Tüm 'taraf'larıyla sokak hayvanları sorunu nasıl çözülecek?

Tüm 'taraf'larıyla sokak hayvanları sorunu nasıl çözülecek?

Son zamanlarda sokaklardaki köpekler tarafından saldırıya uğrayanların paylaştıkları görüntüler nedeniyle sokak hayvanları sorunu tekrar gündeme geldi. Sosyal medyada başlayan bu tartışma, farklı grupların tartışmaya dahil olmasıyla birlikte büyüdü ve artık ciddi bir mesele olarak kamuoyunun gündeminde yer alıyor.

YEŞİM ÖZDEMİR


Sokak hayvanlarıyla ilgili tartışmanın bir tarafında sokaklarda yaşayan köpekler tarafından saldırıya uğrayanlar veya saldırıya uğrayanların yakınları var. Bu kişilerin talepleri başıboş köpeklerin sokaklardan toplatılması, barınak vb yerlere götürülmesi yönünde. Öbür tarafında sokaklarda yaşayan köpeklerin toplatılmasının hayvan hakları ihlali olduğunu düşünenler var ve bu kişilerin talepleri hayvanların sokaklardan toplatılması yerine ilgili kurumların sokak hayvanlarıyla ilgili üzerine düşen görevi yapması yönünde.

Karşılıklı taleplerin çatıştığı bu tartışma, köpek saldırıları nedeniyle artan ölüm ve yaralanmalarla iyice büyüyor. Yakın zamanda (5 Mart, Cumartesi günü) Antalya’nın Serik ilçesinde, sokaktaki köpekten kaçarken kamyonun çarpması sonucu ağır yararlanan 9 yaşındaki Mahra Melin Pınar’ın tedavi gördüğü hastanede ölmesiyle bu tartışma iyice alevlendi.

"SESİ DUYUNCA BİLE KORKUYORUM ARTIK"

Mahra’nın ölümünden sonra başka ölüm haberleri de geldi ve tabi köpek saldırısı nedeniyle yaralananlar da oluyor. Örneğin 27 yaşındaki Cahit Kılıç, yakın zamanda Ankara, Mamak’ta köpek saldırısına uğruyor ve bacağından ciddi şekilde yaralanıyor.

Cahit Kılıç'la olayın nasıl gerçekleştiğini konuştuk:


-Cahit bey, öncelikle geçmiş olsun yakın zamanda bir köpek saldırısına uğradınız, biraz olay anını anlatabilir misiniz? Ne yaşandı tam olarak?

“Teşekkür ederim öncelikle çok sağolun. Evet ne yazık ki böyle bir talihsiz kaza yaşadım. Şöyle anlatayım… Burada, Mamak’ta oturuyorum zaten. Bizim arabanın lastiklerini değiştirecektik. Mamak’ın giriş çıkışında lastikçiler var, mahalle aralarında. Biz de herhangi birisine gittik. Bilirsiniz bu arabaların lastiklerini değiştirmek için tabanca kullanılır ve tabanca biraz fazla ses çıkarır. O an lastiğe yakın bir yerde duramazsınız. O ara telefon geldi. Ben de dedim ki biraz uzaklaşayım, telefonla konuşayım. İki üç metre uzaklaştım, telefonla konuşuyordum, bir anda kendimi yerde buldum. Ne uğradığımı şaşırdım. Baya korktum, çok bağırdım. Köpek zaten arkadan baldırdan direkt tutmuş. Tuttuğu gibi de beni yere düşürdü zaten. O an ben köpeği fark ettim uzaklaşmaya çalıştım. Bu arada köpek bağlı ama adamın dükkanının önüne kadar geliyor. Bir tane de değil, iki-üç tane köpek. O saldırınca diğerleri de geldi bu sefer. Toplamda üç tane köpek, bir tanesi zaten baldırdan tutmuş, tuttuğunu da koparmıştı zaten. Fotoğrafları daha sonra sizinle paylaşabilirim. Sonra ikinci defa saldırıya geçti. Ben sürüklenerek bira kendimi geriye doğru itmeye çalıştım. O bir daha tuttu ama bu sefer ilk önceki gibi sağlam tutamadı. Bu defa diğer iki köpek de geldi, bana saldırmaya başladılar. O ara lastikçi geldi araya girdi, beni kurtardı. Eğer o olmasaydı daha kötü şeyler olacaktı.”

-Çok geçmiş olsun, peki tedaviniz ne kadar sürdü, nasıl devam ediyor? Ben fotoğraflarınızı gördüm, evet çok ciddi yara almışsınız. Şu an durumunuz nasıl?

“Şöyle söyleyeyim, ondan sonra hemen acile gittik. Orada bir tedavi uyguladılar. Sonra bazı aşılar oldum, tetanoz aşısı falan oldum. Sonra doktor baktı, dikiş atmaya çalıştı, yara açık olduğu için dikiş atamadı. Sadece dedi ki ‘çevresine dikiş atacağım’ çünkü o kısmı köpek kopardığı için o yarayı birleştirmesi imkansızdı. Ya bacağımdan ya da herhangi başka bir yerden et alınıp oraya yapıştırılacaktı ya da bu şekilde açık bırakılacaktı. Ondan sonra doktor şeye karar verdi, dedi ki ‘biz sadece kenarlarına dikiş atalım, birleştiremeyeceğiz. Bir müddet bu şekilde gözlemleyelim bakalım ne oluyor?’ Bacağımda kalıcı bir hasar oluştu. Yürüme konusunda da baya sıkıntı yaşadım. Bir de evde tek kalıyorum. Burda iki hafta boyunca sürekli kendim pansuman ve diğer işlemleri yapmak zorunda kaldım.”

Cahit bey, çektiği fiziksel acının yanı sıra bu saldırıdan psikolojik olarak da ciddi şekilde etkilendiğini ve kendisinde oluşan köpek korkusunu kolay kolay atlatamayacağını söylüyor:

“Kolay bir şey değil. Geçenlerde arkadaşla parkta yürüyoruz, yanımdan scooter’la bir güvenlikçi geçti ve ben onu köpek zannettim. O kadar yüksek sesle bağırdım ki, arkadaş ‘benim kulağım gitti’ dedi. Yine bir arkadaşla yürürken aniden karşıma bir köpek çıktı ve bu sahipli bir köpekti. Ben yine o kadar ani bir hareket yaptım ki, gerçekten çok korktum. Artık küçük köpekleri bile görünce korkuyorum. Bir de dikkatimi çeken şöyle bir durum oldu. Ben aşı olmaya gittiğimde, kuduz aşısı sırasında bekledim. Orada dört-beş kişi vardı ve hepsi de köpek saldırısına uğramıştı.” Cahit bey, sokakların insanlar için de hayvanlar için de güvenli olmadığını ve yetkililerin bu güvenliği sağlayabilmesi için bir an önce harekete geçmeleri gerektiğini belirtiyor…

İKİ KARŞI KAMPANYA

Sokak köpekleri tarafından saldıraya uğrayanlar “KöpekSorunu hashtag’iyle sosyal medyada bir kampanya başlattılar. Bu hashtagle paylaşılan saldırı görüntüleri sosyal medyada viral oldu. Kampanyaya dahil olanlar, giderek sayıları artan sokak hayvanlarının insanlar için ciddi bir tehlike olduğunu belirtiyor ve kısırlaştırmanın bir çözüm olmadığını vurguluyorlar.

Saldırıların önüne geçebilmek için, köpeklerin bulunduğu bölgelerin haritasını belirleyen “havrita” adında bir site kuruluyor. Bu sitede köpeklerin yoğun bulunduğu bölgelerin konum bilgileri bulunuyor. Ayrıca köpek saldırısına maruz kalanlar, fotoğraflarla bu durumu paylaşıyor ve saldırı bölgesini belirliyorlar.

Konuya ilişkin yürütülen karşı kampanya ise “sokak hayvanları sahipsiz değil” hashtagiyle yürütülüyor ve bu hashtagle paylaşılan görüntülerde insanların sokak hayvanlarına yönelik şiddet görüntüleri paylaşılıyor. Ki tüyler ürpertici şiddet görüntüleri bunlar… İnsanların sokaklardaki canlılara karşı ne kadar acımasız oldukları gösteriliyor ve insanların uyguladığı bu şiddet nedeniyle köpeklerin saldırganlaştığı vurgulanıyor.

Hayvan hakları savunucularının da destek verdikleri bu kampanyada, köpeklerin çoğunlukla kısırlaştırıldığı için bir tehlike arz etmediği ve kendisine yönelik bir tehdit algılamadıkça saldırmadıkları yönünde açıklamalar yapılıyor.

SADECE KISIRLAŞTIRMAK ÇÖZMEZ

Peki sadece kısırlaştırma ile köpeğin saldırganlığı önlenebilir mi?

Özel bir hayvan hastanesinde Sorumlu Veteriner Hekim olarak çalışan Çağlar Aslan, sadece kısırlaştırma ile köpeklerdeki saldırganlığın önlenemeyeceğini belirtiyor:

-Şimdi bize önce şeyi açıklar mısınız, kısırlaştırma operasyonu nedir, neden yapılır ve ne zaman yapılır?

“Kısırlaştırma operasyonu, erkek ve dişi bireylerde üreme yeteneğini operasyonla elinden almak. Hayvanların üreme organlarını alıyoruz, erkeklerde testis, dişilerde ovaryum’u alıyoruz ki üremesinler. Ne zaman yapılmalı? Erkek bireylerde 8-9 aylık civarındayken dişilerde daha erken dönemde bu operasyonun yapılması lazım. Neden yapmamız lazım? En önemli iki nedeni var; biri üremenin denetlenmesi, kontrolsüz üremenin önüne geçilmesi, ikincisi de hayvanlardaki agresyon dediğimiz, cinsel isteğe bağlı sinir ve saldırı davranışının önüne geçmek.”

-Peki sadece kısırlaştırma ile köpeğin saldırganlığı önlenebilir mi?

“Sadece kısırlaştırma ile bu durumun önüne geçemeyiz. Saldırganlığı etkileyen birçok dış koşul var. Bunların hepsini hayvanlar için uygun koşullar haline getirmemiz gerekir ki bu tür kötü sonuçlar yaşamayalım. Özellikle besleme noktalarında hayvanlar sürü haline geliyorlar, toplu beslenme yapıldığı zaman. Doğal olarak besinlerini korumak istiyorlar. Gerek hayvanseverlerin gerek belediyelerin çok farklı beslenme noktaları oluşturmaları gerekir ki hayvanlar besine ve suya rahat ulaşabilirlerse sürü davranışından uzaklaşıp daha sakin bir yapıya bürünürler.”

-Peki sokaklarda gördüğümüz küpeli hayvanların hepsi kısırlaştırılmış mı oluyor?

“Küpenin amacı şudur, birincisi kısırlaştırmak ikincisi de kuduz aşısının yapıldığını göstermek. Belediyenin barınağından-kliniğinden çıkan hayvanlarda küpeleme işlemi yapılır.”

-Bu küpelerin bazıları farklı renklerde, neden?

“Farklı belediyeler kendi merkezlerinde kısırlaştırma yaptıkları için farklı renkte oluyorlar.”

-Küpeli oldukları halde, doğuran sokak köpekleri görüyoruz bu nasıl mümkün olabiliyor?

“Maalesef operasyon hatası olabiliyor. Operasyon tam olarak gerçekleşmediği zaman, bu sonuçlarla karşılaşabiliyoruz”

-Böyle bir durumda o köpeğe kısırlaştırma operasyonunun tekrar mı yapılması gerekir?

"Tabi tekrar edilmesi gerekiyor. Ovaryumu almazsanız, uterusu almazsanız, bir tanesini alıp bir tanesini bırakırsanız bu kötü sonuçla karşılaşabilirsiniz. Ya da hiç operasyon geçirmemiştir sadece kuduz aşısı yapılıp sokağa bırakılmıştır”

-Peki sokak hayvanlarının en temel sağlık hizmetleri nedir ve ne sıklıkla yapılması gerekir?

"Sokak hayvanlarında en temel sağlık hizmeti kısırlaştırma, kuduz aşısının yapılması ve tabi iç-dış paraziter aşı uygulamasının düzenli yapılması gerekir”

Sokak hayvanlarıyla ilgili konunun önemli bir ayağı da hayvan haklarıyla ilgili sivil toplum örgütleri ve dernekler…

Hayvan Hakları Federasyonu HAYTAP’ın konuyla ilgili çeşitli açıklamaları oldu. Bu açıklamalarda, sokak hayvanlarıyla ilgili herhangi bir meselede faturanın hayvan hakları savunucularına kesildiği ve konuyla ilgili resmi kurumların sorumluluğunun göz ardı edildiğine dikkat çekiliyor.

Tarım il müdürülükleri, çevre il müdürlükleri ve belediyeler gibi resmi kurumların hayvanların beslenme, barınma ve sağlık hizmetleriyle ilgili sorumluluklarını yerine getirmedikleri için sokak hayvanlarıyla ilgili sorunun çözülmediği vurgulanıyor.

TEMEL İHTİYAÇLAR GİDERİLDİĞİNDE ÇÖZÜLÜR

Bu ihtiyaçların karşılanması sorunun çözümü için yeterli olacak mı?

Sorumuzu HAYTAP Yönetim Kurulu Üyesi Av. Senem Demirel Acar yanıtlıyor:

“Bu sorun tabi ki bu temel ihtiyaçlar giderildiğinde çözülecektir. Ama bugünden yarına bir çözüm olmayacaktır. Belediyenin tüm sokak hayvanlarını kısırlaştırması bir günde zaten mümkün değil, mutlaka arada fireler olacaktır. Ve karınları doyduğu zaman hayvanlar saldırganlaşmayacak diye de bir şey yok. Şöyle ki hayvanlar popülasyon artınca, çeteleşme başlayanıca alan korumasına geçiyorlar ve bu şekilde hayvanlar saldırganlaşıyorlar. Aslında saldırganlık da demeyelim ona, alan koruması yapıyorlar. Fakat belediyeler düzenli kısırlaştırma yaptığı zaman, biraz daha uzun vadede sokakta bu kadar hayvan kalmayacaktır, çeteleşmeler olmayacaktır. Dolayısıyla zaten karınları doyan hayvanların herhangi bir agresyonu olmaz. Bu tür saldırma vakalarıyla karşılaşılmayacaktır. Ama tabi düzenli çalışmayla olacak bişey bu. Ve uzun vadede olacak bir çözüm bu.”

-Peki siz HAYTAP olarak bu konuda ne düşünüyorsunuz? Köpekler sokaklarda olmaya mı devam etsin yoksa hala tehlike arz edebileceği için barınaklara mı gönderilsin? Siz çözüm olarak ne düşünüyorsunuz bu konuda?

“Tabi ki agresyon sergileyen hayvanlar muhakkak olacaktır. Kısırlaşsa, karnı doysa bile. Çünkü bu da bir karakter. İnsanların olduğu gibi hayvanların da bir karakteri var. Zaten yasa bu hayvanların sokakta kalmasını öngörmüyor. Agresyon sergileyen, saldıran, ısıran hayvanların belediyelerin bakım evlerinde rehabilite edilmeleri gerekiyor. Bir süre belediyede tutulup rehabilite edilip o saldırganlığı geçtikten sonra sokağa bırakılabilir. Eğer hayvan hala saldırgan tavırlar sergiliyorsa zaten bırakılamaz. Biz HAYTAP olarak sokakta köpekler dolaşsın, çok olsun, biz bundan mutluluk duymuyoruz. O hayvanların sokaklarda kışın yağmurda-çamurda, karda-kışta kalmasını, yazın sıcaklarda susuz kalmasına bizim de vicdanımız el vermiyor. Ama bunun çözümü de hepsini toplayıp bir bakım evine koymak değil tabi ki.”

Zaten bakım evlerinin sayısı da yeterli değil. Olanların da koşulları buna uygun değil, kapasiteleri sınırlı. Barınaklar ilgili kurumlarca denetlenmiyor, rutin denetlemeler yapılsa da hayvanları koruma kanununa uygun olmayan durumlar için herhangi bir cezai işlem yapılmıyor, bakım evlerinin koşullarının iyileştirilmesi için herhangi bir şey yapılmıyor.

Av. Senem Demirel Acar belediyelerin sokak hayvanlarıyla ilgili hizmetlerinin yeterli olmadığına dikkat çekiyor: “Şöyle, hiç bakım evi olmayan belediyelerimiz bile var hala, maalesef… 2004 yılında hayvanları koruma yasası çıktı. Ama 18 yıldır hala bir veterinerlik hizmeti olmayan belediyelerimiz bile var. Ki oradaki köpeği toplayıp nereye götürebilirsin. Etrafı telle çevreli, boş arazi bakım evi değildir. Bakım evlerinin belli bir standartları vardır, şartları vardır. Bu şartları sağlaması gerekir ve kapasite olarak da Türkiye’de hiç bir bakım evi sokaktaki tüm hayvanları toplamaya yetecek kapasitede değildir. Bunun pratikte de zaten mümkünlüğü yoktur.”

Buraya kadar ortaya çıkan tablo şöyle;

  • -Belediyelerin yeterli sayıda ve uygun koşullarda bakım evleri, veterinerlik hizmetleri olmadığı için sokak hayvanlarının bakım ve sağlık hizmetleri karşılanmıyor, kısırlaştırma işlemleri düzenli yapılmıyor.
  • -Kısırlaştırma operasyonu yapılmayan veya herhangi bir sağlık sorunu nedeniyle agresyon sergileyen ya da karakteri nedeniyle saldırgan olan hayvanlar rehabilite edilmedikleri için sokaklarda insanlara sadırabiliyorlar.
  • -Ayrıca düzenli kısırlaştırma işlemi yapılmadığı için hayvanların üremesinin önüne geçilemiyor ve sokak hayvanı popülasyonu hızlıca artıyor, hayvanlar arasında çeteleşmeler oluyor. Çeteleşen hayvan grupları, alan koruma refleksiyle saldırganlaşabiliyorlar.

BELEDİYELERİN SORUMLULUKLARI VAR

Yani özetle devletin ilgili kurumlarının sorumluluklarını yerine getirmemesi nedeniyle sokak hayvanları sorunu çözümsüzlüğe sürükleniyor. Önce resmi kurumların görev ve sorumluluklarının neler olduğunu netleştirelim.

Belediye Veteriner Hekimler Derneği Başkanı Sinan Okçuoğlu belediyelerin sokak hayvanlarıyla ilgili görev ve sorumluluklarını şöyle sıralıyor:

“Şimdi hepimizin bildiği gibi 5199 sayılı hayvanları koruma kanunu ve ilgili uygulama yönetmeliği, belediyelerin sorumluluklarını madde madde belirlemiş. Bunlara genel olarak bakmak gerekirse, hangi hayvanlara bakacak bakmayacak şöyle özetlemek istiyorum. Öncelikle sahipsiz ve güçten düşmüş hayvanlara bakacak. Bunun anlamı şudur: tanımlarda sahipsiz veya güçten düşmüş hayvanlar için, hep evcil hayvanlar tanımlanıyor. Yani kedi-köpek gibi, at-eşşek gibi, koyun-,tek gibi hayvanlar. Dolayısıyla birinci koşul sahipsiz olacak, ikinci koşul evcil hayvan olacak, üçüncü koşul ise güçten düşmüş olacak. Tabi bunların yapılması için ciddi bir alt yapı, iyi bir istihdam, yeterli bütçe ve düzgün bir mevzuat lazım. Mevzuatın eksikliklerinden kaynaklı belediye başkanlarının yapmak istedikleri ya da yapmak istemedikleri bazı sorumluluklar var. Tarım bakanlığının ya da hükumetin elinin uzanmadığı yerlere de uzanma yükümlülüğü var. Bunlar da yaban hayvanlarıyla ilgili işlemler. Mesela deniz kıyısındaki yerlerin caretta caretta’lara müdahale etmesi gibi. Peki belediyeler neler yapacak bu hayvanlarla ilgili? Hasta olanlarını tedavi edecek, eğer kısır değilse bu hayvanları kısırlaştıracak, kayıtlarını yapacak, paraziter ilaçlamasını yapacak, mutlaka kuduz aşını yapacak, gözle görülür bir yerine işaret yapıp mikroçip ile çipleyip tekrar alındığı yere bırakacak. Belediyelerin yükümlülükleri bunları yapacak alt yapıyı oluşturmaktan geçiyor. Kısaca özetlemek gerekirse belediyeler bu işleri yapar.”

-Peki saydığınız bu görev ve sorumlulukları belediyeler yerine getiriyor mu?

“Kısmen yapanlar var yapmayanlar var. Bütçe ayıranlar var, ayırmayanlar var. Gönüllü olanlar var, gönülsüz olanlar var. Tamamen belediye başkanının inisiyatifi doğrultusunda…”

-Şunu anlamaya çalışıyorum; yapmalarının önündeki engel ne? Bürokratik bir engel mi var? Keyfi bir durum mu söz konusu?

“Tamamen keyfi uygulamalardır onu net olarak söyleyeyim. Kanun belediyelere görev veriyor. Ancak yapmadıkları zaman, yaptırımları henüz belirlemiş değil. Yaptırım olmayan işte de iş gönüllülüğe dayalı… gönüllü olarak belediye başkanı bu işe gönül verirse yapılır, belediye başkanı önem vermezse yapılmaz”

Sinan Oçuğlu’nun bahsini ettiği 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu 2004 yılında yürürlüğe girdi ve bu yasa -genel hükümler, koruma tedbirleri, hayvan koruma yönetimi, cezai hükümler, çeşitli son ve geçici hükümler- başlıklarıyla, beş kısımdan oluşan kapsamlı bir yasa. Cezai hükümlerin bulunduğu dördüncü kısımda, kanuna aykırı davrananlara verilecek idari para cezaları ve adli cezalar madde madde belirtilmiş. Yani aslında yasa oldukça kapsamlı ve hayvanları koruyor ancak yasaya aykırı davranan kurumlara veya kişilere bir yaptırım uygulanmıyor yani özetle yasaya uyulmuyor.

Belediye Veteriner Hekimler Derneği Başkanı Sinan Okçuoğlu açıklamalarına şöyle devam ediyor:

“Mevcut mevzuatta, bakım evi var ve bir de yeni çıkan mevzuatta doğal yaşam parkları var, doğal yaşam alanları. Bakım evleri hayvanların sağlıklarıyla ilgili rehabilitasyonlarının yapıldığı yer, öngörülen doğal yaşam alanlarına uygun parklar ya da bahçeler diyeyim ben. Bunlar hayvanların sürekli yaşatılacağı yerler olarak düşünülmüş. Ancak henüz yönetmeliği belirlenmediği için şu an hiç bir yerde yok. Ve bu çözüm değil tabi ki. Bunun en basit örneğini “hayırsız ada” (3 Haziran 1910) örneği oluşturur. Osmanlı dönemindeki bütün köpekleri topladılar, çok büyük bir adaya kapattılar. Güya orada beslenecekti, yapılacaktı, edilecekti ama bir felaketle sonuçlandı. Günümüz koşulları için de aynı şeydir. Hayvanları barınaklara kapatarak sahipsiz hayvan sorununu çözmek mümkün değildir.”

-Peki belediyeler bunanla ilgili nasıl biz çözüm düşünüyorlar? Mevcut durumda sokaklarda sayıları çok fazla, on milyon-onbeş milyon gibi bir sayıdan bahsediliyor ama kimi kaynaklara göre bu sayının da üzerinde, bu koşulda belediyeler nasıl bir çözüm düşünüyorlar?

“Son pandemiden sonra, belediyelerin enflasyonla vs bütçeleri çok daraldı. Bunu öncelikle bi belirteyim. Öncesinde de zaten yeterli bir bütçe ayrılmıyordu. Yeni kanun büyükşehir belediyelerine bütçesinin binde üç oranında, ilçe belediyeleri de binde beşi oranında bir rakamı bu işe ayırması için emir buyurdu. Ama henüz nasıl denetleneceği belli değil. Bu bütçeler inanın Türkiye’deki kısırlaştırılması gereken hayvanların yüzde birini kısırlaştırmaya yetmeyecek rakamlar. Biraz önce bahsettiğiniz tahmini rakamlar doğrudur. Türkiye’de seksen-beş milyonun yaklaşık sekiz buçuk milyonunun hayvan olduğunu tahmin edersek yaklaşık 16 milyar lira gibi bir bütçe, alt yapı ve personel masrafları hariç, sadece kısırlaştırma için lazımdır. Bu da bir yıl için değil bir üreme periyodu içindir. Yani altı-sekiz aylık süre içerisinde yapılması gereken bir işlem. Türkiye’nin böyle bir bütçe ayırdığını söylemek mümkün değil. Belediyeler de zaten bu işe para ayırmaya gönüllü olmadıkları için, kanunun emrettiği sınırlarda bile bütçe ayırmaya niyetli olmadıkları için, bu işi çözmek niyetinde oldukları zannedilmiyor, zannetmiyorum.

Sokak hayvanları sorunu her gündeme geldiğinde Türkiye ile gelişmiş ülkelerin bu konudaki politikaları ve düzenlemeleri kıyaslanıyor ve spekülatif bilgiler dolaşıma sokuluyor. Örneğin sıklıkla Avrupa’da sokaklarda sahipsiz kedi-köpek olmadığına dikkat çekiliyor. Bunun nedeni kimine göre yasalara uyulması ve hayvan hakları ihlallerinde ciddi yaptırımların uygulanması, kimine göre de hayvanların sokaklardan toplatılıp uyutulması …

SOKAK KÖPEKLERİNİ KİMSE SAHİPLENMİYOR

HAYTAP Yönetim Kurulu Üyesi Av. Senem Demirel Acar bu konuyu şöyle açıklıyor:


“Bir, Avrupa insanı barınaklardan hayvan sahipleniyor. Yani bizim gibi internetten bir oyuncak alır gibi hayvan almıyorlar. Avrupa’daki insanlara bakarsanız, evlerinde besledikleri köpekler sokak köpekleridir. Ama bizim ülkemizde, ne yazık ki bir şekilcilik olduğu için, biz sokak köpeklerini sahiplendiremiyoruz. O dönem hangi cins meşhursa, hangisi popülerse herkes ondan parayla satın almaya çalışıyor. Birinci çözümü bu Avrupa’nın, barınaklardan hayvan sahiplenmek.
İkincisi Avrupa’nın birçok ülkesinde sokaklardaki köpekler toplanır. Her ülkenin kendine göre bir süreci vardır. Sahiplenilmeyen hayvanın, kimi ülkede bir hafta tutulur, kimi ülkede üç ay tutulur, sahiplenilmeyen hayvan uyutulur yani öldürülür. Bizim ülkemizde böyle bir düzenleme yok, olmamalı da zaten. Çünkü biz yaşam hakkını savunuyoruz. Hani müslüman bir ülke olarak da hiç bir canı sebepsiz yere almayı kanun maddemize koyamayız diye düşünüyorum. Bu sebeple Avrupa’da sokaklarda hayvan göremeyiz, bizim ülkemizde görürüz.”

Sokak hayvanları sorunu oldukça katmanlı bir mesele ve bu hayvanların beslenme-barınma ve sağlık ihtiyaçlarını gidermek çözümün yalnızca bir parçası.

  • -Bakım evlerinin koşullarının iyileştirilmesi ve sayılarının arttırılması,
  • -Bakım evlerinin daha sık denetlenmesi ve hayvan hakları ihlallerinin göz ardı edilmemesi,
  • -Hayvanlar için belli standartlara uygun barınak ve doğal yaşam alanlarının oluşturulması,
  • -Doğal ortamlarından kopartılarak yurt dışından ticari amaçla hayvanların ülkeye getirilmesinin engellenmesi,
  • -İnternet ortamında hayvanların alınıp-satılmasının önlenmesi,
  • -Hayvan üretim çiftliklerinin denetlenmesi,
  • -Merdivenaltı hayvan üretimlerinin engellenmesi,
  • -Petshopların denetlenmesi gibi gibi daha sayamadığım birçok açıdan sorunun ele alınması gerekiyor.
  • Devletin ilgili kurumları meseleyi bütün yönleriyle ele alarak bir çözüm arayışına girerse, bu sorun çözülür…