Sanayici döviz stokluyorsa devlet neden 6 ay izlemekle yetindi?

Sanayici döviz stokluyorsa devlet neden 6 ay izlemekle yetindi?

29 Temmuz’da İstanbul’da yapılan bir toplantı sert bir söz düellosuna neden oldu. Düellonun tarafları Merkez Bankası Başkanı Şahap Kavcıoğlu ile İstanbul Sanayi Odası Başkanı Erdal Bahçıvan ve orada bulunan sanayi temsilcileriydi.

İstanbul Sanayi Odası, hükümetin uyguladığı politikaları yakından takip ediyor, zira üretimin odağındaki kurumların temsilcisi.

Birkaç ay önce Hazine ve Maliye Bakanı Nurettin Nebati’nin konuşması sırasında sanayicilerin yüz ifadeleri, aslında daha büyük bir restleşmenin kapıda olduğunu işaret ediyordu. Bakan Nebati, var olan ekonomi politikasının sınıf karakterini ifşa edercesine her şey sanayicimiz için dese de ekonomi çarklarının, üretim cephesinin işleyişini bilen sanayiciler, gözlerdeki parıltıdan daha fazlasına ihtiyaç duyuyordu. Açıklanan kredi oranı ve faiz oranı Nebati’nin beklediği coşkuyu yaratmadı.

Nihayetinde gelen veriler, TÜİK dahil, ilan edilen ÜFE’deki artışla gözlerdeki ışıltı arasındaki uçurumun salondaki memnuniyetsizliği açıkça gösteriyordu. Doğru ya her şey sanayi içindi, en azından ona göre peki patronlar neden sessizdi, nankörlüklerinden mi gerçekten?

SÖYLESEM FAYDASI YOK SUSSAM GÖNÜL RAZI DEĞİL

Öncelikle sanayi/işveren cephesiyle hükümet arasında uygulanan politikalar konusunda bir ilişki kurulur, insanlar arası ilişkideki gibi ben sana küstüm, yüzüne bakmam, ben de seni batırırım tavrı, Türkiye’de tanık olduğumuz ancak ekonomide keşke olmasa denen durumlar.

Kavcıoğlu ile Bahçıvan arasında yaşana sorunun temelindeyse krediye erişiminde yaşanan sorun var. Nitekim Bahçıvan’ın konuşmasında da üstünde durduğu başlıklardan biri buydu. Sanayicinin bankalardan kredi istediğinde yüzde 40’ın üzerine varan faizden bahsetti, dahası risk priminin 900 puanın üstüne çıkmasının yurtdışında kredi bulmada sıkıntı yarattığına değindi. Bahçıvan, küresel gelişmeler enflasyonu etkilediğini, ancak uygulanan politikaların da yüzde 80’e varan enflasyona etki ettiğinin altını çizdi. Bir de öngörülemezlik sorunundan. Aslında bu eleştirilerin yeni olmadığı biliniyor, bir anlamda susmaya gönlün el vermemesi durumu yaşandı.

Öte yandan Kavcıoğlu sanayicilerin ucuz krediyi döviz alıp stoklamakta kullandığını, 55 milyar dolara yakın alım olduğunu, hatta bunun listesinin olduğunu iddia etti, Bahçıvan bu itham ciddi dediğindeyse itham yok demekle yetindi. Gerçekten sanayici döviz alıp stok mu yapıyor?

STOKÇU VARSA DEVLET NEDEN İZLİYOR?

Bu soruya net yanıt vermek güç, Merkez bankası tüzel kişilere ait döviz varlıkları verisi incelendiğinde şubat ayında 65,2 milyar dolar olan varlık haziran sonunda 68,2 milyar dolara çıkmış. Banka hesaplarında bahsedilen cinsten bir şişme görülmüyor.

Benzer biçimde özellikle ihracat yapan sanayicilerin hammadde ve ara mal almak için döviz kullandıkları biliniyor, bu durumda piyasa koşulları gereği önlem amaçlı stoklarında döviz tutmuş olabilirler. Zaten Bahçıvan da yerdiği yanıtta bundan bahsediyor, “hangi ürüne erişimde sorun yaşayacağımızı kestiremiyoruz, bazen iki-üç ay gemi beklediğimiz oluyor” diyor. Yani ödemeleri zamanında yapmak ve arada kayba uğramamak için döviz tutulduğunu söylüyor. Bahçıvan burada şunu söylüyor gibi, al sat, stokla sonra sat ile kâr peşinde koşulmuyor.

Ancak Kavcıoğlu durumu yakında takip ettiklerini, bazı kişilerin bunu yaptığını söylüyor. İtham ucuz krediyle döviz almak. Dövize talebi artırdığını artan talebi dövizi, onun da enflasyonu artırdığını söylüyor. Burada yanıtlanması gereken bir soru var. Madem bazı firmalar stok yapıyor, neden bu firmalarla ilgili işlem yapılmıyor? Bunun listesi varsa neden açıklanmıyor? Bu durum 6 aydır takip edildiği halde Merkez Bankası bunu bildiği halde, bazı firmaları arayıp “döviz satsanız ne iyi olur” demek yerine neden stokçulara savaş ilan etmiyor? Oysa hükümetin marketler, soğan depolarına baskın yapma konusunda deneyimi de var.

KKM VURGUSU VE ACI GERÇEKLER

Konuşma sırasında Kavcıoğlu'nun söylediği diğer cümleleri de dikkat çekiciydi. 1 trilyon lira yüzde 16 faizle şirketlere sağlandı. Mevduat ve kredi faizlerinin ortada olduğu dönemde bunun sakıncaları konusunda hükümeti ekonomistler defalarca uyarmıştı. Ancak artan enflasyon, öngörülemez koşullarla bu kredi döviz alımında kullanıldı. Kavcıoğlu’na göre bir kısmı hammadde ara mal için değil stok için tutuldu. Öncelikle sanayiciye yüzde 16’dan kredi vermenin yarattığı maliyeti kim sırtlanıyor?

Sonuç itibariyle enflasyon yüzde 80’e, dolar kuru 18 sınırına geldi. KKM’nin bütçeye getirdiği yükün yanında döviz talebi gerilemedi. Kavcıoğlu işletmelerden dövizlerini bozmalarını KKM’ye geçmelerini istiyor, bunu konuşmasında bir kez daha vurguladı. Bir yandan da makro tedbirlerle kredi alımını sınırlandırıyor.

Öte yandan Bahçıvan krediye erişim sorunundan, artan enflasyon, üfeden ve öngörülemez koşullardan bahsediyor. Yani başta ihracat artışı için atılan adımlar sanayi nezdinde sorunlu bulunuyor. Söz düellosunda her iki tarafında sert çıkışlarında bu baskı hissediliyor.

Öte yandan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Bilgin, işçiyi sermayeye ezdirmeyeceğiz diyor. Aynı çalışma bakanı bir başka toplantıda sitem konusu olan yüzde 16 faizle verilen kredinin yükünü kimin çektiğine değinmemesi, KKM’den kaynaklanan bütçe açığını kimin sırtlanacağını söylememesi başka sorun.

Özetle ISO’da yaşanan toplantı, üç açından dikkat çekici. Birincisi, sanayiye müjde olarak sunulan kredi genişlemesi artık sona erdi, istenen sonuç elde edilemedi. İthalat ile ihracat arasındaki makas kapanmak şöyle dursun artıyor. İkincisi, döviz kurunu kontrol için ortaya konan KKM, sınırına vardı, kur 20 Aralık seviyesine varmak üzere. Bu noktada kazanılan zaman ki bunun da ne kadar akıllıca kullanıldığı bir yana, getirdiği yük sadece hazine için 37,2 milyar lira, Merkez Bankası kendi verisini henüz duyurmadı ancak toplam rakamın 87 milyar lira olduğu tahmin ediliyor. Peki ne için? Yüzde 40’a çıkan kredi faizi, yüzde 80’ini bulan enflasyon ve 18 liraya ulaşan dolar kuru için mi? Bu noktaya nasıl gelindi? Ve en önemli soru, buradan dönüş var mı yoksa çok mu geç kalındı?