Ahmet Davutoğlu’nun siyasi bilançosu: Stratejik derinlikten kanlı 146 güne
HABER ANALİZ | Gelecek Partisi’nin siyasi faaliyetlerini sonlandırma kararı, Ahmet Davutoğlu’nun akademiden devletin zirvesine uzanan kariyerini yeniden gündeme getirdi. “Sıfır sorun” iddiasıyla başlayan dış politika Suriye savaşıyla çökerken, başbakanlığı 7 Haziran–1 Kasım 2015 arasındaki kanlı döneme sahne oldu. Erdoğan tarafından tasfiye edilmesinin ardından muhalefete geçen Davutoğlu’nun geride bıraktığı en büyük eksik ise kendi iktidar dönemine ilişkin kapsamlı bir özeleştiri oldu.
Kısa Dalga - Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, 29 Temmuz’da yayımladığı “Yarının Türkiye’si İçin” başlıklı açıklamayla parti siyasetinden çekilme ve partisinin siyasi faaliyetlerini sonlandırma kararı aldıklarını duyurdu.
Davutoğlu, kararını kirlenmiş siyasi iklimle arasına konulmuş “ahlaki bir mesafe” olarak tanımladı; düşünce, bilim, eğitim, kültür ve diplomasi alanlarında çalışmayı sürdüreceğini söyledi. Ancak partisini kapatırken kullandığı ahlak, sorumluluk ve yenilenme kavramları, kaçınılmaz olarak kendi siyasi geçmişinin de yeniden değerlendirilmesine yol açtı.
Çünkü Davutoğlu’nun hikâyesi yalnızca bir akademisyenin başbakanlığa kadar yükselmesinin değil, akademide kurduğu teorileri iktidarın imkânlarıyla uygulama fırsatı bulan bir siyasetçinin bıraktığı ağır bilançonun da hikâyesi.
“Hoca”nın akademik dünyası
1959’da Konya’da doğan Davutoğlu, İstanbul Erkek Lisesi’nin ardından Boğaziçi Üniversitesi’nde ekonomi ile siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler bölümlerinden mezun oldu. Aynı üniversitede kamu yönetimi alanında yüksek lisans, siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler alanında doktora yaptı.
1990’da Malezya Uluslararası İslam Üniversitesi’nde çalışmaya başladı ve üniversitenin siyaset bilimi bölümünü kurdu. Daha sonra Marmara Üniversitesi’nde öğretim üyeliği, Beykent Üniversitesi’nde bölüm başkanlığı yaptı; Silahlı Kuvvetler Akademisi ve Harp Akademilerinde ders verdi. Dışişleri Bakanlığı arşivindeki özgeçmişi, Davutoğlu’nun klasik bir uluslararası ilişkiler akademisyeninden devletin dış politika kadrolarına geçişinin bütün aşamalarını gösteriyor.
Davutoğlu’nun akademik kimliğini siyasi alanda etkili kılan temel eser, 2001’de yayımlanan Stratejik Derinlik oldu. Kitabın merkezinde Türkiye’nin sıradan bir çevre ülkesi değil, Osmanlı geçmişi ve coğrafi konumu sayesinde birden fazla bölgeyi etkileyebilecek “merkez ülke” olduğu tezi vardı.
Bu yaklaşım, Türkiye’nin tarihsel ve kültürel bağlarını dış politikanın aktif araçlarına dönüştürmesini, yakın çevresinde düzen kurucu bir rol üstlenmesini öngörüyordu. Daha sonra “komşularla sıfır sorun”, “ritmik diplomasi” ve “çok boyutlu dış politika” gibi sloganlarla siyasi programa dönüştürüldü.
Davutoğlu’nun teorisi, Türkiye’nin Batı ittifakı içindeki yerini tümüyle reddetmiyor; ancak ülkenin Osmanlı-İslam coğrafyasıyla ilişkilerine ayrıcalıklı bir anlam yüklüyordu. Akademik çalışmalarda bu doktrin, Türkiye’nin jeopolitik konumuyla Osmanlı mirasını birleştirme girişimi olarak tanımlandı.
Seçilmeden devletin merkezine
Davutoğlu’nun akademiden siyasi iktidara geçişi sandık yoluyla olmadı. Kasım 2002 seçimlerinden sonra başbakan başmüşavirliği ve büyükelçilik görevine getirildi. Böylece milletvekili ya da bakan olmadan, AKP iktidarının dış politika kararlarında etkili isimlerden biri haline geldi.
2009’da Dışişleri Bakanı, 2011’de ise Konya Milletvekili oldu. Akademide geliştirdiği “stratejik derinlik” yaklaşımı artık doğrudan devlet politikasıydı.
İlk dönemde Türkiye’nin komşularıyla vize uygulamalarını kaldırması, Suriye ve Irak’la ekonomik ilişkileri geliştirmesi, bölgesel arabuluculuk girişimleri ve yumuşak güç kapasitesindeki artış Davutoğlu’nun hanesine başarı olarak yazıldı.
Ancak Arap ayaklanmalarıyla birlikte teorinin sınırları ortaya çıktı. Özellikle Suriye’de kısa sürede rejim değişikliği beklentisine dayanan politika, Türkiye’yi giderek derinleşen savaşın taraflarından biri haline getirdi. Akademik değerlendirmelere göre Arap ayaklanmaları sonrasında “sıfır sorun” yaklaşımı, daha iddialı bir bölgesel liderlik arayışı uğruna fiilen terk edildi.
Türkiye’nin Suriye, Mısır ve İsrail’le ilişkileri bozuldu; Irak merkezi yönetimiyle gerilimler arttı. “Sıfır sorun” söylemi, muhalefetin dilinde “sıfır komşu” eleştirisine dönüştü.
Davutoğlu’nun başbakanlığı sırasında AB ile mülteci pazarlığı çerçevesinde ekonomik ve parasal politika başlığı olan 17’nci fasıl açıldı. Ancak bu gelişme üyelik sürecindeki yapısal tıkanmayı aşamadı; Türkiye-AB ilişkisi giderek üyelik hedefinden çok göç yönetimine dayalı, pazarlıkçı bir ilişkiye dönüştü.

IŞİD’i açıklarken kullanılan dil
Davutoğlu’nun dış politika mirasının en tartışmalı bölümlerinden birini, Türkiye sınırında güçlenen IŞİD’e ilişkin yaklaşımı oluşturdu.
Davutoğlu’na yıllardır “IŞİD için öfkeli çocuklar dediği” eleştirisi yöneltiliyor. Ancak “öfkeli çocuklar” ifadesi onun birebir kullandığı bir söz değildi. Davutoğlu 2014’te IŞİD’i değerlendirirken örgütün “radikal, terörize gibi bir yapı” olarak görülebileceğini söyledikten sonra örgüte katılımı geçmişte yaşanan “hoşnutsuzluklar” ve “öfkelerin” doğurduğu geniş bir reaksiyonla açıklamıştı.
Davutoğlu daha sonra “öfkeli çocuklar” sözünü kullanmadığını belirterek bu ifadeyi kendisine atfedenlere dava açacağını açıkladı. Bu düzeltme önemli olmakla birlikte eleştirinin esasını ortadan kaldırmıyordu: IŞİD’in vahşeti ortadayken kullanılan açıklayıcı dil, örgütün terör niteliğini ikinci plana atan ve toplumsal öfkenin sonucuymuş gibi gösteren bir çerçeve kuruyordu.
Gülen’le Pensilvanya’da görüşme
Davutoğlu’nun siyasi geçmişindeki dikkat çekici başlıklardan biri de 2013’te Pensilvanya’da Fethullah Gülen’le yaptığı görüşmeydi.
Davutoğlu, 15 Temmuz darbe girişiminin ardından TBMM Darbe Araştırma Komisyonu’na verdiği yanıtta görüşmenin dönemin Başbakanı Erdoğan’ın bilgisi ve talimatıyla gerçekleştiğini söyledi. Görüşmedeki amacın Gülen’i Türkiye’ye dönmeye ikna etmek olduğunu savundu. T24
Bu açıklama, görüşmenin Davutoğlu’nun kişisel girişimi olmadığını gösteriyordu. Ancak aynı zamanda Gülen yapılanmasıyla AKP iktidarı arasındaki ilişkinin en üst düzeyde yürütüldüğünü ve Davutoğlu’nun da bu ilişkinin siyasi aktörlerinden biri olduğunu ortaya koyuyordu.
Erdoğan’ın ardından “düşük profilli” başbakan
Recep Tayyip Erdoğan’ın Ağustos 2014’te cumhurbaşkanı seçilmesinin ardından AKP Genel Başkanlığı ve Başbakanlık için tercih ettiği isim Davutoğlu oldu.
Davutoğlu parlamenter sistemin başbakanıydı ancak Erdoğan, anayasal yetki sınırlarının ötesine geçen fiilî bir başkanlık modeli kurmaya çalışıyordu. Davutoğlu bu ikili yapı içinde başlangıçta Erdoğan’a açık bir siyasi sınır çizmedi. Cumhurbaşkanının hükümet ve parti üzerindeki ağırlığını kabullendi; başkanlık sistemi hedefini destekledi.
Fakat iktidardaki uyum görüntüsü, 7 Haziran 2015 seçimleriyle birlikte ağır bir sınavdan geçti.
AKP çoğunluğu kaybetti, Türkiye şiddete sürüklendi
AKP, 7 Haziran 2015 seçiminde yüzde 40,8 oyla 258 milletvekili çıkardı ve 2002’den bu yana ilk kez Meclis çoğunluğunu kaybetti. HDP yüzde 13,1 oyla barajı aşarak 80 milletvekili kazandı.
Davutoğlu hükümeti seçimden sonra görevi sürdürdü. CHP ile yapılan ve “istikşafi görüşmeler” olarak adlandırılan temaslardan sonuç çıkmadı. CHP, kendilerine hiçbir aşamada açık bir koalisyon teklifi sunulmadığını açıkladı. Cumhurbaşkanı Erdoğan hükümeti kurma görevini başka bir lidere vermedi ve Türkiye yenileme seçimine götürüldü.
İki seçim arasındaki 146 gün, Türkiye’nin yakın tarihinin en kanlı dönemlerinden biri oldu.
20 Temmuz’da Suruç’ta, Kobani’deki çocuklara oyuncak götürmek isteyen gençlere IŞİD tarafından düzenlenen saldırıda 34 kişi hayatını kaybetti. İki gün sonra Ceylanpınar’da iki polis evlerinde öldürüldü. Bu olayın ardından çözüm süreci sona erdi; 24 Temmuz’da Davutoğlu’nun imzasıyla PKK ve IŞİD’e yönelik operasyonlar başlatıldı.
Çatışmalar yeniden başladı, kentlerde sokağa çıkma yasakları ilan edildi. Askerler, polisler, siviller ve PKK mensupları hayatlarını kaybetti.
10 Ekim’de Ankara Garı önünde barış mitingi için toplananlara yönelik IŞİD saldırısı, Cumhuriyet tarihinin en büyük katliamlarından biri oldu. Yüzü aşkın insan öldürüldü.
T24’ün 2019’da hazırladığı döküme göre 7 Haziran–1 Kasım arasındaki dönemde 242 sivil, 167 güvenlik görevlisi ve resmî açıklamalara göre 453 PKK mensubu olmak üzere toplam 862 kişi hayatını kaybetti. Bu sayı yalnızca saldırılarda öldürülen sivilleri değil, bütün çatışma taraflarını kapsıyordu.
1 Kasım seçiminde AKP oylarını yaklaşık dokuz puan artırarak yeniden tek başına iktidar oldu.
Katliamdan sonra “oylarda yükseliş” açıklaması
Davutoğlu’nun bu dönemde kullandığı dil, yaşanan can kayıpları kadar ağır bir siyasi tartışmanın konusu oldu.
Ankara Garı Katliamı’nın ardından katıldığı televizyon programında anket sonuçlarını değerlendiren Davutoğlu, saldırıdan sonra AKP oylarının yüzde 43-44 bandına doğru yükselmeyi sürdürdüğünü söyledi.
Başbakanın, ülkenin en büyük katliamlarından birinin hemen ardından seçmen davranışındaki değişimi AKP’nin yükselişi üzerinden anlatması büyük tepki çekti. Açıklama, güvenlik krizinin iktidar partisinin seçim başarısıyla birlikte ele alındığı izlenimini yarattı.
Davutoğlu 20 Ekim’de Van’da yaptığı mitingde ise AKP iktidardan düşerse bölgede “terör çeteleri” ya da “beyaz Toroslar” dolaşacağını söyledi. Beyaz Toroslar, 1990’lı yıllarda Kürt illerindeki zorla kaybetmelerin ve faili meçhul cinayetlerin simgesiydi. Davutoğlu daha sonra geri dönüşü değil, AKP’nin bu dönemi engellediğini kastettiğini savundu. Ancak sözleri, devlet şiddetinin hafızasını bir seçim uyarısına dönüştürdüğü gerekçesiyle eleştirildi.

Açılmayan “terörle mücadele defterleri”
Davutoğlu 2019’da AKP’den kopuş sürecinde yaptığı bir konuşmada, 7 Haziran–1 Kasım dönemine işaret ederek “Terörle mücadele defterleri açılırsa birçok insan, insan yüzüne çıkamaz” dedi.
Bu sözler, devlet içinde kamuoyundan saklanan kararlar ve bilgiler bulunduğu yorumlarına yol açtı. Ancak Davutoğlu sonraki yıllarda bu “defterlerin” içeriğini somut belgelerle açıklamadı.
Aksine, o dönemde alınan güvenlik kararlarının sorumluluğunu üstlendiğini söyledi; çözüm sürecinin sona ermesini savundu ve kendisinin yalnız bırakıldığını öne sürdü. İktidardan ayrıldıktan sonra 2015’e ilişkin konuştu fakat başbakan olarak kendi siyasi ve idari sorumluluğunu merkeze alan kapsamlı bir hesaplaşma sunmadı.
Akademisyen başbakandan akademisyenlere: “Fikir özgürlüğü değil”
Davutoğlu’nun akademik kimliğiyle siyasi iktidar pratiği arasındaki en çarpıcı çelişkilerden biri, Barış İçin Akademisyenler bildirisi sırasında ortaya çıktı.
Ocak 2016’da bini aşkın akademisyenin çatışmaların sona ermesi çağrısıyla imzaladığı “Bu suça ortak olmayacağız” bildirisi hakkında konuşan Davutoğlu, metnin “fikir özgürlüğü kapsamında değerlendirilemeyeceğini” söyledi.
Davutoğlu daha sonra akademisyenlerin tutuklu yargılanmasına karşı olduğunu açıkladı. Ancak üniversiteden gelen bir başbakanın, siyasi iktidarı eleştiren bir bildiriyi düşünce özgürlüğünün dışında ilan etmesi, akademik geçmişiyle iktidar pratiği arasındaki mesafeyi gösteriyordu.
Pelikan’la gelen tasfiye
Davutoğlu’nun Erdoğan’la ilişkisi 2016 baharında koptu. AKP Merkez Karar ve Yönetim Kurulu, il ve ilçe başkanlarını atama yetkisini Davutoğlu’ndan aldı. Ardından “Pelikan Bildirisi” adı verilen anonim metinde Davutoğlu, Erdoğan’ın politikalarına direnmekle suçlandı.
Davutoğlu 5 Mayıs 2016’da olağanüstü kongrede yeniden aday olmayacağını açıkladı ve 22 Mayıs’ta başbakanlık görevi sona erdi. Tasfiye, Erdoğan’ın parti ve hükümet üzerindeki hâkimiyetini pekiştiren bir “saray darbesi” olarak nitelendirildi.
Davutoğlu görevden ayrılırken Erdoğan’ı doğrudan eleştirmedi. Kararını parti birliğini koruma gerekçesiyle açıkladı ve başarısızlık ya da pişmanlık duymadığını söyledi.
Bu nedenle Davutoğlu’nun AKP sonrası muhalif kimliği, demokratik bir itirazdan çok, iktidar içi tasfiyenin ardından başlayan gecikmiş bir kopuş görüntüsü verdi.
AKP’den ayrıldı ama AKP geçmişiyle hesaplaşmadı
Davutoğlu, Eylül 2019’da AKP’den istifa etti ve Aralık 2019’da Gelecek Partisi’ni kurdu. Parlamenter sistem, hukuk devleti, kurumların güçlendirilmesi ve demokratikleşme çağrıları yaptı.
Ancak yeni siyasi çizgisinin en zayıf noktası, geçmişe ilişkin seçici hafızaydı. Davutoğlu Erdoğan’ın kişiselleşmiş iktidarını ve Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ni eleştirirken, bu yapının kurulmasına dışişleri bakanı, AKP genel başkanı ve başbakan olarak yaptığı katkıyı yeterince tartışmadı.
2023 seçiminde Gelecek Partisi kendi adı ve oyuyla yarışmadı. CHP listelerinden gösterilen 19 adayından 10’u milletvekili seçildi. Bu sonuç partiye Meclis temsili sağladı ancak Davutoğlu’nun toplumsal desteğinin bağımsız olarak ölçülmesini engelledi.
Zaman içinde bu milletvekillerinin önemli bölümü partiden ayrıldı. Gelecek Partisi siyasi faaliyetlerini sonlandırma kararı aldığında Yeni Yol Grubu’nda yalnızca dört Gelecek Partili milletvekili kalmıştı. Milletvekilleri yollarına bağımsız olarak Yeni Yol çatısı altında devam edeceklerini açıkladı.
Sırrı Süreyya Önder’in yıllar önceki teşhisi
Sırrı Süreyya Önder, 2020 yılında Kısa Dalga Genel Yayın Yönetmeni Kemal Göktaş’a verdiği röportajda “Ahmet Davutoğlu güvendiğiniz biri mi?” sorusuna “Hayır, kocaman bir hayır” yanıtını vermişti.
Önder, başbakan olmadan önce Davutoğlu’yla yaptığı uzun görüşmede bölgeye ve Kürt sorununa yaklaşımını “ergen imam hatipli kafası” olarak nitelendirdiğini anlatmıştı.
Ancak Önder’in eleştirisinin asıl ağırlığı bu benzetmede değil, Davutoğlu’nun geçmişiyle kurduğu ilişkideydi. Önder’e göre siyasetçiler görüşlerini değiştirebilirdi; fakat kamuoyuna neden değiştiklerini açıklamak, gerekirse özür dilemek ve geçmişleriyle hesaplaşmak zorundaydı. Davutoğlu’nun ise dün de bugün de kendisini haklı gösterdiğini söylüyordu.
Bir partinin sonu, kapanmayan bir hesap
Gelecek Partisi’nin sonu, Ahmet Davutoğlu’nun Türkiye siyasetindeki etkisinin tamamen sona erdiği anlamına gelmeyebilir. Davutoğlu düşünce, diplomasi ve akademi alanlarında faaliyet göstermeyi sürdüreceğini söylüyor.
Ancak siyasi kariyerinin bilançosu yalnızca “Hoca”, “stratejik derinlik” ya da Erdoğan tarafından tasfiye edilen başbakan anlatısıyla açıklanamaz.
Davutoğlu, AKP iktidarının dış politikasını şekillendiren, Gülen yapılanmasıyla yürütülen temaslarda görev alan, çözüm sürecinin sona erdiği ve yüzlerce insanın öldüğü dönemde hükümetin başında bulunan, Ankara Katliamı sonrasında oy artışından söz eden ve beyaz Torosları seçim meydanına taşıyan siyasi aktördü.
Erdoğan tarafından tasfiye edilmiş olması, bu dönemdeki sorumluluğunu ortadan kaldırmadı. Muhalefete geçmesi de geçmişe yönelik açık, somut ve bütünlüklü bir özeleştirinin yerine geçmedi.
Ahmet Davutoğlu duyurdu: Gelecek Partisi siyasi faaliyetlerini sonlandırma kararı aldı
Davutoğlu: Milletvekillerine acıyorum, sokağa çıkamayacak haldeler
Kaynak: Haber Merkezi
Abone Ol
İyi gazetecilik posta kutunda!
Güncel haberler, haftalık ekonomi bülteni ve Pazar derginiz Plus’ı email olarak almak için abone olun.

