Netflix, Disney, HBO…  Türkiye’yi neden önemsiyor?

Netflix, Disney, HBO… Türkiye’yi neden önemsiyor?

Netflix ve Amazon Prime’in ardından 14 Haziran itibariyle Disney+ da Türkiye’de yayına başlıyor. Üstelik ABD dışında ilk kez başka bir ülkede ürettiği orijinal içerikle, “Kaçış” dizisiyle yapıyor açılışı. Sonbaharda yayına başlayacak HBO Max de şimdiden içerek üretmeye başladı. Bu küresel firmaların Türkiye’yi neden bu kadar önemsediğini Kadir Has Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Eylem Yanardağoğlu ve Beta Film Türkiye Direktörü Ortağı Sarp Kalfaoğlu’da sorduk.

Malum Netflix 2016’da Türkiye’de yayına başladı. 14 Kasım 2018 tarihinde ise ilk orijinal yerli içeriği “Hakan: Muhafız”ı seyirciyle buluşturdu. Aynı yıl Amazon Prime da Türkiye’de yayın yapmaya başlamıştı.

KÜRESEL ŞİRKETLER TÜRKİYE'YE ÖNEM VERİYOR


Şimdilerde ise 14 Haziran’da yayın hayatına başlayacak olan Disney+ heyecanı sarmış durumda sektörü. Öte yandan “Game of Thorones”, “Çernobil” gibi prestijli dizileriyle tanınan ve sonbaharda ülkemizde yayına başlayacak olan HBO Max’te yerli içerikler için çalışmalara başladı. Amazon Prime ise kısa süre önce yerli yapımları satın alarak kataloğuna eklemeye başladı. Gelecek yıl itibariyle de Türkiye’de kendi orijinal içeriğini üretecek.
Görünen o ki, bu küresel şirketler Türkiye’ye çok önem veriyorlar. Öyle ki Disney+, ilk kez ABD dışında bir ülkede orijinal bir içerikle yayın hayatına başlıyor. “Kaçış” dizisi 14 Haziran’dan itibaren yayınlanırken, içeriğin çekimleri de ayna anda devam ediyor. Sektördekilerin anlattıklarına göre şirket “Yarın yokmuşçasına yatırım yapıyor.” Öte yandan Netflix’in Türkiye yapımları İngilizce olmayan içerikler listesinde üst sıralarda yer buluyor kendisine dünya çapında.

İŞTAH KABARTAN BİR PAZAR


Türkiye yapımı içeriklerin böyle bir gücü var mı gerçekten, varsa bu güç nereden geliyor?

Bu soruların yanıtını Kadir Has Üniversitesi İletişim Fakültesi Yeni Medya Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Eylem Yanardağoğlu ve Beta Film Türkiye Direktörü / Inter Yapım Genel Müdür ve Ortağı Sarp Kalfaoğlu ile birlikte aradık.


Daha önce BluTV özel yapımlar müdürü olarak da görev yapan ve sektörü çok yakından takip eden Sarp Kalfaoğlu, bu platformların Türkiye’ye yönelik ilgisinin ilk nedeni olarak nüfus yoğunluğunu gösteriyor: “Bu tür platformların sürekli olarak aboneye ihtiyacı var. Türkiye popülasyon olarak büyük bir ülke. 80 milyon var. Ve bunun büyük bir kısmı çok hızlı bir şekilde internet üzerinden tüketime geçebiliyor.”


Eylem Yanardağoğlu da bu görüşü şu sözlerle destekliyor: “Türkiye de hem genç izleyicinin hem sosyal medyada çok fazla aktif olan nüfusun var olması nedeniyle iştah kabartan bir pazar.”

TÜRK DİZİLERİNİN ETKİSİ NE KADAR?


Ama tabii ki asıl neden, Türk dizilerinin Kafkasya’dan Güney Amerika’ya, Balkanlar’dan Arap coğrafyasına kadar uzanan etkisi…

İstanbul Ticaret Odası’nın açıklamasına göre 2008 yılında 100 bin dolar olan dizi ihracatı 2017 yılında 300 milyon dolara ulaştı. Ancak önce Mısır ardından Suudi Arabistan ile yaşanan siyasi gerilimler nedeniyle Arap coğrafyasından ambargo gelince, sektör yönünü Güney Amerika’ya çevirdi ve büyük ilgi gördü. İTO’ya göre Türk dizileri dünyada 150’nin üzerinde ülkeye ihraç ediliyor.


Netflix’in bu etkiyi manivela olarak kullanmak istediği artık bilinen bir gerçek. Diğerleri de onun izinden gitmek istiyor belli ki. Peki, Türk dizilerinin etkisi sanıldığı kadar var mı? Yanardağoğlu bir başka rapora dikkat çekiyor: “2018’de Radyo Televizyon Yayıncıları Meslek Birliği (RATEM) tarafından yayınlanan rapora göre en fazla orijinal yapım üreten ülkelerden bir tanesi Türkiye.

Dünyada televizyon kanallarının yüzde 30’u diğer ülkelerden ithal ediliyor. Ve bu ithal içeriklerin yüzde 25’ini Türk yapımları oluşturuyor. O yüzden zaten Türkiye uluslararası pazarda bir marka olarak kendisine bir yer edindi.”


Kalfaoğlu ise Türkiye’de içerik üretmenin pratik faydalarına değiniyor: “Şimdi sen Türkiye’yi aldığın zaman Türkiye’yi almıyorsun aslında. Türkiye dizi sektörü Netflix, Disney, HBO Max veya Warner gibi stüdyoların çok rahat fethedemedikleri bazı muhafazakar coğrafyalara çok hızlı girmiş, adapte olmuş çok sık üretim yapıyor. Şu an açık kanal televizyon dünyamızı ayakta tutan geliri biz zaten onların varmak istediği coğrafyalardan çıkarıyoruz.”

HİKAYENİN ÇEKİCİLİĞİ


Türkiye yapımı diziler nasıl oluyor da bu coğrafyalarda aynı anda ilgi görebiliyorlar. Yanardağoğlu yapılan araştırmalarda ortaya çıkan en güçlü sonuçlardan birisinin bu coğrafyalardaki seyircinin melodram türüne olan yakınlığı olduğuna dikkat çekiyor. Sanıldığı gibi kültürel ya da tarihsel bağlar öncelik teşkil etmiyor: “Türkiye yapımı dizilerin 2005-2006 yıllarında uydu kanalları üzerinden Arapça konuşulan ülkelere giriş yaptığını biliyoruz ve orada inanılmaz bir ilgiyle karşılanıyor. Bunun başta Osmanlı İmparatorluğu'nun yayıldığı coğrafi alanla bu kültürel yakınlıkla ilgili olduğu düşünülmüştü.

Ama daha sonra yapılan daha derinlikli, niteliksel çalışmalarda şunu görüyoruz, sadece kültürel yakınlık değil. Çoğu zaman hikayenin ve karakterin gücüne kapılıyorlar. O yüzden de son dönemde Netflix gibi platformlarda Türk yapımı içeriklerin küresel çapta izleyici bulmasına götüren nedenlerden bir tanesi hikayenin çekiciliği.”

KADIN KARAKTERLER BEĞENİLİYOR


Eylem Yanardağoğlu : ΕΛΙΑΜΕΠAncak tema ve hikaye kadar, bu tema ve hikayenin nasıl ele alındığı belirleyici oluyor. Her iki uzman da bu konuda muhafazakarlık/ modernlik gerilimine vurgu yapıyor. Yurtdışındaki araştırmaları hatırlatan Eylem Yanardağoğlu şunları söylüyor:

“Örneğin Türk yapımı diziler Arapça konuşulan ülkelerde izlendiğinde şöyle fedback’ler veriyor izleyiciler: ‘Kadın karakteri çok beğeniyoruz.’ Çünkü kadın karakterler bir şekilde onlara mücadele gücü veriyor. Müslüman bir toplum olmakla beraber güçlü karakterleri görebildiklerini söylüyorlar. Aynı şekilde, Hindistan’dan, Pakistan’dan şöyle yorumlar geldiğini görebiliyoruz. Son dönem dizilerde kadın karakterler yeterince muhafazakar değil. Yani, izleyicinin verdiği geri bildirim bölgelere ve kültürel bağlamlara göre farklılık gösterebiliyor."

"DİZİLERİ SATABİLDİĞİMİZ YERLER DE MUHAFAZAKAR"


Sarp Kalfaoğlu ise Türk dizilerinin yapısının muhafazakar olduğunu, uluslararası pazarda da bu yüzden ilgi gördüğünü düşünüyor: “Şöyle bir algı var. Ben buna çok katılmıyorum: RTÜK bizi özgür bırakmıyor. Bizi özgür bıraksa da biz sevişme sahnesi, alkol, sigara, ya da artık her ne demekse toplumun ahlakına mugayir eylemler ya da görüntüler barındırmayız. Biz bunları satamıyoruz. Bizim satabildiğimiz yerler muhafazakar Doğu Avrupa, Latin Amerika, Ortadoğu ve Kuzey Afrika. Ve bu coğrafyalar bizim dizilerimizde yansıttığımız gibi bir muhafazakarlığı tüketiyorlar televizyonda. Dolayısıyla bu Netflix’in Disney’in HBO’nun bilmediği bir anlatım. Biz onların hakikaten üretmeyi bilmedikleri, nevi şahsına münhasır bir üretim yapıyoruz Türkiye’de. Bizim anlatım dilimiz, bizim bazı fevkalade önem verdiğimiz ögeler, onların hiç kontsantre olmadıkları ve duydukları zaman, hadi ya hakikaten mi dedikleri şeyler. Sen bugün gidip ayrı Ortadoğu’ya Kuzey Afrika’ya Doğu Avrupa’ya Latin Amerika’ya ayrı ayrı yatırım yapacağına Türkiye yatırımını birazcık artırıp üç içerik yerine dokuz içerik üretirsen, bu bahsettiğimiz coğrafyalara yatırım yapmış gibi dönüş alabiliyorsun.”

ALGORİTMA ÖNEMLİ


adsiz-200-290-piksel.pngSarp Kalfaoğlu, dijital platformların Türkiye’de içerik üretimindeki artışta bir başka noktaya daha dikkat çekiyor. Döviz kurları. Örneğin ilk Netflix dizisi Hakan Muhafız’ın çekilip yayınlandığı 2018 yılında 1 dolar 5 TL civarındaydı. Şimdilerde ise 17 TL’nin üzerinde seyrediyor. Bu da dolar ve Euro ile yatırım yapan bu şirketler için içerik sayısını artırma fırsatı sunuyor. Bu hem düşük maliyet hem de ucuz iş gücü demek çünkü.
Peki, bu platformlar hem satın aldıkları hem de orijinal yapım olarak ürettikleri içeriklerde nelere dikkat çekiyorlar? Öncelikleri neler. Örneğin, Amazon Prime’in yıllar sonra “Dayı” ve “Börü” gibi iki filmi satın alarak Türkiye içeriğini oluşturmaya başlamasının altında yatan nedenler neler? Kalfaoğlu ve Yanardağoğlu birbirini tamamlayan iki farklı yaklaşım sunuyor.
Kalfaoğlu bu satın almaların bir mantığı olduğuna dikkat çekiyor: “Bunlar tabii ki algoritma ile çalışan platformlar. Netflix’te ilk defa Türkiye’ye geldiği zaman Türkiye’de yayınlanmış birçok arşiv dizisini kataloğuna ekledi. Bunun en büyük sebebi neyin izlenip neyin izlenmediğine dair bir fikir elde etmekti.”


Yanardağolu ise yerli izleyicinin tepkisinin bir yapımın küresel çapta beğenilip beğenilmediğine dair esas kriter olduğunu ‘içeriden’ aldığı bilgiyle aktarıyor; “Netflix içeriklerinde öncelikle yerli izleyicinin beğenip beğenmemesine önem veriyor. Sekiz bölümü koyduğunda, izleyici bunu izliyorsa, izlemeye devam ediyorsa, bu uluslararası ya da ulus ötesi pazarlarda da izlenebileceğine dair iyi bir işaret onlar için.”

BİR BAŞKADIR VE KULÜP ÖRNEĞİ


Dikkat çekmemiz gereken bir diğer konu ise Türkiye’ye yeni gelen içerik üreticileri Netflix’in izinden mi gidecek yoksa daha alternatif yapımlar da olacak mı. En azından Disney’in başlangıç için seçtiği içeriğin profilinden kolay yolu seçtiğini görebiliyoruz. Kalfaoğlu da böyle düşünüyor: “Şimdi Netflix’in bir yere ateş ettiğini ve oradan abone aldığını biliyorsan, onun elindeki aboneyi alabilmek için onun yaptığı şeylere benzer şeyler de yapıyor olman lazım.”


“Bir Başkadır” ve “Kulüp” dizileri örneğinden hareketle bu platformların geleneksel televizyonlarda göremediğimiz içeriğe bir mecra oluşturduğuna dikkat çeken Yanardağoğlu sansürlenmemiş karakterler ve konuların yanı sıra yakın tarihte yaşanmış zor gerçeklerle ilgili içerik görme ihtimalini yabana atmamak gerektiğini düşünüyor.
Yanardağoğlu’nun temennisinin gerçekleşmesini ummakla birlikte Kalfaoğlu’nun dikkat çektiği bir soruna değinmeden geçmeyelim. Kalfaoğlu, Neflix’in ve içerik üremeye başlayan Disney’in dönüp dolaşıp aynı şirketlerle çalıştığını, küçük ve orta ölçekli şirketlerin görmezden gelindiğini hatırlatıyor: “Çok büyük bir başıboşluk var. Sektör normları gerçekten çok bozuluyor, çok tahribata uğruyor. Bunu geri getirmek çok zor olur. Bu bizim medyamız sonuçta. Büyük bir yabancı etkisi altında.

Total tüketimin yüze 50-60’ını karşılayan dijital televizyonlar yabancıların elinde olursa, iş de oraya gidiyorsa… Anlatabiliyor muyum ne demek istediğimi?. Hoyrat bir harcama var. Kimse bir şey sormuyor. 600-700 liraya üretilebilecek içeriğe 16 milyon TL nasıl verir kardeşim sen kimse demiyor. Bunun sorun olma potansiyeli taşıyan bir şey olduğunu düşünüyorum.”


Evet, Kalfaoğlu’nun sektörü kastederek “burada bu kadar liberalizmi dibine kadar yaşamamamız gerekiyor” sözleri bir düzenlemenin gerekliliğini zorunlu kılıyor. Ama işte biz de deneyimlerimizden biliyoruz ki, devlet hele de son dönemde hangi alanda bir düzenleme işine girse, ardından yasak, sansür ve engelleme çıkıyor. Belki bu rekabet biz izleyiciler için uygun fiyat, zengin içerik gibi bir sonuç doğuracak, Ama sektörde taşları yerinden oynatacağı kesin. Hem endüstrinin iş yapma biçimini hem de içeriği büyük oranda değiştiriyorlar çünkü. "