NEET’ler: Üniversite mezunu umutsuz  ‘ev gençleri’

NEET’ler: Üniversite mezunu umutsuz ‘ev gençleri’

Ekonomik kriz, yoksulluk, genç işsizliği derken hayatımıza yeni bir kavram daha girdi; NEET’ler. Açılımı ‘Not in Education, Employment, or Training’ yani ne eğitimde ne istihdam olan gençler. Türkiye’de bu gençler için ev genci de deniyor. Çünkü üniversite mezunu bu gençler çoğunlukla çalışmıyor, eğitim hayatlarına devam etmiyor ve evlerinden çıkmıyorlar. Geleceğe dair umutsuz, kaygılılı ve öfkeliler.

Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü , 15-29 yaş grubunda, herhangi bir örgün ya da mesleki eğitim/öğretim faaliyetinde olmayan veya herhangi bir işte çalışmayan gençleri NEET olarak tanımlıyor.

Türkiye, NEET sayısında Avrupa ülkeleri arasında ilk sırada, OECD ülkeleri içinde ise ikinci sırada yer alıyor.

TÜİK, verilerine göre Türkiye’de gençlerde işsizlik oranı 2021 itibariyle yüzde 22,6. Aynı yıl ne eğitimde ne istihdamda olan gençlerin oranı ise yüzde 24,7. Üstelik 2020 Eurostat verilerine göre bu rakam yüzde 32’lere çıkıyor.

Yine TÜİK’in son olarak açıkladığı verilere göre, Türkiye’de 15-29 yaş aralığında yaklaşık 19,4 milyon genç bulunuyor. Yani 5 milyon genç NEET kategorisinde. Bu her 4 gençten 1’i demek.

Gençlerin eğitim ve iş hayatının dışında kalması sadece kendi kişisel hayatlarını değil Türkiye’nin toplumsal ve ekonomik gelişimini de olumsuz yönde etkiliyor. Yani karşımızda aslında toplumsal bir sorun var. Hem de önemli bir sorun.

NEET’LER HOMOJEN YAPIDA DEĞİLLER

Yaşama Dair Vakıf’ın (YADA) Türkiye’de NEET Gençlerin İhtiyaçları, Problemleri, Gelecekten Beklentileri araştırmasına göre NEET’ler homojen bir yapıda değiller. NEET’leri Aktif ve Pasifler olarak iki genel alt-kategoriye ayırmak mümkün.

YADA’dan, araştırmacı Rümeysa Çamdereli, Türkiye’de gençliğin çok büyük bir kısmının NEET kategorisi içerisinde sayılabileceğini belirterek şunları söylüyor:

rumeysa-camdereli.jpeg

“NEET grubu çok geniş. Bu grup için genç gibi yaşayamayan gençler diyebiliriz aslında. Gençlerden beklenen daha aktif, dinamik, sosyal, üretmeye ve yaratmaya yakın bir hayat yaşama beklentisini çok kendi hayatlarında yaşayamayan gençlerden bahsediyoruz. Türkiye’de gençliğin çok büyük bir kısmı aslında bu kümenin içinde. Biz şöyle bir sıralama yaptık; sınırda olanlar, aktifler, pasifler, ümitsizler ve kalıcılar.

Özellikle üniversiteden yeni mezun olmuş insanların iş arama süreçlerinden kaynaklı ya da üniversite sınavına girmiş, ilk sene kazanamamış gibi eğitime ya da istihdama yakın zamanda katılacak olanlar var. Sonra daha aktif diyebileceğimiz garsonluk gibi kuryelik gibi kısa dönemli çalışmış şu an çalışmamakta olan kişiler var. Bir de pasifler var. Bu kişiler iş aramaktan ya da eğitime dahil olmaktan vazgeçmişler ama alan oluşturulursa bir potansiyelleri var. Bir de ümitsizler var; eğitime ya da istihdama katılmayı çok denemiş ama hiçbir şekilde başarılı olamamışlar. Bir de kalıcı kategorisinde tuttuğumuz NEET’ler var. Onlar da; engelli grupları, göçmenler, şiddet mağduru kadınlar. Türkiye’de dezavantajlı grupların fazlalığı NEET’in de çok olmasına neden oluyor. Ülkenin bu kesimlere sosyal hizmetlerin, eğitim olanaklarının ulaştırılması konusunda bir politikası olmaması aslında temel farkı yaratıyor.”

KADINLARIN NEET OLMA İHTİMALİ DAHA YÜKSEK

Kadınların NEET grubunda olma ihtimalleri erkeklere nazaran daha yüksek. TÜİK verilerine göre, 2021 yılında NEET kategorisinde olanların yüzde 17,5’ini erkekler, yüzde 32,4’ünü ise kadınlar oluşturdu.

Çamdereli, var olan toplumsal cinsiyet eşitsizliklerinin bu durumda etkili olduğunu düşünüyor: “Kadınların net bir şekilde eşitsizliklerle yüzleşme oranları ve bunun gündelik hayatlarına yansıması çok daha belirgin aslında. Hem gündelik hayatta maruz kalınan şiddet ve bunun istihdama katılımla ilgili bir baskı mekanizmasına dönüşmesi. Onun dışında bir de bakım yükü gündemi var elimizde. Toplumsal cinsiyet meselesinde çalışan birçok kurumun gündeminde bakım yükü. Ve hiçbir zaman da tam olarak üstesinden gelinen bir modellemenin yapıldığını söylemek mümkün değil. Bazı belediyelerin attığı önemli adımlar var ama temelde sadece erken yaşta çocuk bakımı da değil. Aslında bütün ihtiyaç sahiplerinin yükü kadınların üzerine yüklendikçe bir devlet politikası olarak, bu kadınların evden çıkmasının önüne geçen bir şey haline geliyor doğal olarak.”

‘GENÇLER ÇOK UMUTSUZ’

NEET araştırmasından önce Next Generation (Gelecek Nesil) adında bir araştırma daha yaptıklarını belirten Çamdereli, hem NEET kategorisinde olanların hem Türkiye’de gençlerin genel olarak umutsuz bir tablo içerisinde olduklarına değiniyor: “Hangi gündemle ilgili olursa olsun biz umutsuzluk görüyoruz gençlerde. Özellikle pandemiyle birlikte daha da artan umutsuzluk ve belirsizlik hissi var gençlerin üzerinde. Gençlerin üretken olmamasının kendisinin toplumsal anlamda çok büyük bir handikap olduğunu biliyoruz ve bunun kendisini hep birlikte tecrübe edeceğiz muhtemelen. Buna dair bir politikanın eksikliği de daha büyük bir mesele. Kendi geleceklerini bu belirsizlik için kurmaya çalışıp, finalde kurmamaya karar veriyorlar Bu da bir ülkenin potansiyelinin yeteri kadar kullanılmaması anlamına geliyor. O yüzden daha zor kendine bir ülke olacağız.”

14 SAAT MESAİ

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nden 5 yıl önce mezun olan 26 yaşındaki Gaye, 5 aydır işsiz bir genç ve şu an aktif olarak iş aramıyor.“Kendi mekanımı açıp yemek yapmak istiyorum. Bir patronun tahakkümü altında olmadan çalışmak istiyorum” diyen Gaye, geçmiş iş deneyimlerini şöyle aktarıyor:

“Sosyoloji istiyordum, direkt istediğim üniversitede istediğim bölümü kazandım. Okurken çeşitli STK’larda gönüllülük yaparak sürdürdüm eğitim hayatımı ve mezun olduktan sonra da buralarda devam edeceğimi düşlüyordum. Ancak mezuniyetimden sonra başvurduğum bu yerlerden hep olumsuz dönüşler aldım. Bazılarında dönüş bile olmadı. Daha sonra bir süre iş aramayı bırakmıştım. Bir editörün yanında freelance olarak asistanlık yaptım. Bunun dışında çeşitli kafelerde garsonluk, araştırma şirketlerinde saha araştırmacısı olarak çalıştım. Örneğin bir kafeye iş başvurusunda bulunduğumda da 14 saat mesai olduğu söylenmişti. Bunu duyar duymaz zaten onlarla görüşmemiştim.

Özel şirketlere başvurduğumda ise özgeçmişimdeki STK’ları gördüklerinde ilginç mülakat soruları soruldu. Ermeni soykırımı hakkında ne düşünüyorsun?, Cengiz Holding’le çalışır mısın? gibi. Bazıları beni tehlikeli görüp araştırıyorlardı. Tanıdığım insanlara soruyorlardı. ‘Biraz politik görünüyor, işe alalım mı almayalım mı, kefil olur musunuz?’ gibi duyumlar almıştım.”

İstanbul Planlama Ajansı’nın (İPA) araştırmasına göre, ev gençlerinin kaygı derecesi 10 üzerinden 7,7 iken umut derecesi 3,7. Gaye, ‘geleceğe dair umutlu musun?’ sorumuza ise şu yanıtı veriyor: “Henüz bir umut görmüyorum hem kendim hem de diğer işsiz gençler için.”

‘İŞSİZLİĞİMİN BU KADAR UZAYACAĞINI DÜŞÜNMEMİŞTİM’

2016’da üniversitenin gıda mühendisliği bölümünden mezun olan ve İstanbul’a ailesinin yanına dönen 29 yaşındaki Leyla ise 2.5 yıldır işsiz. Genç kadın işsizlik sürecini şu sözlerle anlatıyor:

“Üniversiteyi bitirip döndüğümde ilk istediğim şey yüksek lisans yapmaktı. Yani kendi talebimle başlayan bir işsizlik süreci oldu. O süreçte ALES, YDS çalışırım, yabancı dilimi geliştiririm, birkaç sertifika var meslekle ilgili onları alırım diye düşündüm. Sonrasında peyder pey de kısa vadeli işlerde çalışmaya başladım. Gerek organize sanayi bölgeleri, bir kadın için en zor olacak yerler herhalde, gerek genellikle şehir dışındaki gıda fabrikalarında çalıştım. Düzenli bir işte çalışmanın benim için daha zor olacağına karar verdiğim için işsiz kaldım. Ama bu işsizliğin bu kadar uzayacağını, sektörün de bu kadar değişeceğini ve çok çabuk gelişeceğini düşünemedim. Haliyle elenmiş oldum.”

‘İŞSİZSEN SAYGINLIK AZALIYOR’

İşsiz olmanın çok nedenli faktörlerden kaynaklanabildiğini ifade eden Leyla, kendi işsizliğini en çok sosyal yaşantısında hissettiğini şu sözlerle anlatıyor:

“Sosyal alanda, hepimiz yaşamışızdır, ilk sorulan soru; bir nerelisin, iki nerede çalışıyorsundur. Çalışmıyorsan da hatta sohbet orada biter. Türkiye gibi ülkelerde o zaman bir saygınlığın azaldığını hissedersiniz. Çalışmıyor, üretmiyorsa tembeldir, başka bir şey sevmiyordur, bu insanın kendisini var ettiği tek alan iştir. O zaman sen ne oluyorsun? Tembel, işe yaramaz, kendini yeterince geliştirmemiş. Oysa ki işsizlik dediğimiz şey çok nedenli. Tek sen değilsindir faktör. Örneğin Türkiye’nin ekonomik buhranı. Bugün Türkiye’de bir işsiz olarak dışarı çıkıp, kahve içip, yemek yiyip eve dönmek bile mümkün değil. Bırakın çalışan bir vatandaşı çalışmayan için bu daha kaygılı bir durum. Sosyalleşirken şunu hep düşünmek zorundasın; yarın öbürkü gün öbürkü gün...”

‘MİLYONLARCA KİŞİDEN OLUŞAN BİR İŞSİZLER ORDUSU SÖZ KONUSU’

Üniversite bittikten sonra iş bulamayan gençler yüksek lisans yapmaya yöneliyor. 26 yaşındaki Mehmet de bu gençlerden biri. Uludağ Üniversitesi Sosyoloji bölümünü bitirmiş, şu an ise Kocaeli Üniversitesi Felsefe Bölümü yüksek lisans programına devam ediyor. Mehmet bu durumu şu sözlerle anlatıyor:

“Diyarbakır’da doğdum, liseyi de orada okudum. Sosyal eşitsizliklerin hat safada olduğu bir yerde yaşıyordum. Bu nedenle toplumu ve var olan eşitsizliği anlamak için sosyolojiyi seçtim. Üniversite eğitimimi de yarı ve tam zamanlı işlerde çalışarak geçirdim. Yoksul bir ailenin çocuğuydum. İş başvurularında bulunuyordum ancak ret yanıtını alıyordum. Çünkü benimle beraber mezun olan milyonlarca kişiden oluşan bir işsizler ordusu söz konusuydu. Onlarla bir rekabet ortamına sokuluyordum. Ben de en azından almış olduğum eğitim devam ettirebilmek adına yüksek lisansa başvuruda bulundum. programına kabul aldım.”

Mehmet de tüm çabalarına rağmen kendi uzmanlık alanı dışına itilmeye çalışıldığını düşünüyor: “Eğitim pandemi süresinde çevrimiçiydi. Ben de bu süre içerisinde iş bulabilme umuduyla İstanbul’da kaldım. İş arayışım sırasında yöneltilen yerler, garsonluk, komilik, baristalık gibi işlerdi. Bu işlerde yarı zamanlı çalışıyordum. Şu an yüksek lisansın ders aşamasındayım. Bittikten sonra dil kursuna gitmem gerekiyor. Öğretmenlik yapabilmem için formasyon almam lazım. Bu kurslar da fahiş fiyatlar istiyorlar. Bizi alan dışına itmeye çalışan bir sürecin içerisindeyiz yine.”

‘GELECEKTEKİ BEN OLMASINLAR DİYE...’

Mehmet kendisi gibi yoksul aileden gelen çocuklara umut olabilmek için dayanışma faaliyetleri yürüttüğünden bahsediyor:

“Yaşadığım yerde bir dayanışma derneği açtık ve mezun olan sosyologlarla, yoksul ailelerin çocuklarına danışmanlık ve gönüllü öğretmenlerle gitar, bağlama kursları veriyoruz. Tabi ben de yoksul bir aileden geldiğim için bu ailelerin çocuklarıyla empati kuruyorum. Çünkü bu süreç de onları bir noktada gelecekteki ben yapacaktır. Buna dair bir değişimin olması için bir mücadele söz konusu. Çünkü mezuniyetimizden sonra karşılığı olmayan bir diploma alıyoruz. Bizim amacımız aynı zamanda diplomalarımızın karşılık bulabileceği bir durumu yaratmak. Ben şanslıydım üniversiteye gidebildim. Liseden mezun olan binlerce genç üniversiteye gidemiyor. En azından bu süreci onlar için kolaylaştıracak adımlar atma gayesindeyim.”

‘BUNUN MÜSEBBİBİ BİZ DEĞİLİZ, VAR OLAN KOŞULLAR’

“Umudum var ama bu umut kendiliğinden gerçekleşebilecek bir durum değil” diyen Mehmet’e göre gençlerin işsizlik ve geleceksizlik sorunu bireysel değil, toplumsal bir çabayla aşılabilir:

“Umutsuz ve güvencesiz ortamın temelinin yıkılmasının yegane kaynağı yine bizleriz. Burada kendilerinde ışık bulabilirler. Ve güç bulsunlar. Çünkü yalnız değiliz. Ben de onlardan birisiyim. Binlerce tanımadıkları genç de onlardan birileri. Aynı durumu yaşıyoruz. Ve bunun müsebbibi biz değiliz, var olan koşullar. Bu koşulları hep birlikte değiştirebiliriz.”