Polisler "tükenişi" anlatıyor: Psikolojik desteğe 'fişlenirim' korkusu engeli
MÜZEYYEN YÜCE | Türkiye’de emniyet teşkilatında yaşanan intihar vakalarının arka planına bakıldığında, tablo yalnızca sayılardan ibaret değil. Uykusuz geceler, iptal edilen hayatlar ve konuşulamayan sorunlar… Polisler, intiharların arkasındaki görünmeyen çöküşü kendi hikâyeleriyle anlatıyor.
ARAŞTIRMA DOSYASI: Emniyet teşkilatında neler oluyor? 2:
MÜZEYYEN YÜCE
"Gece saat 03.40, bir polis memuru için bu saat, çoğu zaman ne günün bittiği ne de yeni bir günün başladığı zamandır. Telefon ekranı aniden yanar: “Göreve geliyorsun” derler. İtiraz edemez, soru soramazsın. Dinlenme ertelenir, planlar iptal edilir. Hayat, görev çizelgesine göre yeniden yazılır. Görev ise çoğu zaman hiç bitmez.”
Bu sözler İstanbul’da yaşayan 10 yıllık polis memuru Mehmet’e ait.
Türkiye’de emniyet teşkilatında görev yapan binlerce polis için bu döngü olağan hale gelmiş durumda. Emniyet personelinin önemli bir bölümü, günün hangi saatinde olursa olsun “hazır bulunma” baskısı altında yaşadığını söylüyor. Günlerce süren vardiyalar, gece operasyonları, ani görev değişiklikleri ve izin iptalleri arasında yaşamlarını planlayamaz hale gelen polisler, bu durumun yalnızca fiziksel yorgunluk değil, aynı zamanda zihinsel bir alarm haliyarattığını, dinlenme kapasitesinin neredeyse tamamen ortadan kalktığını anlatıyor.
Duygusal kopuş: En sessiz kırılma
Üniversiteden öğretmen olarak mezun olan Mehmet de, polisliği başta planlamadığını söylüyor. Ancak ataması gelmeyince 2016 yılında ekonomik nedenlerle emniyete yönelmiş. 6 aylık bir eğitimin ardından polis olarak göreve başlamış. Mesleğin ilk yıllarının ‘alışmaya çalışmak’ ile geçtiğini, ancak yıllar içinde asıl kırılmanın fiziksel değil, duygusal olduğunu şu sözlerle açıklıyor:
“Evdeyken bile zihnim görevde kalıyor. Her an çağırabilirler düşüncesiyle telefonu kapatamıyorsunuz. Çoğu zaman gerçekten çalıyor o telefon. 12 saatlik mesai 16 saate uzuyor, ardından ek görev geliyor. Geçen gün gece operasyonundan çıktım. Eve 05:12’de girdim. 08:30’da tekrar işe gittim. Böyle bir tempoda dinlenmek mümkün değil.”
Mehmet bu temponun zamanla hayatın tüm alanlarını daralttığını belirtiyor.
“Sosyalleşmek, plan yapmak neredeyse imkânsız” diyen Mehmet, “Günler birbirinin aynısı oluyor. Bir süre sonra duygularınız köreliyor. Yalnızlık derinleşiyor. Kesintisiz uyku, plan yapılabilen bir hafta sonu, telefonsuz bir akşam gibi en basit şeyler bile lüks haline geliyor. Bizim istediğimiz şeyler net: '12 saat çalışma karşılığında 36 saat istirahat' uygulamasının kanunla belirlenmesini istiyoruz. Futbol maçları, miting, konser gibi etkinliklerde ayrıca ücret ödenmesini ve özlük haklarımızın düzenlenmesini istiyoruz. Her konuda bizleri sahaya süren sistemde bir bize bütçe bulunamıyor maalesef” diyor.
Mesleği bırakmayı düşündüğünü, ancak ekonomik koşullar nedeniyle bunu yapamadığını da ekliyor.
Konuşamamak: “Sessizliğin kurumsallaşması”
Teşkilat içinde en sık dile getirilen başlıklardan biri de “konuşamama hali.” Birçok personel, yaşadığı baskıyı veya sistemsel bir sıkıntıyı dillendirmenin kariyer riski ve soruşturma ihtimali doğurabileceği endişesini taşıyor.
Mehmet’e göre bu durum zamanla içselleşiyor.
“Kimi zayıf görünmek istemiyor, kimi fişlenmekten korkuyor, kimi de soruşturmalarla karşı karşı karşıya gelmekten çekiniyor. Çünkü bir emre karşı geldiğinizde, bu kanunsuz dediğiniz anda ya biriminiz ya da şehriniz değişiyor. Bu yüzden de çoğu kişi teşkilatta artık hiçbir şeyin değişmeyeceğine inanıyor. ‘Konuşsam da aynı, sussam da’ düşüncesi hâkim” sözleriyle yaşadıkları durumu anlatan Mehmet, “Bu sessizlik, yalnızca bireysel bir tercih değil; zamanla kurumsal bir kültüre dönüşüyor. Konuşmak isteyen de genelde sosyal medyadan açtıkları sahte hesaplar üzerinden sıkıntılarını duyurmaya çalışıyor. Ancak o da çok etkili olmuyor. Biz bu teşkilatın memurları değil, köleleriyiz. Bu düşünce de polisler arasında zamanla kanıksanıyor. Değersizlik duygusu oluşuyor ve aidiyet kayboluyor. Zaten yıllar içinde yalnızca işimizi değil, gündelik hayatı da “idare edilen bir süreç” olarak görmeye başlıyoruz” ifadelerine yer veriyor.
“Polis sesini duyuramıyor”
Uzmanlara göre bu sessizlik, en az çalışma koşulları kadar yıpratıcı bir etki yaratıyor. Emniyet-Sen Genel Başkanı İsmail Okumuş, bu sessizliğin yapısal bir sorun olduğuna dikkat çekiyor ve ekliyor: “Personel sesini duyuracak, başı derde girdiğinde veya sıkıntısı olduğunda sorununu dile getirecek bir mekanizma bulamıyor. Bu da sahipsizlik hissini büyütüyor.”
Sendikanın yaptığı ankete göre polislerin büyük çoğunluğu bir sorun yaşadığında nereye başvuracağını bilmiyor ya da başvurmaktan kaçınıyor. Okumuş’a göre bu durum, yıllarca sendikasız kalan polislerin psikolojik sorunlarının derinleşmesine neden oluyor.
Psikiyatrist Ayhan Akcan da özellikle son 10 yılda artan toplumsal olaylar ve kurumsal dönüşümün polisler üzerindeki stresi artırdığına dikkat çekiyor. Akcan’a göre bu süreç, çoğu zaman önce aile içi sorunlara, ardından intihara kadar uzanan ağır bir psikolojik tabloya dönüşüyor.
Aile de bu yükün içinde
Polislik yalnızca görev yapan kişiyi değil, ailesini de doğrudan etkiliyor. Belirsiz çalışma saatleri, düzensiz yaşam ve sürekli görev hali, ilişkiler üzerinde ağır bir yük oluşturuyor.
Ankara’da görev yapan 22 yıllık polis memuru Mustafa, bu yükü çocukluğundan beri tanıdığını söylüyor. Babası da emekli polis olan Mustafa, kendi çocukluğunu şöyle anlatıyor:
“Babam varken babasız büyüdüm. Çoğu zaman babamı göremezdim. Sabah ben uyurken çıkardı. O geldiğinde de ben çoktan uyumuş olurdum. Hiç unutmuyorum; ilkokuldan mezun olduğumda babama karnemi gösterebilmek için bir hafta beklemiştim. Çünkü babam göreve gider, günlerce gelmediği olurdu. Bugün aynı döngüyü kendi çocuklarımla yaşıyorum.”
“Liyakat ortadan kalktı”
Mustafa’ya göre yıllar içinde emniyet teşkilatında bir dönüşüm yaşandı ve bu dönüşüm yalnızca çalışma koşullarını değil, kurum içi dengeleri de değiştirdi. En başta liyakat kültürünün zayıfladığını ifade eden Mustafa, “Eskiden mesleğin bir geleneği vardı. Zor şartlar hep vardı ama sistem daha oturmuştu. Son yıllarda ise liyakat kültürü zayıfladı. Eğitim süreleri kısaldı, yeterlilik tartışmaları arttı. Keyfi uygulamalar çoğaldı, çalışma sistemleri değişti. Memurun amirden daha donanımlı olduğu bir yapı oluştu. Bu da emniyet içindeki huzursuzluğu büyüttü” ifadelerine yer veriyor.
“Mesleği sürdürmek her geçen gün zorlaşıyor”
Mustafa, bu durumun yalnızca iş hayatını değil, özel yaşamı da etkilediğini şu sözlerle anlatıyor:
“Mesleğe başladığım günden bu yana polis hep çok çalışan meslek grubu içindeydi. Çocuklarının ilk adımına, onların büyüdüğüne tanıklık etmek zordur bizim meslekte. Özel günleri hep kaçırırsın. Bizim ailede “görev önceliği” hep ilişkimizin merkezinde olmuştur. Bu bilinçle bugüne kadar ailemizi ayakta tutabildik. Ancak son yıllarda yaşadığımız kurum içi huzursuzluk öyle artı ki eve gittiğimde tahammül seviyem de azalmış oluyor. Kavgalarımız artıyor mesela. İşteki huzursuzluk eve de yansıyor. Bunun üzerine artık kronik hale gelmiş uzun çalışma saatleri, ek görevler ve ekonomik sorunlar da birleşince psikolojiyi korumak zorlaşıyor. Bu şartlarda bu mesleği sürdürmek her geçen gün daha zor hale geliyor.”
Emniyet teşkilatında yaşanan sorunlara ilişkin tartışmaların, son yıllarda daha görünür hale gelmesini ve intiharların artmasını da bu yapısal dönüşüme bağlayan Mustafa’ya göre yeni başlayan personel yeterince hazırlanmadan sahaya çıkıyor:
“Sistem, mesleğe yeni başlayan bu memurlara yeterli altyapıyla eğitim vermezse; sahaya çıkan personel mesleğe hazır değil, mesleğe maruz hale geliyor. Ben ortaokuldan sonra Polis Koleji, oradan da Polis Akademisi eğitimi aldım. Bu eğitimler insana sadece polis olmayı öğretmez. Polis olma kültürünü de yerleştirir. Nitelikli ve donanımlı bir memur olursun. Ama şimdi kısa süreli eğitimlerle sahaya sürülüyor polis. Uzun çalışma saatleri, düzensiz yaşam ve mobbingin birleşmesi, özellikle genç polislerde hızlı bir tükenişe yol açıyor. Sonra bir gün bir bakıyorsunuz, dün birlikte görev yaptığınız mesai arkadaşınız hayatına son vermiş. Bu olaylara tanık olmak hiç kolay değil. Kaldı ki polisler arasında bu psikoloji tehlikeli boyutlara ulaşmış durumda. Çoğu zaman böyle bir şey yapacağını anlayamıyoruz bile. Çünkü bu çöküş sessiz ilerliyor.”
Psikolojik destek: “Fişlenirim endişesi”
Uzmanlara göre en kritik sorunlardan biri de psikolojik destek mekanizmalarına duyulan güvensizlik. Psikiyatrist Akcan, destek alan polislerin bunun kayıt altına alınması nedeniyle silahsız geri hizmete çekilme ya da meslekten ihraç edilme gibi kariyer riski yaşayabileceklerini düşündüklerini belirtiyor. Bu nedenle birçok personel yardım aramaktan kaçınıyor. Bu durumun depresyon, anksiyete, öfke kontrol sorunları, madde bağımlılığı ve sosyal uyum problemleri gibi rahatsızlıkların tedavisiz kalmasına ve zamanla derinleşmesine yol açtığını belirten Akcan, sürecin çoğu zaman önce aile içi sorunlara, ardından ise intihara kadar uzanan ağır bir tabloya dönüşebildiğini kaydediyor.
“Emniyetin psiko-destek kurumları fişleme merkezleri”
Polis Mustafa da emniyet içerisindeki uygulamalara dikkat çekerek Akcan’ın değerlendirmelerine benzer ifadeler kullanıyor:
“O merkezler 'fişleme' merkezleri. Anlattığınız hiçbir şey doktor ile senin aranda kalmıyor. Hasta- doktor mahremiyeti yok. Söylediğin her şey raporlanıyor ve bağlı olduğu il emniyet müdürlüğüne gönderiliyor. Kaldı ki raporda polisin psikolojisinin tehlikeli boyutlara ulaştığı yazsa bile, yaptıkları tek şey o memurun silahını alıp geri hizmete kaydırmak oluyor. Ne tedavinin devamı, ne bir dinlenme izni… Çalışmaya devam ediyorsunuz. Bu da sorunların devam etmesine yol açıyor. O merkeze gidip derdini anlattığı için ihraç edilen arkadaşım var benim. Bir polisin, mesleki sorunlarını emniyetin çatısı altındaki bir merkezde şeffaf şekilde anlatması mümkün değil”
Toplumsal olaylarda polislerin müdahalesine ilişkin tartışmalara da değinen Mustafa, “Elbette yanlış uygulamalar var. Ancak sizin iki saat gördüğünüz o polisin, belki de mesaide uykusuz, dinlenmeden kaçıncı saatidir. Üstelik çoğu zaman yemek yemeye bile fırsat bulamamıştır, ek mesai ücreti almamıştır. Bir eylem varsa saatler önce alana gelir eylemden çok sonra görevini tamamlar o polis. Zamanla bu polislerde tükenmişlik hali de artıyor haliyle. Ancak elbette bir polisin hukuksuz, kanunsuz davranmasını onaylamıyorum. Ancak böyle bir psikolojide bir insanın iradesini kontrol etmesi hiç kolay değil. Burada sorun bireysel değil, sistemsel” ifadelerine yer veriyor.
Yaşamın tamamını etkileyen bir tükeniş hali
Psikoloji literatüründe “tükenmişlik sendromu” uzun süreli stresin sonunda duygusal çöküş, duyarsızlaşma ve motivasyon kaybı olarak tanımlanıyor. Öyle ki görüştüğümüz çok sayıda polis de mesleğin ilerleyen süreçlerinde en sık yaşadıkları duygunun ‘duyarsızlaşma’ olduğunu söylüyor. Emniyet teşkilatında görev yapan birçok polis için bu durum, yalnızca mesleki değil, yaşamın tamamını etkileyen bir sürece dönüşmüş durumda. Akcan’a göre psikolojik destek hizmetleri bağımsız kurumlar aracılığıyla yürütülmeli, üniversitelerle iş birliği yapılarak, düzenli aralıklarla tekrarlanan psikolojik testler uygulanmalı. Ayrıca Akcan, polis alımlarında da adayların bağımlılık, öfke kontrolü ve genel risk düzeylerini ölçen kapsamlı psikolojik değerlendirmelerden geçirilmesinin önemine dikkat çekiyor.
15 yılın ardından gelen kopuş: Liyakat kaybı istifayı getirdi
Teşkilat içinde yaşanan sorunlar yalnızca görev başındaki personelin anlattıklarıyla sınırlı değil. Artan iş yükü, uzun mesai saatleri, tükenmişlik ve gelecek kaygısı, idari baskılar ve mobbing iddiaları nedeniyle mesleği bırakma kararı alan polislerin sayısında da dikkat çekici bir artış yaşanıyor.
15 yıl görev yaptıktan sonra şubat ayında istifa eden Soner Güzel de bu isimlerden biri. Lise sonrası Polis Meslek Yüksekokulu’nda 2 yıl eğitim alarak mesleğe başlayan Güzel, yıllar içinde teşkilatın yapısında yaşanan değişimin kendisini meslekten uzaklaştırdığını söylüyor.
Özellikle son yıllarda emniyet içinde siyasetin etkisinin arttığını belirten Güzel, bu durumun atama ve yükselme süreçlerine de yansıdığını ifade ediyor. “Tepeden inme amir ve komiser atamaları, torpili beraberinde getirdi. Bu da liyakati ve niteliği ortadan kaldırdı” diyen Güzel, geçmişte var olan meslek kültürünün zayıfladığını vurguluyor.
Eğitim ve uzmanlık alanı gözetilmeden yapılan görevlendirmelerin yaygınlaştığını dile getiren Güzel, “Eskiden ‘polisliği kazandık’ denirdi, şimdi ‘polis oldum’ deniyor. Bu bile eğitimin nasıl geri plana itildiğini gösteriyor. Deniz polisi yüzme bilmiyor, bilgi işlem mezunu güvenlik şubede görev yapıyor. Üstelik bu kişiler, siyasi bağlantılarına güvenerek yıllarını mesleğe vermiş polislere mobbing uygulayabiliyor” ifadelerini kullanıyor.
“Polis kendisini ‘devlet’ olarak görmeye başlarsa görev sınırları aşılır”
Toplumsal olaylardaki polis müdahalesinin de eğitimle doğrudan bağlantılı olduğunu belirten Güzel, mesleğe başladığı Gezi Parkı protestoları dönemini hatırlatarak şunları söylüyor: “O dönemde bile kanunsuz hiçbir emri uygulamadım. Biber gazı ve plastik mermi, hayati risk yaratmayacak şekilde kullanılması gereken araçlardır. Ancak bugün keyfi uygulamaların arttığını görüyoruz. Polis kendisini ‘devlet’ olarak görmeye başlarsa görev sınırları aşılır. Sen devlet değilsin, kamu görevlisisin.”
“Keşke daha önce istifa etseydim”
Meslek hayatı boyunca karşılaştığı çifte standartların da istifa kararında etkili olduğunu dile getiren Güzel, görevdeyken hukuk fakültesini kazandığını ve mezuniyetin ardından teşkilattan ayrıldığını anlatıyor. Çalışma koşullarındaki eşitsizliklere dikkat çeken Güzel, “Sınavım için izin istediğimde sorun yaşarken, başka bir personelin kişisel işleri için kolaylık sağlandığını gördüm. Herkes kendi makamını düşünüyor. Tüm bu sebeplerle istifa ettim” diyor.
İstifasının ardından benzer düşünceler taşıyan çok sayıda meslektaşının kendisiyle iletişime geçtiğini belirten Güzel, “Beni arayıp ‘biz de bırakmak istiyoruz’ diyenler oldu, istifa edenler de var. Şimdi geriye dönüp baktığımda, keşke daha önce bu kararı alsaydım diyorum” sözleriyle süreci özetliyor.
Meslekte 20 yılını doldurmuş Mustafa da 10’uncu yılındaki Mehmet de 15 yılın ardından istifa eden Soner de günün sonunda aynı noktaya dikkat çekiyor:
“Liyakatin ortadan kalkması, ağır çalışma koşulları, mobbing ve yalnızlık birleştiğinde ortaya çıkan şey sadece yorgunluk değil, tükeniş. Ve bu tükeniş görünür olduğunda, ya meslekten kopuşlar hız kazanıyor, ya da intihara uzanan ve artık çok geç olan bir tablo ortaya çıkıyor.”
YARIN: Uykusuz geceler, bitmeyen mesai ve sessizlik…Polislerin anlattıkları, tükenişin nasıl büyüdüğünü gösteriyor. Ama bazen bu hikâyeler yalnızca tükenişle bitmiyor. Bir telefonla, bir haberle, geri dönüşü olmayan bir kırılmaya dönüşüyor. Yarın o telefonun ardından geride kalanlar anlatıyor.
Emniyet teşkilatında neler oluyor? -1: Emniyetteki sahipsizlik: Her hafta bir polis intiharı
Kaynak: Haber Merkezi
Abone Ol
İyi gazetecilik posta kutunda!
Güncel haberler, haftalık ekonomi bülteni ve Pazar derginiz Plus’ı email olarak almak için abone olun.