Siyaset bilimci Edgar Şar: İkinci turda yeni seçmen de sandığa getirilmeli

Siyaset bilimci Edgar Şar: İkinci turda yeni seçmen de sandığa getirilmeli
Kısa Dalga’dan Yeşim Özdemir’in sorularını yanıtlayan Siyaset Bilimci Edgar Şar, 14 Mayıs seçim sonuçlarını değerlendirdi ve ikinci turdaki olasılıkları aktardı.

Cumhur İttifakı ve Millet İttifakı açısından kazanımları ve kayıpları da değerlendiren Edgar Şar, Cumhur İttifakı’nın seçim kampanyasında devletin bütün imkanlarını kullanmasına rağmen seçmen çoğunluğunu sağlayamadığını ve seçimlerin adil bir koşulda gerçekleşmemesine rağmen muhalefetin aldığı sonuçların kötü olmadığını söyledi.

Siyaset Bilimci Edgar Şar, ikinci turun Erdoğan referandumuna çevrilmesi gerektiğine dikkat çekerek “bunun referanduma çevrilmesi daha kolay bir durum muhalefet açısından. Kemal Kılıçdaroğlu’nun kampanyasına ya da yapacaklarına ikna olmayan seçmen bile ikinci turda sandığa gidip Erdoğan karşıtı oy kullanabilir…” dedi.

Söyleşinin ön çıkan başlıkları şöyle:

“MUHALEFETİN ALDIĞI SONUÇLAR KÖTÜ DEĞİL AMA BAŞARI DENEMEZ”

İlk turda ortaya çıkan sonuçlar; özellikle güvenilir anket şirketlerinin açıkladığından farklılaştığı oranda bir hayal kırıklığı yarattı. Fakat bunlara rağmen yani o ilk hayal kırıklığından çıktıktan sonra biraz daha objektif verilere bakıldığında şunu görmek mümkün; bütün bir devlet imkanını kullanmasına rağmen AKP iktidarının ya da Erdoğan iktidarının bir seçmen çoğunluğunu kendisinin yanında tutamadığını görmüş olduk. Bu açıdan bakıldığı zaman evet bütün iktidar için bir başarısızlık olarak değerlendirilebilecek bir şey var. Fakat ülkede olan ekonomik kriz, deprem, yeni nesillerin özellikle seçmen haline gelmesiyle oluşan değişim isteği vesaire hepsini üst üste koyduğumuz zaman bu desteği halen alabiliyor olması Erdoğan açısından bir o kadar da bir başarı olarak değerlendirilebilir.

İktidar bloğunun içine biraz baktığımız zaman AKP'nin 2002 seviyesine neredeyse döndüğünü görüyoruz fakat ittifak içinde tutmayı başardıkları diğer aktörler sayesinde Erdoğan bu düşüşten çok da en azından o oranda etkilenmemiş gözüküyor. Bu da tabii şu anlama geliyor; 2018'de de olduğu gibi AKP'nin yani Erdoğan'ın ittifak içinde kendisine destek veren diğer aktörlere olan bağımlılığı biraz daha artmış olacak o da tabii ki bu aktörlerin biraz daha marjinal, biraz daha aşırı hem milliyetçilik hem muhafazakarlık hem de İslamcılık anlamında daha da marjinal oldukları hesaba katıldığında Türkiye'deki bütün bir siyaseti, iktidar politikalarını, meclis çoğunluğunu daha da sağa götüren bir sonuç ortaya çıkarmış oldu. Bu açıdan AKP'nin otonomisinin azalması kendi açısından başarısızlığının doğrudan bir sonucu… Muhalefete baktığımız zaman; aslında şöyle bir uzaktan baktığınızda seçimlere Türkiye'yi tanımadan seçimlerin ne kadar adil yapıldığına bakarsanız aslında muhalefetin aldığı sonuçlar çok da kötü değil ama başarı denebilir mi, hayır denemez. Sadece kamuoyu araştırmalarının seçmende yarattığı farklı algılar, yani muhalefetin çok daha önde olduğuna yönelik algılar ama bunları da bir kenara koyarsak muhalefetin de siyasetini yapış tazı, zaten uzun süredir kazanmış olduğunu ya da Erdoğan karşıtı kitlenin Türkiye'de her halükarda seçimde bir çoğunluk oluşturacağını düşünerek yaptıkları siyasete baktığımız zaman aslında bu varsayımın doğru olmadığını görmüş olduk, belki de en büyük başarısızlık burada.

Bu açıdan Erdoğan'ı bir bakıma da belki küçümsemiş oldular. Şurası bir gerçek; özellikle seçimin son iki haftası, iktidarın kampanyasında çok büyük dezenformasyon, yalan işte montaj videoları kullanılması vesaire gibi şeyler oldu. Zaten bütün bir seçimin adil bir sistem içinde olmadığı da daha aşikar. Muhalefet bütün bunları biliyordu fakat bunlara karşı gerek siyaset yapış biçimi olsun gerek siyasetini oluştururken kurduğu eksenler, fay hatları olsun gerekse de seçmeni tam bulunduğu durumda motive etme biçimi olsun buralarda doğru siyaset, tam olarak uygulayamamış demek ki, sonuçlar bize bunu gösteriyor.

Dolayısıyla muhalefetin burada yapması gereken; değişimden yana olan ama bir şekilde mevcut seçenekler tarafından da ikna edilememiş seçmeni burada ikna etmek olacak. Katılımı da beklenildiği seviyelere yani %90'nın biraz üstüne çıkarmayı zorlaması gerekir, ikinci turda bir şansının olması için…

“SİNAN OĞAN SEÇMENİNİN BİR KISMI SANDIĞA GİTMEYEBİLİR”

Sinan Oğan’ın bu 5.3 oranındaki seçmen, orada Sinan Oğan’ın programından ya da söylediklerinden çok etkilendiği için ya da tamamen o görüşte olduğu için orada olan bir seçmen değil, bir defa hayli heterojen bir seçmenden bahsediyoruz ilk bakışta. Muharrem İnce seçmenlerinin tamamı belki tamamına yakınını almış olduğunu düşünebiliriz. Muharrem İnce çekilmeden önceki oy oranından bahsediyorum. Bunun dışında değişik yerlerde Sinan Oğan’a giden seçmenin çok farklı sebeplerle gitmiş olduğunu tahmin edebiliriz. Ortak noktaları Kemal Kılıçdaroğlu’nun değişim önerisinden etkilenmemiş ya da yeterince ikna edilememiş olmaları gibi gözüküyor. Bunun da çeşitli sebepleri olabilir bazıları HDP'nin Kılıçdaroğlu'na açıkladığı desteği, iktidarın propagandasında da olduğu gibi net bir işbirliği olarak değerlendirmesinden ve bu konuda etkilenerek bu kararı vermiş olanlar olabilir, bir kısmı Millet İttifakı’nın içindeki eski AKP’li üyelerin bulunması ve daha laiklik yanlısı bir kampanya ya da bir siyasi söylem geliştirilmesi konusunda eleştiri yapanlar olabilir.

Türkiye'de tek tek bir milliyetçilik de yok. En azından Sinan Oğan’a oy veren seçmen için, iki değişik milliyetçilikten etkilenen seçmen olduğunu görebiliriz. Dolaysıyla Kemal Kılıçdaroğlu’nun ya da Erdoğan’ın sadece Sinan Oğan’ı ikna ederek bu 5,3 yüzde dilimini ikna ettiğini var saymak doğru olmaz. Bunların bir kısmı sandığa gitmeyebilir.

“İKİNCİ TURUN REFERANDUMA ÇEVRİLMESİ DAHA KOLAY”

Aslında ikinci tur muhalefete şöyle bir imkan sağlıyor; ilk turda yapmak isteyip yapamadıkları şey, tam olarak seçimi bir referanduma çevirmek. Yani Erdoğan’ın kalıp ya da gitmesi üzerine bir referanduma çevirmekti. Bunu tam anlamıyla yapamadılar. Özellikle tercih edilen pozitif kampanya “Erdoğan gitsin”in ötesinde bir şey söyleme iç güdüsüyle referanduma çevirme konusunda bir başarısızlığa belki de yol açtı.

İkinci turda ise gerek ortaya çıkan yeni oy pusulası, gerek iki adayın varlığı ve ülkede olabileceklerin daha da netleşmesi, işte meclis çoğunluğu ne olacak, o ne olacak, bu ne olacak parametresine bakılmaksızın iki seçeneğin ortaya konulduğu bir durum var. Bunu referanduma çevirmesi daha kolay bir durum, muhalefet açısından… Dolayısıyla Kemal Kılıdraoğlu’nun kampanyasına ya da yapacaklarına ikna olmayan seçmen de ikinci turda sandığa gidip Erdoğan karşıtı oy kullanabilir. Bu muhalefetin avantajı, muhalefetin dezavantajı ise ilk önce kendisine oy veren zaten %45'lik seçmeni sandığa götürmekte zorlanma ihtimali… Yeni seçmeni sandığa götürmek yani ilk turda oy kullanmamış seçmeni sandığa götürmek için çok daha yaratıcı bir şey yürütmek lazım. Bunun için yeterli zaman yok ama yine de az zamanda neler yapılabilir, on bakmak lazım...

İTTİFAKLAR ARASINDAKİ ANLAŞMAZLIKLAR SEÇİM SONUCUNU ETKİLEDİ Mİ?

YSP ve TİP açısından, en başından beri daha ortaklaşan bir stratejiyle gidilmesinin daha doğru olacağını düşünüyordum. Daha geniş bir zamanda tarafların argümanlarını daha net bir şekilde ortaya koyduğu samimi bir müzakere süreci yürütülseydi, bence iki tarafın da ortak listeler geliştireceği bir ortak listelerin bazılarının TİP, bazılarının YSP ya da HDP üzerinden olduğu bir ortak seçim stratejisi kurulabilirdi. Bu her iki tarafa da kazandırırdı. Toplam oy oranını arttırır mıydı bilmiyorum, yani buna iddia etmek için çok bir şeyimiz yok ama aynı oy oranıyla daha çok milletvekili çıkmasını sağlardı. Keşke bu dediğim yapılabilseydi. Aynı zamanda TİP ve YSP arasındaki tartışma da olmamış olacağı için, en azından 2018'den bu yana şu anki Emek ve Özgürlük bloğunun 2018 HDP oyundan bile az alması durumuyla karşılaşmamış olurduk.

Millet İttifakı 3-6 Mart arası olan krizi görece hızlı bir şekilde çözümledi. Aslında kampanyada da bir birlik havası verildi, bunu çok açık bir şekilde söyleyelim. Yani bu konuda çok daha fazla hataların yapıldığı Macaristan seçim sürecini de izlediğim için, bu aradaki farkı net bir şekilde görebiliyorum, seçim sonuçları nasıl çıkarsa çıksın bu ayrı bir mesele. Şunu da söylemek lazım Kemal Kılıçdaroğlu'nun oyuyla Kemal Kılıçdaroğlu'na destek veren tüm partiler; kim bunlar işte CHP, İYİP, YSP ve TİP bütün bunların oyunu topladığınız zaman Kemal Kılıçdaroğlu'nun oyuyla baktığınızda Kemal Kılıçdaroğlu’nun bu partilere oy verenlerden toplam 200 bin daha az oy aldı görüyoruz. Bu partilerin tabanlarının bir kısmı bu partilere gitmesine rağmen Kemal Kılıçdaroğlu'na gitmedi, gibi çok ciddi bir durumda yok.

İYİP seçmenin önemli bir bölümünü Kemal Kılıçdaroğlu lehine sandığına götürememiş ya da YSP götürememiş gibi bir çıkarım da yapamıyoruz. Bu açıdan içerideki kavganın belki şuna etkili olduğunu düşünebiliriz; Zafer Partisi'ne giden işte %2,5'luk bir oy gözüküyor ve Sinan Oğan’a giden 5.3'lük bir oy gözüküyor, belki bunlar İYİP’e gelebilecekken İYİ Parti'nin Kemal Kılıçdaroğlu'nun desteklemesi sebebiyle orada kendilerine üçüncü bir yol aradılar ve oraya gittiler ve orada kaldılar… Ne parlamentoda ne de cumhurbaşkanlığı seçimlerinde muhalefeti desteklemediler, evet bu olabilir ama bu komple o ittifakın oy çekememesi ile ya da adayın oy çekememesi, ikna edememesiyle ilgilidir. Bunun da ne kadarının aradaki kavgadan kaynaklandığını ne kadarın adayın beğenilmemesi sebebiyle olduğunu anlamak için ise daha kapsamlı sondajlar yapılması lazım…

“İKİNCİ TUR ERDOĞAN REFERANDUMU HALİNE GETİRİLMELİ”

İlk turda oy kullanan seçmenin tekrardan motive edilmesi ilk yapılması gereken şey. Onun üstüne Sinan Oğan’ın seçmeni ve oy kullanmaya gitmiyor ama değişimden yana olan seçmeni de ikna edebilecek, mobilize edebilecek bir süreç izlenmesi lazım. Bir yandan ilk turda size oy veren seçmenin zaten çeşitli bir seçmen olduğunu, kendi içinde çok çoğul bir yapıda olduğunu biliyoruz. Bu çoğul yapı mesela 2019'da kazandırmıştı. İYİ Parti seçmeniyle HDP seçmeni gidip aynı adaya oy vermişlerdi. İkinci tur için yeni seçmeni kendi tarafınıza katmak için attığınız adımlar ilk turda size oy veren seçmeni küstürebilecek bir noktaya gitmemeli, bu çok önemli. Dolayısıyla seçtiğiniz eksen, kuracağınız siyasi söylem, oluşturacağınız fay hattı aslında değişim isteyen bütün seçmenleri tek bir tarafta toplayabilecek bir söylem olması lazım. Şuna dikkat etmek lazım, ikinci turda ne yaparsam, hiçbir seçmeni küstürmeden maximum seçmene hitap edebilirim? Bu sorunun cevabı da evet, biraz önce söylediğim gibi Erdoğan referandumuna çevirmektir. Erdoğan'ın bir dönem daha iktidarda kalmasının ülkeye olacak maliyetinin net anlatılmasıdır. Bu seçmeni motive edecek yegane şeydir diye düşünüyorum.

HDP ile arasında mesafe koyması çok muğlak bir ifade yani ne yapsın Kemal Kılıçdaroğlu?

-Zaten masa değillerdi ki?

E tabi, daha da mesafe nasıl konulur bilmiyorum. “Seçmeninizi gizlice bize yönlendirin ama kamuoyuna söylemeyin” gibi bir şey mi olması lazım. Dolayısıyla bu tarz bu muğlak stratejiler yerine Sinan ĞOğan’a oy veren bir ortalama seçmenle HDP'ye oy veren bir ortalama seçmenin anlaşabileceği bir noktanın kısa bir süre içinde ifade edilmesi bence burada önemli. Sonuç itibariyle bu ülkede yaşamaya hepimiz devam edeceğiz. Ne Kürtler kalkıp başka bir yere gidecek ne de Sinan Oğan’ın seçmenleri kalkıp bir yere gidecek. Ama soru şu: “on gün sonra da seçim var, Erdoğan mı başka bir seçenek mi olsun? O başka seçenek, neden her iki taraf için de daha iyi olabilir, bunu anlatması lazım.

Gündem