'Seçmen, seçim sürecinde aktif rol oynamalı'

'Seçmen, seçim sürecinde aktif rol oynamalı'

Uzunca bir süredir devam eden adaylık tartışmaları ve baskın bir seçimin olup olmayacağı tartışmalarının odağında 2023 genel seçimlerine gidiyoruz. Peki nasıl bir ortamda seçime gidiyoruz, seçim güvenliği nasıl sağlanacak? Halk seçimle gelecek bir değişime inanıyor mu?

Son birkaç yıldır aralıksız devam eden “baskın seçim olur mu olmaz mı” tartışmaları AKP yönetiminin hedef olarak gösterdiği 2023 yılına yaklaşırken iyice alevlendi. Cumhurbaşkanı Erdoğan seçim tarihini “önümüzdeki yıl Haziran ayının ortası” şeklinde belirtse de hala erken seçim ihtimali üzerinde duruluyor. Çünkü uzmanlara göre erken seçim olmazsa Erdoğan üçüncü kez Cumhurbaşkanı adayı olamaz. Yasaya göre bir kimse en fazla iki defa Cumhurbaşkanı seçilebilir. Buna rağmen Erdoğan bu seçimde Cumhurbaşkanı adayı olursa kanuna aykırı davranmış olur…

PODCASTİ DİNLEMEK İÇİN PLAY’E TIKLAYINIZ

KABOĞLU: CUMHURBAŞKANI’NIN ADAYLIĞI ANAYASAL KOŞULA BAĞLI

“Cumhurbaşkanı üçüncü kez aday olabilir. Ancak Cumhurbaşkanı’nın üçüncü kez aday olması bir anayasal koşulun, siyasetin yerine getirilmesine bağlıdır. O da şu, madde 116’ya göre; eğer TBMM 360 vekilin oyu ile seçimlerin yenilenmesine, öne alınmasına karar verirse o durumda şu an görev başında olan Cumhurbaşkanı üçüncü kez aday olabilir.” Anayasa Hukuku Profesörü İbrahim Özden Kaboğlu, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın adaylığının ancak meclisin seçimi öne alması kararıyla mümkün olabileceğini belirtiyor.

2007 Anayasa değişikliğinde, 101. Maddeye şöyle bir ibare eklendi: “Cumhurbaşkanının görev süresi beş yıldır. Bir kimse en fazla iki defa cumhurbaşkanı seçilebilir.”

Bu ibare 1961 ve 1982 anayasasında geçerli olan Cumhurbaşkanının bir kez ve 7 yıllığına seçilmesi hükmüne karşılık getirilmişti. Yani 2007 öncesinde cumhurbaşkanı bir kez göreve geliyordu ve görev süresi yedi yıldı. Ayrıca Cumhurbaşkanını halk değil TBMM seçiyordu. Kenan Evren dışındaki tüm cumhurbaşkanları meclis tarafından seçildi. TBMM’nin seçtiği son cumhurbaşkanı ise Türkiye’nin 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül oldu.

Ekim 2007’de yapılan anayasa değişikliği referandumunun ardından yapılan ilk seçimde yani 10 Ağustos 2014’te Erdoğan, halk oylamasıyla cumhurbaşkanı seçildi. Erdoğan, 28 Ağustos 2014'te yemin etti ve Türkiye'nin 12. Cumhurbaşkanı olarak göreve başladı.

16 Nisan 2017 yılında yeniden anayasa değişikliği referandumu yapıldı. Anayasanın belli maddelerinde yapılan değişikliklerin yanısıra yürürlükteki parlamenter sistem kaldırılarak başkanlık sistemine geçildi.

Referandumun ardından 2019’da yapılması öngörülen seçim erkene alınarak 24 Haziran 2018’de, olağanüstü hal koşulları devam ederken seçime gidildi ve bu seçimde Erdoğan ikinci kez Cumhurbaşkanı seçildi. Seçim yasasına göre ikinci görev süresi Haziran 2023’te sona erecek olan Erdoğan’ın bu durumda adaylığı nasıl mümkün olabilir?

Anayasa Hukukçusu İbrahim Kaboğlu: “Eğer 18 Haziran 2023’te yani zamanında değil de önce yapılırsa, tıpkı 2018 seçimleri gibi öne alınırsa bu durumda iki olasılık var; bir kendisi seçimlerin yenilenmesine karar verebilir, iki meclis karar verebilir. Kendisi karar verirse aday olamaz. Ama meclis karar verir ise, 360 oy gerekiyor bunun için, beşte üç anayasa madde 116 ya göre, Recep Tayyip Erdoğan, 2014’te birinci kez seçilen ve 2018’de ikince kez seçilen kişi üçüncü kez aday olabilir.”

Anayasa Hukukçusu İbrahim Kaboğlu, Erdoğan’ın adaylık açıklamasını koşula bağlı adaylık olarak anlamamız gerektiğini vurguluyor ve erken seçim koşuluyla Erdoğan’ın üçüncü kez Cumhurbaşkanı adayı olabileceğini açıklıyor.

Bazı görüşlere göre de, erken seçim olmasa da Erdoğan aday olabilir. Çünkü 2007’de anayasa değişikliği, 2017’de ise rejim değişikliği yapıldı ve 2017’de yapılan rejim değişikliği 2007’de konulan kuralı geçersiz kılar bu durumda Erdoğan’ın 2014’te yaptığı görev kabul edilmez ve 2018 yılında ilk kez adaylığını koymuş kabul edilir.

ŞENTOP: ÜÇÜNCÜ KEZ DEĞİL, İKİNCE KEZ ADAYLIK SÖZKONUSU

Meclis Başkanı Mustafa Şentop bu konuda hukuken bir tartışma olmadığını ve üçüncü kez değil, ikinci kez adaylığın söz konusu olduğunu belirtiyor. Şentop sıra sayısı 447 olan komisyon raporunu referans göstererek durumu şöyle açıklıyor:

“Diyor ki komisyon raporunda; yine yürürlükteki ve teklifte yer alan anayasa hükümlerinde Cumhurbaşkanı ifadesi aynen kullanılmakla beraber mevcut hükümlere göre Cumhurbaşkanının görev ve yetkileriyle, yürütme içindeki konumu teklifle getirilen hükümlerde esaslı bir şekilde değiştirildiği ve bütünüyle farklı bir hükümet sistemi içinde cumhurbaşkanının düzenlendiği açık bir husus olduğu için teklifin kanunlaşmasıyla getirilen iki dönem seçilebilme imkanında, bu düzünlemenin yürürlüğe girmesinden önce görev yapmış cumhurbaşkanlarının görev dönemlerinin hesaba katılmayacağı tartışmasızdır”

Mustafa Şentop devam eden açıklamasında 2017’de yapılan anayasa değişikliği referandumuna işaret ederek, parlamenter sistemden başkanlık sistemine geçildiğini ve madde 101’de belirtilen iki defa seçilme hakkının yeni sistemde geçerli olduğunu söylüyor.

Aslında seçilme hakkı ve görev süresiyle ilgili hüküm 2007 anayasa değişikliğinde eklendi. Ancak Şentop’a göre ifadeler aynı olsa da 2017 referandumunda başkanlık sistemine geçildiği ve yeni sistemde cumhurbaşkanlığı tanımı tamamen değiştiği için 101. maddenin kısmen değil tamamen değiştiğini kabul etmek gerektiğini ve dolayısıyla bu maddedin yürülüğe girdiği tarih olan Nisan 2018’den sonra yapılacak olan seçimler için hüküm ifade ettiğini belirtiyor…

Görünen o ki, Erdoğan her koşulda Cumhur İttifakı’nın Cumhurbaşkanı adayı olacak. Peki Millet İttifakı’nın adayı kim olacak? Kulis bilgilerine göre Kemal Kılıçdaroğlu’nun adaylığı kesin gibi gözükse de İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş da öne çıkan isimler arasında…

AKŞENER: ADAYIMIZ 13. CUMHURBAŞKANI’DIR

Aday üzerinden seçim politikası belirlemenin doğru olmadığını savunan Millet İttifakı adayını henüz açıklamasa da adaylarının Cumhurbaşkanı seçileceği konusunda netler:

İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener:


“Biz asıl mesele sistemdir dedikçe, onlar ısrarla aynı soruyu soruyor: ‘adayınız kim’ diyorlar. Yahu defalarca söyledim: ‘adayımız Türkiye Cumhuriyeti’nin 13. Cumhurbaşkanı’dır.” İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener “Biz yeni bir ‘tek adam’ belirlemek için bir araya gelmedik” diyerek 6’lı masanın seçim çalışmalarının odağında kuvvetler ayrılığına dayalı bir hukuk sistemini hayata geçirecek yol ve yöntemleri belirlemek olduğunu vurguluyor.

Altı muhalefet parti yöneticilerinin bir araya gelerek oluşturduğu “Altılı Masa Seçim Güvenliği Komisyonu” 4 ana başlık ve 24 alt maddeden oluşan seçim güvenliği raporunu açıkladı. Rapora göre; seçim öncesi yapılacak çalışmalar, seçim takvimi boyunca yapılacak çalışmalar, seçim günü yapılacak çalışmalar ve seçim sonrası yapılacak çalışmalar olarak dört ana başlıkta seçim güvenliği esasları belirlendi.

Seçim güvenliğini zedeleyecek her türlü usulsüzlüğü engellemeye yönelik titiz bir çalışma yürüttüklerini açıklayan komisyon; her siyasi partinin seçim günü görev yapacak sorumluların, sandık kurulu üyelerinin ve müşahitlerin önceden belirlenerek görevlilerin seçim mevzuatı, görev ve yetkileri, itiraz süreçleri ve gerekli tüm konularda eğitimlerinin verileceğini vurguladı.

DEMİRTAŞ: ORTAK ADAYDA ISRAR EDECEĞİZ

T24’ten Murat Sabuncu’nun sorularını yanıtlayan HDP eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş da altılı masaya “ortak adayda ısrar edeceğiz” mesajı verdi. 2016 yılından beri Edirne F Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutuklu bulunan Demirtaş, cumhurbaşkanı adayı olup olmayacağına ilişkin soruya “bugün itibarıyla Erdoğan aday olabiliyorsa hukuken ben hayli hayli aday olabilirim. Ancak kararı halkımızın görüşleri doğrultusunda partimiz verecektir. Ortak aday için, son dakikaya kadar hep birlikte çalışacağız, ortak adaya açık olacağız” şeklinde cevap verdi.

Seçim güvenliğini büyük ölçüde etkileyecek bir başka konu da seçim kanununda yapılan değişiklikler.. Türkiye İşçi Partisi, İstanbul Milletvekili Sera Kadıgil: İki senedir görüşüyorsunuz, getirdiniz bunu açıkladınız biz niye bunu bu gecede bitiriyoruz. Yani nedir? Amacımız nedir bunu yaparken? Çok mu hayati şeyler yapıyoruz? Ne biliyim açlıkla boğuşan insanların derdine mi bir çare arıyoruz? Milyonlarca genç işsiz onlar için mi bişey getiridiniz? Onu mu oyluyoruz şu an? Napıyoruz biz? Ne zaman başınız sıkışsa, seçim yasası değiştirmeye çalışıyorsunuz. Bu işin Türkçesi bu…”

MUHALEFET SEÇİM KANUNU DEĞİŞİKLİĞİNE TEPKİLİ

Türkiye İşçi Partisi, İstanbul Milletvekili Sera Kadıgil, AKP ve MHP’nin meclise sunduğu seçim kanunu değişikliği teklifinin Anayasa Komisyonunda gün içinde başlayan görüşmelerin gece yarısına kadar sürmesine böyle tepki vermişti… “Milletvekili Seçimi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi” 14 Mart 2022 tarihinde meclise sunuldu. Kanun değişikliği teklifi 31 Mart 2022 tarihinde TBMM Genel Kurulunda kabul edilerek yasalaştı.

6 Nisan’da resmi gazetede yayımlanan kanun, 7 Nisan 2021’de yürürlüğe girdi. Cumhur İttifakı’nın 15 maddeden oluşan seçim kanunu değişikliğine, muhalefet partilerinin tepkisi büyük… Türkiye İşçi Partisi, İstanbul Milletvekili Sera Kadıgil:


“Birinci maddeye geldik, baraj. %7 kimin için? Daha çok siyasi parti girsin içinmiş. %7 ile %10 arasında kaç siyasi parti var bu ülkede? Hepimiz siyasetçiyiz değil mi? Bir tane var, MHP. Ama bir şey söyleyeyim mi? Ben asli hedefin bu olduğunu düşünmüyorum. Asli hedefiniz orada oturuyor. HDP’nin aldığı oyların, gereksiz olduğu kanaatindesiniz ve ‘barajı düşürürsek belki birkaç tane oy eksilik oradan da HDP’nin MHP’den çok oy alması utancına bir son veririz’ diye bir hesap görüyorum ben burada. İkinci maddesi var teklifinizin; daha bir seçim geçirdiğimiz, seçmene doğru düzgün anlatamadığımız 2018’deki seçim kanunun içini boşaltıyorsunuz. İttifak sistemini ortadan kaldırıyorsunuz. Amacınız ne söyleyeyim, küçük partilerin artık oyları, büyük partilere yaramasın istiyorsunuz.”

TİP milletvekili Sera Kadıgil tüm maddelerle ilgili eleştirileri tek tek iletirken, en büyük tepkisi Cumhurbaşkanını propaganda yasakları dışında tutan 11. Maddeye oldu:


“11. Madde, yani Recep Tayyip Erdoğan’a benim vergimle, bana kara propaganda yapma yetkisi veren kan donduran o madde. Bunu nasıl yapabilirsiniz sayın Yazıcı (AKP Genel Başkan Yardımcısı Hayati Yazıcı) soruyorum gerçekten Fethi Abi (MHP Hukuk ve Seçim İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız) bunu nasıl yapabilirsiniz? Sizler avukatsınız. Başbakanlık ifadesini kaldırıyorsunuz, cumhurbaşkanını oraya koymuyorsunuz. Bu ne demek Tayyip Erdoğan benim vergimden kestiğiniz parayla, benim ekmek alırken topladığınız vergilerle binicek uçaklarına, gezicek oralarda buralarda, nasıl sarayda sizleri ağırladı yemekler verdi. Benim paramla halka propaganda yapıcak…”

CHP AYM’NE İPTAL BAŞVURUSNDA BULUNDU

Ana muhalefet partisi CHP ise bu değişiklikte yer alan birçok hükmün anayasaya aykırı olduğunu belirtti ve Anayasa Mahkemesi’ne iptal başvurusunda bulundu. Seçim kanunundaki dört maddedin iptali için 12 Nisan 2021’de Anayasa Mahkemesi’ne başvuran CHP,

-İl ve ilçe seçim kurullarında görev alan kıdemli hakimler yerine birinci sınıf hakimler arasından kura çekimi yöntemiyle belirlenmesini öngören 5 ve 6. maddelerin,

-Cumhurbaşkanını propaganda yasakları dışında tutan 11. maddenin

-Seçim kurullarının 3 ay içerisinde yenilenmesini öngören 12. maddenin iptalini istedi. Ve iptal davası sonuçlanıncaya kadar yürütmenin durdurulmasını talep etti.

İlk incelemesini tamamlayan Yüksek Mahkeme, başvuruda herhangi bir eksiklik olmadığını belirtti ve CHP’nin başvurusu kabul edildi. Peki bundan sonra ne olacak?

Sorumuzu Anayasa Hukukçusu Gözde Atasayan cevaplıyor:


“Şu anda esase ilişkin incelemeye başladı, başvuruyu kabul edilebilir buldu. Yürürlüğü durdurma kararı vermedi şu ana kadar Anayasa Mahkemesi. Bunu normalde en kısa sürede sonuçlandırması gerekir. Çünkü telafisi imkansız bir zarar doğma riski de var. Anayasanın en başta değiştirilmesi teklif dahi edilemeyen ikinci maddesi çerçevesinde, bir kere hukuk devleti, demokratik devlet ilkeleri uyarınca, yine devletin temel amaç ve görevlerini düzenleyen beşinci maddede hukuğa dayalı bir şekilde devletin faaliyetlerinin yürütülmesi amacıyla ve anayasada yer alan seçim güvenliğine, seçim hukukuna ilişkin, diğer ilkeleri bunların hepsini göz önüne alarak anayasanın bütünlüğü çerçevesinde sistematik yorum yaparak bunu iptal etmesi tabi ki beklenir. Bizim temennimiz de o yönde ama kesin bir şey söylemek mümkün değil.”

CHP YÜZDE 7 BARAJIYLA İLGİLİ MADDENİN İPTALİNİ İSTEMEDİ

Anayasa Hukukçusu Gözde Atasayan, CHP’nin iptalini istediği maddelerin arasında çok tartışılan % 7 barajıyla ilgili maddenin olmamasını da şöyle yorumladı: Bu %7 barajını götürmedi. Tabi ki bu husus eleştirilebilir. Burda anayasanın ilgili maddesindeki temsilde adalet ve yönetimde istikrar olgusuyla aslında bağdaşmadığına ilişkin Anayasa Mahkemesi’i yeni bir yaklaşım sergileyebilirdi. Çünkü artık hükümet sistemi de değişti. 2017 Anayasa değişikliğiyle birlikte Türk tipi Başkanlık Sistemi dediğimiz, yeni bir rejime, yeni bir hükümet sistemine geçildi. Burada aslında %10’luk barajın getirilme amacı ki o bile çok tartışmalı bir husustu, yönetim de istikrarın sağlanması yani meclisin çok parçalı yapıda olmaması, çok küçük partilerin de girip işte buradaki istikrarı zedelememesi, siyasi istikrarı zedelememesi adına getirilmiş bir şeydi. Ama zaten siz hiper başkanlığa kayan bir uygulama da olsa bir başkanlık sistemi, Türk tipi Başkanlık Sistemi getirdiği, cumhurbaşkanlığı sistemi getirdiği iddiasındasınız. Dolayısıyla artık burada Yasama’nın içinden çıkan bir Yürütme, bir Bakanlar Kurulu söz konusu olmayıp, onun güvenine dayalı olarak işleyen bir Yürütme söz konusu olmayıp halk tarafından seçilen, tek kişiden oluşan bir Yürütme söz konusu. Dolayısıyla artık burada yönetimde istikrarın sağlanması iddiası çökmüş oluyor bu anlamda. Yani burada AYM bunu değerlendirebilirdi. Bu da şüphesiz ki Anayasanın değişmez maddelerinden olan demokratik devlet açısından da ileri bir yaklaşım olurdu. Ama CHP nedense bunu götürmek istemedi. Belki biraz daha Anayasa Yargısı’nı son bir başvuru yeri olarak görüp hani meclisin ağırlığını ön plana çıkarmak ve hani biz %7'den korkmuyoruz gibi bir yaklaşım belki ya da reddedilebilir başvuru kaygısıyla da tabi ki bunu yapmış olabilir.”

Gözde Atasayan, kanun değişikliğindeki diğer tartışmalı maddelere değinerek,

İl ve ilçe seçim kurullarında görev alan kıdemli hakimler yerine birinci sınıf hakimler arasından kura yöntemiyle kurul başkanlarının belirlenmesinin, seçim hukuku ve seçim güvenliği açısından sorunlu bir tablo yarattığını belirtiyor. Atasayan, konuyla ilgili YSK’nın, bu usülün Türkiye geneline uygulanamayacağı ve bazı ilçelerde yine kıdem usulü, bazı ilçelerde de kura usülünün uygulanabileceği, bazı ilçelerde ise hibrit bir sistemin yani ikisinin karması bir sistemin uygulanabileceği yönündeki açıklamasına değinerek bu uygulamanın hukuk güvenliği ve seçim hukuku ilkeleri açısından bir kaosa neden olacağını vurguluyor:

ANAYASA HUKUKÇUSU ATASAYAN: NASIL BİR KAMU YARARI OLABİLİR?


“Burada nasıl bir kamu yararı gündeme gelmiş olabilir. Burada en kıdemli, en güvenilir, bu alanda uzmanlaşmış, ihtisas sahibi olan hakimlerin bunları incelemesinin önüne geçmesinde nasıl bir kamu yararı gündeme gelebilir. Burada, böylesi bir kamu yararı iddiasından ziyade maalesef bizim ‘iktidarın kişiselleşmesi’ olarak da nitelendirebileceğimiz ‘nasıl ben siyasi iktidarımı sürekli kılabilirim, kaybetme riskim var belki ama tekrar nasıl siyasi iktidarımı süresini uzatabilirim ya da bunu kaybetmeyebilirim’ gibi bir kaygının daha çok güdüldüğünü söyleyebiliriz.”

Atasayan, 1950’de Demokrat Parti ve Cumhuriyet Halk Partisi’nin uzlaşı sonucunda yürürlüğe giren ve o günden bu güne uygulanan “en kıdemli hakimlerin il ve ilçe seçim kurullarında görev yapması” esasına ilişkin getirilen değişikliği kamu yararından çok iktidarın yerini sağlamlaştırmasına yönelik bir adım olarak değerlendiriyor ve AKP’nin içinden göreve yeni başlayan hakimlerin, kurayla seçilecek birinci sınıf hakimler arasında olacağına dikkat çekiyor: “İktidar Partisi'nin gençlik kollarından, kadın kollarından görev yapan avukatlık yapan daha yakın kişilerin hakim olarak yakın zamanda göreve başladıklarını görebiliyoruz. Bu da işte sandık güvenliği, seçim güvenliği nasıl sağlanabilecek ve burada dediğim gibi, Yüksek Seçim Kurulu’nun aldığı bu karar ülkenin bir kısmında farklı bir usül, öbüründe farklı bir usul. Hani bu nasıl bir seçim güvenliği olacak? Yurttaşta bu ‘evet benim oyum güvenli bir şekilde değerlendirilecek, bunun karşılığı güvenli bir şekilde yansıyacak’ düşüncesi nasıl oluşturulabilecek? Bu tabi ciddi bir sorun olarak karşımıza çıkıyor.”

SEÇİM MEVZUATI AKP DÖNEMİNDE 200 KÜSÜR KERE DEĞİŞTİ

Seçim mevzuatını oluşturan temel hukuki düzenlemeleri;

-1961 tarihli “Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun”

-1983’ten beri yürürlükte olan “Milletvekili Seçim Kanunu”

-2012 ile değiştirilen “Cumhurbaşkanı Seçim Kanunu”

-ve “Siyasi Partiler Kanunu” şeklinde açıklayan Gözde Atasayan,

seçim mevzuatını ilgilendiren bu kanunlardan “Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun”un sadece AKP döneminde 190 küsür kere değiştiğini ve “Siyasi Partiler Kanunu”nda yapılan değişikliklerle birlikte değerlendirildiğinde 200 küsür kere değiştiğini belirtiyor…

SEÇMEN ADİL VE GÜVENLİ BİR SEÇİME GÜVENMİYOR

Her seçimde, seçim mevzuatının değiştirilmesi seçmende kafa karışıklığı yaratıyor. Antidemokratik bir ortamda seçime gidilmesi ise seçmenin seçime güvenini sarsıyor. Sokağın nabzını yoklamak için seçimle ilgili sorduğumuz sorulara bakın nasıl cevaplar aldık: Adil ve güvenli bir seçim olacağını düşünüyor musunuz?

“Adaletin veya güvenliğin yaşamın hiç bir alanında sağlanamadığı bu sistemde yapılacak hiç bir seçimin de adil ve güvenli olduğunu düşünmüyorum…”

“Yani bence bir seçimin adil ve güvenli olması için, öncelikle o seçimleri düzenleyen kurumların ve organların adil ve güvenilir olması lazım. Bu konuda da Türkiye’de daha önceki seçimlerdeki sonucu gördük. O yüzden insanların bu konuda inancının olmadığını düşünüyorum…”

“Diğer seçimlerde olduğu gibi bu seçimlerde de ellerinden gelen hileyi yapar oy farklarını kapatırlar sonra da seçimle iktidara geldik diye demokrasi pozları verirler…”

“Ben açıkçası seçimle gelecek bir demokrasiye ya da değişime inanmıyorum. Demokrasinin tek yolu seçim’miş gibi davranılması da ancak bizim gibi gelişmemiş ülkelerde mümkün oluyor…”

Seçmenin demokratik ve güvenli bir seçime güveni her seçimde biraz daha azalıyor…

Seçimlerde yaşanan hukuksuzluklar, hile ve usülsüzlükler nedeniyle seçmen adil ve güvenli bir seçime inanmıyor.

Mühürsüz oy pusulalarının geçerli sayılması, seçmen listelerindeki usulsüzlükler, oyların usülüne uygun sayılmaması ya da trafoya kedi girmesi gibi teknik sorunlar ve teknik alt yapı yetersizlikleri seçmenin kaygı duymasına neden oluyor.

Temelde, halkın dahil olduğu ve demokratik bir süreçle iktidar değişikliğini mümkün kılması beklenen seçimler, iktidar savaşına döndüğü için ülke adına oldukça yıpratıcı ve yorucu bir maratona dönüşüyor.

Anayasa Hukukçusu Gözde Atasayan, şöyle devam ediyor: “Tabi ki demokrasinin temeli seçimlerdir ama bu seçimlerin niteliği önemlidir. Bunun eşit, şeffaf, gizli bir şekilde gerçekleşmesi ve hukuk güvenliği, yargı denetimi altında gerçekleşmesi gerekir. Burada insan hakları, hukuk ve demokrasi arasında üçlü bir sac ayağına dayandığını söyleyebiliriz, seçim kanunları açısından. Seçim sistemleri, milletvekili seçilme yeterlilikleri, seçim dönemi bunlara ilişkin düzenlemelerin yer aldığı kanunlardır ama burada amaç iktidarın hukuk yoluyla el değiştirebilmesini sağlamaktır. Ve bütün siyasi partilerin eşit koşullarda iktidar mücadelesine katılabilmesi ve iktidarın hukuk aracılığıyla el değiştirebilmesini amaçlamaktadır.”

ADİL BİR SEÇİM İÇİN SEÇİM GÜVENLİĞİ PLATFORMU KURULDU

İlk defa 2018 seçimlerinde kurulan Seçim Güvenliği Platformu, bu seçimde de adil ve güvenli bir seçim ortamının sağlanması için Temmuz 2020’de demokratik kitle örgütleri, sivil inisiyatifler, emek ve meslek örgütleri bir araya gelerek “Adil Seçim İçin Seçim Güvenliği Platformu”nu kurdular….*(platformda imzası olan kurum ve kuruluşların listesi yazının sonunda Ekler bölümünde)

Seçim Güvenliği Platformu’ndan Önder Algedik ile seçim güvenliğinin nasıl sağlanacağını ve seçmenin kaygılarının nasıl giderilebileceğini konuştuk:

-Adil ve güvenli bir seçim nasıl sağlanacak?

“Adil ve güvenli bir seçim olması için, sadece seçim gününün değil, sadece seçim döneminin değil siyasi dönemin de güvenli olması gerekiyor. Böyle baktığınız zaman aslında seçimleri ilgilendiren her türlü düzenleme burada medya ve ifade özgürlüğü dahil olmak üzere, belirleyen bir şey olarak karşımıza çıkıyor. Dolayısıyla nasıl sağlanacak diye baktığımızda, şu an için zor görünse de bunlar sağlandığı zaman oluşturulabileceğini söyleyebiliriz. 2018 yılında hazırlamış olduğumuz seçim güvenliği maddesine baktığınız zaman, yirmiden fazla kriteri incelediğimizde; örneğin televizyonda eşit propaganda hakkı, görsel yazılı basında eşit propaganda hakkından tutun da yapılan seçim mitinglerinin engellenmesine kadar birçok şeyde eşitsizlik gördük. Aslında insanların bu kaygıları belli bir oranda doğru. Çünkü seçim sadece sandık gününe kitlenecek bir güvenlik meselesi değil. Şu an siyaset böyle tartışıyor, böyle görmeye çalışıyor. Ama baktığınız zaman bizim bütün seçim sürecine aktif katılımımız, sadece oy verme değil, propaganda, ifade özgürülüğüne kadar pek çok meseleler de öne çıktığını görüyoruz. Dolayısıyla burada asıl mesele, sandık günü değil bütün siyasi güvenlik olduğunu söyleyebiliriz”

Önder Algedik, seçim güvenliğinin sandık güvenliğine indirgenmemesi ve seçim günü ile sınırlandırılmaması gerektiğini vurgulayarak, kamuoyunun “dezenformasyon yasası” olarak bildiği, basına ve sosyal medyaya müdahaleyi yasalaştıran Basın Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin seçim sürecini ve seçim güvenliğini büyük ölçüde etkileyeceğini belirtiyor:

“Seçim kanunu dediğimiz zaman; üç dalga seçim kanunu ile karşı karşıyayız. Birinci dalga seçim kanunu, aslına bakarsanız Nisan ayında geçmiş olan dört tane seçimle ilgili kanunu değiştiren düzenleme. Bu birinci dalgaydı ve bu dalganın en temel özelliği mevcut seçim sistemine bozup Cumhurbaşkanına sınırsız yetki verilmesiydi. Bu geçtikten sonra ikinci dalga geldi. Bu da dezenformasyon düzenlemesi. Bu özellikle sosyal medyayı ve medyayı belirleyecek olan bir düzenleme idi. Ardından gelicek olan üçüncü dalga da kamudan bağımsız bilgi üreten insanlara-gruplara-örgütlenmelere kısıtlama getiren düzenleme. Şimdi ikinci dalga olarak hükümetin ifadesiyle ‘dezenformasyon yasası’ bizim ifademizle ‘sansür yasası’nı incelediğimizde şunu görüyoruz. Aslında her türlü dezenformasyon üretimini iktidarın eline alan, bilgi üretimine, ifade özgürlüğüne kısıtlamalar getiren ve manipülasyon konusunda iktidara güçler veren bir düzenleme olduğunu görüyoruz. 40 maddelik bu düzenlemenin özellikle 29. maddesi çok ciddi çatlak yarattı. Bu süreçte seçim kanunu kolaylıkla geçerken ifade özgürlüğü gruplarının, basın örgütlerinin itirazları ve bu itirazların iktidarda karşılık bulması sonucunda bu kanun karara bağlanmadan, genel kurula çıkmadan ertelendi. Bu da şunu gösteriyor aslında; toplumla olarak iyi bir muhalefet yapıldığında seçim güvenliğinin gerekleri olan düzenlemeleri oluşturma şansımızın olduğunu söyleyebiliriz.”

ALGEDİK: SEÇMEN KAYGILARINDA HAKSIZ DEĞİL


-Hem konuştuğumuz bu başlıklar altında hem de seçim kanununa getirilen değişikler ya da işte sansür yasası, Ekim’de ne çıkacak belli değil ama yasalaşırsa o da büyük bir engel olarak seçim güvenliğini etkileyecek ve tabii ki geçmiş seçimlerde yaşanan hukuksuzluklar, yapılan usülsüzlükler nedeniyle seçmenin seçime olan güveni oldukça sarsılmış durumda ve kaygılı, kendi oyunun da güvende olacağından emin değil. Seçmenin bu kaygıları nasıl giderilir?

“Seçmen bu kaygılarından haksız değil. Öncelikle bunu kabul etmek durumundayız. Çünkü seçim kanunun geçmesinden tutun da meclis süreci bunu hissettirecek doneleri insanlara veriyor. Ancak bu bizim çaresiz olduğumuz veya bir şey yapmayacağımız anlamına gelmiyor. Biz Seçim Güvenliği Platformu olarak, ülke çapında bir seçim güvenliği çalışması yapmayı düşünürken bu çerçevede partilerle görüştük ve süreci izledik. Yapılması gereken en iyi çözümün, yerel seçim güvenlik platformları kurulması gerektiğini gördük. Bu ne demek aslına ülke çapında değil, il bazında seçim güvenliği platformları kurup buraya bütün partileri, bütün seçmenleri, bütün örgütleri katıp hep beraber seçim sürecinin bütün prosedürlerini, il seçim kurullarının seçiminden tutun da bütün seçim işleyişine dair düzenlemelerin takip edilmesi, izlenmesi ve bu konuda aktif rol alınması gerektiğine karar verdik. Evet şu an ki seçimler 2018’e göre daha adil değil hatta daha az adil, adillik açısından çok büyük soru işaretleri doğuran bir seçim olacak…”


-Aslında zaten daha antidemokratik bir ortamda, her defasında-her seçimde daha antidemokratik bir ortamda seçime gidiyor olmamız seçmenin kaygısını arttırıyor diyebiliriz.

“Kesinlikle, şimdi şöyle bir şey var; bu seçimin daha antidemokratik olması baştan bizim sukoymamız için çok ciddi bir gerekçe olacak ama buna kanmamak gerekiyor. Çünkü ne kadar sırtımızı dönersek bu korktuğumuz şeylerin olması o kadar olası hale gelecek. O yüzden yapılması gereken şey, seçim sürecini boş bırakmamak, siyaseti bu konuda denetlemek ve aktif rol almak olduğunu düşünüyoruz”

EKLER:

Adil Seçim İçin Seçim Güvenliği Platformu imzacı kurum ve kuruluşlar:

*Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK),

*Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK),

*Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB)

*Türk Tabipleri Birliği (TTB),

*Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF),

*Sosyal Demokrasi Vakfı (SODEV),

*Eşit Haklar İçin İzleme Derneği

*Hak İnisiyatifi Derneği

*İnsan Hakları Derneği (İHD),

*Mülkiyeliler Birliği,

*ODTÜ Mezunları Derneği,

*Anıtpark Forum,

*Antikapitalist Müslümanlar,

*Demokrasi İçin Birlik (DİB),

*Doğu ve Güneydoğu Dernekleri Platformu (DGD),

*Hak ve Adalet Platformu,

*Sensiz Olmaz Hareketi

*Yurttaş Girişimi