Hamaney sonrası İran: Ne oldu, bundan sonra ne olacak?

Hamaney sonrası İran: Ne oldu, bundan sonra ne olacak?
Bundan sonraki aşama, çatışmanın coğrafi olarak genişleyip genişlemeyeceğine ve tarafların askeri hedefleri ne ölçüde sınırlı tutacağına bağlı olacak. Orta Doğu’nun önünde belirsiz ve kırılgan bir dönem bulunuyor.

SEMRA PELEK

İsrail ve ABD’nin 28 Şubat sabahı İran’daki hedeflere yönelik başlattığı koordineli hava ve füze saldırıları, ilk saatlerde askeri altyapıyı hedef alan kapsamlı bir operasyon olarak duyuruldu. Ancak, çatışmanın seyri gece yarısından sonra gelen bir açıklamayla kökten değişti: İran devlet medyası, ülkenin en yüksek lideri Ayetullah Ali Hamaney’in saldırılarda hayatını kaybettiğini doğruladı.

86 yaşındaki Hamaney’in ölümü yalnızca bir lider kaybı değil. Bu ölüm, 1989’dan bu yana İran’da nihai siyasi ve askeri karar mercii olan, anayasal olarak ordunun ve Devrim Muhafızları’nın tepesinde yer alan bir figürün ortadan kalkması anlamına geliyor. Ülkede 40 günlük devlet yas ilan edildi; Devrim Muhafızları intikam sözü verdi.

Böylece çatışma askeri hedeflerin ötesine taşındı. Artık mesele yalnızca füze rampaları, hava savunma sistemleri veya nükleer altyapı değil, İran’daki güç mimarisinin merkezinde büyük bir boşluk oluştu. Tahran yönetimi İsrail’deki hedeflere ve Körfez’deki bazı ABD askeri noktalarına saldırılarla karşılık verdi.

İsrail operasyonu “Operation Lion’s Roar”, ABD ise “Operation Epic Fury” olarak adlandırdı. ABD Başkanı Donald Trump harekâtın hedefinin İslam Cumhuriyeti’nin devrilmesi olduğunu ilan etti. Hamaney’in ölümüyle birlikte bu hedef, soyut bir siyasi söylemin ötesine geçerek İran’ın kurumsal yapısını doğrudan etkileyen bir gelişmeye dönüştü. Üstelik bundan sonrası yalnızca askeri dengeye değil, İran’daki halefiyet sürecinin nasıl şekilleneceğine de bağlı.

Peki, Ortadoğu’yu yeniden ateşe veren bu savaşta ne yaşandı; hangi başlıklar net, hangileri hâlâ belirsiz ve önümüzdeki günlerde ne bekleniyor?

İran’a yönelik saldırılar ne zaman başladı?

Saldırılara ilişkin ilk haber 28 Şubat sabahı 07.15’te ajanslara düştü. İsrail Savunma Bakanı Israel Katz, ordunun İran’a yönelik bir harekâta başladığını duyurdu; bunu “önleyici” bir adım olarak tanımladı ve hedefin “tehditleri ortadan kaldırmak” olduğunu söyledi. Eş zamanlı olarak İsrail’de uyarılar devreye girdi, ülke çapında vatandaşlara alarm çağrıları yapıldı.

Kısa bir süre sonra Washington’dan da resmî açıklama geldi. ABD Başkanı Donald Trump, ABD güçlerinin İran’da geniş çaplı bir operasyon başlattığını duyurdu. Trump, operasyonu “yakın tehdidi bertaraf ederek Amerikan halkını koruma” amacıyla gerekçelendirdi; İran’ın uzun menzilli füze kapasitesini ve bu kapasiteyi besleyen altyapıyı hedef aldıklarını belirtti. İran’ın misillemesi halinde ABD’nin kayıpları olabileceğini de ekleyerek, “Bu, savaşta sıkça olur” dedi.

İran’da hangi hedefler vuruldu?

Saldırıların odağında başkent Tahran vardı. Saldırının başladığı sabah saatlerinden itibaren kentin farklı noktalarında art arda patlamalar meydana geldiği bildirildi; şehir merkezinden yükselen dumanlar gün boyunca görüldü. Görgü tanıkları, birçok kişinin kenti terk etmeye çalıştığını aktardı. Benzin istasyonlarında uzun kuyruklar oluştu, bazı işyerleri kapandı. İran Ulusal Güvenlik Konseyi’nin Tahran sakinlerine güvenli bölgelere gitmeleri yönünde çağrı yaptığı bildirildi.

İsrail ordusu, Tahran’da “İran’ın siyasi ve güvenlik yapılanmasının üst düzey isimlerinin bulunduğu” noktalara eş zamanlı saldırılar düzenlendiğini açıkladı. Açıklamaya göre İran’ın batısındaki füze rampaları da dahil olmak üzere yüzlerce askeri hedef vuruldu; balistik füze altyapısı ve hava savunma unsurları da hedefler arasında yer aldı. Operasyonun sonuçlarının değerlendirildiği belirtildi.

Uluslararası ajanslar ilk saatlerde İran Savunma Bakanı Emir Nasirsadeh ile Devrim Muhafızları Komutanı Muhammed Pakpur’un öldürüldüğünü öne sürmüştü. Daha sonra İran makamları, Pakpur’un hayatını kaybettiğini doğruladı. İran yargısı ayrıca Ulusal Savunma Konseyi Başkanı Ali Şamchani’nin de saldırılarda öldüğünü açıkladı.

En kritik gelişme ise İran’ın en yüksek lideri Ayetullah Ali Hamaney’in ölümünün resmen doğrulanması oldu. İran devlet televizyonu ve resmi haber ajansı İrna, 86 yaşındaki Hamaney’in saldırılarda hayatını kaybettiğini duyurdu. Ölüm nedenine ilişkin ayrıntı verilmezken, resmi açıklamada Hamaney’in “şehit” olarak öldürüldüğü ifade edildi ve ülkede 40 günlük devlet yas ilan edildi. Böylece ilk saatlerde doğrulanmayan bilgiler, devlet kaynakları tarafından teyit edilmiş oldu.

Basında yer alan ve bölgesel kaynaklara dayandırılan haberlerde, saldırılarda Hamaney’in ailesinden bazı kişilerin de hayatını kaybettiği öne sürüldü. Bu iddialar İran makamlarınca ayrıntılı biçimde doğrulanmadı.

Tahran’ın yanı sıra Kum, Lorestan, Kirmanşah, Karac ve Tebriz’de de patlamalar bildirildi. İsfahan yakınlarında da saldırılar olduğu belirtildi. Bu bölgede daha önce hedef alınmış bir nükleer tesis bulunuyor. Saha raporlarında füze depoları, hava savunma sistemleri ve bazı kamu binalarının çevresindeki noktaların vurulduğu aktarıldı.

İran medyası ayrıca Hürmüzgan eyaletindeki Minab kentinde bir kız okulunun saldırıda hedef alındığını, çok sayıda kız çocuğunun hayatını kaybettiğini ve yaralandığını açıkladı. Kentte Devrim Muhafızları’na ait bir tesis bulunduğu biliniyor. İsrail ordusu ve Beyaz Saray sivillerin hedef alınmasına ilişkin sorulara yanıt vermedi.

Saldırılar yalnızca fiziki hedeflerle sınırlı kalmadı. İran’ın devlet ajansı Fars, ülkeye yönelik kapsamlı siber saldırılar düzenlendiğini duyurdu. Buna göre bazı haber ajanslarının ve kamuya açık dijital platformların erişiminde ciddi kesintiler yaşandı. İran, Irak ve İsrail hava sahalarını sivil uçuşlara kapattı.

Operasyonun tam kapsamı ve İran’ın askeri altyapısında oluşan hasarın boyutu ise henüz net değil.

İran saldırıya nasıl karşılık verdi?

İsrail ve ABD’nin ilk saldırı dalgasının ardından İran’dan kısa sürede misilleme geldi. İsrail ordusu, İran’dan atılan füzeler nedeniyle hava savunma sistemlerinin devreye alındığını duyurdu. İran’dan gelebilecek saldırılara karşı İsrail’de Tel Aviv, Kudüs ve Negev bölgesinde ile ülkenin kuzeyinde gün boyunca aralıklarla sirenler çaldı. Halktan sığınaklara inmeleri ve yeni bir duyuruya kadar kapalı alanlarda kalmaları istendi. Ordu, savunma sistemlerinin yoğun biçimde çalıştığını ancak hiçbir hava kalkanının mutlak koruma sağlamadığını belirtti.

Tahran yönetimi, saldırıdan önce olası bir harekâta karşılık verileceği uyarısında bulunmuştu. Meclis Güvenlik Komisyonu Başkanı İbrahim Azizi, sabah saatlerinde yaptığı açıklamada, “Sonuçları sizin kontrolünüzde olmayan bir sürece girdiniz” ifadelerini kullandı.

İran’ın karşı hamlesi yalnızca İsrail’le sınırlı kalmadı. İran Silahlı Kuvvetleri, bölgedeki dört ABD askeri noktasının hedef alındığını açıkladı. Katar’daki El-Udeyd, Kuveyt’teki Ali el-Salem, Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki El-Dhafra hava üsleri ile Bahreyn’de konuşlu ABD donanma unsurlarının bu kapsamda vurulduğu bildirildi. Katar Savunma Bakanlığı saldırıların engellendiğini duyurdu. Bahreyn devlet ajansı ise ABD Donanması’na ait bir lojistik merkezin hedef alındığını doğruladı. Suudi Arabistan da Riyad ve Doğu Eyaleti çevresinde patlama sesleri duyulduğunu açıkladı. Körfez ülkelerinde önemli sayıda ABD askeri personeli bulunuyor.

Çatışmanın ilk saatlerinde gerilim Irak ve Suriye’ye de yansıdı. AFP, Irak’ta İran’a yakın Kataib Hizbullah’a ait bir üssün bombalandığını bildirdi. SANA Haber Ajansına göre Suriye’nin güneyindeki Suveyda kentinde ise bir füzenin sanayi bölgesindeki bir binaya isabet ettiği, dört kişinin hayatını kaybettiği açıklandı. Suriye yönetimi, güney hava sahasında kısıtlamaya gitti.

İranlı yetkililer diplomatik cephede de sert bir dil kullandı. Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekaî operasyonu “uluslararası hukuka aykırı” olarak niteledi ve uluslararası toplumu tepki vermeye çağırdı. Ülkede internet erişiminin büyük ölçüde kesildiği bildirildi; benzer bir uygulama yılın başındaki protestolar sırasında da devreye sokulmuştu.

Gözlemciler, İran’ın bu kez verdiği karşılığın geçen yılki sınırlı misillemeye kıyasla daha geniş bir coğrafyaya yayıldığına dikkat çekiyor. Ancak, saldırıların askeri etkisi ve sahadaki hasarın boyutu konusunda net bir tablo henüz ortaya çıkmış değil.

İsrail ve ABD saldırıyı nasıl gerekçelendiriyor?

İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu, harekâtı İran’dan kaynaklanan “varoluşsal bir tehdide” karşı önleyici bir adım olarak tanımladı. Tel Aviv, İran’ın füze programı ve nükleer kapasitesinin İsrail için kabul edilemez bir risk oluşturduğunu savunuyor.

Washington ise operasyonu daha geniş bir güvenlik çerçevesine yerleştiriyor. ABD Başkanı Donald Trump, İran’ın askeri kapasitesinin hem ABD’yi hem de müttefiklerini tehdit ettiğini öne sürdü. Hedefin, bu kapasiteyi zayıflatmak ve Tahran’ın bölgedeki etki alanını sınırlamak olduğu belirtiliyor.

İsrail savunma kaynakları saldırının uzun süredir planlandığını ve bazı müttefiklerin önceden bilgilendirildiğini aktarıyor. Diplomatik çevrelerde ise bunun tek seferlik bir müdahale olmayabileceği, daha uzun bir sürecin başlangıcı olabileceği değerlendirmesi yapılıyor.

ABD ve İsrail neden tam şimdi saldırmaya karar verdi?

Zamanlama, diplomatik tıkanma ile askeri hazırlığın kesiştiği bir döneme işaret ediyor. Cenevre’de İran’ın nükleer programına ilişkin yürütülen görüşmelerden sonuç çıkmadı. Washington son haftalarda Körfez’e ek askeri unsurlar sevk etti ve Tahran’a belirli bir takvim çerçevesinde uyarılarda bulundu. 28 Şubat sabahı başlayan saldırılar, bu sürenin dolduğunu gösterdi.

Stratejik hesaplamaya dair yorumlar farklı. Bazı değerlendirmelere göre operasyon, İran yönetiminin iç açıdan zayıf olduğu varsayımına dayanıyor. Yoğun ve eşgüdümlü baskının yalnızca askeri değil, siyasi sonuç da üretebileceği düşünülüyor. Bu hesap tutmazsa, askeri tırmanışın bölgesel ölçekte genişleme riski bulunuyor.

İran’da rejim değişikliği mümkün mü?

Washington, operasyonun siyasi hedefini açık biçimde ortaya koydu: İran’daki mevcut yönetimin değişmesi. Peki, bu mümkün mü?

Uzmanlar dışarıdan yürütülen hava saldırılarının tek başına kalıcı bir rejim değişikliği yaratmakta nadiren başarılı olacağını belirtiyor. Böyle bir dönüşüm için ya güvenlik aygıtını zorlayabilecek güçlü ve örgütlü bir iç muhalefet ya da iktidar bloğu içinde belirgin ve kalıcı bir çözülmenin yaşanması gerekiyor.

Mevcut tabloda bu iki koşulun net biçimde ortaya çıktığı söylenemiyor. Bu nedenle askeri baskının doğrudan ve kısa vadeli bir iktidar değişimine yol açacağı varsayımı temkinle karşılanıyor.

Saldırılar İran’ı içeriden zayıflatır mı?

Hava saldırılarının askeri altyapıyı aşındırdığı açık. Bunun rejimin iç kontrol kapasitesini ne ölçüde etkileyeceği belirsizliğini koruyor. Askeri hedeflerin vurulması, İran’ın dış operasyon kabiliyetini sınırlayabilir; fakat iç güvenlik mekanizmasının aynı ölçüde zayıflayacağı kesin değil. Güvenlik aygıtının protestoları bastırma kapasitesi, doğrudan askeri envantere bağlı olmayabilir.

Ayrıca ters etki ihtimali de bulunuyor. Dış saldırılar, rejimin muhalefeti “dış müdahale” söylemiyle daha kolay bastırmasına zemin hazırlayabilir ve toplumun bir bölümünde savunma refleksini güçlendirebilir.

ABD dış istihbarat servisi CIA’in güncel analizine göre de saldırılar, özellikle Devrim Muhafızları içindeki sertlik yanlısı unsurları güçlendirebilir. Liderlikte oluşabilecek boşlukların daha radikal kadrolar tarafından doldurulabileceği ve bunun sistemi daha katı bir çizgiye taşıyabileceği değerlendiriliyor.

Bu nedenle askeri baskının İran’ı zayıflatma potansiyeli kadar, sistemi daha sert ve kapalı hale getirme riski de bulunuyor. Sonucun hangi yöne evrileceği, Tahran’daki güç dengelerinin nasıl şekilleneceğine bağlı olacak.

İran’ı Orta Doğu’da kim destekliyor? Kalıcı bir savaş riski ne kadar büyük?

Uzmanlara göre İran, askeri açıdan tamamen savunmasız değil. Geçen yazki savaştan bu yana Tahran yönetimi özellikle orta menzilli füzeler ve insansız hava araçları envanterini yeniden inşa etti. Bu nedenle sahada en olası karşılık biçimi balistik füze saldırıları olarak görülüyor. Nitekim son günlerde hem İsrail’deki hedeflere hem de bölgedeki ABD üslerine yönelik saldırılar bu kapasiteye işaret ediyor.

İran’ın bölgedeki desteği artık klasik devlet ittifakları üzerinden şekillenmiyor. Suriye, Aralık 2024’te Beşar Esad’ın devrilmesine kadar Tahran’ın son büyük devlet müttefikiydi. Bugün İran daha çok devlet dışı aktörlere dayanıyor. Lübnan’daki Hizbullah, Yemen’de deniz taşımacılığını ciddi biçimde aksatabilen Husiler ve Irak’taki İran’a yakın silahlı gruplar, Tahran’ın bölgesel etki ağının temel unsurları olarak görülüyor.

Arap devletleri ise İran’ın açık müttefiki değil. Son yıllarda Tahran’la kontrollü bir normalleşme süreci yürüttüler ve özellikle Washington’a askeri bir müdahaleden kaçınılması yönünde baskı yaptılar. Bunun nedeni İran’a yakınlık değil; bölgesel istikrarsızlığın kendi ekonomik çıkarlarına zarar vereceği endişesi.

Kalıcı bir savaş riski konusunda uzmanların değerlendirmesi net: Bu çatışma, Orta Doğu’yu içine çekecek bir genişlemeye açık ve çatışma tek cephede kalmayabilir. Bir savaş başladıktan sonra sürecin yalnızca karşılıklı saldırılarla sınırlı kalmayacağı ve kendi dinamiğini üreteceği vurgulanıyor. Özellikle ABD askerlerinin veya sivil personelinin hayatını kaybetmesi halinde Washington üzerindeki baskının artabileceği ve çatışmanın daha sert bir aşamaya geçebileceği belirtiliyor. Bu eşik aşılırsa, krizin kontrol altında tutulması zorlaşabilir.

Moskova’nın rolü ne?

Uzmanlara göre son yıllarda Rusya ile İran arasındaki askeri işbirliği belirgin biçimde arttı. İran, Ukrayna savaşında Rusya’ya insansız hava araçları sağladı. İki ülke arasında İran’a hava savunma sistemleri tedarikini öngören yeni bir askeri anlaşma da imzalandı. Bu anlaşmaların mevcut çatışmaya kısa vadede doğrudan bir etkisi olması beklenmiyor.

Buna karşın Moskova ile Tahran arasındaki yakınlaşma stratejik bir boyut taşıyor. İki ülke, yalnızca askeri alanda değil, ABD yaptırımlarını aşma ve ekonomik işbirliğini sürdürme konusunda da birbirine yaslanıyor. Uzmanlara göre bu tablo, küresel güç dengeleri açısından ayrı bir gerilim hattı yaratıyor.

Rusya’nın İran ile İsrail ve ABD arasındaki gerilime askeri olarak müdahil olması şu aşamada gündemde değil.

Bundan sonra ne olabilir?

Sahadaki askeri hareketlilik, çatışmanın tek bir cepheyle sınırlı kalmayabileceğini gösteriyor. Uzmanlar, gerilimin daha geniş bir bölgesel savaşa dönüşme riskine dikkat çekiyor. İran’ın Lübnan’daki Hizbullah, Yemen’deki Husiler ve Irak’taki silahlı gruplar gibi müttefik ve vekil aktörleri devreye girerse, çatışma kısa sürede birden fazla cepheye yayılabilir. Böyle bir senaryoda İsrail ile İran arasındaki doğrudan gerilim, bölgeye yayılan çok katmanlı bir savaşa dönüşebilir.

İran yönetimi haftalardır olası bir saldırıya “yıkıcı” bir karşılık verileceği uyarısında bulunuyordu. ABD’li yetkililer ise operasyonun günler veya haftalar sürebileceğini, bunun sınırlı bir müdahale olarak tasarlanmadığını belirtiyor. İsrail ordusu da sınır hatlarında ve İran’la bağlantılı gruplardan gelebilecek saldırılara karşı farklı senaryolara hazırlandığını açıkladı.

Uzmanlara göre İran’ın misillemeleri yalnızca doğrudan füze saldırılarıyla sınırlı kalmayabilir; asimetrik yöntemler ve dolaylı cepheler de devreye girebilir. Irak ve Suriye’deki ABD üslerinin hedef alınması, Lübnan sınırında tansiyonun yükselmesi veya Kızıldeniz hattında yeni bir tırmanış ihtimali bu çerçevede değerlendiriliyor.

Böylesi bir genişleme yalnızca askeri değil, ekonomik sonuçlar da doğurabilir. İran, küresel petrol ticareti açısından kritik önemdeki Hürmüz Boğazı’nın kıyısında bulunuyor. Bu hatta yaşanabilecek bir aksama, enerji fiyatlarını hızla yukarı çekebilir; enflasyon ve küresel piyasalarda dalgalanma riski artabilir.

Kısacası bundan sonraki aşama, çatışmanın coğrafi olarak genişleyip genişlemeyeceğine ve tarafların askeri hedefleri ne ölçüde sınırlı tutacağına bağlı olacak. Orta Doğu’nun önünde belirsiz ve kırılgan bir dönem bulunuyor.

Ayetullah Hamaney kimdi?

Ayetullah Seyyid Ali Hamaney, 1989’dan itibaren İran İslam Cumhuriyeti’nin en yüksek lideri olarak ülkenin nihai siyasi ve askeri karar mercii konumundaydı. Otuz yılı aşkın süre boyunca devletin tüm kilit kurumları üzerinde belirleyici etkiye sahip oldu: ordunun başkomutanıydı, dış politikanın ana hatlarını çizdi, yasaları onayladı, dini yapıyı ve medyayı denetledi. İran’da anayasal olarak en geniş yetkiler, ömür boyu bu makamda toplanmıştı.

1939’da İran’ın kuzeydoğusundaki Meşhed’de, bir din adamının oğlu olarak doğdu. Genç yaşta dini eğitim almaya başladı; Necef’te ve ardından Kum’da öğrenimini sürdürdü. 1960’lı yıllarda Şah rejimine karşı muhalefete katıldı, birkaç kez hapse girdi. 1979’daki İslam Devrimi’nin ardından yeni kurulan sistem içinde hızla yükseldi.

1981’de Halkın Mücahitleri tarafından düzenlenen bir suikast girişiminde ağır yaralandı; sağ kolu kalıcı hasar gördü. Aynı yıl cumhurbaşkanı seçildi ve bu görevi 1989’a kadar sürdürdü. Humeyni’nin ölümünün ardından Devrim Lideri ilan edilerek İran siyasetinin en güçlü figürü haline geldi.

Hamaney’in liderliği, ideolojik sertlik ve Batı karşıtlığıyla şekillendi. ABD’yi ve İsrail’i açık biçimde düşman olarak tanımladı; İsrail’in ortadan kaldırılmasını savundu. Nükleer anlaşma sürecinde Batı ile yürütülen müzakerelere mesafeli yaklaştı. ABD’nin İranlı General Kasım Süleymani’yi öldürmesinin ardından Washington’la diplomatik temasları sert biçimde eleştirdi.

İç politikada ise rejimin güvenlik eksenli yaklaşımının simgesi oldu. 2022’de Mahsa Amini’nin ölümünün ardından patlak veren kitlesel protestolar sert biçimde bastırıldı. Bu süreç, rejimin toplumsal desteğinin ciddi biçimde aşındığını da ortaya koydu.

Bölgesel düzlemde Hamaney, İran’ı İslam dünyasında siyasi bir lider güç haline getirmeyi hedefledi. Tahran’ın Hizbullah ve Hamas gibi aktörlere verdiği destek bu stratejinin parçasıydı. Ancak 2023 sonrası gelişmeler — Hamas’ın İsrail’deki saldırısı, ardından gelen savaş ve İran’ın müttefiklerine yönelik hedefli suikastlar — bu bölgesel hattı zayıflattı.

Otuz yılı aşan liderliği boyunca Hamaney, İran’da gücün merkezileştiği, ideolojik çizginin sertleştiği ve dış politikada Batı karşıtlığının kurumsallaştığı bir döneme damga vurdu. İran’ı İslam dünyasında belirleyici bir güç haline getirme hedefi ise, kendi iktidar süresi içinde tam anlamıyla gerçekleşmedi.

Kaynak:Haber Merkezi

Abone Ol

İyi gazetecilik posta kutunda!
Güncel haberler, haftalık ekonomi bülteni ve Pazar derginiz Plus’ı email olarak almak için abone olun.