Tecavüz davasında gizliliği reddederek sembol olan Gisèle Pelicot: Anonim kalmak mağdurlar için çifte ceza
Kısa Dalga - Fransa'nın modern tarihindeki en büyük cinsel saldırı davasının merkezindeki isim olan 73 yaşındaki Gisèle Pelicot, yıllarca süren sistematik istismarı öğrendiği anı "dehşet verici bir yıkım" olarak tanımlıyor. Onlarca yıl aynı yastığa baş koyduğu eşinin, kendisini savunmasız bırakarak yabancıları eve davet ettiğini keşfetmesiyle hayatı altüst olan Pelicot, gizlilik perdelerini kaldırarak davasını tüm dünyanın gözü önünde yürütme kararı aldı. Bu hamlesiyle sadece kendi adaletini değil, sessizliğe mahkûm edilen tüm istismar mağdurlarının sesini temsil eden Pelicot, yaşadığı "cehenneme iniş" sürecinden nasıl küllerinden doğarak çıktığını ve her şeye rağmen "iyiyi seçmeye" nasıl devam ettiğini vurguluyor.
Pelicot, BBC Newsnight’a yaptığı açıklamada; kocasının kendisini yıllarca sistematik olarak ilaçla uyuttuğunu ve onlarca erkeği kendisine tecavüz etmeye davet ettiğini öğrendiğinde "dehşet içinde kaldığını" söyledi.
73 yaşındaki Pelicot, kocasının işlediği suçların boyutunu fark ettiği anı, "İçimde bir şeyler patladı, tıpkı bir tsunami gibiydi" sözleriyle tarif ediyor.
Yaşama Övgü (A Hymn To Life) adlı anı kitabının yayımlanması öncesinde verilen kapsamlı röportajda Pelicot, babaları hakkında öğrendiği gerçekleri haber vermek için üç çocuğunu aramasının, muhtemelen hayatının en zor deneyimi olduğunu ifade ediyor.
"Cehenneme iniş"
Hukuki anonimlik hakkından feragat etme kararını aldığı anı anımsayan Pelicot, bu karardan asla pişmanlık duymadığını belirtiyor. Ayrıca, şu an 20 yıllık hapis cezasını çekmekte olan ve artık "Bay Pelicot" olarak hitap ettiği eski kocasına cezaevinde sormak istediği, hâlâ yanıtlanmamış soruları olduğunu da dile getiriyor.
Pelicot, "cehenneme iniş" olarak nitelendirdiği sürecin başlangıcını oluşturan o anı anlatıyor.
O gün, Fransa'nın güneyindeki Mazan'da bulunan evlerinin yakınındaki bir polis karakoluna eşi Dominique Pelicot’ya eşlik etmişti. Kocası, bir süpermarkette kadınların etek altı görüntülerini gizlice çektiği gerekçesiyle ifadeye çağrılmıştı.
Pelicot, bir polis memuru tarafından kenara çekildiğini ve kendisine giderek derinleşen sorular sorulmaya başlandığını hatırlıyor. Kocasının nasıl bir adam olduğu sorulduğunda "Harika biri" cevabını vermiş; eş değişimli (swinging) ilişkilere girip girmedikleri sorulduğunda ise "Hayır, elbette hayır" diyerek itiraz etmişti.
Pelicot o anları şöyle aktarıyor: "Polis bana, 'Şimdi size hoşunuza gitmeyecek bir şey göstereceğim,' dedi. İlk başta ne demek istediğini anlamadım."
Polis memuru, ona yatakta cansız şekilde yatan bir kadına ait iki fotoğraf gösterdi. Bu kareler, kocası tarafından ilaçla uyutulduğu sırada çekilen binlerce fotoğraf ve videodan sadece ikisiydi.
Pelicot, "Kendimi tanıyamadım" diyor. "Bu kadın yatakta sanki ölmüş gibi yatıyordu. Yanında adamlar vardı. Kim olduklarını anlayamadım. Onları tanımıyordum. Onlarla hiç tanışmamıştım."
Pelicot, kırmızı çerçeveli okuma gözlüğüyle oynayarak kısa bir duraksama yaşıyor. İçinde bulunduğu şoku anlatırken sesi alçalıyor ancak hiç titremiyor.
Polis, Pelicot’ya onlarca erkek tarafından defalarca tecavüze uğradığını bildirdi. Kocası bu saldırıları bir sabit diske kaydetmiş, etiketlemiş ve titizlikle arşivlemiş olsa da faillerin birçoğunun kimliği tespit edilemedi.
Bu sarsıcı haberi aldıktan sonra polisin "yalnız kalmaması" yönündeki tavsiyesi üzerine eve giden Pelicot, sersemlemiş bir halde bir arkadaşını aradığını anlatıyor: "Ona, 'Dominique gözaltında çünkü bana tecavüz etti ve ettirdi' dedim. 'Tecavüz' kelimesini ilk kez o an kullandım. Bay Pelicot'nun işlediği suçu adlandırmam beş saatlik sorgunun ardından mümkün oldu."
Pelicot'nun yetişkin üç çocuğu —David, Caroline ve Florian— da babalarının ne yaptığını öğrenmek zorundaydı. Çocukları için bu durumun ne kadar yıkıcı olacağının farkında olduğunu belirten Pelicot, o üç telefon görüşmesini yapmanın hayatı boyunca yapmak zorunda kaldığı en zor şey olduğuna inanıyor.
Kızı Caroline'ın tepkisini, "Kızımın çığlığını duydum. Neredeyse insanüstü bir çığlıktı" sözleriyle anımsıyor. En büyük oğlu David'in şoka girdiğini, en küçük oğlu Florian'ın ise hemen kendisinin nasıl olduğunu sorduğunu anlatıyor.
"Yalnız olduğumu ve her an 'aptalca bir şey' yapabileceğimi fark ettiler. Onlar için de bu tam bir patlama anıydı."
Ertesi gün çocukları Mazan'a gelerek annelerinin yanına ulaştı. Üç kardeş o günlerde, babalarının varlığını silmek istercesine mobilyalardan fotoğraf albümlerine kadar aileye ait tüm eşyaları parçalayıp çöpe attıklarını hatırlıyor.
Anneleri ise sadece durup onları izlemiş: "Kendi kendime hayatımın harabeye döndüğünü, çocuklarımdan başka hiçbir şeyimin kalmadığını söyledim."
Pelicot’nun yirmili yaşlarının başında büyük oğlu David’in doğumuyla birlikte çocukları hayatının merkezi haline gelmişti. Annelik, onun için kederle dolu çocukluğunu geride bırakmanın bir yoluydu.
Annesini, babasını ve erkek kardeşini çok genç yaşta kaybettiğini anlatan Pelicot, "Bu yüzden kaybettiğim her şeyi yeniden inşa etmem gerekiyordu" diyerek o günleri anımsıyor. Röportajda, kendi sevgi anlayışını derinden şekillendiren ve birbirine çok bağlı olan anne babasından bahsediyor.
Annesini dokuz yaşındayken kanserden kaybetmesi, babasını ve aileyi hiçbir zaman tam olarak atlatamadıkları bir yasa boğmuştu. 19 yaşındayken, kendisi gibi zor bir çocukluktan gelen yakışıklı Dominique Pelicot ile tanışması, ona her şeye yeniden başlama şansı vermişti. Çift, 1973 yılında evlendi.
Pelicot, "Birbirimize çok aşıktık ve hayata dört elle sarıldık. Benim için asıl hedef bu olduğu için hemen bir aile kurduk" sözleriyle o dönemi sakin bir ses tonuyla aktarıyor.
Akıl almaz ihanet
2011 yılına gelindiğinde Pelicot hafıza kaybı yaşamaya başlamıştı. Bunu nörolojik sorunlara bağlasa da, aynı zamanda kalıcı jinekolojik rahatsızlıklardan da muzdaripti. Daha sonra bu sorunların, kendisine zorla verilen sakinleştiriciler ve haftada birkaç kez kendisine tecavüz eden yabancılar nedeniyle oluştuğu kanıtlandı.
O dönemde pek çok doktora danışan Pelicot’nun yanında, sonuçsuz kalan tüm muayeneler boyunca kocası vardı. Üstelik kocası, her gece gerçekleşen saldırıların ardından ertesi sabah da oradaydı.
Pelicot, "Hayatımı paylaştığım bu adamın bu dehşet verici suçları işlemiş olabileceği akıl almaz bir durumdu" diyor ve ekliyor:
"Sabah kalkıp kahvaltı yapardım ve o gözlerimin içine bakardı. Bunca yıl boyunca bana nasıl ihanet edebildiğini hâlâ anlayamıyorum."
Pelicot, eşinin kendisine sadece uyuşturucu değil, ertesi gün vücudundaki fiziksel yıkımı hissetmemesi için güçlü kas gevşeticiler de verdiğini sonradan öğrendi. İstismar edilen bedeninin o dönemde iflasın eşiğine geldiğine ve hayatta kalmasının tehlikede olduğuna inanıyor. Eski eşinin sergilediği bu acımasızlığı kabullenmekte zorlandığını belirten Pelicot, yaşananların tüm aileyi derinden sarstığını ifade ediyor.
"Böyle bir trajedinin aileyi birleştireceğini düşünmek yanlış. Kendimizi yeniden toparlamamız çok uzun zaman aldı" diyen Pelicot, özellikle kızı Caroline’ın "bitmek bilmeyen bir azaba" mahkûm olduğunu vurguluyor. Babasının bilgisayarında kızının iç çamaşırıyla uyurken çekilmiş fotoğraflarının bulunması üzerine Pelicot, "Kızına yönelttiği o ensest bakış benim için tamamen dayanılmazdı" ifadesini kullanıyor.
Caroline, babasının kendisine de uyuşturucu verip tecavüz ettiğinden emin olsa da delil yetersizliği nedeniyle bu konuda bir dava açılamadı. Dava sürecinde anne ve kız arasındaki ilişkiler gerilse de Pelicot, nefret ve öfke dolu olan kızının aksine kendisinin bu duyguları taşımadığını, sadece ihanete uğramış ve dehşete düşmüş hissettiğini belirtiyor. Anne ve kızın şu an ilişkilerini onarma sürecinde olduğunu ekliyor.
Yeni itiraf ve iddialar
Sarsıcı gelişmeler bununla da sınırlı kalmadı. 2022'de polis, Pelicot’ya kocasının bir kadına yönelik tecavüz girişimini itiraf ettiğini ve 1991 yılında Paris'te bir emlakçının öldürülmesiyle ilgili soruşturulduğunu bildirdi. Dominique Pelicot cinayet suçlamasını reddetse de Gisèle Pelicot, onun bir katil olma ihtimalini düşünmenin hem kendisi hem de çocukları için yeni bir "cehenneme iniş" olacağını dile getiriyor.
Soruşturma sürerken Pelicot, gözlerden uzak kalmak amacıyla Fransa'nın Atlas Okyanusu kıyısındaki Île de Ré adasına yerleşmişti: "Tamamen gölgede kalmak istiyordum. Kimsenin kim olduğumu bilmesini kesinlikle istemiyordum."
Fransa'daki tecavüz mağdurları için geçerli olduğu üzere, Pelicot da kapalı kapılar ardında, tam anonimlik ve medya erişimi olmadan yargılama hakkına sahipti. Kızı tarafından dile getirilen davanın halka açık görülmesi önerilerini, iğrenç bir suçun mağduru statüsünü perçinlemekten çekindiği için başlangıçta geri çevirmişti.
Ancak davanın başlamasından dört ay önce, sahilde yaptığı bir yürüyüş sırasında içinde bir şeyler değişti.
Kapalı bir duruşmanın, yargılanan adamların da anonimlikten faydalanması anlamına geleceğini fark etti. Dahası, bu durum kendisini sayıca azınlıkta bırakacaktı: 51 adam ve 40 avukata karşı sadece kendisi, küçük hukuk ekibi ve çocukları.
"Eğer ben bunu yapabildiysem, tüm mağdurlar da yapabilir"
Pelicot o anları, "Dört yıldan fazla bir süre bu utancı üzerimde taşıdım” diyerek anlatıyor. "Bunun mağdurlar için çifte ceza gibi olduğunu ve kendimize dayattığımız bir acı olduğunu hissettim."
Avukatları, davayı kamuoyuna ve medyaya açıp açmama konusundaki kesin kararını vermesi için ona bir hafta süre tanıdı. Onun ise sadece bir geceye ihtiyacı vardı. "Ertesi sabah kararımdan emindim" diyor.
Bu, olağanüstü bir seçimdi.
"Kararımdan bir kez bile pişmanlık duymadım" diyen Pelicot, sözlerini şöyle sürdürüyor: "Bu aynı zamanda aynı şeyi yapmaya cesaret edemeyen tüm mağdurlara bir mesajdı... Onlara benim içimde bulduğum gücün bir kısmını verebilirdi."
Hiç tereddüt etmeden ekliyor: "Çünkü içimizde tahmin bile edemediğimiz kaynaklara sahibiz. Eğer ben bunu yapabildiysem, tüm mağdurlar da yapabilir. Buna yürekten inanıyorum."
2024 yılında Pelicot davası, Fransa'nın ve dünyanın gözü önünde sarsıcı bir şekilde ilerledi.
Pelicot'nun defalarca "pislik" olarak nitelendirdiği maruz kaldığı yozlaşmışlığın üzerine ışık tutabilme becerisi, onun direncinin bir kanıtı niteliğindeydi.
Avignon adliyesine her gün başı dik bir şekilde yürüdü. Dışarıda destek için toplanan kadın kalabalığını hafif bir baş selamı ve elini kalbine götürerek selamladı.
Onlarca kamerayla çevrili olmanın kendisine "inanılmaz bir güç" verdiğini söyleyen Pelicot, "Benim için onlar, mahkeme salonunun içinde olup bitenlerin yarattığı etkiyi yatıştırdılar. Tek başıma olsaydım bunun çok zor olacağını düşünüyorum" diyor.
Hatta Birleşik Krallık’tan Kraliçe Camilla bile kendisine kişisel bir mektup göndererek hayranlığını dile getirdi; bu durum Pelicot’yu oldukça şaşırttı: "Duygulandım ve çok onur duydum... Ona minnettarım."
Röportaj boyunca sakin ve kendinden emin tavrını koruyan Pelicot, Newsnight tarafından çekilen ve kendisine açık duruşma kararı için teşekkür eden Fransız kadınların videolarını izlerken duygulanıyor.
Görüntülerdeki kadınlardan biri, "Bu kadar cesur olduğunuz için teşekkürler" derken; bir diğeri, "Sizi desteklemek için buradayız! Hayat çok güzel, hanımefendi!" diye sesleniyor.
Gülümseyen yüzler birbiri ardına ekrana gelirken, Pelicot ilk kez gözyaşlarını siliyor ve şunları söylüyor: "Bu beni derinden etkiliyor çünkü bunlar dava süresince karşılaştığım yüzler. Onları afiş asarken, kolaj yaparken, pankart taşırken gördüm."
Yüzünde bir gülümsemeyle ekliyor: "Gerçekten olağanüstüydüler."
Mahkeme salonunda Pelicot ve ailesi, yaklaşık dört ay boyunca hem sanıklar hem de avukatları tarafından dile getirilen örtülü imalara ve açık suç ortaklığı suçlamalarına göğüs germek zorunda kaldı. Pelicot o süreci, "Mahkeme salonunda cehennemi yaşıyorsunuz. Gerçekten aşağılanıyorsunuz" sözleriyle ifade ediyor.
O dönemde yaşananları "korkaklığın davası" olarak nitelendiren Pelicot, o anları anımsarken sesini biraz daha yükseltiyor.
Kocasının kendisini istismar etmesine izin verdiği 50 adam hakkında, "Yaptıklarının sorumluluğunu üstlenmek istemediler" diyor. Pelicot, bu kişilerin sanki basit bir suç işlemiş gibi davrandıklarını ve rızasının alınmasının imkânsız olduğu gerçeğini kabul etmeyi reddettiklerini belirtiyor.
Röportaj boyunca sakin ve kendinden emin tavrını koruyan Pelicot, Newsnight tarafından çekilen ve kendisine açık duruşma kararı için teşekkür eden Fransız kadınların videolarını izlerken duygulanıyor.
Görüntülerdeki kadınlardan biri, "Bu kadar cesur olduğunuz için teşekkürler," derken; bir diğeri, "Sizi desteklemek için buradayız! Hayat çok güzel, hanımefendi!" diye sesleniyor.
Gülümseyen yüzler birbiri ardına ekrana gelirken, Pelicot ilk kez gözyaşlarını siliyor ve şunları söylüyor: "Bu beni derinden etkiliyor çünkü bunlar dava süresince karşılaştığım yüzler. Onları afiş asarken, kolaj yaparken, pankart taşırken gördüm."
Yüzünde bir gülümsemeyle ekliyor: "Gerçekten olağanüstüydüler."
Öte yandan, hayatını yeniden inşa etme süreci devam ediyor. "İyileşiyorum," diyor Pelicot.
Eski kocasıyla geçirdiği hayatı tamamen inkar etme fikrine ise karşı çıkıyor:
"Yaşayabilmek için Bay Pelicot ile geçirdiğim 50 yılın tamamının bir yalan olmadığını düşünmeye ihtiyaç duydum. Aksi takdirde, bu sanki ben ölmüşüm, sanki hiç var olmamışım gibi hissettirirdi."
Mahkemede tanık kürsüsüne çıktığı o nadir anlardan birinde Pelicot, eski kocasına uğradığı ihanetin "ölçülemez" olduğunu söylemişti. O gün ona, "Seni her zaman ışığa doğru yönlendirmeye çalıştım ama sen insan ruhunun karanlık derinliklerini seçtin" demişti.
Şimdi de bu düşüncesini yineliyor. Hayatta, "Her zaman bir seçim yapmanız, hangi yolu izleyeceğinize karar vermeniz gerekir; iyi ve kötü vardır" diyor.
Sözlerini o vakur sesiyle şöyle noktalıyor: "Bana gelince, ben her zaman iyiye doğru yürümeyi seçtim."
Kaynak:Haber Merkezi
Abone Ol
İyi gazetecilik posta kutunda!
Güncel haberler, haftalık ekonomi bülteni ve Pazar derginiz Plus’ı email olarak almak için abone olun.