Onur Yaser Can davasında "adaletin kırıntısı": 4 polise 6’şar yıl hapis

Onur Yaser Can’ın intiharına yol açan süreçte belgeleri yok eden ve bozan polislerin yeniden yargılandığı davada mahkeme sanıklara 6'şar yıl hapis cezası verdi. Yargılama süresince bütün ailesini kaybeden Onur Yaser Can'ın kardeşi Ezgi Sevgi Can, kararın "adaletin sadece bir kırıntısı" olduğunu ve polislerin işkence suçundan da yargılanmaları gerektiğini söyledi.

Kısa Dalga - Onur Yaser Can’ı esrar satın aldığı için Haziran 2010’da gözaltında çıplak arama, işkence ve tehdide maruz bırakarak intihara sürüklenmesine yol açan narkotik polislerinin yeniden yargılandığı hüküm açıklandı. “Resmi belgeyi yok etme ve bozma” suçundan altışar yıl hapis cezasına çarptırılan polislere iyi hâl indirimi de uygulanmadı. Mahkeme, aslında Haziran 2023’te de aynı yönde karar vermişti; ancak hüküm, istinaf mahkemesi tarafından “iyi hâl indirimi” uygulanmadığı gerekçesiyle bozuldu.

İstanbul 41. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davaya Onur Yaser Can’ın kardeşi Ezgi Sevgi Can ve avukatları katıldı. Sanık polisler Muhammet Ongun, Onur Ülker ve Yunus Başay katılmadılar. Sanık polis Hakan Aydın da Bursa’dan Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla katıldı.

Sanık polislerin avukatı, bir önceki duruşmada “Heyete çok ciddi bir baskı var. Hakarete varacak sözler söyleniyor ve görmezden geliniyor” diyerek reddi hâkim talebinde bulunmuştu. Bugünkü duruşmada, heyetin bu talebi reddetmesine ilişkin kararına yapılan itirazın da reddedildiğini kayda geçirildi. Sonra Ezgi Sevgi Can’a söz hakkı verildi. Can, sanıkların savunmalarını kabul etmediğini belirterek şunları söyledi: “Sanıkların ‘hatırlamıyorum, bilmiyorum’ şeklindeki savunmaları ancak suçlu insanların vereceği yanıtlardır. Sanıklar eylemlerini iştirak halinde ve zincirleme olarak gerçekleştirmişlerdir ve bu eylemleri sonucunda 28 yaşında bir insan hayatına son vermiştir.”

Can, şikayetinin devam ettiğini ve sanıkların en üst hadden cezalandırılmalarını, indirim nedenlerinin de uygulanmamasını istedi. Can’ın avukatları da suçlama konusu eylem sayısının gözetilerek üst hadden ceza verilmesini, sanıkların iyi halli olmadıkları hususunun gerekçelendirilerek indirim uygulanmamasını talep etti.

Duruşma savcısı da bir önceki duruşmada açıkladığı mütalaasını tekrar etti. Savcı, yok edilen belgelerin “kamu görevlisi tarafından görevi gereği düzenlenen ve aynı zamanda içerik itibarıyla kamusal bir özellik arz eden belgelerden” olduğunu kaydetmişti. Bu belgelerin, aksi belirleninceye kadar geçerli olduğunu ve Onur Yaser Can hakkındaki soruşturma yönünden hukuki sonuç doğurmaya elverişli olduğunu aktarmıştı. Mütalaada, bu tür belgelerin ancak başka bir resmi belgeye ve tutanağa bağlanarak değiştirilebileceği, aksi halde kişilerin devlet organlarına ve resmi belge düzenleyen kurum ve kuruluşlara güven duymasının imkânsızlaşacağı vurgulanmıştı.

Sanık polis: “Olaydan soruşturmayla haberim oldu”

Daha sonra sanık tarafına söz hakkı verildi. SEGBİS’le bağlanan Hakan Aydın, “Evrakların hiçbirinde imzam yoktur. Bu olaydan savcılık soruşturması açıldığında haberim oldu” dedi ve beraatini talep etti.

Mahkemenin hükmü

Heyet, daha sonra hükmünü açıkladı. Suçun işleniş şekli, suç konusunun önemi ve değeri, meydana gelen neticenin ağırlığı, sanıkların kastlarının yoğunluğunu göz önünde bulunduran heyet, bu suçu işleyenlerin kamu görevlisi olmasını da artırım sebebi olarak değerlendirdi. Sanıkları 6'şar yıl hapis cezasına çarptıran heyet, pişman oldukları yönünde bir beyanları olmadığından iyi hâl indirimi uygulanmasına yer olmadığına hükmetti.

"Adaletin kırıntısı ama bizim için zafer"

Duruşmadan sonra bir açıklama yapan Ezgi Sevgi Can şunları söyledi:

"Burada adaletin biz sadece kırıntısından bahsedebiliriz. Çünkü yıllardır bu polislerin sadece resmî evrakta sahtecilikten değil, aynı zamanda işkence, cinsel taciz ve insanlık dışı uygulamalardan dolayı da yargılanması gerekiyordu. Bu on altı yıldır hiçbir mahkemede, hiçbir adli mercide yapılmadı ve bu yapılmadığı sürece, bu polisler işkence suçundan yargılanıp ceza almadığı sürece biz adaletten bahsedemeyiz. Ama yine de bugün önemli bir kazanımdır. Onur Yaser davası için, polis şiddetine, işkenceye karşı verilen hak mücadelesi için, Türkiye için, Türkiye'deki bu hak mücadeleleri adına önemli bir kazanımdır bugün verilen, buradan çıkan karar. Emsal bir karardır ve bu cezasızlık döngüsünün bir nebze de olsa kırıldığı bir gündür bugün. Bir zaferdir aslında bizim için.

Maalesef annem ve babam bugünü göremediler. Onların emekleri sayesinde bu sonuç bugün buradan çıktı. Bir yerlerden görüyorlar ama ben buna eminim. Ve biraz olsun orada, oldukları o yerde bu karar sayesinde huzur bulacaklar. Ben buna da inanıyorum.

"İşkenceden de yargılanacakları günü göreceğiz"

Bu akşam rahat bir uyku uyuyabileceğim ve bu dayanışma sürdükçe bu ülke daha demokratik bir yer olmaya başlayacak.

İşkenceyle ilgili bir yargılama olması için elimizden gelen bütün gücümüzü kullanıyoruz. Ve bu polisler, dediğim gibi, asıl suçları, yani tabii ki resmi evrakta sahteciliği işlediler; bunu ben başından beri söylüyorum. Onur Yaser Can'a yapılan işkence ve insanlık dışı muamelelerle ilgili bir suçtu bu da zaten. Dolayısıyla zaten o yüzden de üst sınırdan ceza aldı bu sanıklar. İşkenceden de aynı şekilde yargılanacakları günü biz burada, bu adliyede göreceğiz."

Ne olmuştu?

1982 doğumlu Onur Yaser Can, 2 Haziran 2010’da narkotik polisi tarafından gözaltına alındı. İfadesi alınırken ne ailesine ne de avukatına haber verildi. Gözaltında usulsüz bir şekilde çıplak aramaya maruz bırakıldı, ifadeleri ise işkence ve baskı altında alındı. İfadesinin alınmasından sonra doktor muayenesine götürüldüğünde, polisler onu doktorla yalnız bırakmadı. Serbest bırakıldıktan bir gün sonra yeniden emniyete çağrıldı. Polisler, daha önce düzenledikleri ifade tutanaklarını iptal etti ve Can’ın aleyhinde ifadeler içeren yeni ifade tutanaklarını okumasına izin vermeyerek imzalattı.

Can, ifadesinin bir kopyasını almak icin avukatı aracılığıyla emniyete gittiğinde, avukat, dosyada gizlilik kararı olduğu gerekçesiyle saatlerce bekletildi ve ısrarlı talepleri sonucu kendisine verilen ifadede, Can’in ifadesini aldığı iddia edilen polisin imzasının olmadığını gördü. Can emniyete üçüncü kez ifade vermek için çağrıldı. Emniyete gitmesi gereken günün akşamı yaşamına son verdi.

Onur Yaser Can, ardında bıraktığı mektupta çırılçıplak soyularak uzun süre duvara donuk bekletildiğini, bu sırada sözlü hakarete uğradığını, kendisine polise yalvaran gençlerin sesleri dinletilerek muhbirlik yapmasının istendiğini anlatıyordu.

Can’ın ölümünden sonra anne Hatice Can da 2014’te oğlu gibi yaşamına son verdi, baba Mevlüt Can da sağlık sorunları sebebiyle 2019’da yaşamını yitirdi. Aileden geriye yalnızca Onur Yaser Can’ın kardeşi Ezgi Sevgi Can kaldı.

Yargılama süreci

Can ailesi, Onur Yaser Can’ı intihara sürükleyen süreçten sonra tüm hukuki yollara başvurdu, ancak sorumlu polis ve amirleri hakkında “işkence ve kötü muamele” ile “cinsel saldırı” suçlarından takipsizlik kararı verildi. Resmi belgede sahtecilikten sadece iki polis hakkında dava açıldı. İstanbul 6. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın sonucunda polislere Ekim 2019'da “sahte resmi belge düzenleme” ve “resmi belgeyi bozmak veya yok etmek” suçlarından toplam 6 yıl 5 ay 15’er gün hapis cezası verildi.

Mahkeme, bu kararla birlikte, Can’ın ifade ve evraklarını değiştiren beş polis ve amirleri ile ilgili suç duyurusunda bulunmuşsa da, valilik polislerin soruşturulmasına izin vermemişti. Can ailesinin avukatının karara itiraz etmesi üzerine istinaf mahkemesi talebi kabul etti ve 11 yıl sonra polislere yargılanma yolu açıldı.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı da Can’ın gözaltına alınması sırasında görev yapan, ölümünün ardından belgeleri değiştiren 4 polis ve bu konudaki belgeleri yok etmekle suçlanan bilirkişi hakkında iddianame düzenledi. İddianamede, şüpheli polislerin Onur Yaser Can’ın gözaltına alınması ve salıverilmesi ile ilgili belgelerde değişiklik yaptıklarının saptandığı, bilirkişinin de imaj kayıtlarını yok ederek aynı suçu işlediği belirtildi. Dört polis ile bir bilirkişiye “kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği”, “resmi belgeyi bozma, yok etme veya gizleme” suçlamaları yöneltildi.

İstanbul 41. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen bu davanın sonucunda 5 Haziran 2023’te hüküm açıklandı ve tutuksuz olarak yargılanan dört polise “resmi belgeyi bozmak, yok etmek veya gizlemek” suçundan 6 yıl hapis cezası verildi. İşkenceyle ilgili polisler hakkında suç duyurusunda bulunmayan ve hüküm kurmayan heyet, topu başsavcılığa attı. Bilirkişi hakkındaysa beraat kararı verildi.

Sanıklar hakkındaki mahkûmiyet kararının ardından 22 Temmuz 2024’te İstanbul 8. Sulh Ceza Hâkimliği, Fatih Cumhuriyet Başsavcılığının şüpheli polisler hakkında “işkence”, “cinsel saldırı”, “intihara sürükleme” ve “evrakta sahtecilik” suçlarından verdiği takipsizlik kararını kaldırdı. Hâkimlik, İstanbul 41. Ağır Ceza Mahkemesi, kararı yeni delil olarak kabul etmişti. Bu sayede polis ve amirlerin bu suçlardan yargılanmasının önü açıldı.

Takipsizlik kararının kaldırılmasından 4 ay sonra, 7 Kasım 2024’te bu defa istinaf mahkemesi, ağır ceza mahkemesinin hükmüyle ilgili itirazları değerlendirdi. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 18. Ceza Dairesi, polisler hakkında takdiri indirim sebeplerinin uygulanmamış olması nedeniyle karar gerekçelendirilmemesini bozma sebebi olarak gördü.

Onur Yaser Can’ın ölümünden sonra polisler Salih Bahar ve Soner Gündoğdu hakkında da İstanbul 6. Ağır Ceza Mahkemesi’nde “resmi evrakta sahtecilik” suçundan dava açılmıştı. Bu davada polisler 2019 yılında 6 yıl 5 ay 15’er gün hapse mahkûm edilmişti. Yargıtay, bu davayla ilgili incelemesini geçtiğimiz yıl yaptı ve hükmü kısmen bozdu. Yargıtay 11. Ceza Dairesi, sanık polislere resmî belgede sahtecilik suçundan verilen cezayı onadı, ancak “resmî belgeyi bozmak, yok etmek ve gizlemek” suçundan verilen cezayı bozdu. Bozma gerekçesi, bu suçlamaların iddianamede yöneltilmemiş olmasıydı. Bozma kararı sebebiyle Aralık 2025’te yapılan yeniden yargılama duruşmasında mahkeme, Yargıtay kararına uyulmasına hükmetti. “Resmi belgeyi bozmak, yok etmek ve gizlemek” iddiasıyla ilgili suç duyurusunda bulunulmasına karar veren mahkeme, işkence ve intihara sürükleme iddialarına ilişkin suç duyurusunda bulunulması talebini ise reddetti.

İşkence soruşturması devam ediyor

Onur Yaser Can’ın kardeşi Ezgi Sevgi Can ve avukatları, yıllara yayılan bu adalet mücadelesinde Onur Yaser Can’ı intihara sürükleyen polislerin işkence suçundan da yargılanması gerektiğini söylüyor. Bu suçlamayla ilgili İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı bir soruşturma yürütüyor ve soruşturma kapsamında İstanbul 41. Ağır Ceza Mahkemesi’nin bugün mahkûm ettiği dört polisin şüpheli olduğu biliniyor.

Gündem Haberleri