Yenidoğan davasında bir yıl: Çelişkili raporlar, tek otopsi “kabul edilebilir değil” görüşü
GÜLSEVEN ÖZKAN
“Yenidoğan Çetesi” davasında bir yıl geride kalırken en temel soru hâlâ yanıt bulmuş değil. Bebeklerin kesin ölüm nedeni ne? Teknik takibe rağmen 10 bebekten yalnızca birine otopsi yapılması, Adli Tıp Kurumu raporları arasındaki çelişkiler ve bazı sanıkların ihmale yönelik itiraflarıyla birlikte “bilimsel delil yok” savunmaları davada adil yargılama tartışmasını derinleştiriyor. Adli tıp uzmanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, tüm bebekler için otopsi yapılmamasını “kabul edilemez bir ihmal” olarak nitelendirirken, eksik bilimsel verilerin hem maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasını zorlaştırdığına hem de adil yargılanma hakkını doğrudan etkilediğine dikkat çekti. Delil durumunun kimi zaman sanık lehine döndüğünü ve onları koruduğunu da vurguladı. İstanbul Tabip Odası ve hukukçular, yargılamanın bireyler üzerinden yürütülürken sağlık sisteminin yapısal sorunlarının göz ardı edildiğini söyledi. Basının ilk günlerdeki “peşin suçluluk” yaklaşımının kamuoyunda algı yarattığını ve bunun yargılama sürecini etkilediğini savunan uzmanlar, kamu görevlileri ile tüm hastane sahiplerinin hakim karşısına çıkmamasını eleşirdi.
Türkiye’nin en büyük sağlık skandallarından biri olarak gösterilen ve kamuoyunda “Yenidoğan Çetesi” olarak anılan davada bir yılı aşkın süre geride kaldı. İstanbul’da bebek acil hastalarını önceden anlaştıkları özel hastanelerin yenidoğan ünitelerine sevk ederek ölümlerine neden oldukları öne sürülen 10’u tutuklu 63 sanığın yargılandığı dava Bakırköy 22. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülüyor. 18 Kasım 2024’te başlayan yargılamada şimdiye kadar 7 duruşma 38 celse sürdü.
Davanın ilk günlerinde duruşmalar gün boyu canlı yayınlarla takip edilirken birçok basın kuruluşu sanıkları “bebek katilleri” olarak nitelendirdi. Adliye binası önünde sivil toplum örgütleri, vatandaşlar, siyasetçiler açıklamalar yaptı, çeşitli protesto gösterileri düzenlendi. Kamuoyunun yoğun ilgisiyle izlenen yargılama süreci ilerledikçe ilgi de giderek azaldı. Dört aile ilk duruşmaya gelerek yaşadıkları mağduriyeti anlatırken, ilerleyen süreçte salonda Kaya bebeğin avukatı dışında mağdurlar tarafından kimse görülmedi. Son duruşma neredeyse boş bir salonda sayılı gazetecinin takibiyle gerçekleşirken yargılama sürecinde bazı sanıklar tahliye edildi.
Kısa Dalga, “Yenidoğan Çetesi” davasını çok yönlü çalışmayla mercek altına alırken, araştırma dosyasının son bölümünde davanın geldiği aşama, tartışılan raporların önemi, taraflar ve uzman görüşleri yer alıyor.
Dosyada sadece bir bebeğe otopsi yapılması soru işaretlerine neden oldu
Dava sürecinde en çok tartışılan başlıklardan biri hayatını kaybeden 10 bebekten yalnızca Havanur Karakoç adlı bebek için otopsi raporunun alınması oldu. Çünkü soruşturma süreci Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi’ne (CİMER) 27 Mart 2023’te yapılan isimsiz ihbarla başlarken, Büyükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 21 Mayıs’ta soruşturma açıldı, 20 Haziran’da şüpheliler hakkında telefon dinleme, teknik takip ve izleme kararı alındı. Ancak teknik takibin sürdüğü dönemde bebek ölümleri engellenemedi, yalnızca bir bebek için otopsi yapıldı.
Bu durum duruşmalardaki sanık ifadelerine de yansıdı. Oturumlar boyunca sanıklar, “Neden tüm bebekler için otopsi yapılmadı?” sorunu mahkemeye heyetine yöneltti.1399 sayfadan oluşan, bini aşkın sayfasında tapelerin bulunduğu iddianameye itiraz eden sanıklar, bebeklerin ihmal sonucunu öldüğü tespitini yapan Sağlık Bakanlığı Uzman Görüşü ve Adli Tıp Kurumu (ATK) raporlarının bilimsel olmadığını iddia etti. Yargılama sürecinde bebeklerin neden öldüğü sorusu netlik kazanmazken, Mahkeme heyeti, ATK tarafından hazırlanan raporları çelişkili bularak ATK Üst Kurulu’ndan her bir bebek için rapor hazırlanmasına karar verdi.
Öte yandan Kısa Dalga’nın gündeme taşıdığı İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı’nda görevli iki adli tıp profesörü tarafından hazırlanan uzman mütalaasının davayı nasıl etkileyeceği önemini koruyor. Sanıklardan Dr. Dursun Eryılmaz’ın avukatının talebine karşılık hazırlanan raporda, doktorun sorumlu tutulduğu 6 bebeğin ölümünde uygulanan tanı ve tedavi yöntemlerinin tıbben uygun olduğu, ölümle illiyet bağı kurulamayacağı belirtildi. Raporda ayrıca, bu 6 bebeğe ilişkin ATK raporlarının “kopyala-yapıştır” yöntemle ve büyük ölçüde tape kayıtlarına dayanılarak hazırlandığı öne sürüldü. Bu durum gözleri dosyada yer alan delillere çevirdi.
Otopsi yapılmayan bebeklerin kesin ölüm nedeni belirlenebilir mi?
Eski Türk Tabipleri Birliği Başkanı ve adli tıp uzmanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, dava kapsamında delillerin adli tıp açısından taşıdığı önemi anlattı. Doğru değerlendirme yapmak için dosyada raporların tümünü detaylı biçimde görmesi ve incelemesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Fincancı bilimsel verilerin önemine dikkat çekti.
Adli tıp açısından temel ilkeleri anlatan Prof. Dr. Fincancı, yenidoğan bebeklerin klinik takip süreçlerinin başlı başına delil niteliği taşıdığını ifade ederek, “Takipler sırasında laboratuvar sonuçları, düzenli kan tahlilleri yapılmış olmalı. Bu çocukların oksijen değerleri, solunum fonksiyonları, dolaşım fonksiyonları nasıl? Bunların takip edilmiş olması gerekir” dedi.
Adli tıp değerlendirmesinin yalnızca tek bir veriye dayanamayacağını belirten Prof. Dr. Fincancı, epikrizlerin, laboratuvar bulgularının ve otopsi sonuçlarının birlikte ele alınması gerektiğini söyledi. Prof. Dr. Fincancı, “Adli tıp hem bunları değerlendirecek hem de yapılan otopsideki laboratuvar sonuçlarını klinik verilerle karşılaştırarak değerlendirme yapacak” diye konuştu.
Doğum sürecine ilişkin kayıtların da kritik önemde olduğunu belirten Prof. Dr. Fincancı, “Bu bebeklerin nasıl bir doğumla dünyaya geldiği, o doğum sırası ve sonrasında herhangi bir zorluğa maruz kalıp kalmadıklarını gösteren bir takım verilerin kayıt altına alınmış olması gerekir” ifadelerini kullandı. Prof. Dr. Fincancı, yoğun bakımda izlenen bebeklerin yatırılma gerekçeleri ve seyirlerinin de değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayarak, “Bunların her biri delil, hem laboratuvar hem kayıtlı olan veriler. Umuyoruz ki bu kayıtlı verilerin üzerinde oynanmamış olsun” dedi.
“Ses kayıtları klinik seyir için yol gösterici olabilir”
Teknik takip kapsamında elde edilen ses kayıtlarının da adli tıp raporlarında yer alabileceğini belirten Prof. Dr. Fincancı, bu kayıtların bazen yol gösterici olabileceğini söyledi. Prof. Dr. Fincancı, “Adli tıp raporları hazırlanırken tanıklar, sanıklar her birinin ifadeleri çok önemli. Bu tapeler, klinik seyiri ve laboratuvar takibi açısından ya da klinik seyirde herhangi bir müdahale olup olmadığının anlaşılabilmesi açısından zaman zaman aydınlatıcı olabilir” sözlerini kullandı.
“Klinik veriler, otopsi ve ifadeler bütünlük içinde değerlendirilir”
Prof. Dr. Fincancı, “Yani yalnızca bir laboratuvar, yalnızca otopsi, yalnızca klinik veriler değil; aslında o ifadelerin bütünlüğü içinde bunların birbiriyle uyumlu olup olmadığını da değerlendiririz” diye konuştu. Davada yalnızca bir bebeğe otopsi yapılmış olmasına ilişkin değerlendirmede bulunan Prof. Dr. Fincancı, bu durumu “kabul edilemez” olarak nitelendirdi.
Teknik takibin başlaması ardından hayatını kaybeden bebekler için otopsi yapılmamasının hata olduğunu savunan Prof. Dr. Fincancı, “Kabul edilebilir bir şey değil, ihmal. Teknik takip süreci başladıktan sonra ilgili kurumların bilgilendirilmemiş olması ya da bilgilendirilmiş olması halinde dahi bu ölüm bildirimlerinde otopsi gerekliliğinin ortaya konmamış olması yargı açısından da ciddi bir uygulama hatasıdır” dedi.
“Otopsi adil yargılama için çok önemli”
Prof. Dr. Fincancı, tartışmanın yalnızca hekimlerin olası ihmal ya da uygulama hatalarıyla sınırlı tutulamayacağını belirtti. Otopsi yapılmamasının adil yargılanma hakkı açısından doğrudan etkili olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Fincancı, “Klinik takiplerin ne kadar gerçeğe yansıttığını bilmiyor olmamız nedeniyle pek çok soru işareti çıkıyor ortaya. Bu durumda otopsi çok daha önemli hale getiriyor, mutlaka yapılması gerekirdi” ifadelerini kullandı.
Prof. Dr. Fincancı otopsi eksikliğinin hukuki sonuçlarına da işaret ederek, “Maalesef böyle bir durumda şüpheden sanık yararlanır. Yani bir suçu tümüyle kanıtlayamıyorsanız, yeterli delil olmadığı gerekçesiyle sanık lehine bir durum ortaya çıkar. Dolayısıyla bu aynı zamanda sanıkları koruyan bir durum olarak da değerlendirilmeli” diye konuştu.
“Sorun sistemde”
Disiplin ve idari süreçler açısından da davada önemli gelişmeler yaşandı. Sağlık Bakanlığı, Şubat 2025’te aldığı kararla 34 sağlık personeline 3 yıl meslekten men cezası verdi. Öte yandan, Anayasa Mahkemesi’nin Türk Tabipleri Birliği (TTB) Kanunu’nun disiplin cezalarını düzenleyen maddesini iptal etmesi ve Meclis tarafından yeni bir düzenleme yapılmaması nedeniyle TTB’nin disiplin mekanizması fiilen durdu. Aralarında Yenidoğan’ın a bulunduğu yaklaşık 2 bin dosya beklerken zamanaşımı riski de ortaya çıktı.
İstanbul Tabip Odası Başkanı Osman Küçükosmanoğlu, hekimler hakkında yürütülen mesleki disiplin soruşturmasına ve sürece dair konuştu. Küçükosmanoğlu, “Ölen her bebek için, özellikle yenidoğan dönemindeki bebekler için ölümün önlenebilir mi önlenemez mi olduğuna dair bir değerlendirme yapılıyor. Bu dosyaların tamamı bize gönderiliyor, biz de inceliyoruz” ifadelerini kullandı. Soruşturmanın yalnızca bireysel ölümler üzerinden yürütülmesine dikkat çeken Küçükosmanoğlu, olayın yapısal boyutuna işaret ederek şunları söyledi:
“Biz olayı ilk günlerden itibaren bu tür olayların ortaya çıkmasına zemin hazırlayan bir sağlık sistemi olduğunu söyledik. Sorunun yalnızca yenidoğan servisleriyle sınırlı olmadığını, diğer yoğun bakımlar ve yataklı servislerde de benzer sorunların yaşanabileceğini ifade ettik.”
“Sorun sistemde, sadece yenidoğanda yok”
Disiplin ve idari süreçler açısından da davada önemli gelişmeler yaşandı. Sağlık Bakanlığı, Şubat 2025’te aldığı kararla 34 sağlık personeline 3 yıl meslekten men cezası verdi. Öte yandan, Anayasa Mahkemesi’nin Türk Tabipleri Birliği (TTB) Kanunu’nun disiplin cezalarını düzenleyen maddesini iptal etmesi ve Meclis tarafından yeni bir düzenleme yapılmaması nedeniyle TTB’nin disiplin mekanizması fiilen durdu. Aralarında Yenidoğan’ın a bulunduğu yaklaşık 2 bin dosya beklerken zamanaşımı riski de ortaya çıktı.
İstanbul Tabip Odası Başkanı Osman Küçükosmanoğlu, hekimler hakkında yürütülen mesleki disiplin soruşturmasına ve sürece dair konuştu. Küçükosmanoğlu, “Ölen her bebek için, özellikle yenidoğan dönemindeki bebekler için ölümün önlenebilir mi önlenemez mi olduğuna dair bir değerlendirme yapılıyor. Bu dosyaların tamamı bize gönderiliyor, biz de inceliyoruz” ifadelerini kullandı. Soruşturmanın yalnızca bireysel ölümler üzerinden yürütülmesine dikkat çeken Küçükosmanoğlu, olayın yapısal boyutuna işaret ederek şunları söyledi:
“Biz olayı ilk günlerden itibaren bu tür olayların ortaya çıkmasına zemin hazırlayan bir sağlık sistemi olduğunu söyledik. Sorunun yalnızca yenidoğan servisleriyle sınırlı olmadığını, diğer yoğun bakımlar ve yataklı servislerde de benzer sorunların yaşanabileceğini ifade ettik.”
“Otopsi olmadığı için konu yoruma açık hale geliyor”
Yargılamanın yalnızca 10 bebeğin ölümü üzerinden dar bir çerçevede yürütüldüğünü belirten Küçükosmanoğlu, “Soruşturma sanki sadece ölen 10 bebek üzerinden ölümle illiyet bağı kurulup kurulamayacağına sıkıştırılmış bir yargılama gibi yürütülüyor. Oysa bu bebeklerin yalnızca birine otopsi yapılmış, diğerlerine yapılmamış. Otopsi olmadığı için konu yoruma açık hale geliyor. Mahkemenin vereceği karar önemli ve bu karar bizim onur kurulunun değerlendirmesini de etkileyecek, ancak kurulumuz bağımsız bir inceleme yürütür” diye konuştu.
“Yargılananları peşinen suçlu ilan etmek doğru değil”
Kamuoyunda sanıkların ilk günlerde “bebek katili” olarak sunulduğunu hatırlatan Küçükosmanoğlu, bu anlatının dosya ile örtüşmediğini savundu. “Bu bebeklerin hiçbiri sağlamken yatırılıp öldürülmüş bebekler değil. Hepsinin ciddi hastalıkları ve önemli sağlık sorunları vardı. Kamuoyuna ‘sağlam bebekleri alıp öldürerek para kazanıyorlar’ gibi yansıtıldı. Dosyaya bakan herkes bunun böyle olmadığını görür” ifadelerini kullandı.
Küçükosmanoğlu, yargılamanın bireyler üzerinden yürütülürken sistemin göz ardı edildiğini savunarak, “Burada tek boyutlu, olayları kişilerin üzerine yıkan bir yargılama var” dedi. Sağlık Bakanlığı’nın sorumluluğuna da dikkat çeken Küçükosmanoğlu, “Yenidoğan yoğun bakım yataklarının yarıdan fazlası özel hastanelerde. Bu bir yıl içinde bu konuda kayda değer bir düzeltme yapılmadı. Yer bulunamayan hastaların özel hastanelere sevki devam ediyor” diye konuştu.
Yargılamanın uzamasına da dikkat çeken Küçükosmanoğlu, “Gecikmiş adalet adalet değildir. Burada tüm yargılananları peşinen suçlu ilan etmek mümkün değil. Tutuklu olanlar açısından da sürecin bir an önce adil şekilde sonuçlanması gerekiyor. Suçsuz olanların tahliye edilmesi gerekir” dedi.
“Düzenli ve etkili denetim yapılmalı”
Meclis’in verilen sürede yasal düzenleme yapmamasına değinen Küçükosmanoğlu, “İstanbul Tabip Odası’nın yürüttüğü disiplin soruşturmaları şu anda hukuken havada. Bu meslek örgütümüz açısından çok ciddi bir sorun” diyerek yetkililere çağrıda bulundu. Çözüm önerilerini paylaşan Küçükosmanoğlu, “Sağlığın kamu hizmeti olarak verilmesi, kamu yatırımlarının ve sağlık bütçesinin artırılması, denetimlerin düzenli ve etkin biçimde yapılması gerekiyor. Sadece hekim değil, hemşire ve diğer sağlık çalışanı eksiklikleri de giderilmeli” ifadelerini kullandı.
Sanıklardan adil yargılanma talebi,, yaşam koşulları itirazı
Bazı delillerin soruşturma aşamasında değil, aylar sonra dosyaya girmesi eleştiri konusu olurken, duruşmalarda sanıklar ve avukatları yargılama boyunca iddianamenin büyük ölçüde tape kayıtlarına dayandığını savundu, delillerin yetersiz olduğunu ileri sürdü. Duruşmalar boyunca birbirini suçlayanlar yanında ihmal davranışta bulunduğunu ifade edenler de oldu. Öte yanda hakim karşısına çıkan sanıklar farklı illerdeki cezaevilerin zor koşullarda kaldıklarını, malvarlıklarına tedbir konulması ve maaşlarının kesilmesi nedeniyle maddi açısından zor günler geçirdiklerini anlattı. Sık sık basının kendilerini “katil” ilan ederek hüküm verdiğini dile getiren sanıklar, bu durumun cezaevlerinde kötü muameleyle karşılaşmalarına neden olduğunu savundu. Antalya’da tutulduğu cezaevinde intihar eden Dr. İlker Gönen’i de örnek veren bazı sanıklar kamuoyunda oluşturulan algının bu duruma neden olduğunu öne sürdü. Sanıklar bebekleri öldürmediklerini savunurken adil yargılama talep etti.
Aydın Mantar: 24 uzman görüşünde ‘ihtimal yok’ kanaati var:
Çete lideri olduğu iddia edilen Fırat Sarı’nın avukatı Aydın Mantar, dosyaya sunulan 24 ayrı uzman görüşünde bebeklerin her biri yönünden yapılan değerlendirmelerin tamamında “ihmal ve taksir bulunmadığı” sonucuna varıldığını söyledi. Mantar, bu raporların soruşturma aşamasında alınan ve dosyanın bugün geldiği noktaya temel teşkil eden uzman görüşleriyle aynı hukuki statü ve değere sahip olduğunu savundu.
Soruşturmanın bilimsel olarak eleştirilen raporlar etrafında sürdürülmesini eleştiren Mantar, dosyanın artık bir ceza muhakemesi olmaktan çıkıp bir algı yönetimi pratiğine dönüştüğünü ifade etti. Sorunun tek başına raporların içeriği olmadığını belirten Mantar, “Bu raporlara mutlak doğrular muamelesi yapan bir soruşturma yaklaşımıdır. Sorun, yargının bilimden, hukuktan ve tarafsızlıktan uzaklaşıp algı, etki ve kişisel pozisyonlar üzerinden yürütülmesidir” dedi. Yargı sürecinin kamuoyu etkisiyle şekillendiğini savunan Mantar, sosyal medya üzerinden yürütülen görünürlük odaklı tutumların Hakimler ve Savcılar Kurulu’nun uyarılarına konu olacak kadar ciddi bir sorun haline geldiğini iddia etti.
Adli Tıp Kurumu 8. İhtisas Kurulu raporlarını da eleştiren Mantar, bu kurulda yenidoğan yoğun bakım veya çocuk yan dal uzmanı bulunmadığını, buna karşılık soruşturmanın erken aşamasında yalnızca bir bebek için alınan ve çocuk enfeksiyonu uzmanının da yer aldığı 1. İhtisas Kurulu raporunda kusur bulunmadığının açıkça belirtildiğini savundu. Mantar, aynı verilerle farklı yönde kanaat oluşturulmasının bilimsel süreklilik ve adli tıp yöntemiyle bağdaşmadığını dile getirdi.
Kamu görevlileri dosyada yok
Duruşmayı düzenli biçimde takip eden Kaya bebeğin ailesinin avukatı görüş talebimize olumlu veya olumsuz yanıt vermezken, davanın en dikkat çeken yanlarından biri kamu görevlilerinin hakim karşısına çıkmaması oldu. 112 sistemi ses kaydı bilirkişi raporuna göre devlet hastaneleri bebek sevkini kabul etmez ve yabancı uyruklu bebek için para isterken, kamu hastanelerinden hekimler, başhekimler dosya yer almadı. Öte yandan o dönem kapatılan hastaneleri denetleyen, o dönemin İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü yetkilileri de hakim karşısına çıkmadı. Kapatılan Özel Avcılar Hospital Hastanesi’nin sahibi eski Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun adı durumlarda geçmezken, 2 hastane sahibi yargılanıyor. Oysa iddianamede 19 hastanede ve sağlık şirketinin adı geçiyor. Kamu görevlilerine değinen hukukçu Doç. Dr. Meliha Sermin Paksoy kamu görevlilerinin yargılanması gerektiğini söyledi. Hastane sahiplerinin mahkeme heyetinin önüne çıkmasının önemine değinen Paksoy, bu durumun ciddi eksiklik olduğunu ifade etti.
Üniversite Neontoloji Anabilim Dalı Başkanı’ndan mütalaa: Bebek doğuştan gelen ciddi sağlık sorunları nedeniyle bebek öldü
Yargılama devam ederken dava dosyasına mütalaalarda girmeye devam ediyor. Bunlardan biri Kerem Muhammet Tokluoğlu bebeğin ölümüne yönelik oldu. Tokluoğlu bebek, 14 Ağustos 2023’te eski Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun sahibi olduğu İstanbul’daki Özel Avcılar Hospital’da dünyaya geldi.
ATK, bebeğin anne karnında yeterli beslenemediğini ve doğumdan önce ağır oksijensiz kaldığını tespit etti. Doğumun ardından bebeğin kalp atışlarının bulunduğu ancak uygun ve yeterli süre boyunca canlandırma müdahalesi yapılmadığı raporlara yansıdı. ATK, Tokluoğlu bebeğin ölüm nedenini doğum sırasında yeterli oksijen verilememesi ve sonrasında gelişen komplikasyonlar olarak değerlendirdi.
Ancak Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Neontoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof.Dr. Nejat Narlı imzasıyla Tokluoğlu bebek için yazılan mütalaada bebeğin ölümünde sorumlu tutulan Dr. Zeki Ötünç'ün bebeğin ölümünde ihmali olmadığı ifade edildi.
“Pasif ötanazi” tespiti için çelişkili belge iddiası
Adli dosyaya giren uzman mütalaasında, yenidoğan bebeğin ölüm nedeninin doğumdan önce gelişen ağır anomaliler ciddi doğumsal organ bozuklukları ve ağır asfiksi (doğum sırasında yeterli oksijen alamama, boğulma hali) olduğu belirtildi. Raporda, bebeğin ölümünün doğum sonrası tıbbi müdahalelerden değil, anne karnındayken mevcut olan ciddi sağlık sorunlarından kaynaklandığı vurgulandı.
Uzman değerlendirmesinde bebeğin doğumdan hemen sonra yaklaşık 60 dakika boyunca kesintisiz resüsitasyon (kalp ve solunumu yeniden başlatma işlemleri) uygulandığını, diğer gerekli tüm müdehale, ilaç tedavileri ve yoğun bakım desteğinin eksiksiz şekilde verildiği kaydedildi.
Raporda, eksiklik iddialarının bebeğin ölümünde doğrudan ve belirleyici bir neden oluşturmadığı ifade edildi. Özellikle pnömotoraks (akciğerin hava kaçağı nedeniyle sönmesi) tanısının ölümden çok kısa süre önce konulduğu, bu nedenle cerrahi müdahale için yeterli zaman bulunmadığı ifade edildi.
Değerlendirmede, “pasif ötanazi” (tedavinin bilinçli olarak durdurulması) bulgusu için epikriz ve hemşire kayıtlarıyla çelişkili bulunduğu belirtildi. Uzman, bebeğe doğumdan itibaren aktif ve uzun süreli tıbbi müdahale yapıldığını yönünde kanaat bildirdi.
Duruşma 24 Mart'ta
Dosyada “suçtan zarar gören” sıfatıyla yer alan Sosyal Güvenlik Kurumu’dan (SGK) ve ATK’dan rapor beklenirken, 8. duruşma 24 Mart'ta Bakırköy 22. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülecek.
Abone Ol
İyi gazetecilik posta kutunda!
Güncel haberler, haftalık ekonomi bülteni ve Pazar derginiz Plus’ı email olarak almak için abone olun.