Yeni Akit'te Süleyman Soylu yazısı: "Erdoğan açık ve net konuşmalı"

Yeni Akit'te Süleyman Soylu yazısı: "Erdoğan açık ve net konuşmalı"

Yeni Akit yazarı Kenan Alpay: "Haklarındaki dehşetli iddiaları “biz olmasaydık marinaya mafya çökerdi” çıkışıyla savuşturmaya çalışanlara veya “karısının iç çamaşırına sığınan edepsiz” türü karikatürize edici tasvirlerle bastıranlara ümit bağlamıyor toplum. Cumhurbaşkanı Erdoğan çok açık ve net konuşmalı, sonuç almak üzere hızlı ve kararlı adımlar atmalı, beklenen ve istenen budur. "

Sedat Peker'in videolarında İçişleri Bakanı Süleyman Soylu'yla ilgili ortaya attığı iddialar dün Anadolu Ajansı muhabiri Musab Turan'ın iki bakana sorduğu soruyla gündemdeki yerini korurken, Yeni Akit'te de son gelişmelere ilişkin yazı yayımlandı.

Kenal Alpay, "
Kırmızı olmayan bültenler neden halkın takibinde?" başlıklı yazısında "Kendimiz kandırmak, kamuoyunu belli tartışma alanlarıyla oyalamak serbest elbette. Ne var ki, bu kandırma ve oyalama tercihi ne sürdürülebilir ne de fayda sağlayabilir nitelikte" dedi. Alpay, yazısında özetle şu görüşleri aktardı:

(...) Kimse devlet tarafından çıkarılan kırmızı bültenle ilgili değil. Çünkü kırmızı bültenle aranan (S.P.)’nin yayınladığı videolarda dile getirdiği bazı kirli ilişki biçimleri, siyaset ve iş dünyası, siyaset ve bürokrasi, siyaset ve medya arasındaki ama aynı zamanda bütün bunların mafyatik aktörler ve örgütlerle kurulan ilişkilere dair tartışmaları yakın markaja almış durumda.

(S.P.)’nin merakla beklenen bir seriye bağladığı ifşa, itham ve itiraflar karşısında hepsi değilse de bazı muhataplar mahcup edalarla sessizlik eşiğini birazcık aştılar. Fakat iddialar karşısında henüz yeterince ciddi ve toplumu ikna edici sözler söylenmiş, tutumlar alınmış değil. Nerden mi biliyoruz? Kırmızı olmayan bültenle yayınlanan haber ve iddialara toplumun gösterdiği ilgiyle resmi kanallardan ve yetkililerden verilen cevaplara gösterilen ilgiyi kıyaslamak, aradaki devasa uçuruma göz ucuyla olsun bakmak yeterli olur sanırız.

(...) Sadece siyaset-iş-dünyası ve medya arasında dönen kirli dolaplara dair ifşa ve itiraflarda bulunmuyor. Bu gibi gayrı meşru ilişki ağlarından yola çıkarak Hasan El Benna, Seyyid Kutup ve Muhammed Mursi’ye uzanan bir mücadeleye de atıflar yapabilecek kadar kıvraklık gösterebiliyor. Bu atıfların gerçekle ilgisinin olup olmaması önemli elbette. Ancak Uluslararası Adalet Divanı’ndan kendisini ziyarete gelen heyetleri anması, uluslararası finans kuruluşlarıyla ortak yatırım görüşmelerine dair göndermelerde bulunması, bazı milletvekilleri ve medya mensuplarının getirdiği tekliflere sık sık vurgular yapması muhatap üzerinden Türkiye’de hangi ilişkilerin nasıl ve ne yönde değişip dönüştüğünü de işaretliyor.

Bu iddia, itham ve ifşaların ne kadar doğru veya yanlış olduğunu elbette mahkemeler tespit ve teyid edecek. Ancak bu sürece müdahale geciktikçe sadece belli siyasetçiler, bürokratlar ve medya değil esasen siyaset kurumu, devlet ve yargı çok ciddi bir yıpranma süreci yaşayacak.

Hukuk devleti, sivil anayasa, insan hakları eylem planı, bütün cephelerde terörle mücadele derken konu el konulan marinalara, uyuşturucu trafiği ve kokain partilerine, tecavüz ve intihar süs verilmiş cinayetlere, devlet içinde devletleşmelere dair acı hatıraların canlandığı bir vasata dönüştü. Tarih tekerrür etmesin, derin devlet hortlamasın, siyaset ve toplum gayrı meşru ilişkilere mahkum edilmesin diyenler acilen öne çıkıp inisiyatif almalı. 

Hukuk devletini gölgeleyen bütün ağır kusur ve aktörleri yerli ve milli sıfatıyla meşrulaştırma hatta devlet aklı ve bekası adına kahramanlaştırma modası beklenenden önce çöktü. Kimse çığlık atmıyor, ortada enkaz görünmüyor hangi çökmeden bahsediyorsunuz? denilerek geçiştirilmesin. Çözümün adresi de yolu-yöntemi de bellidir. Yasaklara, yolsuzluklara ve yoksulluğa karşı yükseltilen mücadelede siyaseti muteber ve kudretli kıldı. Haklarındaki dehşetli iddiaları “biz olmasaydık marinaya mafya çökerdi” çıkışıyla savuşturmaya çalışanlara veya “karısının iç çamaşırına sığınan edepsiz” türü karikatürize edici tasvirlerle bastıranlara ümit bağlamıyor toplum. Bu çöküş ve çürüme sürecine karşı Cumhurbaşkanı Erdoğan çok açık ve net konuşmalı, sonuç almak üzere hızlı ve kararlı adımlar atmalı, beklenen ve istenen budur. "