Erdoğan'a hakaretten yargılanan Genco Erkal alkışlarla hakim karşısına çıktı, dava ertelendi
Tiyatro sanatçısı Genco Erkal hakkında, sosyal medya paylaşımları nedeniyle, ‘cumhurbaşkanına hakaret’ suçlamasıyla 1 yıldan 4 yıla kadar hapis istemiyle açılan davanın ilk duruşması başladı. Erkal, İstanbul 16. Asliye Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmaya avukatları ile gitti.
Erkal’a destek olmak için piyanist Fazıl Say, Ece Dağıstan, CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu, CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, TİP Milletvekili Ahmet Şık, Erkal'ın dostları ve hukukçular da duruşmaya geldi.
Gazete Duvar'da yer alan habere göre, Genco Erkal ve avukatlarının hazır bulunduğu duruşmaya mahkeme hâkimi 'duruşma salonunun küçük olması' ve Covid-19 gerekçesiyle basın ve izleyici salona almadı. Avukat Turgut Kazan duruma itiraz ederek, “Biz böyle olacağını belirterek sizden büyük salon talep ettik” dedi. Mahkeme hâkimi, “Şu an bu ortam hem yargılama açısından hem de pandemi açısından sağlıklı değil. Avukatlar ve sanık ile bir gazeteci kalsın geri kalan dışarıya çıksın” diye konuşurken CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, “Ben çıkmayacağım adil yargılama hakkı gereği duruşmayı izleyeceğim” ifadelerini kullandı. TİP Milletvekili Ahmet Şık da, “Eğer sağlıklı bir karar almak istiyorsanız yargılamayı yapmadan beraat yapmalısınız. Mahkeme salonlarında sağlık değil hukuk tartışılır" dedi.
Dava 11 Mart'a bırakıldı
Savunmasında "Burada suskun bir toplum istenmektedir. Kimse eleştirmesin kimse karşı çıkmasın istiyorlar" diyen Genco Erkal, yargılamaya neden olan yaptığı paylaşımlarda ironi ve mizah olduğunu söyledi.
Mahkeme heyeti duruşmaya 11 Mart 2022'de devam etme kararı aldı.
Genco Erkal ile adliyede.
— Fazıl Say (@fazilsaymusic) November 25, 2021
Duruşma 11 Mart’da devam edecek.@DOSTLARTIYATRO
Yazdıklarında hiç bir hakaret unsuru yok. Duyarlı eleştiriler..
Hatta Genco’nun tweet’lerini bestelesek gayet anlamlı şarkılar olur. Davayı açanlar bile diline dolar ezberler…(38.001inci dava) pic.twitter.com/TR0vLxToOh
"Suçum Twitter paylaşımlarım"
Erkal 19 Kasım'da yaptığı paylaşımda, "25 Kasım günü Cumhurbaşkanı'na hakaretten yargılanıyorum. Suçum, Twitter paylaşımlarımda, 1-Cumhurbaşkanı'nın diplomasını sorgulamak. 2-Kaç çocuk yapılacağına karışmasın demek. 3-Ayder Yaylası'ndaki yapılaşma girişimine karşı çıkmak. 4-Türk usulü başkanlık sistemini eleştirmek" demişti.
Erkal'ın savunması
Medyascope'un aktardığına göre, Genco Erkal'ın savunmasının tam metni şöyle
“Öncelikle Twitter paylaşımlarımda hiçbir hakaret unsuru olmadığına yürekten inandığımdan böyle bir dava açılacağını hiç beklemediğimi ifade edeyim. Dava açıldığına göre şimdi burada söz konusu tweetleri teker teker ele alıp savunacağım.
Ayder Yaylası’ndan başlayalım. Bu iktidarın doğayla arası pek parlak olmamıştır. İnşaat ve beton aşkı her zaman doğa aleyhine çalışmıştır. Onlar için önemli olan pazarlanacak yeni rant alanları yaratmaktır. Toprağı, alınıp satılacak arsa olarak görürler. Doğaya verilen zararlar konusunda tipik örnekler arasında Kaz Dağı’nda maden aramaya izin verilmesi, halkın karşı koymasına rağmen İkizdere’de taş ocaklarına ruhsat vererek doğanın tahrip edilmesi, özel koruma altındaki kıyıların imara açılması sayılabilir. Cumhurbaşkanı da zaman zaman bizzat özeleştiri yaparak, örneğin İstanbul için şunları söylemiştir: ‘Biz bu şehre ihanet ettik. İstanbul’un kıymetini bilemedik. Bundan ben de sorumluyum.’
Aynı şekilde Ayder Yaylası için de ‘Biz burayı kirlettik, rezil ettik’ dediği halde yaylayı turizm merkezi ilan ederek kentsel dönüşüm çalışmalarını başlatmış, imara açıp buranın doğal yayla olma vasfını kaybetmesine olanak sağlamıştır. İşte benim tweetim bu durumu eleştiriyor. ‘Parmağının değdiği yeri beton edip kurutuyor’ demek bir durum beyanı, bir eleştiridir. Kesinlikle hakaret değil.
İkinci tweetin konusu Cumhurbaşkanı’nın diploması. Yıllardan beri tartışılıyor. Vardı, yoktu. Geçerliydi, değildi. Sahteydi deniyor. Davalar açılıyor, reddediliyor, olay Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne kadar gidiyor.
Bütün bunlar yıllardır kamuoyunun gözleri önünde oluyor. Konuyla ilgili kitaplar yazılıyor. İnternete girin ‘Erdoğan’ın diploması’ diye arayın, bakın neler çıkıyor karşınıza. En son bir kurul meseleyi ‘özel hayatın gizliliği’ kapsamında değerlendirdi. Neden özel olsun? Madem ki yasal olarak belli bir göreve seçilebilmek için o diploma gerekli, o zaman açıkça ortaya konmalı. Özel hayat kapsamına girmez ve gizlenemez. Bu tweetle ifade ettiğim gibi ben de bir yurttaş olarak bu diplomayı görmek istiyorum. Bu benim hakkım.
Bugüne kadar hiçbir Cumhurbaşkanımızın diploması tartışma konusu olmamıştı. Hepsi devlet arşivlerinde yerini aldı. Hepsi kesin, açık ve nettir. Bu diplomayı da görelim diyorum. Mizahi bir ifade vardır bu tweette. İroniktir. Ama hakaret? Neresi hakaret sayılabilir anlamıyorum doğrusu.
Aynı tweetin baş tarafında ‘alemin çocuk doğurup doğurmayacağına karışacağına’ diye bir ibare var, onu da açıklamak isterim. Cumhurbaşkanı ara sıra ‘Biz kimin özel hayatına, yaşama biçimine karıştık’ der, ama açıkça bilindiği gibi üç çocuk, beş çocuk, yurttaşların kaç çocuk yapacağına bile o karar vermek ister. Bu da beni rahatsız ediyor ve bu tweetle o konuyu eleştiriyorum.
Üçüncü tweetteki ‘Çobanlık’ meselesine gelince: Bir gün Cumhurbaşkanı şöyle dedi: (14 Kasım 2016) ‘Çobanlık felsefesini anlamayan, insan yönetemez. Ben de bir çobanım.’ İşte bu konuşma son tweetime ilham kaynağı oldu.
Kendisi çobanlığı gururla kabul edip savunduğuna göre burada hakaret söz konusu olamaz. O çobanlığı tercih edebilir ama ben sürüden biri olmayı kabul etmiyorum. Çağdaş bir toplum özgür bireylerden oluşur, halk koyun sürüsü olamaz.
Türk usulü başkanlık sistemi ülkemiz için felaket oldu bence. Benim asıl eleştirdiğim budur. Başkanlık sistemine başından beri kesinlikle karşıyım. Tüm yetkilerin tek kişide toplandığı bir sistemde halk huzur bulamaz. Nitekim bu sistemin yürürlüğe girmesinden bu yana, kısa zamanda siyasi, sosyal, tüm alanlarda zararlarını gördük, sürdürülebilir olmadığını anladık. En önemlisi, ülkemizin ekonomisi çöktü. Enflasyon, işsizlik, hayat pahalılığı, paramızın büyük bir hızla değer kaybetmesi, yoksulun daha yoksul, zenginin daha zengin olması, bu sistemin çıkmazını açıkça ortaya koydu. Dilerim ilk seçimde bu ucube sistemden kurtulup yeniden parlamenter sisteme geçer, demokrasiyi yeni baştan inşa eder, huzur buluruz.
Teker teker tweetlerimin savunması böyle. Genel duruma bakarsak ülkemizde, son altı yıl içinde cumhurbaşkanına hakaretten 38 bin dava açılmış, bu herhalde bir dünya rekoru. Durumun nedenlerini araştırmak gerekiyor kanımca. Neden bu kadar çok dava? Daha önceki dönemlerde bu tür davalar yüzlerle sayılırken bu dönem birdenbire 10 binleri konuşmaya başlıyoruz. Demek ki ifade özgürlüğüne ciddi bir saldırı var, baskı var burada. Suskun, ‘evet efendimci’ bir toplum isteniyor. Soru sorulmasın, eleştiri yapılmasın, iktidara koşulsuz biat edilsin. İnsanlar hapse atılmaktan korkup sussunlar, bu mudur amaçlanan?
Üstelik Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de Şorli kararıyla artık ‘cumhurbaşkanına hakaret’ diye bir suç kabul etmiyor, ‘İnsan haklarına aykırıdır’ diyor. ‘Bu suçtan ötürü göz altına alıp yargıladıklarınıza 7 bin 500 avro tazminat ödeyeceksiniz’ diyor. Bunun üstüne benim başka bir şey söylememe gerek kalmıyor sanırım. Takdir sizindir."
Abone Ol
İyi gazetecilik posta kutunda!
Güncel haberler, haftalık ekonomi bülteni ve Pazar derginiz Plus’ı email olarak almak için abone olun.