İki yüzlülüğün gölgesinde 8 Mart: Elektronik kelepçe neden katilin ayağında değil?

İki yüzlülüğün gölgesinde 8 Mart: Elektronik kelepçe neden katilin ayağında değil?

6284 sayılı yasanın gereklerinden olan, önlem için şiddet faili erkeklerin ayağında olması gereken elektronik kelepçeyi şu sıralar protestolara katılan öğrencilerde görüyoruz. Son bir ayda 40 elektronik kelepçe bu şekilde kullanıldı. Asıl amacındaki sayılara bakacak olursak 10 yılda saptanabilen 2 bin 335 kadın cinayetine karşılık sadece 201 elektronik kelepçe kullanılmış.

Manisa'da işe gitmek için servis bekleyen 33 yaşındaki Semiha Peker, hakkında koruma kararı aldırdığı Yalçın Kocataş tarafından 23 Şubat’ta öldürüldü.

 Boğaziçi Üniversite eylemleri sonrası ev hapsine mahkum edilen 23 yaşındaki Aslı Altınok ise haftalardır evde ve özgürlüğüne ne zaman kavuşacağını bilmiyor.

 İki genç kadının ortak özelliği hayatlarının baharında Türkiye’de adaletin tecelli edemeyişinin mahkumu olmaları; biri canıyla biri kaybettiği zamanla.

 Ancak Aslı’nın hala hayatta olması bir lüks değil. Aslı, Semiha’nın yasını tutamadan, onun için de adalet arayışına girdi. Öyle ki, Semiha’nın katledilişinden bir gün sonra Aslı, Twitter’dan dünyaya şöyle seslendi: ‘Benim bileğimdeki kelepçe bu adama takılsaydı, Semiha hayatta olacaktı.’

 Aslı Altınok öylesine haklı ki, kısacık cümlesinin gücünün karşısında ne iktidarlar bir kelime edebilir ne de herhangi bir muhalefet; sadece insan olmak ya da olmamak meselesi bu. Ama insanlıktan bahsetmeden önce karşımızda mıh gibi duran gerçeklere odaklanalım.

Bir ayda 40 elektronik kelepçe

 Elektronik kelepçeyi Boğaziçi Üniversitesi eylemleriyle birlikte o kadar sıklıkla duyar olduk ki sanki hayatımıza iki ay önce girmiş ve bir takım ‘söz dinlemeyen’ öğrencileri dizginlemek için çözüm olarak ortaya çıkmış gibi bir algı var. Aslında bu algı ne bizim suçumuz ne de zihnimizin oyunu; eylemlerle birlikte sadece bir ayda basına yansıyan rakamlara göre, en az 40 kişiye elektronik kelepçe takıldı.

 Peki ama bu kelepçeler bir anda nereden çıktı ve böylesine hızla hüküm verilerek, 24 saatte uygulandı. Bu kelepçeler ayakkabılığın en arkasına saklanmış, yıllar sonra bulunan bir çift kösele mi? 

Elektronik kelepçenin kısa tarihi

Elektronik kelepçelerin geçmişini hatırlamak için onlarca yıl öncesine gitmeye gerek yok. Anadolu Ajansı arşivine göre, elektronik kelepçe tıpkı ev hapsindeki Aslı’nın anlattığı gibi kadına şiddet için atılmış bir adım. Yine aktarılana göre, 15 Eylül 2011’de TBMM Araştırma Merkezi Müdürlüğünce hazırlanan raporda, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin tarafından gündeme getirilen elektronik kelepçe İspanya başta olmak üzere kadına şiddete karşı ‘caydırıcı’ etki gösterdi.

 Hatta, o dönem ilgili bakanlık kadına şiddet ve elektronik kelepçe ilişkisinde o denli kararlı ki, pilot bölge olarak Madrid’i örnek gösteriyor. Bakanlık açıklamasında, ‘uygulamanın pilot bölgesi olan Madrid'de kelepçe takılmayan eşler arasında dahi cinayet oranının düşmesidir. Bu veriye göre, uygulamanın başladığı 2007 yılında 6 olan cinayet sayısı 4'e düşmüştür’ deniliyor. Aynı yıl, Türkiye’de her gün ortalama üç kadın öldürülüyordu.

 Daha sonraki yıllarda elektronik kelepçe bir sustu bir görünür oldu. Ancak kadın cinayetleri durmadı. İstanbul Sözleşmesi’nin imzalandığı yıl olan 2011’den 2020 yılına kadar ortalama 234 kadın öldürüldü. 2020 yılı 300 kadının katliyle zirvede. 2021’in Ocak ayında bu rakam 23, Şubat’ta ise 33.

 Elektronik kelepçeyi anlamak için zamanda yolculuk yapmak gerekiyor. 10 yıllık bir geriye dönüş e-kelepçe tartışmasının da başına denk geliyor.

 2011 yılının son ayları medyada elektronik kelepçenin anlatılmaya çalışılmasıyla geçti. Hatta dönemin Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürü Sefa Mermerci, e-kelepçe uygulamasının, öncelikle ev hapsi çeken 82 kişi üzerinde 2012 Şubat’ında deneneceğini o günlerde açıklıyor.

 Oldukça kısa bir süre sonra atılan manşetler hayli iddialı: ‘Şiddet uygulayan kişiye elektronik kelepçe veya bileklik takılarak önlem alınabilecek.’ 2012’nin ilk yarısı öyle bir dile sahip ki elektronik kelepçe eşittir kadına şiddet demek. Hem de sadece bakanların dilinde değil, meclis gündeminde de. Ailenin Korunması ve Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesine İlişkin Yasa Tasarısı, 7 Mart Çarşamba 2012’de TBMM Genel Kurulu'nda ele alındı. Temel kanun olarak bölümler halinde görüşülen tasarı; kadına şiddete ağır cezalar getireceğini, bir milat olacağını vaat etti.  Elektronik kelepçe uygulaması yine bir 8 Mart günü, 8 Mart 2015 tarihinde Adalet Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı’nın ortak imzaladığı bir protokolle uygulamaya geçildi. 

368 bin 499 koruma kararından sadece 5'inde fail için elektronik kelepçe kararı

Yani, elektronik kelepçe, 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun çerçevesinde şiddet mağduru kadınlara tanınan, avukatların direkt olarak talepte bulanabilecekleri bir hak. Buraya kadar her şey yolunda. Ancak uygulama işler sarpa sarıyor. Hatta şarkının da dediği gibi: ‘Teoride desen zehir gibi, pratik dersen sallanmakta.’ Aktivist, avukat Tuba Torun uygulamayı şöyle anlatıyor:

 ‘Elektronik kelepçe uygulaması talebi 6284 sayılı yasaya göre istenebiliyor. Fakat örneğin sahada ben avukat olarak sahada bu karara olumlu cevap verildiğini hiç rastlamadım.

Genele baktığımızda da çok az kabul edildiğini görüyoruz. Örneğin 2018 yılında toplamda 368 bin 499 koruma kararı alınmış 6284 nolu yasaya göre, fakat pilot bölge seçilen İstanbul’da 5 elektronik kelepçe uygulaması yapılmış. Bu kesinlikle orantısız hatta vicdanı yarayan bir uygulama çünkü kadınlar ölürken, artarak ölmeye devam ederken, kadına yönelik şiddet vakaları her geçen gün artarken, sadece 2021’de 171 şüpheli ölümden bahsederken elektronik kelepçe uygulamasının yaygınlaşmamış olması kabul edilebilir değil, maalesef.

Geçen yıl da 6284 nolu yasanın etkin uygulanmasına yönelik bazı genelgeler çıkarılmıştı. Kadına yönelik şiddetle ilgili genelgeler hem adli hem kolluk makamlarına gönderildi ve bu genelgede elektronik kelepçenin 81 ilde yaygınlaşması da öngörülüyordu. Yine bu genelgeler kadına yönelik şiddetle koordinasyon planı kapsamında yayınlanmıştı. Fakat uygulanmıyor. Fakat bunları yayınlamakta değil uygulamakta marifet, sürekli bunları söylüyoruz.’

"Elektronik kelepçe de İstanbul sözleşmesi kapsamında hayati önemi olan uygulamalardan biri"

 Elektronik kelepçe uygulamasının neden sınıfta kaldığına dair eleştirilere gelen cevaplardan biri e-kelepçenin maliyeti. Elbette bu yüksekle, otoritelerinden sesle kendinden emin, kürsülerde verdiği bir cevap değil; cılız bir ses, nabız yoklama çalışması ancak yine de bir cevap. Avukat Tuba Torun ‘masraflı’ kelepçeleri şöyle değerlendiriyor:

 ‘Saray’ın harcamasına baktığınızda günlük harcaması 10 milyon. Yani Saray günlük harcamasından ne yapıp ne edil kıssa, yine elektronik kelepçe uygulaması rahatlıkla hayata geçer. Çünkü elektronik kelepçenin çok maliyetli olduğu da öne sürülen gerekçelerden biri. Fakat bunu geçerli bir bahane olarak kabul etmiyoruz. Dediğimiz gibi, her yere fütursuzca harcanan paralar bir tek kadınlar, ezilenler ya da dezavantajlı grupların birincil insan hakkı, yaşam hakkı söz konusu olduğunda nedense hiç harcanmıyor. Bu bakımdan istendiğinde niyet gerçekten şiddeti önlemek olduğunda bu uygulamaların hayata geçeceğine eminiz. İstanbul Sözleşmesi de bunu emreder. Biliyorsunuz, anayasa madde 90 gereği bağlayıcıdır bu sözleşmeler.

Elektronik kelepçe de İstanbul sözleşmesi kapsamında hayati önemi olan uygulamalardan biridir. Fakat bu sözleşmedeki temel ilkelerden olan, bütüncül politikalardan hareket etme ilkesi, yani şiddeti önlemek adına ne gerekiyorsa yapılması ilkesi doğrultusunda hareket edilmiyor. Aksine İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme tartışmaları yapılıyor. Biz de buradan niyetin şiddeti önlemek olmadığını başka şeyler olduğunu kadınları korumak için getirilen uygulamaların aslında siyaseten iktidar bekası için kullanıldığını görüyoruz. Bunu görmek hepimize acı veriyor. Yine bir 8 Mart zamanı bu derdimizi tekrar dile getirmiş olalım.’
 

Avukat Tuba Torun, elektronik kelepçe uygulamasının şiddete karşı bir cezalandırmadan çıkıp nasıl siyasal bir araç haline döndüğünü anlatırken, idam tartışmasına ve bu tartışmanın aslında ne kadar tehlike yerlere çekilebileceğini de vurguluyor: 

Biliyorsunuz idam tartışmaları da yapıldı bu ülkede. Özellikle cinsel istismarın yartışıldığı günlerde idam çığlıkları attılar bu ülkede. Bu ilkel yaptırımın, yıllar önce terk edilmiş insan haklarına aykırı bir cezanın tekrar gündeme getirilmesini talep ettiler. Oysa ki, biz de dedik ki, idam cezası bugün cinsel istismar faillerine uygulanmak için getirilir ama yarın siyasi sebeple tutsak edilen kişilere uygulanır. Buradan da görüyoruz ki gerçekten tahmin ettiğimiz gibi yürüyor işler. Şiddeti önlemek için getirilen elektronik kelepçe uygulaması maalesef hiç suçu olmayan Boğaziçi’ndeki öğrenciler için kullanılabiliyor.’

 Elektronik kelepçe konusu Boğaziçi Üniversitesi gözaltılarına gelmeden önce, 15 Temmuz darbe girişimiyle yine gündeme geliyor. FETÖ’den hüküm giyen öğretmenler, ‘entelektüel imamlar’ denilen yapılanma gibi birçok sanık ev hapsine, haliyle elektronik kelepçeye mahkum oluyor.  2018 yılının ilk aylarında dönemin Başbakan Yardımcısı Recep Akdağ, cinsel istismar düzenlemesine ilişkin, "12 ila 15 yaş arasına yönelik cinsel istismara uygun gördüğümüz yeni cezalar, dünyadaki en ağır cezalar" açıklamasını yaparak faillerin tahliye sonrasında çocuklara yaklaşmaması için elektronik kelepçe müjdesini de vermişti.  Yine 2018 ortasında İzmir'de, FETÖ ve PKK adına suç işlediği ve casusluk yaptığı iddiasıyla hakkında 35 yıl hapis cezası istenen ve tutukluluğu "sağlık sorunları" dikkate alınarak ev hapsine yani elektronik kelepçeye çevrilen ABD'li din görevlisi Andrew Craig Brunson'ı, kamuoyunda bilinen ismiyle rahip Brunson’ı hatırlatmakta fayda var. 

Hatırlayacaksınız, 2019’da kadın cinayetleri öylesine kontrolden çıktı ki trajik hikayeler akıllara kazındı. Kadına yönelik şiddete dair de hükümet bir adım attı. Milli Savunma Bakanlığı ile Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı arasında "Kadının Güçlenmesi ve Kadına Yönelik Şiddetle Mücadelede Kurumsal Kapasitenin Güçlendirilmesi, İşbirliği ve Eşgüdümün Artırılmasına Dair Protokol imzalanması 2019’un ilk günlerine denk geliyor. Fakat törende Bakan Zehra Zümrüt Selçuk, elektronik kelepçe uygulamasını ‘laf arasında’ dile getirmiş ve uygulama sayesinde mağdurların kendilerini güvende hissettiklerini ifade etti. Bu kadar! Ne bir veri ne raporlama ne de rakam söz konusu. 

2019’un Ağustos’unda gelen bir açıklama ise e-kelepçeye dair atılan adımların ne kadar ağır ve hatta gönülsüz olduğunu gösterir gibi. İçişleri, Adalet ve Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler bakanlıklarının ortak açıklamasına göre, 'elektronik kelepçe' uygulamasının yürütüldüğü pilot şehir sayısı ancak o tarihte 15’e ulaşmıştır. Elbette bu bir itiraf değil, başarı olarak lanse edilir. 

2020 kadın cinayetlerinin zirve yaptığı yılken, elektronik kelepçe için ‘millileşme’ habercisi olarak kayıtlara geçti. Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank, Sanayi İşbirliği Projeleri (SİP) kapsamında millileştirilen elektronik kelepçelerin eylül ayından itibaren test amaçlı olarak Adalet Bakanlığına teslim edilmeye başlanacağını belirterek, "Artık kimseye muhtaç olmadan bu ürünü kendi ihtiyacımızı görecek şekilde kullanabileceğiz. Yurt dışından bu ürüne dönük talepler var. Burada da ihracat potansiyeli var." ifadelerini kullandı. Yani yeniden kelepçelerin maliyeti konusu gündeme geldi gibi ama gelmedi gibi de! Yerli ve milli kelepçe övüldükçe övüldü.

 

Avukatların talepleri jet hızıyla reddediliyor

 2 Ocak 2021’de Anadolu Ajansı’nda yayınlanan İçişleri Bakanlığı kaynaklı açıklamaya göre, aile içi ve kadına yönelik şiddet olaylarıyla mücadeleye ilişkin yürütülen çok yönlü çalışmalar ve alınan tedbirler sayesinde kadın cinayetleri azaldı. Ancak haberin satır aralarında önemli bir rakam paylaşılmış: ‘Elektronik kelepçe uygulaması, bugüne kadar 201 vakada kullanılırken, 51 olay ise halen takip ediliyor.’ Yani on yılda saptanabilen 2 bin 335 kadın cinayetine karşılık 201 elektronik kelepçe kullanılmış. 2 bin 335 kadın öldü, 201 erkek kelepçelendi. Bir başka ifadeyle, on yılda kelepçelenen erkek sayısı, bir ayda kelepçelenen öğrencilerin sadece beş katı. Rakamlar, evet çok şey anlatıyor. Ancak rakamlar kadar elektronik kelepçenin nasıl uygulandığı sorusu da önemli. Elektronik kelepçe pratiği tam bir bilinmez aslında. Bu durumu kadın hakları savunucusu, avukat Selin Nakıpoğlu anlatıyor:

 ‘Ancak bu kararların nasıl uygulandığına dair detaylı bir bilgimiz yok. Çünkü elektronik cihazların kullanılması suretiyle takip sistemi uygulanan kadına yönelik şiddet şüphelisi erkeğin yani, sanık ve şüphelisinin kaç kişi olduğunu bilmiyoruz. Erkek şiddetine maruz kalan kadınların hayatta kalmak için elektronik kelepçe talep eden biz avukatların taleplerinin neden jet hızıyla reddedildiğini bilmiyoruz. Bir yıl önce şiddet faili erkek hakkında elektronik kelepçe kararı verildiği halde yerine getirilmeyen kararlara verilen cevabın, ‘e-kelepçe yeterli sayıda değil’ gibi cevaplarla karşı karşıya kalıyoruz. Hali hazırda stoklarda kaç elektronik kelepçe bulunuyor, kaç elektronik kelepçe izleme merkezi faaliyete geçti mi, geçtiyse bu izlemeler nasıl oluyor, bunların dataları paylaşılacak mı gibi pek çok soru var çeşitlendirebileceğimiz ama bu soruların hiçbiri hakkında uzaklaştırma kararı aldırdığı ve 23 kez suç duyurusunda bulunduğu eski kocası tarafından satırla öldürülen Ayşe Tuğba Arslan’ı geri getirmeyecek mesela. Ama biz bu soruları neden soruyoruz, başka kadınlar erkek şiddeti nedeniyle hayatlarından olmasınlar diye.’

 Şiddet tartışmalarında tek sorunun elektronik kelepçe olmadığı aşikar. Ancak e-kelepçe hem iktidarın kadına yönelik şiddete bakış açısını anlamak hem de ‘kadına yönelik erkek şiddeti neden azalmıyor’ sorusuna yanıt vermek için bir araç. Selin Nakıpoğlu şiddetin azalmasında pratikte ciddi eksikler olduğundan şöyle bahsediyor:

 ‘Azalması için ne yapılıyor buna bakmak gerekiyor. Örneğin bahsettiğimiz elektronik kelepçe pilot uygulama olarak halen duruyor, keza KADES uygulaması da aynı şekilde Türkiye çapında yaygınlaştırılmış değil ki KADES uygulamasına ilişkin teknolojik açıdan birtakım problemler de olduğunu düşünüyorum. Erkek şiddetine ‘ayıp yahu’ diyerek yaklaşılması siyasi iradenin eleştirilmesi gereken bir noktada, ayıba başvurulması oldukça problemli. Diğer bir husus, örneğin, Nisan 2020’de ceza infaz yasasında, yani kamuoyunda af kanunu olarak anılan düzenleme ile neler oldu bilmiyoruz. Pandemi sürecinde, karantina olan o süreçte üç buçuk aylık dönemde kadınların yaşadıklarına dair herhangi bir araştırma yok. Çünkü data yok. Risk değerlendirme ve yönetme diye bir husus yok erkek şiddetiyle mücadele edilirken Türkiye’de. Bu da tabii bu konuda herhangi bir gelişme kaydedilmemesine sebep oluyor.’

"İki yüzlülük ve tutarsızlık"
 Sona doğru yaklaşırken, elektronik kelepçe aslında bir ev hapsinden fazlası olduğunu, neyi temsil ettiğini anlamak gerek. Kadına yönelik şiddetle mücadelede henüz kazanılmış bir haktan çok uzak bir kavram elektronik kelepçe. Ve aslında temeli uzaklaştırma kararına dayanıyor. Yani şiddet mağduru kadınlar, henüz uzaklaştırma kararlarının uygulanmasında yaşadığı sorunları dahi aşamadı. Elektronik kelepçe bu konunun bir sonraki basamağı olarak görülebilir. Aktivist ve çevirmen Feride Eralp süreci şöyle anlatıyor: 

‘Aslında kadınların erkek şiddeti karşısında devletten, devletin görevi olan korumayı elde etmek için çok ciddi bir uğraş vermesi gerekiyor ve devlet her aşamada koruma tedbirlerini uygulamaya değil, uygulamamaya çalışıyor. Kadınlar yaşamak hayatta kalmak için ellerinden geleni yaparken başvurdukları mekanizmalardan biri uzaklaştırma kararı. Pek çok kadın haberlerde görüyoruz, uzaklaştırma kararı aldırmasına rağmen erkekler bu uzaklaştırma kararlarını ihlal ettikleri için öldürülüyorlar. Kadınlar boşanma sürecinde ya da erkekleri terk etmiş olabiliyorlar. Herhangi bir sebeple erkeklerin istediği hayata boyun eğmiyorlar. Bir şekilde hayır dedikleri anda hayatları tehlike altına giriyor ve uzaklaştırma kararları kadınları şiddetten korumak için çıkarılsa dahi uzaklaştırma kararlarını uygulamak için çaba gösterilmiyor.

Erkekler, karar gereği, kadınların evlerine gelemeyecek dahi olsalar, 100 metreden fazla yaklaşamayacak olmalarına rağmen hiçbir şey olmayacağının bilinci ve rahatlığıyla, ‘ben yaparım bana hiçbir şey olmaz’ bilincinin rahatlığıyla sürekli bu uzaklaştırma kararlarını ihlal ediyorlar. Bu ihlalde de zorlama hapsi cezalandırması var ama çok nadir uygulanıyor, neredeyse uygulanmıyor.

Erkek uzaklaştırma kararlarını ihlal edip, konut güvenliğini de ihlal edip evlerine girdiklerinde, kadınlara şiddet uyguladıklarında gelen polis memurları ‘karı koca arasında’, ‘aile arasında’ gibi ibarelerle evlere girmeyi reddedebiliyor, savcı kararını bekleyebiliyor. Böyle kapıda beklediği koşullar altında bile öldürülen onlarca sayısız kadın var. Yani aslında her aşamasında engellenebilecek bir şiddetin ölümle sonuçlandığını biliyoruz. Mesela Sevtap Şahin, Ankara’da öldürülen öyle kadınlardan bir tanesi. Evine giren uzaklaştırma kararı aldığı eski kocası tarafından evde alıkoyuluyor ve polis özel mülk diyerek kapıda beklediği için içeride öldürülüyor. Bu kadar bir isteksizlik var.

Kadınları şiddetten, görevini yapma konusunda, kadınları şiddetten koruma görevini yerine getirme konusunda böylesine bir isteksizlik var. İsteksizliğin bir parçası da elektronik kelepçe ve ev hapsi tedbirlerinin erkek şiddeti faillerine karşı sıklıkla uygulanmaması. Buna gerekçe olarak da elektronik kelepçenin pahalı olması, fazla bulunamaması gibi şeylerle biz çok karşılaşıyoruz. Yani erkek şiddeti failine kelepçe takılsaydı, o kadına 100 metreden fazla yaklaştığında ya da kadının evine gittiğinde anında polis karakolunun bundan haberi olsaydı ve o karakoldaki polisler gerçekten görevlerini yaparak oraya gelerek o kadının öldürülmesine ve şiddete uğramasına veya kötü davranılmasına engel olsalar pek çok kadının öldürülmesine engel olunabilecekken elektronik kelepçe yok veya pahalı bahanesiyle, bu kadınların hayatının güvence altına alınmadığına tanıklık ediyoruz.

Israrlı takibin yasada suç olarak tanımlanacağının söylendiği böylesine bir dönemde, aslında bu tip vaatlerin, kadına şiddeti önlemekle ilgili söylemlerin ne kadar, adı üstünde söylemde kaldığını bize olanca çıplaklığıyla gösteren bir durum elektronik kelepçe konusunda karşı karşıya kaldığımız iki yüzlülük ve tutarsızlık.’ 

İki yüzlülük ve tutarsızlık aslında durumu en iyi anlatan iki sıfat. Ancak vakit süratle geçiyor, kadınlar öldürülmeye, şiddet görmeye devam ediyor. 


"O kelepçe bizim sesizimi kısmak için takıldı"


Bitirirken elektronik kelepçe soru işaretlerini adeta tokat gibi tweetiyle hatırlatan Aslı Altınok’a kulak verelim. 

‘Onlarca kez bu adam beni dövüyor, bu adam benim evimi basıyor diyen kadınların kadınların kocalarına onlara şiddet uygulayan erkeklere verilmeyen kelepçe, onların yaklaşmasını engellemek için verilmeyen şu an tamamen bizim sesimizi kısmak için, sokağa çıkmayalım bağırmayalım, eylem yapmayalım diye şu an bize takıldı ama hani inatsa inat. Ben de sesimi kısmak istiyorsa kısmayacağım, elimde ne kadar imkan varsa Twitter’sa oradan yazacağım. Korktukça üzerimizdeki baskı artmaya devam ediyor bir şekilde o korkuyu korksan bile bir kenara atacaksın ki bir şeyler kazanabilesin yoksa artmaya devam ediyor…’