Madeni bir de Esma Aydın'dan dinleyin: Masa başında kahvelerini içerek bizi zehir içmeye mahkum ediyorlar

Madenlere karşı Tirebolu'a düzenlenen "Köylü Mitingi"nde konuşan Çatalağaç Köyü’nden Esma Aydın: "Bizim kapının önünden su akıyor. Madenden iki kişi geldi, ‘Teyze’ dediler, ‘su içebilir miyiz?’ Bir tanesi dedi ki, ‘Ya bu su içiliyor mu?’ İçemediler. Kapının önünde akan suyu da içemediler, bizi her gün içmeye mahkum ettiler."

Kısa Dalga - "Buradakiler yaşayacaklarının korkusuyla yaşıyor ama ben başımdan geçenleri anlatacağım. Bizim köyümüze maden şirketi çöktü. Köyümüzde yollarımız yok, sularımız yok, balıklarımız yok..."

Bu sözler Giresun’da artan madencilik faaliyetlerine karşı Tirebolu ilçesinde düzenlenen 'Köylü Mitingi'ne Çatalağaç Köyü’nden katılan Esma Aydın’a ait. Miting alanında kurulan kürsüye çıkıp kendisini “Çatalağaç Köyü, Derindere sakinlerinden, mağdurlarından Esma Aydın” sözleriyle tanıtan Aydın, Alagöz maden şirketinin faaliyetlerinin köye nasıl zarar verdiğini anlattı.

İliç'i hatırlattı...

“Buradakiler yaşayacaklarının korkusuyla yaşıyor ama ben başımdan geçenleri anlatacağım. Bizim köyümüze geldi, maden şirketi çöktü. Bizim köyümüzde yollarımız yok, sularımız yok, balıklarımız yok. Biz de çok mağduruz” diyen Aydın'ın konuşması şöyle:

"Erzincan İliç’i biliyorsunuzdur. İliç’i aratmayacak bizim memleketimiz. 6 senedir bizim memlekette bunlar, 10 sene sonra İliç’ten kötü olacağız, bilmiş olun. Sakın bunları memleketinize koyuvermeyin.

'Tavuğumuz var, kedimiz var, arımız var'

Biz buranın vatandaşıyız, biz buranın köylüsüyüz, biz orada yaşayan bir vatandaşız. Bizim orada ineğimiz var, tavuğumuz var, kedimiz var, arımız var; hiçbirini rahatlıkla yaşatıp, yaşayamıyoruz. Bizim sularımızı kirletiyorlar. Doğankent’e kadar iniyor, Karadeniz’e, Giresun’a, Tirebolu’ya kadar gidiyor. Kokuyor. Kaçak havuzlar yaptılar. Havuz dolunca içindeki hafriyatı bizim su depolarımızın arkasına istiflediler. Biz sularımızı içemiyoruz. Bizim ineklerimiz, tavuklarımız, su içen ölüyor. Her gün yolumuzdan geçiyorlar, yol artık yok. İki tane değirmenimiz vardı, bir tanesi yok. Biz iki mısırımızı öğütemiyoruz. Biz çok mağduruz.

'Duymayanlar duysun, görmeyenler duysun'

Kaldırıyla, kabağıyla, ısırganıyla, pancarıyla yaşıyoruz. Bizim köyümüzde bir bakkal bile yok. Köyümüzde biz ektiklerimizle, ürettiklerimizle barınan insanlarız. Bıraksınlar yakamızı, bıraksınlar çekilsinler köyümüzden. İstemiyoruz. Defolsunlar. Bizim köyümüzü zehirliyorlar. Biz nefes alamayacak hale geldik. Lütfen. Duymayanlar duysun, görmeyenler görsün.

Kurumlara ne kadar şikayet yapsak, gelip ceza yazıyorlar, ‘gerekeni biz yaptık’ diyorlar. Yalan. Biz haklı değil, mutlu olmak istiyoruz. Onun ceza yazmış yazmamış benim neyime? Onun cezası benim zehir yutmamı engelliyor mu? Onun cezası benim bu yaşadıklarımın bedelini ödeyecek mi? O cebini doldurup memleketine dönecek, biz nereye gideceğiz? Buradan değerli Cumhurbaşkanıma sesleniyorum. Ne olur bize yardımcı olsun, rica ediyorum. Bizi görmeyenler görsün. Biz haklı değil, mutlu olmak istiyoruz. Bizim köyümüzden gitsinler. Biz buraya piknik yapmaya gelmedik, gerçekten canımız yandığı için geldik, gerçekten mağdur olduğumuz için geldik.

“Maden çalışanı bile bizim suyu içemedi”

Şu suyu biz içemiyoruz, Doğankent’ten taşıyoruz. Madenden geliyorlar iki kişi, bizim kapının önünde su akıyor. ‘Teyze’ dediler, ‘su içebilir miyiz?’ ‘Tabii ki buyurun’ dedim. Bir tanesi dedi ki, ‘Ya bu su içiliyor mu?’ Ben de dedim ki, ‘Yukarıdan gönderdiğiniz zehir herhalde, içip içmeyeceğin kararını siz verin.’ Yanındaki arkadaşı da dedi ki, ‘Ya gidiyoruz zaten, Doğankent’ten alır içeriz hadi’ dedi. İçemediler. Kapının önünde akan suyu da içemediler. Bizi her gün içmeye mahkum ettiler. Masa başında oturarak, çaylarını kahvelerini içerek bizim kararımızı veriyorlar; zehir içmeye, yok olmaya mahkum ediyorlar."

Kısa Dalga Tv Haberleri