İntihara sürükleyen işkence: Belgeleri imha eden polislere 7.5 yıla kadar hapis istemi
CANAN COŞKUN
Onur Yaser Can’ı esrar satın aldığı için Haziran 2010’da gözaltında çıplak arama, işkence ve tehdide maruz bırakarak intihara sürüklenmesine yol açan narkotik polislerinin yeniden yargılandığı davada savcı esas hakkındaki mütalaasını açıkladı. Polislerin Can’ın ilk alınan ifadesini ve tutanakları imha ettiğini belirten savcı, polislerin bu belgeleri neden yok ettiğiyle ilgili herhangi bir değerlendirmede bulunmadı.
İstanbul 41. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yeniden görülen davada Can’ın gözaltına alınması sırasında görev yapan, ölümünün ardından belgeleri değiştiren dört polis ve bu konudaki belgeleri yok etmekle suçlanan bir bilirkişi yargılanıyor. Sanıklar, dönemin İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’nın soruşturmaya izin vermemesi kararının mahkemece kaldırılmasıyla Eylül 2022’de sanık sandalyesine oturtulmuştu. Haziran 2023’te yargılama sonunda dört sanık polise “resmi belgeyi bozmak, yok etmek veya gizlemek” suçundan altışar yıl hapis cezası verildi. İşkenceyle ilgili polisler hakkında suç duyurusunda bulunmayan ve hüküm kurmayan heyet, dosyayı bu suçlama yönünden başsavcılığa göndermeye karar verdi. Söz konusu mahkûmiyet, istinaf mahkemesince sanıklara iyi hal indirimi uygulanmadığı gerekçesiyle bozuldu ve dava yeniden görülmeye başlandı.
“Kurumlara güven imkânsızlaşır”
Duruşma savcısı da yeniden yapılan yargılama kapsamında 16 Şubat’ta esas hakkındaki mütalaasını mahkemeye gönderdi. Savcı, yok edilen belgelerin “kamu görevlisi tarafından görevi gereği düzenlenen ve aynı zamanda içerik itibariyle kamusal bir özellik arz eden belgelerden” olduğunu kaydetti. Bu belgelerin aksi belirleninceye kadar geçerli olduğu, Onur Yaser Can hakkındaki soruşturma yönünden hukuki sonuç doğurmaya elverişliği olduğu belirtildi. Savcı, bu tür belgelerin ancak başka resmi belgeye ve tutanağa bağlanarak değiştirilebileceğini, aksi halde kişilerin devlet organlarına resmi belge düzenleyen kurum ve kuruluşlara güven duymasının imkânsızlaşacağını aktardı.
Savcı, davada yargılanan polislerden Yunus Başay, Muhammet Ongun ve Onur Ülker’in Onur Yaser Can ile ilgili soruşturmanın başında bulunduğunu ve belgelerde imzalarının yer aldığını kaydetti. Mütalaada, bu belgelere dayanılarak Onur Yaser Can hakkında iddianame hazırlandığı belirtildi.
Mütalaada, Onur Yaser Can’ın intihara sürüklenmesi olayıyla bağlantılı olarak “resmi evrakta sahtecilik” suçundan başka mahkeme tarafından cezalandırılan polis Soner Bahadır’ın ise evraklarda değişiklik yapılması talimatını bu davada yargılanan Hakan Aydın’dan aldığı aktarıldı.
Onur Yaser Can’ın emniyete tekrar çağrılarak şubenin alt bölümünde sonradan hazırlanan belgelere imza attırıldığının somut olduğunu kaydeden savcı, ilk ifade ve tutanakların imha edildiğini aktardı. Onur Yaser Can’ın intihar notunda da belirttiği gibi ifade ve tutanaklardaki değişikliklerin sanıklar tarafından yapıldığını belirten savcı, sanıkların zincirleme bir şekilde “resmi belgeyi bozma” suçunu işlediklerini savundu. Savcı, tüm bu imha, değişiklik, bozma ve yok etme eylemlerinin neden işlendiğiyle ilgili hiçbir yorum ve değerlendirmede bulunmadı.
Araç suç: Resmi belgeleri yok etme
Onur Yaser Can’ın kardeşi Ezgi Sevgi Can ve avukatları mütalaaya karşı mahkemeye bir beyan dilekçesi sundu. Dilekçede, söz konusu belgelerin ve kayıtların yok edilmesi eyleminin sanıklar tarafından işlenen işkence, kötü muamele ve onur kırıcı davranışları örtbas etmek ve yürütülen uyuşturucu operasyonuna yönelik referans isim ve bilgileri eklemek amacıyla işlenen bir “araç suç” olduğu aktarıldı. Resmi kayıtların sistematik bir şekilde ortadan kaldırılması ve gerçeğe aykırı olarak yeniden düzenlenmesinin, Onur Yaser Can’ın soruşturma işlemlerini yapan ekibin başka bir ekipmiş gibi gösterilmesi kurgusuna hizmet ettiği kaydedildi. Böylece, Onur Yaser Can üzerinde yakalama ve devamında kurulan baskının ve hukuka aykırı sorgu yöntemlerinin delillerinin yok edilmesinin hedeflendiği aktarıldı. Dilekçede, Can’ın ifadesine iradesi dışında ekleme yapılarak onu kullanmaya ve sonrasında şüphe altında bırakılarak baskı ve tehdidin devam etmesine neden olduğu ve sonucunda intihara sürüklenmesine sebep olduğu vurgulandı. Onur Yaser Can’a sonradan imzalatılan belgelerin bir örneğinin kendisine verilmemesinin de sanıkların kastını desteklediği belirtildi. Belgelerin yok edilmesi eyleminin işkence, kötü muamele ve onur kırıcı davranışların devamı, tehdit ve baskı yoluyla intihara sürükleme suçlarının da öncülü niteliğinde olduğu ve bu suçlardan bağımsız değerlendirilemeyeceği aktarıldı.
“İyi hal indirimi” değerlendirmesi
Ezgi Sevgi Can ve avukatları, istinaf mahkemesinin bozma gerekçesi olan “iyi hal indirimi verilmemesi” ile ilgili de değerlendirmelerde bulundular. Sanıkların kamu görevlisi olmalarının onlara topluma örnek olma ve hukuka sadakat yükümlülüğü yüklendiği belirtilen dilekçede, bu yükümlülüğün ihlal edilerek suç işlenmesinin indirim uygulanmamasını zorunlu kıldığı aktarıldı. Dilekçede, kamu görevlisinin nüfuzunu kötüye kullanarak işlediği bu tür suçlarda iyi hal indirimine yer verilmemesi gerektiği anlatıldı.
Onur Yaser Can’ın annesi Hatice Can ve babası Mevlüt Can’ın da bu hukuksuz süreçlerin yarattığı elem ve keder sonucu hayatlarını kaybettikleri hatırlatılan dilekçede, bu durumun sanıkların işlediği suçun sosyal ve insanî sonuçlarının ağırlığını ortaya koyduğu belirtildi. Bu denli ağır neticelere yol açan bir fiilin faillerine iyi hal indirimi tanınmasının ceza adaletine ve hakkaniyet ilkesine açıkça aykırılık oluşturacağı vurgulandı.
“Rehabilitasyon potansiyelleri yok”
Dilekçede, sanıkların Onur Yaser Can’ın sorgulandığı odasının kamera kayıtlarını imha ettiği, İstanbul 6. Ağır Ceza Mahkemesi’nde daha önce yapılan yargılama sırasında Narkotik Büro’dan gönderilen imajlarda yapılan bilirkişi incelemesine göre, Onur Yaser Can’a ait belgelerin önemli kısmına ulaşamadığı, kayıtların silindiği veya değiştirildiği aktarıldı. Can ve avukatlarına göre, bu durum sanıkların bu süreçte Narkotik Büro’da görev yapmaya devam ettiğini, suçun delillerini gizleme iradelerinin yargılama aşamasında da sürdüğünü gösteriyor. Dilekçede bununla ilgili “Bu durum, sanıkların rehabilitasyon potansiyelinin olmadığını ve topluma karşı duyarsızlıklarını göstermektedir” yorumu yapıldı.
İstanbul 41. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 27 Şubat Cuma günü görülecek duruşmada sanıklar hakkındaki hükmün açıklanması bekleniyor.
Ne olmuştu?
1982 doğumlu Onur Yaser Can, 2 Haziran 2010’da narkotik polisi tarafından gözaltına alındı. İfadesi alınırken ne ailesine ne de avukatına haber verildi. Gözaltında usulsüz bir şekilde çıplak aramaya maruz bırakıldı, ifadeleri işkence ve baskı altında alındı. İfadesinin alınmasından sonra doktor muayenesine götürüldüğünde, polisler onu doktorla yalnız bırakmadı. Serbest bırakıldıktan bir gün sonra yeniden emniyete çağrıldı. Polisler, daha önce düzenledikleri ifade tutanaklarını iptal etti ve Can’ın aleyhinde ifadeler içeren yeni ifade ve tutanakları okumasına izin vermeyerek imzalattı.
Can, ifadesinin bir kopyasını almak icin avukatı aracılığıyla emniyete gittiğinde, avukat, dosyada gizlilik kararı olduğu gerekçesiyle saatlerce bekletildi ve ısrarlı talepleri sonucu kendisine verilen ifadede, Can’in ifadesini aldığı iddia edilen polisin imzasının olmadığını gördü. Can emniyete üçüncü kez tekrar ifade vermek için çağrıldı. Emniyete gitmesi gereken günün akşamı yaşamına son verdi.
Onur Yaser Can, ardında bıraktığı mektupta çırılçıplak soyularak uzun süre duvara donuk bekletildiğini, bu sırada sözlü hakarete uğradığını, kendisine polise yalvaran gençlerin sesleri dinletilerek muhbirlik yapmasının istendiğini anlatıyordu.
Can’ın ölümünden sonra anne Hatice Can da 2014’te oğlu gibi yaşamına son verdi, baba Mevlüt Can da sağlık sorunları sebebiyle 2019’da yaşamını yitirdi. Aileden geriye yalnızca Onur Yaser Can’ın kardeşi Ezgi Sevgi Can kaldı.
Yargılama süreci
Can ailesi, Onur Yaser Can’ı intihara sürükleyen süreçten sonra tüm hukuki yollara başvurdu, ancak sorumlu polis ve amirleri hakkında “işkence ve kötü muamele” ile “cinsel saldırı” suçlarından takipsizlik kararı verildi. Sadece iki polis hakkında resmi belgede sahtecilikten dava açıldı. İstanbul 6. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın sonucunda polislere Ekim 2019'da “sahte resmi belge düzenleme” ve “resmi belgeyi bozmak veya yok etmek” suçlarından toplamda 6 yıl 5 ay 15’er gün hapis cezası verildi.
Mahkeme, bu kararla birlikte, Can’ın ifade ve evraklarını değiştiren beş polis ve amirleri ile ilgili suç duyurusunda bulunmuşsa da, valilik polislerin soruşturulmasına izin vermemişti. Can ailesinin avukatının karara itiraz etmesi üzerine istinaf mahkemesi talebi kabul etti ve 11 yıl sonra polislere yargılanma yolu açıldı.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı da Can’ın gözaltına alınması sırasında görev yapan, ölümünün ardından belgeleri değiştiren dört polis ve bu konudaki belgeleri yok etmekle suçlanan bilirkişi hakkında iddianame düzenledi. İddianamede, şüpheli polislerin Onur Yaser Can’ın gözaltına alınması ve salıverilmesi ile ilgili belgelerde değişiklik yaptıklarının saptandığı, bilirkişinin de imaj kayıtlarını yok ederek aynı suçu işlediği belirtildi. Dört polis ile bir bilirkişiye “kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği”, “resmi belgeyi bozma, yok etme veya gizleme” suçlamaları yöneltildi.
İstanbul 41. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen bu davanın sonucunda ise 5 Haziran 2023’te hüküm açıklandı ve tutuksuz olarak yargılanan dört polise “resmi belgeyi bozmak, yok etmek veya gizlemek” suçundan altı yıl hapis cezası verildi. İşkenceyle ilgili polisler hakkında suç duyurusunda bulunmayan ve hüküm kurmayan heyet, topu başsavcılığa attı. Bilirkişi hakkındaysa beraat kararı verildi.
Sanıklar hakkındaki mahkûmiyet kararının ardından 22 Temmuz 2024’te İstanbul 8. Sulh Ceza Hâkimliği, Fatih Cumhuriyet Başsavcılığının şüpheli polisler hakkında “işkence”, “cinsel saldırı”, “intihara sürükleme” ve “evrakta sahtecilik” suçlarından verilen takipsizlik kararını kaldırdı. Hâkimlik, İstanbul 41. Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararını yeni delil olarak kabul etmişti. Bu sayede polis ve amirlerin bu suçlardan yargılanmasının önü açıldı.
Takipsizlik kararının kaldırılmasından dört ay sonra 7 Kasım 2024’te bu defa istinaf mahkemesi ağır ceza mahkemesinin hükmüyle ilgili itirazları değerlendirdi. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 18. Ceza Dairesi, kararında sanık polis Zafer Kökdemir hakkındaki beraat kararının hukuka uygun olduğunu belirtti. Sanık polisler Hakan Aydın, Muhammet Ongun, Onur Ülker ve Yunus Başay hakkında hüküm kurulmasına yer olmadığı kararının usule uygun olmadığını, “yeni delil bulunmaması” sebebiyle düşme kararı verilmesi gerektiğini aktardı. Daire’nin bir diğer dikkat çekici kararı da polisler hakkında takdiri indirim sebeplerinin uygulanmamış olmasını bozma sebebi yapmasıydı. Bu da polislere verilen cezada altıda bir oranda indirime gidilmesinin yolunu açtı.
Onur Yaser Can davası: Dokuz yıl süren ilk yargılamanın bir kısmı sil baştan
Onur Yaser Can davası: İşkence yapan polisler duruşmaya katılmadı
Kaynak:Haber Merkezi
Abone Ol
İyi gazetecilik posta kutunda!
Güncel haberler, haftalık ekonomi bülteni ve Pazar derginiz Plus’ı email olarak almak için abone olun.