Barış imzasının ardındaki yaşam: Çocuklarımın ne suçu vardı?

Barış İmzacısı Dr. Ernur Genç, işsizliğin, yalnızlığın ve çocuklarının geleceğine yönelik endişesinin gölgesinde geçen 10 yılı anlattı: “Yakınlarımın desteği ve onurumla hayatta kaldım.”

GÜLSEVEN ÖZKAN

Güneydoğu’da o dönem yürütülen operasyonlara yönelik “Bu Suça Ortak Olmayacağız” adlı Barış Bildirisi’nin yayınlanmasının üzerinden 10 yıl geçti. Binin üzerine akademisyen gece yayınlanan Kanun Hükmünde Kararname’lerle (KHK) üniversitelerden ihraç edildi. Onlardan biri Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesi Kamu Yönetimi Bölümü öğretim üyesiyken görevine son verilen Yrd. Doç. Dr. Ernur Genç.

Akademisyen, ihraç edildiğini öğrendiğinde hastanedeydi; iş bulamadı, yurtdışına çıkamadı, sevdikleri kendisinden uzak durdu. Yalnızlık ve dışlanmayla geçen yıllar ardından en çok çocuklarının geleceği için üzüldüğünü anlatan Dr. Genç, "Ben yaşarım ama onlar neden bedel ödedi? diye sordu. Eski eşinin, akrabalarının, dostlarının, üyesi olduğu sendikanın desteği ile mücadele veren akademisyen, "Kurban rolü hiç oynamadım; ne pişmanım, ne de geri adım atıyorum” sözleriyle yaşamını anlattı.

Dostlarının desteği ile zorlu yaşam mücadelesi

"Bekliyordum, Ama ne zaman olacağını bilmiyordum. Üniversite içinde disiplin soruşturmaları, cezaları adım adım geliyordu" sözleriyle ihraç sürecini tahmin ettiğini belirten Dr. Ernur Genç, yaşananların hayatını nasıl bir anda değiştirdiğini aktardı.

Akademisyen, ihraç haberi resmî tebligatla değil, hastanedeyken bir arkadaşından gelen telefonla öğrendi. Dr. Genç, “Bir gün rahatsızlığım nedeniyle hastanedeydim. Bir arkadaşımın telefonuyla öğrendim. Tabii dünyam yıkılmıştı o zaman. Ne yapacağımı bilemiyordum. Tutunacak bir şeyim yoktu” dedi.

Hakkında açılan davalar nedeniyle bir süre Niğde’yi terk edemeyen Dr. Genç’e yönelik “Cumhurbaşkanı’na hakaret” suçlamasıyla açılan dava infaza dönüştü. Denetimli serbestlikten yararlanarak sağlık ocağında kamu görevinde bulunan Dr. Genç, yaşadığı o günleri “O akademiden, o çevreden, o dünyadan herkes bana şüpheli gözüyle bakıyordu, tedirgin oluyordu, kimse selam vermiyordu, kaçıyordu, korkuyorlardı, anlamlandıramıyordum. Yani çok farklı duygular…” ifadeleriyle dile getirdi.

"Kurban rolünü hiç oynamadım"

Akademisyen ihraç edilmesi ardından yaşadıklarına yönelik şöyle konuştu:

"Şimdi o günlere geri dönüp baktığımda gerçekten ne yapacağımı bilemiyordum. Tek başıma, çaresiz, çözümsüz... İki çocuğun var. Onların annesi yani eski eşim, 'İstersen bir çözüm bulana kadar bende kal’ dedi. Kızım Ankara'da ODTÜ'de öğrenciydi. Oğlum o zaman lise birinci sınıftaydı. ‘Onlara destek olursun’ dedi. 'Hayatına bir çözüm bulduğun zaman da artık kendi yoluna bakarsın' diyerek o zaman bana el uzatmıştı.

Kısa zamanda toparladım. O kurban rolünü, kendine acıma rolünü hiçbir zaman oynamadım. Bunlar başıma gelecek elbet, yaşamın yolunu, yaşama tutunmanın yolunu bulacağım dedim. Üniversiteden ihraca yönelik itirazım ardından Şubat 2023'te İdare Mahkemesi’nde göreve iade kararı çıktı. Ancak göreve “güvenlik soruşturması yapıldığı” gerekçesiyle başlatamadılar. 'Cumhurbaşkanına hakaret' davasından ceza almamın memuriyete engel olduğu söylendi. Üniversite de hakkımdaki iade kararına itiraz etti. İstinaf Mahkemesi de Bölge İdare Mahkemesi’nin kararının aksine benim aleyhime karar verdi. Davam Danıştay’a taşındı ve sonucunu bekliyorum. Ceza davası ardından İstanbul'a gittim,

İstanbul'da hukuk ofisi olan bir arkadaşım vardı, aynı zamanda öğretim üyesiydi. ‘Hiçbir yerde iş bulamazsan, benim yanıma gel, ne olacak ki. Gelir elde edersin, sosyal güvencen olur’ dedi. Ama son aşamaya geldiğinde o bile bana 'Kusura bakma, ben bile bu konuda elimi taşın altına koyamayacağım' diye konuştu. Can dostum diyebileceğim iyi arkadaşlarımdan biriydi."

Farklı işler aradım, bulmayı denedim. En azından hayatta kalabilecek, yaşamımı sürdürebilecek kadar gelir sağlayacak bazı iş olanakları buldum ama çok şaşırdım. Çünkü yurtdışına da çıkamıyordum, çaldığım bütün kapılar hep yüzüme kapandı.”

Yakınlarının desteği ile mücadele etti

Yaşadıklarından sonra Ankara’da merkezden uzak, annesinden kalan metruk, terkedilmiş köy evine gitmeye karar verdiğini dile getiren Dr. Genç, yakın arkadaşlarının desteğiyle, onlardan aldığı birkaç eşya ile buraya yerleşiğini ve bir yıl kaldığını söyledi. “İnancımı hiç yitirmedim” diyen akademisyen, "Çünkü inanıyordum, durduğum yerde bana göre yanlış bir şey yoktu, kötü bir şey yapmıyordum, onurlu bir şey yapıyordum” sözlerini kullandı.

Kuzenlerinin yaşadığı koşullardan rahatsız olduğunu ve kendisine destek verdiğini dile getiren Dr. Genç, yakınlarının yardımıyla, üyesi olduğu sendikadan yapılan bir miktar maddi destekle yeni bir eve yerleşti. Dr. Genç, “Kızıma maddi olarak çok destek olamazsam da yanında olmam, manevi olarak ona destek vermem gerekiyordu” diye konuştu.

Yaklaşık 5 yıl Ankara’da kalan Dr. Genç, hukuk mücadelesi sonucu üniversiteye dönmek konusunda umutlu olmadığını, biat kültürüne dayalı bir yaşam sürdürmek istemediğini söyledi. Akademisyen, "Şu an Antalya’da bir yakınımın yazlığında emekli olana kadar geçici olarak kalıyorum. Emeklilik primlerimi ödememe bir arkadaşım destek oluyor, 3 ay sonra emekli olacağım" dedi.

"Yakın dostları iş vermekten vazgeçti"

Yaşamın zorluğuna değinen akademisyen, yakın dostlarının da kendisine iş vermekten çekinmesine yönelik sözlerine şöyle devam etti:

"Ben imam hatip kökenli, sonra hayatı sorgulayarak başka bir politik pozisyona gelmiş, hayatı bambaşka tanımlayan bir insanım. İmam hatipli yıllarımdan kalan bir arkadaşım var. Onunla da görüşüyorduk, Ankara'da yaşamaya başladığımda beni buldu. Oğlu Bakanlığın da içinde olduğu projeler için uzman arıyordu, İhale alıyor onlara rapor sunuyorlardı, sosyolog istihdam etmeleri gerekiyormuş. 'Seni yapalım' dedi. O projede, o firmada çalışmam kabul edilmedi."

"Bunlar beni güçlendirdi"

Yazmaya, okumaya, üretmeye devam ettiğini dile getiren akademisyen, “Kendime karşı acıma duygusu yok, kendimi aşağılanmış hissetmem, bunlara kapılmadım. O yüzden bunlar beni güçlendirdi diye düşünüyorum” ifadelerini kullandı. Akademisyen, şöyle dedi:

“Farklı işlerde çalışamadım, hep direkten döndüm, korsan diyebileceğim işler yaptım. Ufak tefek, çok cüzi gelirler elde ettim. Üyesi olduğum Eğitim Sen’in, akrabalarımın, eşimin, dostumun, arkadaşlarımın, onların maddi ve manevi desteğiyle daha çok ayakta kaldım. Hiçbir karşılık beklemeden bana destek vermek isteyen o dayanışmanın sayesinde ayakta kaldım. İnsanların da ne kadar iki yüzlü olduklarını görebildim.”

"Bedelini çocuklarım ödedi, onların ne suçu vardı?"

Hayatta çok fazla düş kırıklığına uğradığını belirten Dr. Genç, geçmişe dair özlemine yönelik çocukları için üzgün olduğunu vurguladı. Dr. Genç şöyle konuştu:

“Bu bir mağduriyettir, yapılan şey haksızlıktır, bu insanlık dışı bir şeydir. Yani meşru olmayan, düşmanlaştıran, şeytanlaştıran, hayatın dışına iten… Düş kırıklığına uğradım. Üniversitenin şu kadarcık da olsa gözümde yaşanılabilir anlamı vardı, o da kayboldu. Belki özlemim şu oldu:

"Ben bunları yaşarım, çok daha ağırı olsa da yaşarım. Belki ölürüm de, hiç gözümde olmaz ama sadece ben kurban edilmedim. Benim iki çocuğum var. Ben yapmadım ama benim üzerimden onlar çok acı çektiler ve çekecekler belki. Yarın bir gün kamuda ya da özelde bu onların karşısına çıkacak... Onların ne suçu var, onların ne günahı var? Zaten onlara babalık görevimi dolduramadım; maddi, manevi sorumluluğumu, yükümlülüğümü yerine getiremedim. Ben onları düşüneceğim yerde onlar 'Babamız ne olacak?' diye düşündü. Bir de bu sürecin onlara ödettirilmesi acı değil mi? Çocuklarıma başka bir hayat yaşatmak isterdim. Onların hayatında başka türden olumlu anlamda yer almak isterdim. Ama elimde olmadan ancak bu kadar olabildim.

"Barış süreci dönüşüm gibi gelmiyor, umudum gençlerde"

Güneydoğu’da yaşanlara karşı tepkisinin arkasında olduğuna değinen Dr. Genç, “Bir duyarlılık göstermezsem zaten kendimi onurlu hissetmem. O yüzden ne pişmanım, ne geri adım atıyorum, ne de hata yaptığımı düşünüyorum. İçim o kadar rahat ki... Hayatın bu kadar acısı, güçlüğü, zorluğu içinde; dışlanmışlığın cüzamlık muamelesi içinde samimi söylüyorum hiç öyle bir duyguya kapılmadım” dedi.

Yeni barış sürecine yönelik ise, “Bu sürecin çok iyi niyetli, tamamen sağduyulu, temiz yürekli olduğunu okumuyorum. Elbette güç, direniş de var ama kendi başına bir barış planı, açılımı, dönüşümü gibi gelmiyor, naçizane düşüncem bu, ama böyle bir dünyayı düşlemeye devam edeceğim. Kimliklerin, inançların aşıldığı… Ülkenin; adaletsizlik, gelir eşitsizliğinin üzerine kurulu olduğunu düşünüyorum” diye konuştu.

10 yıl öncesinden günümüze Türkiye'yi nasıl görüyor?

10 yıl öncesinden günümüze Türkiye’yi nasıl gördüğüne yönelik Dr. Genç, “Daha ileriye gidemeyeceği, pik yaptığı bir nokta gibi. Kim gelirse gelsin bu sürecin sağlıklı doyuma ulaşamayacağı da var. Ama gençlerden çok umutluyum. Çok köklü değişimler olmayacak ama gençler bana güzel şeyler vaad ediyor. Uzun vadede güzel şeyler yaşanacağına inanmak istiyorum..."

Söyleşi Haberleri