İran Savaşı: Rejim değişikliği hedefinden Hürmüz pazarlığına kazanan kim?

ABD ile İran arasında Pakistan arabuluculuğunda varılan geçici anlaşma, savaşı bitirecek bir “barış” olarak duyuruldu. Ancak metnin açıklanmamış olması ciddi belirsizlikler yaratıyor. Washington’un savaşın başındaki hedefleriyle bugün geldiği nokta arasındaki fark ise dikkat çekici: Trump yönetimi İran rejimini sarsmak ve nükleer kapasiteyi ortadan kaldırmak iddiasıyla başladığı savaşı, rejim yerinde dururken Hürmüz’ün yeniden açılması ve 60 günlük yeni müzakere süreciyle kapatmaya çalışıyor.

·

Kısa Dalga - ABD Başkanı Donald Trump, İran’la varılan anlaşmayı “İran İslam Cumhuriyeti ile anlaşma tamamlandı. Herkese tebrikler” sözleriyle duyurdu. Ardından Hürmüz Boğazı’nın “geçiş ücreti olmadan” açılacağını ve ABD deniz ablukasının kaldırılacağını ilan etti: “Dünya gemileri, motorlarınızı çalıştırın. Petrol aksın.”

Anlaşmayı ilk duyuran isim, arabuluculuk rolü üstlenen Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif oldu. Şerif, tarafların “Lübnan dahil tüm cephelerde askeri operasyonları kalıcı ve derhal sona erdirdiğini” açıkladı. İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi de benzer bir ifadeyle savaşın “tüm cephelerde” bittiğini söyledi.

Ancak Trump’ın ilk açıklamalarında Lübnan’a yer vermemesi, anlaşmanın kapsamına ilişkin ilk soru işaretini oluşturdu. İsrail’in müzakerelere dahil edilmemiş olması ve Lübnan’daki Hizbullah hedeflerine yönelik saldırılarını sürdürmesi, anlaşmanın en kırılgan başlıklarından biri olarak öne çıkıyor. The Guardian’ın aktardığına göre, anlaşmanın pazar günü açıklanması, daha önce İsrail’in Beyrut’a düzenlediği ve 3 kişinin öldüğü saldırı nedeniyle gecikti. Trump’ın bu saldırının “imzayı birkaç saat geciktirdiğini” söylediği belirtildi.

Savaş nasıl başladı, hedef neydi?

Savaş 28 Şubat 2026’da ABD ve İsrail’in İran’a yönelik geniş çaplı saldırısıyla başladı. Reuters, saldırıların İran’ın onlarca yıldır karşı karşıya kaldığı en kapsamlı operasyonlardan biri olduğunu ve İran’ın dini lideri Ali Hamaney’in bu saldırılarda öldüğünü duyurdu. Trump yönetimi operasyonu “Operation Epic Fury” adıyla tanımladı ve saldırıların gerekçesini “İran rejiminden gelen yakın tehditleri ortadan kaldırmak” olarak açıkladı.

Ancak savaşın siyasi hedefi yalnızca “yakın tehdit” söylemiyle sınırlı değildi. Washington Post’un analizine göre Trump, savaşın ilk günlerinde İran’daki rejim karşıtı göstericilere seslenmiş, İranlılara “ülkelerini geri alma” çağrısı yapmıştı. Bu, savaşın başlangıcında Washington’un örtük ya da açık hedeflerinden birinin rejim değişikliği olduğunu gösteriyordu.

ABD’nin hedef seti birkaç başlıkta toplanıyordu: İran’ın nükleer programının askeri kapasitesini yok etmek, balistik füze programını sınırlamak, İran’ın bölgesel vekil güçlere desteğini kesmek, Hürmüz üzerindeki baskıyı kırmak ve İran içindeki siyasi dengeleri rejim aleyhine çevirmek.

Bugün gelinen noktada, bu hedeflerin tamamının gerçekleştiğini söylemek mümkün değil. Reuters’ın analizinde belirtildiği gibi İran’ın nükleer programının geleceği anlaşmayla çözülmüş değil; balistik füze programı ve bölgesel vekil ağlara ilişkin talepler de mutabakat metninin merkezinde görünmüyor. İran rejimi ise ağır askeri ve ekonomik kayıplara rağmen ayakta.

Barış mı, ara anlaşma mı?

Trump anlaşmayı “büyük bir barış” olarak sunuyor. Ancak mevcut bilgiler, bunun kapsamlı bir barış anlaşmasından çok ateşkesi uzatan ve tarafları yeni bir pazarlık masasına taşıyan bir ön mutabakat olduğunu gösteriyor.

Anlaşmanın nihai metni henüz açıklanmadı. The Guardian’a göre en kritik üç başlık hâlâ belirsiz: Hürmüz Boğazı’nın nasıl açılacağı, İran’ın nükleer programının geleceği ve Lübnan cephesinin anlaşmaya nasıl dahil edileceği.

ABD tarafı Hürmüz’ün “ücretsiz ve herkes için açık” olmasını istiyor. Trump, boğazın “kimsenin kontrolünde olmayacağını” söylemişti. Buna karşılık İran devlet medyası Mehr, mutabakatın Hürmüz’ün 30 gün içinde “İran düzenlemeleri” kapsamında açılmasını öngördüğünü duyurdu. Bu ifade, Washington açısından sorunlu. Çünkü İran yanlısı yorumcular bu formülü Tahran’ın boğaz üzerinde ücretlendirme veya geçiş denetimi yetkisini koruyacağı şeklinde yorumluyor.

Bu nedenle anlaşmanın en somut sonucu aynı zamanda en büyük gerilim başlığı: Hürmüz açılacak mı, açılırsa kimin şartlarıyla açılacak?

Nükleer dosya ertelendi

Savaşın en önemli gerekçelerinden biri İran’ın nükleer programıydı. Trump, pazar günü yaptığı açıklamada “İran asla nükleer silaha sahip olmayacak” sözünü yineledi. Ancak mevcut mutabakat İran’ın nükleer programını nihai olarak çözmüyor.

Pakistanlı yetkililere göre nükleer müzakereler önümüzdeki 60 gün boyunca sürecek. Trump, New York Times’a yaptığı açıklamada İran’ın bu süreçte nükleer anlaşmaya yanaşmaması halinde ABD’nin saldırıları yeniden başlatabileceğini söyledi.

İran ise yıllardır nükleer programının barışçıl olduğunu savunuyor. Tahran, yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum stokunun akıbeti konusunda henüz açık bir taahhütte bulunmuş değil. İran tarafına yakın açıklamalarda, uranyumun “İran içinde seyreltilmesi” gibi seçeneklerin daha sonra konuşulacağı belirtiliyor.

Bu durum, anlaşmanın asıl meselesini ortaya koyuyor: Savaş, nükleer dosyayı çözmedi; yalnızca dosyanın yeniden müzakere edilmesi için çatışmayı durdurdu.

İran’da atmosfer: Zafer söylemi ile teslimiyet suçlaması arasında

Anlaşmanın İran içindeki yansıması da ikiye bölünmüş durumda. Sertlik yanlıları, anlaşmayı “teslimiyet” olarak görüyor. The Guardian’ın aktardığına göre İranlı milletvekili Kamran Gazanfari, “Kazandık ve Amerika geri çekildi diyorlar; bu apaçık bir yalan” dedi. Rajanews yöneticisi Meysam Nili ise anlaşmayı “felaket niteliğinde bir teslimiyet” olarak nitelendirdi ve İranlılara sessiz kalmama çağrısı yaptı.

Paydarî Cephesi çevresinde toplanan sertlik yanlıları, özellikle Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasına tepki gösteriyor. Kayhan gazetesi genel yayın yönetmeni Hüseyin Şeriatmedari, Hürmüz’ün kapatılmasının savaş boyunca İran’ın en önemli kozlarından biri olduğunu belirterek, bu kozu “geçiş ücreti” karşılığında bırakmanın kabul edilemeyeceğini savundu.

Buna karşılık anlaşmayı savunan İranlı yetkililer, Tahran’ın nükleer programı konusunda yeni bir taahhütte bulunmadığını, Hürmüz üzerindeki “İran düzenlemeleri” ifadesiyle önemli bir kazanım elde ettiğini ve savaşın Lübnan dahil tüm cephelerde sona ereceğini öne sürüyor.

İran’da sertlik yanlıları anlaşmayı Ghalibaf ve Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi üzerinden hedef alırken, daha pragmatik kanat savaşın ABD gibi bir süper güç karşısında mutlak zaferle bitmesinin mümkün olmadığını, asıl kazanımın rejimin ayakta kalması ve Hürmüz kozunun kabul ettirilmesi olduğunu savunuyor.

Khorosan gazetesi ise dikkat çekici bir noktaya işaret etti: Eğer anlaşma karşıtlarına protesto hakkı tanınıyorsa, anlaşmayı destekleyenlere de aynı hakkın tanınması gerektiğini yazdı. Gazeteye göre bu durumda İran halkının çoğunluğunun savaşın bitmesini desteklediği görülecek.

ABD için zafer mi, geri adım mı?

Trump yönetimi anlaşmayı “tarihi bir başarı” olarak pazarlıyor. Başkan yardımcısı JD Vance, İran’ın anlaşmaya uyması halinde bunun Ortadoğu’yu “50 yıl boyunca dönüştürebileceğini” savundu. Ancak Washington’daki İran karşıtı sertlik yanlıları ikna olmuş değil. Senatör Lindsey Graham, ABD ve İran taraflarının anlaşmanın içeriğini farklı şekilde anlatmasından “endişe duyduğunu” söyledi.

Washington Post’un analizinde öne çıkan temel yorum şu: Trump, İran rejimini kırmak için savaşa girdi; ancak sonunda Hürmüz’ün açılması ve nükleer görüşmelerin yeniden başlamasıyla yetindi. Reuters da benzer biçimde, Trump’ın savaşın başında açıkladığı hedeflerin çoğunun karşılanmadığını belirtiyor.

ABD açısından anlaşmanın kısa vadeli kazancı açık: Enerji piyasalarındaki baskının azalması, Hürmüz üzerinden ticaretin yeniden başlaması, Amerikan askerî maliyetlerinin düşmesi ve seçimler öncesinde savaşın siyasi yükünün hafiflemesi.

Ancak stratejik tablo daha karmaşık. İran ağır bir darbe aldı ama Hürmüz’ü kapatabildiğini gösterdi. Rejim ayakta kaldı. Nükleer dosya çözülmedi. İran’ın bölgesel vekil ağları zayıflasa da tamamen tasfiye edilmedi. İsrail ise anlaşmanın dışında kaldığı için Lübnan ve İran sahalarında yeni hamlelerle süreci sabote etme kapasitesini koruyor.

Eski statükoya dönüş mümkün mü?

Trump, anlaşmayı duyururken petrolün yeniden akacağını söyledi. Piyasalar da ilk anda bu açıklamaya olumlu tepki verdi; petrol fiyatları düştü, Asya piyasaları yükseldi. Ancak Hürmüz’ün mayınlardan temizlenmesi, sigorta şirketlerinin ve deniz taşımacılığı firmalarının bölgeyi güvenli görmesi ve Körfez’de zarar gören enerji altyapısının onarılması zaman alabilir.

Bu nedenle savaşın sonu otomatik olarak eski düzene dönüş anlamına gelmiyor. Aksine İran, savaş boyunca dünya ekonomisinin en kritik enerji geçiş noktalarından birini kullanarak masaya oturdu. ABD ise askeri üstünlüğüne rağmen savaşın nihai hedeflerini diplomatik pazarlığa ertelemek zorunda kaldı.

Anlaşmanın kaderini üç başlık belirleyecek: Hürmüz gerçekten koşulsuz açılacak mı; İran yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum stokuna ilişkin denetlenebilir bir adım atacak mı; İsrail ve Hizbullah cephesi ateşkesi bozacak mı?

ABD-İran savaşı bitiyor olabilir. Ama savaşın başında ilan edilen hedeflerle sonunda kabul edilen çerçeve arasında büyük bir mesafe var. Trump yönetimi rejim değişikliği ve nükleer tasfiye iddiasıyla başladığı savaşı, İran rejimi ayaktayken, nükleer dosya açıkken ve Hürmüz’ün statüsü hâlâ tartışmalıyken kapatmaya çalışıyor.

Bu da anlaşmayı bir zafer ilanından çok, maliyeti büyüyen bir savaştan çıkış formülü haline getiriyor.

Kaynaklar: The Guardian, “What do we know about the US-Iran peace deal – and what questions remain?”, 15 Haziran 2026; The Guardian / Patrick Wintour, “Anger among Iranian hardliners at terms of deal agreed with US”, 14 Haziran 2026; The Washington Post / Michael Birnbaum, “Trump sought to break Iran’s regime. He settled for reopening Hormuz”

Kaynak: Haber Merkezi

Abone Ol

İyi gazetecilik posta kutunda!
Güncel haberler, haftalık ekonomi bülteni ve Pazar derginiz Plus’ı email olarak almak için abone olun.