Mersin’deki “Dilşah Ercan” karmaşasında yeni perde: Ailesi, "Görüntülerdeki bizim kızımız değil” demiş

Mersin’deki “Dilşah Ercan” karmaşasında yeni perde: Ailesi, "Görüntülerdeki bizim kızımız değil” demiş

Mersin’deki polisevi saldırısını gerçekleştiren iki kişiden biri olduğu duyurulan Dilşah Ercan’ın ailesinin, PKK’nın açıklamasından önce polisteki sorgularında “Bu bizim kızımız değil” dediği iddia edildi.

ERSAN ATAR

Mersin’in Mezitli ilçesindeki Tece Polisevi’ne düzenlenen saldırının en çok konuşulan yönü, çatışma sırasında “etkisiz hale getirilen” saldırganların kimliği oldu. Saldırıdan saatler sonra saldırganlardan birinin Zozan Tolan kod adlı Dilşah Ercan olduğu açıklanmıştı. Bu ismin, CHP’nin 2013’te hazırladığı “Tutuklu Gazeteciler Raporu”nda yer alması, CHP’yi iktidarın hedefine oturttu.

PKK’nın iki gün bekledikten sonra saldırıyı üstlenirken yaptığı “Dilşah Ercan saldırıya katılmadı” açıklaması yapması siyasetteki tartışmalarda rüzgarın AKP ve özellikle İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ya yönelmesine neden oldu. CHP, “örgütün sözüyle hareket ediyor” görüntüsü vermemek için “çatışma sırasında ölen saldırganların parmak iziyle Dilşah Ercan’ın parmak izinde örtüşme olmadığı” yönündeki Emniyet kaynaklı olduğunu belirttiği bilgileri referans göstermeyi tercih etti. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu çatışmada ölen saldırganların DNA örneklerine de işaret ederek İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ve AKP’yi hedef aldı. İçişleri Bakanı Soylu da Kılıçdaroğlu’nun açıklamasından sonra sosyal medyadan yaptığı paylaşımda saldırganlardan birinin Dilşah Ercan olduğu sonucuna nasıl vardıklarını anlatmaya çalıştı. Soylu bu tespitlerine dayanak olarak “Teröristi taşıyan taksici teşhisini yaptı” bilgisine dayandı.

İçişleri Bakanı Soylu’nun, Kılıçdaroğlu’na verdiği yanıtta dikkat çekici bir cümle daha yer aldı: “Hoşuna gitmeyecek ama parmak izleri ile yapılan çalışmada bir tanesinde eşleşme çıktı” dedi, DNA raporlarının da henüz çıkmadığını anlatmaya çalıştı.

İçişleri Bakanı Soylu’nun sosyal medya hesabından yaptığı bu açıklamadaki “bir tanesi” ibaresi dikkat çekerken Tolga Şardan da T24’teki yazısında, yürütülen soruşturma aşamasında yapılan çalışmalara dikkat çekerek, “Dilşah Ercan’a ait olan parmak izleri, olay yerinde elde edilen iki kadın teröristin parmak izleriyle örtüşmedi!” ifadesini kullandı.

GÖRÜNTÜLER İZLETİLDİ

Siyasette bu tartışmalar olurken adli soruşturma ayağında “Ölen teröristlerden biri Dilşah Ercan’dır” açıklaması yapılırken en azından duraksanması gerektiğini gösteren gelişmeler yaşandı.

Akşam saatlerinde gerçekleşen saldırının hemen sabahında Dilşah Ercan’ın Mersin’deki ailesinin evine giden polis ekipleri aile fertlerini gözaltına aldı. Gözaltına alınan 12 kişi içinde, Dilşah Ercan’ın babası Şerafettin Ercan, kardeşleri Muray Yasin ve Aysel Ercan da yer aldı.

İddiaya göre Dilşah Ercan’ın aile bireylerinin ifadesi alınırken bir ara Şerafettin Ercan ve diğer isimler Mersin Emniyet’inde bir başka odaya geçirildiler. Bu odada Ercan’ın aile bireylerine bir takım görüntüler izletildi. Bu görüntüler saldırı sırasında kameraların kaydettiği görüntülerdi. Dilşah Ercan’ın babası ve diğer aile bireylerine bu odada, “Gördüğünüz bu şahıs kızınız mı?” diye soruldu ve teşhis yapmaları istendi. Dilşah Ercan’ın babası Şerafettin Ercan, görüntülerdeki kişinin kızı olmadığını söyledi. Diğer aile bireyleri de görüntülerdeki kişinin Dilşah Ercan olmadığını, bu görüntülerdeki kişileri de tanımadıklarını söylediler.

“2014’TEN BERİ GÖRMÜYORUZ, KAYIP BAŞVURUSUNDA BULUNDUK”

Yine bir başka iddiaya göre; Dilşah Ercan’ın aile bireyleri daha sonra yeniden sorgu odasına alındı, ifade alma işlemine burada devam edildi. Bu aşamada kendilerine bir bütün soru halinde, “Dilşah Ercan’ı en son ne zaman gördükleri, son günlerde eve gelip gelmediği, geldiğinde bir çantası bulunup bulunmadığı, çantası varsa içinde ne olduğunu bilip bilmedikleri” soruldu.

Dilşah Ercan’ın babası Şerafettin Ercan ve diğer aile bireyleri bu “blok halindeki” soruya karşılık, kızlarını en son 2014 yılında salıverildikten sonra Mersin’e geldiğini, bir iki hafta kaldıktan sonra Diyarbakır’a gidiyorum diyerek evden ayrıldığını, ondan sonra da hiç görmediklerini söylediler. Şerafettin Ercan’ın ifadesini, “Kızımı en son 10-15 yıl önce gördüm, İlk kaybolduğunda kayıp başvurusu yaptım, sonrasında da hiç haber alamadım” diye detaylandırdığı biliniyor.

Hatta bu iddiaları dile getiren kaynaklar, “Dilşah Ercan’ın kardeşlerinden birinin zihinsel özürlü olduğunu, bu kardeşinin "Temmuz ayında evine gelmişti, kurban bayramında görüşmüştük” dediğini, ancak bu kişinin zihinsel engelli olduğu için ifadesinin dikkate alınmadığının da altını çiziyor.

Saldırganlardan birinin Dilşah Ercan olup olmadığını belirleyebileceği değerlendirilen en kritik işlemlerden biri olan “cesetten teşhis”in aileye yaptırılmadığı da iddialar arasında.