Hürmüz’den Lübnan’a uzanan kriz: İran savaşı bölgesel bir çatışmaya mı dönüşüyor?

İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteri Ali Laricani’nin "Uzun süreli bir savaşa hazırız" açıklaması, Washington’un politik takvimini bozmaya yönelik bir meydan okumadır. Özellikle Hürmüz Boğazı üzerindeki fiili baskı, dünya petrolünün yüzde 20’sini risk altına sokarak küresel enerji piyasalarını da sarsmaya başladı.

ÖZGE MUMCU AYBARS

Geçen hafta İran’daki gelişmeleri uzun uzun özetlerken, zihnimin bir köşesinde duran ama yazıya dökmekte tereddüt ettiğim bir ihtimal vardı: Savaşın Cenevre’deki görüşmelerin hemen ardından, özellikle 26’sından sonraki hafta patlak verme olasılığı. Bütün senaryoları masaya yatırırken insan gerçekleşmesi mümkün ihtimalleri yazmaya da çekiniyor. Yazıyı şöyle bitirmiştim: “Nükleer program, malum, bu tablonun sadece görünen yüzü; altında İsrail-ABD-İran-Körfez dengeleri ve küresel güvenlik düzeninin sınırları var. Bu nedenle Cenevre’de 26 Şubat sürecin uzlaşmaya mı yoksa yeni bir kırılmaya mı gideceğini gösterebilecek kritik bir eşik olarak öne çıkıyor.”

Kritik eşik elbette kırılmaya daha net anlatımıyla savaşa evrildi. 28 Şubat 2026’da ABD’nin "Operation Epic Fury" ve İsrail’in "Operation Roaring Lion" adını verdiği koordineli saldırılar, İran’ın nükleer tesislerini, balistik füze altyapısını ve Devrim Muhafızları Ordusu komuta merkezlerini hedef aldı. Ancak bu saldırıyı 12 Gün Savaşı’ndan ayıran en kritik unsur, doğrudan rejimin ana aktörünü hedef almasıydı. Tahran’daki liderlik toplantısının vurulması ve Ali Hamaney’in ölümü, kırk yıldır protestolarla devrilemeyen bir rejimin temelde hedef alındığını gösterdi. Hamaney’in ölümünden sonra üçlü geçici konsey oluşturuldu; aralarında Pezeşkiyan, Mohseni Ejei ve Arafi bulunuyor. Masoud Pezeşkiyan yürütme organını temsil eden reformist eğilimli Cumhurbaşkanı, Mohseni Ejei sert muhafazakâr çizgide yargı erkini temsil ederkeni Alireza Arafi ise Anayasayı Koruyucular Konseyi üyesi, ayrıca Uzmanlar Meclisi başkan yardımcısı olarak dini otoriteyi temsil eden muhafazakâr bir din adamıdır.
İran Kızılayı’nın açıklamasına göre Tahran’daki can kaybı 800’e yaklaştı. 180’e yakın kız çocuğunun öldüğü okul saldırısı da bunların içinde yer alıyor.
İran’ın ilk saldırıların ardından verdiği karşılık, gecikmeden bölgedeki tüm ABD üslerini hedef alan bir dalga halinde yayıldı.
Misilleme stratejisi olarak "True Promise 4" savaşın coğrafi sınırlarını dakikalar içinde genişletti. Washington’un kısa süreli zaferi, Dubai’deki Al Minhad Hava Üssü ve Riyad’daki ABD Büyükelçiliği’nin drone saldırılarıyla vurulmasıyla sarsıldı. Devrim Muhafızları’nın Dubai’deki ABD toplanma noktalarını vurduğu iddiası ve onlarca asker kaybı haberi, Körfez’deki güvenli liman imajını yerle bir etti. Saldırılar sadece ABD üsleriyle sınırlı kalmadı; Katar, Bahreyn ve Kuveyt’teki diplomatik tesisler hedef alınırken, sivil yerleşim yerlerinde yaşanan patlamalar küresel uçuş trafiğini felç etti. Dubai ve Doha gibi ticaret merkezlerinde yaşanan panik, sermayenin bölgeden kaçışını tetikleyerek savaşı askeri bir krizden küresel bir ekonomik buhrana dönüştürdü. Suudi Arabistan’da Aramco’nun Ras Tanura rafinerisi (verilere bakıldığında günlük 550 bin varil kapasitesi var) İran tarafından vuruldu. Aramco, önlem olarak rafinerinin belirli ünitelerinin çalışmasını durdurduğunu duyursa da durum henüz net değil.

Görsel: ChatGPT

3 Mart Kum kenti saldırısı ve sonrası

3 Mart öğleden sonra, Kum’daki Uzmanlar Meclisi binasının vurulmasıyla savaş yeni bir eşiğe taşındı. İran Anayasası’na göre ruhani lideri seçme yetkisine sahip 88 üyeli din adamları kurulu sekreterya binasının hedef alınması, sıradan bir askeri operasyon değil elbette. Buraya yönelik saldırı, rejimin kendini yeniden üretme kapasitesini hedef alıyor. Amaç sadece mevcut liderliği tasfiye etmek değil; yeni bir lider seçme sürecini de felç ederek sistemi uzun süreli bir belirsizliğe sürüklemek. Elbette farklı medya kaynaklarına bakıldığında, akşamüstü ayrı, gece saatlerinde ayrı haberler vardı.

Gece yarısına doğru gelen haberler, Kum kentindeki saldırıya ilişkin bazı Batı medyası anlatılarının sahadaki tabloyla tam örtüşmediğine işaret ediyor. İran tarafından henüz resmi bir açıklama yapılmamış olsa da, Uzmanlar Meclisi’nin Ayetullah Ali Hamaney’in oğlu Mojtaba Hamaney’i İslam Cumhuriyeti’nin üçüncü Ruhani Lideri olarak seçtiği yönünde bilgiler dolaşıyor. Çeşitli haberlere göre Mojtaba Hamaney’in öne çıkmasının başlıca nedeni, Devrim Muhafızları ve Besic ile güçlü bağları ve uzun süredir babasının çevresinde etkili bir güç merkezi olarak görülmesi. Savaş koşullarında rejimin hızlı ve “güvenilir” bir liderlik geçişi sağlama ihtiyacının da bu tercihte belirleyici olduğu ifade ediliyor.
Eğer bu bilgi gündüz saatlerinde de geçerliliğini korursa, ABD ve İsrail’in hedef aldığı İran rejiminin çökmesi yerine farklı bir yönde sertleşmesi ihtimali gündeme gelebilir. Böyle bir senaryoda rejimin daha askerileşmiş, değişime kapalı ve içerideki tepkiyi dışarıya yönlendiren bir yapıya evrilmesi; aynı zamanda değişim talep eden İran toplumunun daha sert biçimde etiketlenmesi ve bastırılması olasılığı da beliriyor.


"Sadık Vaat 4": Asimetrik yanıt

ABD’nin "4-5 hafta" iddiasına İran’ın yanıtı, konvansiyonel bir zaferden ziyade "maliyet üretme" üzerine kurulu asimetrik bir strateji oldu. İran, müttefikleri ve vekil güçleri aracılığıyla başlattığı "Sadık Vaat 4" (True Promise 4) operasyonuyla, hava üstünlüğüne karşı "dron sürüleri" ve balistik füzelerle yanıt verdi.

İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteri Ali Laricani’nin "Uzun süreli bir savaşa hazırız" açıklaması, Washington’un politik takvimini bozmaya yönelik bir meydan okumadır. Özellikle Hürmüz Boğazı üzerindeki fiili baskı, dünya petrolünün yüzde 20’sini risk altına sokarak küresel enerji piyasalarını da sarsmaya başladı. Türkiye’de motorine 7 TL zam anında geldi bile.

İçerideki kırılma hatları

İran içindeki tablo, rejimin şu an zayıf olduğunu ancak "çöküşün" henüz gerçekleşmediğini gösteriyor. Tahran ve İsfahan’da rejim karşıtı kutlamalar görülürken, Kum ve Meşhed gibi dini merkezlerde devlet destekli intikam gösterileri düzenleniyor. Rejimlerin dış saldırı altında çökmekten ziyade "sertleşme" eğilimi, İran’ın güvenlik aygıtında (DMO) henüz kitlesel bir çözülmenin yaşanmamasıyla destekleniyor.

Bu noktada iki aktör ön plana çıkıyor: Reza Pehlevi ile PJAK ekseninde birleşen Kürtler. Sürgündeki Pehlevi, seküler demokrasi vaadiyle güvenlik güçlerine "millete sadık kalın" çağrısı yapıyor. Pehlevi, rejim içinde bir çözülme başlarsa çekim merkezi olabilir; ancak henüz rejimi tek başına sarsacak bir kaldıraca sahip değil.

PJAK Eş Başkanı Peyman Viyan ise "üçüncü bir yol" açıklaması yaptı. Bu da Kürt bölgelerinin hem rejimden hem de dış müdahaleden bağımsız bir statü arayışında olduğu şeklinde yorumlanıyor. Ancak İran’ın Irak Kürdistanı’ndaki (IKBY) Kürt grupların üslerini vurması, Tahran’ın bu hattı bir "tampon bölge" olarak kullanarak içerideki ayaklanma ihtimalini durdurmaya çalıştığını ortaya koyuyor.

Hizbullah ve bölgeselleşen savaş

Savaşın beşinci gününde Hizbullah’ın 2 Mart’tan itibaren Lübnan sınırından başlattığı saldırılar, cepheyi genişletme hamlesi olarak yorumlanıyor. Haifa çevresi ve Meron üssüne yönelik drone saldırıları tam ölçekli bir savaştan ziyade cephede hareketlilik anlamında. İsrail’in buna karşılığı ise Beyrut’un güney banliyöleri ve Bekaa Vadisi’ne yönelik şiddetli hava saldırıları oldu. Bu tablo, İran’ın çatışmayı doğrudan cephe yerine “vekil güçler” üzerinden yayarak savaşı bölgeselleştirme stratejisini gösteriyor. Böylece ABD’nin kısa sürede sonuç alma varsayımını kontrolü zor ve maliyeti yüksek bir yıpratma sürecine dönüştürmeyi hedefliyor.

Zaman kimin lehine işleyecek?

İran ne kadar dayanır? Bu sorunun yanıtı temelinde askeri stok varlığına da dayanıyor. Askeri olarak İran haftalarca sürecek bir füze temposunu yönetebilir ve ardından düşük yoğunluklu çatışmaya evrilebilir. İran’ın en stratejik kozu olan Hürmüz Boğazı’nın resmen kapatılması, küresel ekonominin damar yolunun kesilmesi anlamına geliyor. "Geçmeye çalışan her gemiyi vururuz" ilanıyla birlikte dünya petrol arzının yüzde 20’si fiilen rehin alındı. Boğaz girişinde bekleyen yüzlerce tanker, ABD’nin "4 haftalık" takviminin aslında küresel piyasaların sabrıyla ölçüleceğini hatırlatıyor.

ABD’nin girdiği bir ülkeden hızlıca çıktığını gözlemlemiş değiliz. Sadece liderini aldığı Maduro olayını buradaki gelişmelerden ayrı tutmak lazım. ABD Afganistan’da yaklaşık 20 yıl kaldı, unutmamak lazım.

İsrail hedef odaklı ve vekil güçlere yönelik "hızlı, kararlı ve bitirici" bir takvim dayatırken; İran söylemde "uzun süreli direniş ve küresel maliyet" yöntemiyle yanıt veriyor.

Ekonomik olarak Hürmüz baskısı ciddi bir koz niteliğinde olsa da küresel düzen buna ne kadar dayanır? Çünkü savaşın 4-5 hafta ötesine uzaması, petrol fiyatlarının yükselmesiyle beraber küresel bir ekonomik krize doğru evrilen bir süreci de işaret ediyor. Bu savaşın galibi, kaç füze attığıyla değil, küresel ekonomik ve toplumsal kaosun yükünü ne kadar süreyle taşıyabileceğiyle belirlenecek gibi duruyor.

Sahada hızla değişen kararlar masadaki kararlardan farklı bir yere evrilebilir. İlk anda gelen bilgiler parçalı, çelişkili ve çoğu zaman taraflıdır; bu yüzden acele sonuçlara varmadan her iki tarafın açıklamalarını görmek gerekir. Üstelik savaş yalnızca sahada değil, bilgi alanında da yürür. Gerçekle propaganda iç içe geçer, algı yönetimi çatışmanın bir parçasına dönüşür. Bu yazıyı yazarken bile Ortadoğu’nun çeşitli bölgelerinde füzeler uçmaya, insanlar öldürülmeye devam ediyor.

Açık konuşmak gerekirse, Trump söylediği pek çok şeyi hayata geçiriyor. Netanyahu ile el ele verip bu savaşa “benden sonra tufan” anlayışıyla mı girdiler, bunu bugünden kesin biçimde söylemek zor. Ancak atılan adımlar, kısa vadeli siyasi hesapların uzun vadede ağır ve geri dönüşü zor sonuçlar doğurabileceğini gösteriyor. Yani, Hamaney öldü; bu iş bitti denilebilecek bir noktada değiliz.

Belki de geçtiğimiz dönem için en sarsıcı olan şu: Bildiğimiz uluslararası hukuka ve diplomasiye dayanan dünya düzeni fiilen dağıldı. Yerine neyin, hangi ilkelerle ve ne kadar yıkım pahasına kurulacağı belirsiz. Eğer yeni bir düzen doğacaksa, bu ancak sancılı ve kırılgan bir geçiş döneminin içinden çıkacak.

Köşe Yazıları Haberleri