GÜLSEVEN ÖZKAN
İstanbul Başakşehir’de bir ortaokulda bir öğrencinin yaşamını yitirdiği bıçaklı saldırı, okullarda güvenlik ve şiddet tartışmasını yeniden gündeme getirdi. Son aylarda Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’taki okul saldırılarının yanı sıra Osmaniye’de bir öğretmenin okul bahçesinde öldürülmesi de benzer endişeleri gündeme taşımıştı. Olayların nedenleri ve koşulları farklılık gösterirken, 2026’da yayımlanan dört akademik araştırma, okulun denetlenmesinden akran zorbalığının fark edilmesine, öğrencilerin şiddeti algılama biçimlerinden rehberlik hizmetlerinin kapasitesine kadar okullarda güvenlik ve şiddetin önlenmesine ilişkin farklı katmanları ele alıyor, şiddet öencesi okul iklimine, sorun ve çözümlere ışık tutuyor.
Dört araştırmanın kesiştiği yer “olaydan önce okul” oldu
Dört araştırma birbirinden farklı gruplarla ve farklı yöntemlerle yapılmış olsa da okul ikliminin farklı yönlerini gösterdi. İlk araştırma, denetimin nasıl yapıldığına bakılırken ikinci araştırma, öğretmenin zorbalığı nasıl tanıyıp müdahale ettiğini ortaya koydu. Üçüncü araştırma, öğrencilerin, öğretmenlerin ve velilerin şiddetin görünmeyen biçimlerini ne ölçüde fark ettiğini gösterdi. Dördüncü araştırma ise bütün bunların arasında yer alan rehberlik ve psikolojik danışmanlık mekanizmasının kapasitesini ve karşılaştığı yapısal sorunları ortaya koydu.
Araştırmalarda yer alan sonuç bölümlerin ortak nokta yer aldı. Okul güvenliğinin yalnızca kapıda alınacak önlemlerden veya bir saldırı gerçekleştikten sonra uygulanacak müdahalelerden ibaret olmadığını gösteren farklı veriler sundu. Denetim, öğretmen müdahalesi, aile iş birliği, rehberlik hizmetleri ve şiddetin görünmeyen biçimlerini tanıma kapasitesi aynı okul ikliminin farklı parçaları olarak ortaya çıktı.
Araşmalara göre, sorun "sadece saldırı anında güvenliği sağlamak değil; öğrencinin dışlandığı, zorbalığa uğradığı, psikolojik baskı yaşadığı veya sorununu anlatamadığı anı saldırıya dönüşmeden önce fark edebilecek bir okul sistemi kurabilmek” şeklinde.
Denetim var, ancak okullar arasında uygulama farklılaşıyor: “Askeriyedeki albayın gelmesi gibi”
Hüseyin Çakır ve Prof. Dr. Şefika Şule Erçetin’in Milli Eğitim dergisinde yayımlanan araştırmasında 2023-2024 eğitim öğretim döneminde Trabzon’daki farklı okul türlerinde görev yapan, en az 10 yıllık müdürlük deneyimine sahip 15 okul müdürüyle görüşüldü.
Araştırmanın temel sonuçlarından biri, okul denetiminin sembolik anlamının “kontrol” olduğuna, rehberlik işlevinin ise daha çok olması gereken bir rol olarak kaldığına işaret etti. Araştırmaya göre denetim uygulamaları okul müdürleri arasında da farklı olduğu görüldü.
Müdürlerin öğretmenleri müfettişlerden daha yakından tanımasının daha bütünlüklü değerlendirme sağlayabileceği belirtilirken, bu yakınlık aynı zamanda kişisel değerlendirmelerin ve ilişkilerin nesnelliği etkileyebilmesi riskini taşıdığı ifade edildi. Bireysel ilişkiler, sendikal düşünceler, ön yargılar denetim sürecini etkilediği ve kaygılara neden olduğu vurgulandı. Bu durumda objektif yaklaşmak mümkün olmadığı ifade edildi. Müdürlerin ders denetimi konusunda da ortak bir uygulama biçimine sahip olmadığı görüldü. Bazı müdürler bütün öğretmenleri gözlemlerken bazıları seçici davrandığı, bazıları ise denetimci gelmediği için denetimi ertelediği veya yapmadığı bulgusu yer aldı. Bir müdür ise bu konuda gerekli donamına ihtiyaç olduğunu savundu.
Müfettiş askerdeki albaya benzetildiğini örneği verilen araştırmada, bir müdürün okula gelen müfettiş kaygıya neden olduğunu, “Teftiş bitip müfettiş gittiğinde herkes bi ‘oh, dünya varmış’ şeklinde rahatladığını” sözleriyle dile getirdi.
Araştırmada müfettişlerin dışarıdan ve daha bağımsız bir bakış sunması bir avantaj olarak değerlendirilirken, denetim süresinin kısalığı ve müfettiş sayısının yetersizliği gibi sorunlara da dikkat çekildi. Okul müdürlerinin iş yoğunluğu da süreci olumsuz etkilediği de ifade edildi.
Zorbalıkta öğretmenin karşısındaki en büyük sorun aile
Semihcan İşyar ve Doç. Dr. Osman Aslan’ın yaptığı araştırma ise okul içindeki akran zorbalığına odaklandı.
Araştırma Ağrı’da görev yapan 59 sınıf öğretmeni üzerinden yürütüldü. Öğretmenlerin zorbalık tanımlarında en sık fiziksel zorbalık öne çıkarken, bunu sözlü ve sosyal/duygusal zorbalık izliyor. Ancak ilişkisel ve siber zorbalık gibi örtük türlerde farkındalıkların daha az olduğu görüldü.
Öğretmenlerin zorbalık vakalarına müdahalede en sık başvurduğu yöntem ise sözlü uyarı oldu. Bunu empati geliştirme, aileyle iletişim, rehberlik servisine yönlendirme ve farkındalık, sınıf içi etklinlijker gibi çalışmaları izledi. Uzman desteği ise alt sıralarda kaldı. Yaptırım ve disiplin uygulamlarında ceza ve uyarıya daha çok başvurulurken ödül ve ceza daha sınırlı kaldı.
Ancak öğretmenlerin karşılaştıkları güçlüklerde aile/veli kaynaklı sorunlar ilk sırada yer aldı. Velinin sorunu kabul etmemesi, ilgisizlik, aile desteği eksiliği, aile tutumu kaynaklı güçlüklerin payı yüzde 42,62 oldu. Ardından okul ve çevre kaynaklı kalabalık sınıf, olumsuz çevre, rehberlik desteği eksiliği gibi sorunlar ile umursama, tehdit gibi öğrenci kaynaklı sorunlar geldi. Evde görülen davranışların tekrar edildiği de görüldü. Yanlış tutum ve model alma, şiddet ve hatalı müdehale de şeklinde aile davranışı da olduğu tespit edildi.
Araştırmada öğretmenlerin önemli bir bölümü velilerin çocuğun zorbalığa karıştığını kabul etmemesi ya da savunmacı davranması nedeniyle iş birliği kurmakta zorlandıklarını ifade etti. Öğretmenlerin yalnızca yüzde 8’i sorun yaşamadığını bildirdi.
Öğretmenlerin önerilerinde ise pratik ve vaka temelli eğitimler, etkili müdahale yöntemleri, zorbalık türlerini tanıma ve siber zorbalık konusunda farkındalık öne çıktı. Uzman eğitimleri, tiyatro gibi etkinlikler, sportif aktiviteler gibi okul uygulamalarına da değinildi.
Rehberlik servisi okul ikliminin “amiral gemisi” ama yük ağır
Ali Rıza Yavrutürk’ün Buca Eğitim Fakültesi Dergisi'nde yayımlanan çalışmasında, Orta Karadeniz Bölgesi’ndeki bir ilde görev yapan 14 psikolojik danışmanla görüşüldü.
Psikolojik danışmanlar rehberlik hizmetlerinin güçlü yanlarını yalnızca akademik başarıyla sınırlamadı. Bireysel destek, psikolojik iyi oluş, sosyal ve duygusal gelişim, akran desteği ve okul ikliminin iyileştirilmesi öne çıkan başlıklar arasında yer aldı.
Bir psikolojik danışman rehberlik servisinin okul iklimindeki rolünü, “okul iklimini iyileştirme konusunda amiral gemi” sözleriyle tanımladı. Bir başka katılımcı ise okul atmosferinin olumlu olmasında rehberlik servisinin en önemli faktörlerden biri olduğunu söyledi. Ancak araştırma, rehberlik servislerinin önündeki sorunların da çok katmanlı olduğunu gösterdi.
Psikolojik destekte hangi sorunlarla karşılaşılıyor?
Psikolojik danışmanların dile getirdiği güçlüklerde eğitim ve okul kaynaklı sorunlar ilk sırada yer aldı. Bunun içinde akademik sorun, disiplin sorunu ve okul ortamıyla ilgili sorun yer aldı. Bireysel ve kişisel sorunlar, bürokratik ve yasal engeller de ifade edildi. Aile içindeki sorunların, sosyal çevrede yaşanan iletişim problemleri ile karşılaşıldığı dile getirildi.
“Rehberlik servisi ceza verilen bir yer olarak görülüyor”
Araştırmada bazı psikolojik danışmanlar, rehberlik servisinin hala öğrencinin bütüncül gelişimini destekleyen bir alan olmaktan çıkarılıp disiplin veya yalnızca akademik başarı üzerinden değerlendirilebildiğine dikkat çekti. Bir eğitimci, “rehberlik servisi başarıyı birden artırabilecek elinde sinirli değnek olan bie yer olarak görülüyor” dedi.
Bir katılımcı, “Rehberlik servisi ceza verilen bir yer olarak görülmektedir” derken, başka bir katılımcı bazı yönetici ve öğretmenlerin rehberliği yalnızca “kural koyan ve öğrencilere ders çalışma programının hazırlandığı” bir alan olarak gördüğünü ifade etti.
Eğitimciler uygulamada mevzuat sorunları ile karşılaşıldığını da belirtti. Hukuki açıdan yeterince desteklenmediği ifade edildi.
Psikolojik danışmanlar: Aile ve personel desteği şart
Araştırmada rehberlik hizmetlerinin güçlendirilmesi için verilen öneriler de dikkat çekici. 14 psikolojik danışmanın tamamı aile katılımının artırılmasını önerdi. Eğitimciler, danışman sosyal destek ağlarının güçlendirilmesini, uzman desteği sağlanmasını, personel sayısının artırılmasını, denetimlerin eksiksiz yapılmasını, bütçenin arttırılması, teknolojik ve sosyal destek mekanizmalarını dile getirdi. Rehberlik hizmetlerinin yaygınlaştırılması da öneriler arasında yer aldı. Hizmetiçi eğitimlere vurgu yapıldı. Bir eğitimci“ PDR sadece danışman odası ile sınırlı kalmamalı” görüşünü dile getirdi.
Çalışmada ayrıca bir psikolojik danışmana düşen öğrenci sayısının yüksek olmasının bireyselleştirilmiş hizmet sunumunu zorlaştırdığı belirtildi. Araştırmanın önerileri arasında rehberlik kadrolarının artırılması ve uzmanlar arasındaki görev dağılımının daha dengeli hale getirilmesi de yer aldı.
Fiziksel şiddet görülüyor, görünmeyen şiddet kayboluyor
Murat Uyar, Mesut Yıldız, Ahmet Seyhan, Bilal Coşan ve Sertaç Ercan tarafından Balıkesir’de 543 kişiyle gerçekleştirilen araştırmada ise veli, öğretmen ve lise kademesindeki öğrencilerin şiddeti nasıl algıladığı karşılaştırıldı.
Araştırmaya 236 veli, 85 öğretmen ve 222 öğrenci katıldı. Katılımcılara ev, okul, okul çevresi ve elektronik ortam olmak üzere farklı sorular soruldu. Velilerin yüzde 85’ini orta gelir grubu oluşturdu.
Araştırmanın temel bulgusu fiziksel şiddet söz konusu olduğunda katılımcıların algısı daha net oldu. Psikolojik, ekonomik ve siber şiddet alanlarına geçildiğinde ise sınırlar bulanıklaştı.
Erkekler ev içi disiplin yöntemlerinde şiddet tanımı konusunda kadınlara göre daha esnek ve kararsız çıktı. Eğitim düzeyi arttıkça fotoğrafı izinsiz kullanma, sahte hesap, dijital dedikodu gibi başlıklar şiddet olarak daga fazla kabul gördü.
20-30 yaşarındaki anne ve babalar dijital ortama daha aşina oldukları için dijital sınır ihlallerini “şiddet” yerine “ normalleşmiş dijital davranış” yani şaha gibi algılama eğitiminde olduğu görüldü. Ortaokul ve altında eğitim sahibi velilerin çocuğun maruz kaldığı zorbalığı küçümseme ve kararsız kalma riski taşıdığı belirlendi.
Öğretmenlerin yüzde 63’ü şiddette yönelik farkındalık eğitimi almamış
Öğretmenlerin şiddetle ilgili rehberlik faaliyetlerine katılım durumu yüzde 45.9 ile “evet katıldım, yüzde 54.1 ile “hayır” şeklinde oldu. Şiddet farkınanlık eğtimlerine katılan öğretmenlerin oranı yüzde 36,5 , katılmayanların oranı yüzde 63.5 olduğu görüldü. Öte yandan öğretmenler çocuğun evde dövülmesi, bir şeylerin fırlatılması, hakaret gibi konularda farkındalığı tam olarak belirlendi.
Ancak öğretmenler, çocuğun harçlığının kesilmesi, çocuk sevdiği bazı şeylerin yapmasının engellenmesi gibi durumları ekonomik ve psikolojik şiddet veya sınır ihlali olarak görmediği tespit edildi.
Öğretmen bağırmayı şiddet saymadı, sınıf yönetimi olarak görüldü
Akran zorbalığı algısında “çocuğun oyuna alınmaması”, “hakkında dedikodu yapılması” gibi dolaylı ve sosyal zorbalık türlerinde öğretmenler kısmen kararsız kaldı. Dövme, eşya kırma gibi fiziksel temas olmadığı sürece dışlayıcı zorbalığı doğrudan şiddet olarak kabul etmekte tereddüt ettikleri görüldü.
Araştırmada en yüksek ( şiddet değildir’e yakın) puanlananlardan biri “okulda öğretmenin çocuğa bağırması” maddesinde ortaya çıktı. Öğretmenler bir öğretmenin öğrenciye kulağını çekmesini veya dövmesini kesinlikle şiddet kabul ederken, yüksek sesle bağırmayı şiddet-istismar türü olarak değil, "sınıf yönetimi veya otorite kurma” aracı olarak gördüğü tespit edildi. Şiddet konusunda eğitim alan öğretmenlerin okul çevresi daha farkındalığının daha yüksek olduğu görüldü.
Öğrencilerin yaklaşık yüzde 10’u “okulda güvende hissetmiyorum” diyor
Öğrenciler açısından da dikkat çekici sonuçlar ortaya çıktı. 222 öğrencinin 200’ü kendisini okulda güvende hissettiğini, 22’si yani yüzde 9.9’ü ise “güvende hissetmediğini” belirtti. Öğrencilerin yalnızca 97’si yani yüzde 43,7 oranında okul şiddeti farkındalık eğitimi almıştı, 125 öğrenci yani yüzde 56,3’ü böyle bir eğitim almadığını bildirdi. Bu öğrencilerin şiddetin sınırlarını çizerken, esnek, kararsız ve toleranslı olduğu görüldü.
Araştırmada oyuna veya gruba alınmama, hakkında dedikodu yapılması ve öğretmenin öğrenciye bağırması gibi davranışlarda şiddeti tanımlama konusunda daha fazla belirsizlik görüldü. Öğrencilerin siber şiddete ilişkin toleransları yüksek iken farkındalıkları düşük çıktı. Özellikle “internette söylenti çıkarılması” maddesi öğrenciler tarafından sıralandan görüldüğü ve tehlikeli görülmediği tespit edildi.
Eğitim alan öğrenci görünmeyen şiddeti daha iyi fark ediyor
Araştırmanın en önemli sonuçlarından biri ise farkındalık eğitiminin etkisine ilişkin. Şiddet farkındalığı eğitimi alan öğrenciler ile almayan öğrenciler arasında alanlar; ev, okul ve okul çevresindekİ gizli ve görünmezi şiddeti tanımlamada daha yüksek puan aldı.
Çalışmaya göre, öğrencilerin harçlığının kesilmesi, öğretmenin bağırması gibi durumlar öğrenciler tarafından şiddet olarak görülmesi anne, baba, öğretmen ile kurduğu disiplin mekanizmalarının öğrenciler tarafından içselleştirildiğini gösterdi. Dedikodu, oyuna alınmama gibi eylemlerin öğrenci tarafından şiddet olarak görülmemesi okuldaki akran zorbalığının gizli boyutunu ortaya çıkardı.