelleştirme primi” bindiriyor.
Yani insanlar yalnızca vergi ödemiyor; elektrik faturasında, su faturasında, tren biletinde, kirada ve bakım hizmetlerinde de özelleştirilmiş sistemin maliyetini ödüyor.
Burnham’ın vaadi, bu temel hizmetleri “kâr alanı” olmaktan çıkarıp “kamusal hak” olarak yeniden tanımlamak. Bu, her şeyi tek gecede kamulaştırmak anlamına gelmiyor. Burnham ve çevresi daha çok “public control” yani “kamu kontrolü” kavramını kullanıyor.
Kamulaştırma mı, kamu kontrolü mü?
İngiltere’de “kamulaştırma” kelimesi piyasalar ve merkez seçmen açısından hâlâ güçlü bir tartışma başlığı. Margaret Thatcher döneminden itibaren su, enerji, demiryolu ve diğer kamu hizmetleri büyük ölçüde özelleştirildi. Bu nedenle bu alanların yeniden kamuya geçirilmesi, hem ekonomik hem de hukuki ve siyasi açıdan büyük sonuçlar doğurabilir.
Burnham’ın dili bu yüzden dikkatli. Doğrudan “bütün sektörleri kamulaştıracağız” demiyor. Bunun yerine “temel hizmetlerde kamu kontrolü” diyor.
Bu ne anlama gelebilir?
Birincisi, mali olarak çökmüş ya da kamu yararını açıkça zedeleyen şirketlerde devletin özel idare yoluyla devreye girmesi. Örneğin, İngiltere’de su şirketleri uzun süredir yüksek borç, altyapı yetersizliği, fatura artışları ve çevre kirliliği nedeniyle eleştiriliyor. Burnham çizgisi, böyle şirketlerde devletin daha doğrudan rol almasını savunuyor.
İkincisi, devletin doğrudan kamu şirketleri kurarak özel şirketlerle rekabet etmesi. Bu modelde devlet, piyasayı tamamen ortadan kaldırmıyor; ama temel hizmetlerde fiyatı, kaliteyi ve yatırım yönünü etkileyecek kamusal aktörler yaratıyor.
Üçüncüsü, bazı şirketlerde “hisse karşılığı tahvil” gibi yöntemlerle mülkiyetin kademeli olarak kamuya devredilmesi. Bu formül, büyük bir peşin ödeme yapmadan kamu payını artırmayı hedefliyor. Ancak bunun ciddi yasal itirazlara, piyasa gerilimlerine ve uzun müzakerelere yol açması muhtemel.
Burnham’ın programı bu yönüyle klasik sol kamulaştırma ile Starmer’ın ihtiyatlı merkez çizgisi arasında yeni bir yer arıyor. Daha radikal bir kamu müdahalesi istiyor; ama bunu mali çerçeve ve uygulanabilirlik iddiasıyla birlikte sunmaya çalışıyor.
Starmer’ın bıraktığı boşluk: “Yönetmek” yetmedi
Starmer’ın düşüşünü anlamak için İşçi Partisi’nin 2024 zaferinin doğasına bakmak gerekiyor. İşçi Partisi o seçimde büyük sandalye çoğunluğu elde etti. Ancak bu çoğunluk, seçmenin İşçi Partisi’ne güçlü bir ideolojik bağlılık göstermesinden çok, Muhafazakâr Parti’ye duyulan yorgunluk ve öfkenin bir sonucuydu.
Boris Johnson skandallarla yıpranmıştı. Liz Truss’ın kısa başbakanlığı piyasalarda büyük sarsıntı yaratmıştı. Rishi Sunak ise Muhafazakâr Parti’yi toparlayamamıştı. İşçi Partisi bu ortamda “biz daha istikrarlı ve ciddi yönetiriz” mesajıyla kazandı.
Starmer hükümeti kira hakları, işçi hakları ve bazı sosyal politika başlıklarında adımlar attı. Fakat bunlar genel tabloyu değiştirmeye yetmedi. Emeklilere verilen kış yakıt desteği, sosyal yardım politikaları, refah reformu, göç dili ve ekonomi yönetimindeki kararsızlık görüntüsü hükümeti yıprattı.
Sağdan Reform UK, “göç ve düzen” söylemiyle İşçi Partisi’nin geleneksel işçi sınıfı bölgelerine yüklendi. Soldan Yeşiller ve İşçi Partisi’nin daha sol kanadı, Starmer’ı sosyal adalet, iklim, Filistin ve yoksulluk konularında yetersiz buldu. Starmer aynı anda iki yöne birden seçmen kaybetmeye başladı.
Burnham ne yapacak?
Burnham İşçi Partisi için cazip çünkü Starmer’ın kuramadığı bağı kurabileceğine inanılıyor. Daha duygusal, daha sade, daha sınıfsal bir dil kullanıyor. Londra elitlerinden çok Manchester, kuzey kentleri, eski sanayi bölgeleri ve hayat pahalılığı altında ezilen haneler üzerinden konuşuyor.
Reform UK’ye kayan seçmeni geri almak için de Burnham’ın daha uygun bir isim olduğu düşünülüyor. Çünkü Reform UK’nin yükselişi yalnızca göç meselesiyle açıklanamaz. Birçok seçmen için mesele aynı zamanda terk edilmişlik duygusu: “Londra bizi duymuyor”, “kamu hizmetleri çöktü”, “çalışıyoruz ama geçinemiyoruz”, “sistem bize değil şirketlere çalışıyor.”
Burnham bu duyguyu yakalıyor.
Fakat Burnham İşçi Partisi için riskli de. Çünkü “kamu kontrolü”, “özelleştirmeyi tersine çevirmek”, “temel hizmetleri hak olarak görmek” gibi vaatler piyasalar açısından belirsizlik yaratıyor. Su ve enerji şirketlerine müdahale, kamu borcu, yatırımcı güveni, tazminat davaları ve bütçe dengesi gibi konular yeni hükümetin önüne gelecek.
Bu nedenle Burnham’ın ilk sınavı yalnızca liderliği kazanmak olmayacak. Asıl sınav, büyük iddialarını uygulanabilir bir hükümet programına dönüştürmek olacak.
Yeni başbakan genel seçim yapmalı mı?
İngiltere’de hükümet partisi liderini değiştirince otomatik olarak genel seçim yapılması gerekmiyor. Muhafazakâr Parti de son yıllarda seçim yapmadan birden fazla başbakan değiştirdi. Theresa May’den Boris Johnson’a, Johnson’dan Liz Truss’a, Truss’tan Rishi Sunak’a geçişler bu sistem içinde gerçekleşti.
İşçi Partisi’nde de benzer bir süreç işleyecek. Parti çoğunluğu Avam Kamarası’nda devam ettiği sürece, yeni lider kral tarafından hükümeti kurmakla görevlendirilebilir.
Ancak siyasi meşruiyet tartışması ayrı. Burnham başbakan olursa muhalefet partileri, özellikle Reform UK ve Muhafazakârlar, “halkın seçmediği bir başbakan” söylemini kullanacaktır. Burnham’ın bu baskıyı azaltmak için ilk aylarda güçlü ve görünür bir program açıklaması gerekecek.
Bir başka deyişle Burnham’ın iktidarı, seçim sandığından değil İşçi Partisi içindeki liderlik sürecinden doğacak. Bu yüzden toplumsal meşruiyetini hızlı icraat ve net bir yön duygusuyla kurmak zorunda.
İngiltere’de lider krizi
Starmer’ın istifası, İngiltere’de son on yılın en büyük krizinin devamı. Brexit referandumundan bu yana İngiltere siyaseti sürekli başbakan değiştiriyor. David Cameron referandum sonrası gitti. Theresa May Brexit sürecini yönetemedi. Boris Johnson skandallarla düştü. Liz Truss ekonomi programıyla piyasaları sarstı ve haftalar içinde istifa etti. Rishi Sunak seçimi kaybetti. Şimdi Starmer, büyük bir seçim zaferinden iki yıl sonra görevden ayrılıyor.
Ekonomi uzun süredir düşük büyüme, yüksek yaşam maliyeti, konut krizi, bölgesel eşitsizlik ve kamu hizmetlerindeki yıpranma sorunlarıyla boğuşuyor. Seçmen sadakatleri zayıfladı. İşçi Partisi ve Muhafazakâr Parti’nin eski iki partili düzeni çözülüyor. Reform UK sağdan, Yeşiller soldan sistemi zorluyor.
Bu ortamda her başbakan çok kısa sürede tüketiliyor.
Starmer’in vaadi bu tükenmişliğe karşı istikrardı. Burnham’ın vaadi ise istikrardan fazlası: ekonomik modelde bir değişim.
Kolombiya'da seçimi Trump'ın desteklediği sağcı aday Abelardo de la Espriella kazandı
İngiltere'de Başbakan değişimi gündemde: Takvimde Ankara detayı
Kaynak: Haber Merkezi
Abone Ol
İyi gazetecilik posta kutunda!
Güncel haberler, haftalık ekonomi bülteni ve Pazar derginiz Plus’ı email olarak almak için abone olun.
