Cumhurbaşkanı Erdoğan: "Bildiri art niyetli, Montrö'den çıkma çalışmamız yok, o fotoğrafla ilgili soruşturma açıldı"

Cumhurbaşkanı Erdoğan: "Bildiri art niyetli, Montrö'den çıkma çalışmamız yok, o fotoğrafla ilgili soruşturma açıldı"

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, emekli amirallerin imzaladığı Montrö bildirisine ilişkin "Tartışmanın sebebi kesinlikle ifade özgürlüğü meselesi değildir" dedi.


Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, emekli amirallerin imzaladığı Montro bildirisine ilişkin Cumhurbaşkanlığı'nda yapılan toplantının ardından açıklamalarda bulundu. "Bir gece yarısı gerçekleştirilen bu eylem kesinlikle art niyetli bir girişimdir" diyen Erdoğan Deniz İkmal Komutanı Tuğamiral Mehmet Sarı'nın "sarık ve cübbe" giydiği bir fotoğrafının basına yansımasına ilişkin olarak ise, "TSK'nın disipliniyle bağdaşmayacak fotoğraf veren askere olumlu bakmadık, bakmayız. Bunun münferit bir hadise olduğu açıktır. Söz konusu fotoğrafı yayınlandığında TSK idari bir soruşturmayı başlatmıştır" dedi. Erdoğan, Montrö Sözleşmesi'nin "dönemin şartlarında iyi bir kazanım" olduğunu ifade ederek "Daha iyisi için imkân bulana kadar bu sözleşmeye devam ediyoruz" dedi. Erdoğan ayrıca Kanal İstanbul'a karşı çıkanlar için de "en büyük Cumhuriyet ve Atatürk düşmanı" nitelemesinde bulundu. "Bu işin merkezinde aslında ana muhalefet partisinin ta kendisi var" diyen Erdoğan "104 kişinin içerisinde bizzat CHP'nin üyesi olan kendisi karısı yeğeni, oğlu şusu busu olanlar var. Bunları da yakın zamanda yazılı ve görsel medyada göreceksiniz" dedi.

Erdoğan, Beştepe'deki AKP MYK toplantısı sonrası yaptığı açıklamada, şu ifadeleri kullandı: 

"Kesinlikle art niyetli girişim"

"Az önce yaptığımız toplantıda iki gündür ülkemizi meşgul eden bir meseleyle ilgili tartışmaları ayrıntılarıyla değerlendirdik. Her şeyden önce bir gece yarısı gerçekleştirilen bu eylemüslubu, yöntemi hem de yol açacağı açıkça belli olan tartışmaları itibariyle kesinlikle art niyetli girişimdir.

Emekli amirallerin vazifesi 104 tanesi bir araya gelerek  siyasi bir tartışma konusunda darbe imaları içeren bildiriler yayınlamak değildir.

Hiçbir kamu görevlisinin topluca böyle bir yola tevessül etme hakkı yoktur. Biz bu amirallerin diplomatların son  dönemde Suriye, Libya, Doğu Akdeniz'de verdiğimiz mücadelede bir araya gelerek ülkeleri için destek bildirisi yayınladıklarını görmedik. Yine bunları FETÖ'cü hainlerin başlattıkları 15 Temmuz darbe girişimine karşı milletimizin yanında yer alırken de görmedik. Ülkemizin hak ve menfaatleri aleyhine medyada verdikleri görüşleri ve duruşu üzüntüyle takip ettik. Kesinlikle ifade özgürlüğü meselesi değildir. Bir kısmı aynı görüşlerini siyasi zeminlerde, medyada uzun süredir dile getirmektedir. Hiçbir isme medyadaki ve siyasi alandaki açıklamaları sebebiyle herhangi bir soruşturma açılmış değildir.

"Aksi halde" rahatsızlığı 

Geçmişi darbe ve bildirilerle dolu bir ülkede bir gece yarısı 104 emekli amiralin böyle bir şeyi yapması asla kabul edilemez. Bunun adına ifade özgürlüğü diyemeyiz. İfade özgürlüğü aksi halde diye başlayan ve ülkenin seçilmiş yönetimini darbeyle tehdit eden cümleleri de kesinlikle kapsamaz.

“Türk Silahlı Kuvvetleri'ne yönelik bir bühtan”

Emekli amiral sıfatıyla da olsa böyle bir girişim kahraman Türk Silahlı Kuvvetleri'ne yönelik bir bühtandır. Bu tür ifadeler dünyanın her yerinde demokrasi, hukuk devleti, milli iradenin üstünlüğüne saldırı olarak kabul edilir. Bildirinin milletimiz nezdinde bu derece sert tepki görmesinin büyük sebebi çok daha büyük bir kampanyanın parçası olarak algılanmış olmasıdır.

Eski diplomatlardan, eski milletvekillerinden, ülkemize karşı husumetleriyle bilinen sözde aydınlardan oluşan kimi kesimler bir süredir benzer söylemlerle yasamayı, yargıyı, yürütmeyi hedef almaktadır. Bunların çoğu da dikili taşı olmayan, millete zerre kadar faydası olmayan kişilerdir. Siyasetçilerimizden maalesef bu kampanyaya destek vererek adeta kendilerini inkâr etmektedirler.

"Tüm siyasetçilerin kararlı bir şekilde duruşlarını beklerdik"

Eğer böyle yapmış olsalardı burada bugün milli iradeye verdikleri destek için teşekkür konuşması yapacaktım. Demokrasi karşıtı tüm bildirilerin özellikle arkasında er alan zihniyet bu defa safını aynı istikametle belirlemiştir. Ana muhalefet partisini bir kez daha demokrasiden yana tutum almaya çağırıyorum. Milli iradeden yana tavır koyan tüm siyasi parti liderlerine, temsilcilerine, yargı kurumlarına, üniversitelere ve sivil toplum kuruluşlarına şahsım ve milletim adına şükranlarımı sunuyorum.

Bizim muhatabımız doğrudan milletimizdir. Milleti ve milletin seçtiği yönetimi tehdit etme cüretini gösterenlere hadlerini yine milletimizle birlikte göstereceğiz. Bazılarının yapılan işi ‘Bunda büyütülecek ne var' diyerek küçümseme yoluna gittiklerini görüyorum. Türkiye'de demokrasiye yönelik her saldırı bu tarz bildirilerin ardından gelmiştir. 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül'de hükümetleri tehditle sindirmeye çalışmışlardır. 28 Şubat'ta ülkenin meşru yönetimine pervasızlıkla saldırmaya kalkışmışlardır.

15 Temmuz gecesi silahlı darbe denediler. Milletimizin şanlı direnişi karşısında gün ağarırken kuyruklarını kıstırıp kaçmak mecburiyetinde kaldılar. Yayınlanan bildiriyi özellikle dikkate alıp, gereken her tedbiri uygulama kararlılığımızı ortaya koyuyoruz.

Bu meseleyi siyasi istismar aracı haline getirmek isteyenler çıkacaktır. Onlarla da sandıkta hesaplaşacağız. Milletimizin kimin demokrasinin, hukuk devletinin yanında durduğunu kimin darbeci ve vesayetçilerin koltuğunun altına  girdiğini görüyor. İnşallah istikbal ve istiklal yolunda verdiğimiz mücadelenin neticesini hep birlikte takip edeceğiz

Yapılan açıklamada iki temel iddia ortaya konmaktadır. Birincisi Montrö Anlaşması’nın tartışmaya açılması, ikincisi iddia ise basın ve sosyal medyada yer alan bazı görüntülerdir.

"Montrö dönemin şartlarında önemli bir kazanım"

Birinci Montrö Anlaşması'nın tartışmaya açılmasıdır. İkinci olarak basında yer alan bazı görüntülerdir. Boğazların statüsüyle ilgili sorunların çözümü sonraki yıllara bırakılmıştır. 1936 yılında Boğazlarla ilgisi olmayan devletlerle Montrö Sözleşmesi'ni imzaladık. Dönemin şartlarında önemli bir kazanımdır. Boğazlar'daki gemi trafiğinin yer yer seyir trafiğini tehdit edecek olması da meselenin ayrı boyutudur.

Daha iyisi için imkân bulana kadar bu sözleşmeye devam ediyoruz. Bu sözleşmeyle ilgili diplomaside medyada bir çok görüş ortaya konulmuştur. Bugün de sözleşme tüm boyutlarıyla tartışmaya devam etmektedir. Hiç kimse akademideki medyadaki tartışmalar sebebiyle kimsenin yakasına yapışmamış, meseleyi farklı mecralara çekmeye çalışmamıştır. Fakat önceki gece yayınlanan bu bildiri bu kapsam dışındadır. Bu bizim egemenlik mücadelemizdir. Peki biz İstanbul Boğazı'nda egemen miyiz, maalesef.

"Kanal İstanbul Boğaz'daki egemenliğimizi tahsis edecek"

Bilhassa Kanal İstanbul Boğaz'daki egemenliğimizi tahsis edecektir. Vazifem, Türkiye'nin ve milletinin hak ve menfaatleri ne gerekiyorsa onu yapmaktır. Montrö'den çıkmakla ilgili bir çalışmamız yoktur. Fakat gelecekte böyle bir sonuç çıkarsa önümüze gelen her şeyi detaylıca değerlendirmekten de kaçınmayız.

Esasen imzaladığımız tarihten beri bu sözleşmeyle ilgili akademi, medya, diplomasi, askeri cenahta pek çok görüş ortaya konmuştur. Bugün de sözleşme tüm boyutlarıyla tartışılmaya devam etmektedir. Türkiye'nin İstanbul Sözleşmesi'nden çekilme kararı aldığı günlerde Meclis Başkanımıza Montrö örneği verilerek bir soru yöneltilmiştir. Kendisi de hukukçu olan Meclis Başkanımız tamamen teorik olarak konuyu izah etmiş, fakat Montrö'den çekilme durumunun olmadığını açıkça beyan etmiştir.

Şayet amaç Montrö sözleşmesi tartışmaya katkı sağlamaksa bunun mecrası bildiri değil, akademik dünyada, medyada görüş ifade etmektir. Nitekim bu zaten yapılmaktadır. Hiç kimsenin bu yüzden yakasına yapışılmamıştır. Önceki gece yayınlanan bildiri bu çerçeve dışında yayınlanan belgedir. Kanal İstanbul ile Montrö arasında kurulan bağ da temelden yanlıştır. Türkiye İstanbul boğazındaki ağır deniz yükünü Kanal İstanbul'la hafifletirken tamamen kendi egemenliğindeki alternatife kavuşmuş olacaktır. Şu anda İstanbul Boğazı'nda egemen miyiz? Maalesef. Bir başka ifade ile Kanal İstanbul Boğaz'daki egemenlik haklarımızı güçlendirecektir.

"Böyle bir projeye karşı çıkanlar en büyük Atatürk ve Cumhuriyet düşmanları"

Böyle bir projeye karşı çıkanlar en büyük Atatürk ve Cumhuriyet düşmanlarıdır. Cumhurbaşkanı ve ülkenin en büyük partisinin genel başkanı olarak vazifem Türkiye'nin hak ve menfaatleri neyi gerektiriyorsa onu yapmamdır.

Montrö Sözleşmesi'nden çıkmayla ilgili bir çalışmamız yoktur. Bildiride ikinci mesele konusunda ise şu hususları buradan milletime duyurmak istiyorum.

Biz geçmişte cübbeleriyle seçilmiş hükûmete karşı düzenlenen mitinglere katılan rektörlere demokrasi ve hukuk adına karşı çıkmıştık. Cübbeleriyle brifinglere iştirak eden yargı mensuplarını demokrasi ve hukuk adına eleştirmiştir. Üniformalarıyla milli iradeyi çiğneyen askerlerin yaptıklarını demokrasi ve hukuk adına eleştirmiştir.

"TSK'nın disipliniyle bağdaşmayacak fotoğraf veren askere olumlu bakmadık"

TSK'nın disipliniyle bağdaşmayacak fotoğraf veren askere olumlu bakmadık, bakmayız. Bunun münferit bir hadise olduğu açıktır. Söz konusu fotoğrafı yayınlandığında TSK idari bir soruşturmayı başlatmıştır. Milli Savunma Bakanlığımız kendi üzerine düşeni mutlaka yapacaktır. Bunu bir bildirinin bahanesi olarak kullanılmasını kesinlikle art niyetli görüyoruz. Milli Savunma Üniversitemizi laiklik ve Atatürkçülük tartışmaları içine çekmeyi taşıyanlar da sinsi gayeler taşıyor.

Geçmişte 'Genç Subaylar Rahatsız' diyenlerin işi emekli amirallere havale ettikleri anlaşılıyor. Demokrasi ve hukuk içerisinde çözülecek meselelerin, darbe imalı bildirilerin bahane edilmesi siyasi otoriteye rağmen anayasaya bağlılık değil açık tehdittir. Bu tartışma bile başlı başına Türkiye'nin darbe dönemlerinin ürünü bir anayasadan yeni ve sivil bir anayasaya geçiş işlemlerinin ispatıdır.

"Bu işin merkezinde aslında ana muhalefet partisinin ta kendisi var"

Milletimizin ve özellikle gençlerimizin morallerini bozacak hiçbir hareketi müsamaha ile karşılayamayız. Çarşamba günü Türkiye ekonomisinin salgın şartlarında hangi başarılı işleri ortaya koyduğunu milletimizle paylaşacağım. Şu anda 104 kişinin içerisinde bizzat CHP'nin üyesi olan kendisi karısı yeğeni, oğlu şusu busu olanlar var. Bunları da yakın zamanda yazılı ve görsel medyada göreceksiniz. Bu işin merkezinde aslında ana muhalefet partisinin ta kendisi var. Biz ekonomide bir şeyi konuşuyoruz. Bunu açıkladım. Türk ekonomisini yatırım, istihdam, üretim ve ihracat temelinde büyütmeyi, çok daha iyi yerlere götürme mücadelesi vermeyi sürdüreceğiz.

İktidara geldiğimizden bu yana ülkemizi nereden aldık bugün neredeyiz? Yatırımlar dahil bütün bunları kronolojik olarak Çarşamba günü millete seslenişte açıklayacağım. Demokrasimizi de milli iradenin üstünlüğü temelinde darbelere, cuntalara, vesayete karşı gerektiğinde canımız pahasına mücadele ederek güçlendirip, geliştireceğiz."