Ahmet Şık: Çerçeve yasa barış değil, ateşkes… Bedelini ve riskini küçümsemiyoruz

TİP Milletvekili Ahmet Şık, Meclis’ten geçen “çerçeve yasa”ya neden “evet” dediklerini, sürecin taşıdığı riskleri, DEM Parti’ye yönelik eleştirilerini, iktidara ilişkin öngörülerini anlattı. Şık, düzenlemeyi bir demokratikleşme yasası değil, “ateşkes metni” olarak gördüğünü söyledi. İktidarın süreçten güç devşirebileceğini kabul eden Şık, “'Evet' derken haklı olsak da iktidar bu güçle hukuk ve demokrasiyi daha da gerileten işler yaparsa, bizim açımızdan sonuçlara dair özeleştiri gerekir” dedi.

·

Kısa Dalga- Türkiye İşçi Partisi (TİP) İstanbul Milletvekili Ahmet Şık, T24 yazarı Cansu Çamlıbel’e verdiği kapsamlı söyleşide, PKK’nın fesih ve silah bırakma kararının ardından Meclis’ten geçen “çerçeve yasa”dan Türkiye solundaki tartışmalara, DEM Parti’nin tutumundan iktidarın gelecekte atabileceği adımlara kadar birçok konuda dikkat çekici değerlendirmelerde bulundu.

TBMM’deki süreç komisyonunda TİP’i temsil eden Şık, partisinin çerçeve yasaya verdiği “evet” oyunun, düzenlemenin Türkiye’yi demokratikleştireceğine duyulan bir inançtan kaynaklanmadığını özellikle vurguladı. Şık’a göre yasa, Kürt sorununun çözümünü sağlayan bir metinden çok, silahlı çatışma dönemini sona erdirmeyi amaçlayan bir “mütareke”, yani ateşkes düzenlemesi.

“Bu bir demokratikleşme programı değil”

TİP’in tavrının 2010 referandumundaki “Yetmez ama evet” tutumuna benzetilmesine itiraz eden Şık, iki süreç arasında temel bir fark olduğunu söyledi.

Şık, “Yetmez ama evet” sürecinde demokratikleşme iddiasıyla sunulan düzenlemelerin yargının AKP ve Gülen yapılanmasının kontrolüne geçmesine yol açtığını savunurken, bugünkü yasada böyle bir demokratikleşme vaadinin zaten bulunmadığını belirtti:

“Önümüze konulan ve yasalaşan metin bir demokratikleşme programı içermiyor. Ve baştan beri öyle bir vaadi yoktu.”

Şık, yasanın özünü ise şöyle tarif etti:

“Kürt meselesini değil, meselenin silahlı şiddet kısmını tek taraflı bir teslimiyet ve örgütsel bir fesihle sonlandırmak isteyen devlet ve siyasal iktidarla, savaşan diğer taraf arasında imzalanan bir mütareke metni.”

Şık’a göre TİP açısından belirleyici olan nokta, silahların susması ve insanların artık ölmemesi:

“Bu ateşkes metnine savaşan taraflar ‘evet’ demişken, ‘hayır’ demenin hakkım ve haddim olmadığını düşünüyorum.”

“Hayır demek için de evet demek için de bir dolu nedenimiz var”

Şık, yasaya yönelik muhalif eleştirilerin önemli bölümünü haklı bulduğunu da açıkça ifade etti.

Düzenlemenin hukuki, siyasi ve demokratik açıdan ciddi eksiklikler taşıdığını söyleyen Şık, buna rağmen çatışmasızlığın sağlayacağı sonuçların göz ardı edilemeyeceğini belirtti:

“Bu yasaya hukuki, politik, siyasî, toplumsal ve demokratik normlar çerçevesinde ‘hayır’ demek için bir dolu nedenimiz var. ‘Evet’ demek için de siyasî, politik, insani, vicdani bir dolu nedenimiz olduğu gibi.”

Şık, silahlı çatışmanın sona ermesiyle cezaevindeki bazı kişilerin özgürlüğüne kavuşması ve sürgündekilerin dönebilmesi ihtimalini önemsediklerini söyledi. Ancak yasaya karşı çıkan muhaliflere de “Bu meselenin çözümü için ne alternatif sunuyorsunuz?” sorusunu yöneltti.

“Otoriter rejimlerden sadece seçimle kurtulmak mümkün değil”

Söyleşinin en dikkat çekici bölümlerinden biri Şık’ın iktidarın seçim yoluyla değiştirilebilmesi konusundaki değerlendirmeleri oldu.

Şık, muhalefetin yalnızca seçimlere odaklanmasını yeterli görmediğini belirterek şöyle konuştu:

“Bu tür otoriter rejimlerden, diktatör rejimlerinden seçimle kurtulmak mümkün değil.”

Şık’a göre seçim mücadelesinin daha geniş bir toplumsal mücadeleyle birleşmesi gerekiyor:

“Bu ancak seçime de odaklı olan ama koca bir mücadele ve direniş perspektifiyle birleştirerek olabilir.”

Bu bölümde tutuklanan genç Deniz Göktaş’ı da örnek gösteren Şık, “Ne yitireceğim” kaygısıyla mücadeleden kaçınıldığı sürece otoriter rejimlerden kurtulmanın mümkün olmadığını savundu.

“Rejim şimdi değişmiyor, zaten değişmişti”

Şık, çerçeve yasanın 467 oyla kabul edilmesinin ardından dile getirilen “rejim değişiyor” değerlendirmelerine de katılmadığını söyledi.

AKP iktidarının gücünün yeni oluşmadığını savunan Şık, rejim değişikliğinin başlangıç noktasını 2015’e götürdü:

“Rejim zaten değişmişti. Rejim değişikliğinin temeli 2015’te atıldı, sonra 2016’da o tuhaf darbe kalkışması geldi, 2017 referandumuyla rejim değişti.”

Şık, Kürt meselesinde başlayan yeni dönemin iktidar açısından yeni güç tahkim etme hamlelerine dönüşebileceğini de söyledi:

“Elbette ki Kürt meselesinin girdiği bu yeni merhalede iktidarın gücünü tahkim etmek için başka hamleler yapacağı da bir gerçek.”

Şık: Üç aşama yaşandı; anayasasızlaştırma, seçimsizleştirme, muhalefetsizleştirme

Şık, 2015 sonrasındaki siyasi dönüşümü üç aşamalı bir süreç olarak tanımladı.

İlk aşamayı “anayasasızlaştırma” olarak nitelendiren Şık, 19 Mart operasyonu ve Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasını ise “seçimsizleştirme” aşaması olarak değerlendirdi.

Şık’a göre üçüncü aşama “muhalefetsizleştirme”:

“En son da 21 Mayıs’ta ‘mutlak butlan’ hamlesiyle üçüncü aşamaya girdik. Bu da bir muhalefetsizleştirme sürecidir.”

AKP’nin toplumsal rıza üretme kapasitesinin zayıfladığını savunan Şık, iktidarın buna karşı sandığın iktidarı değiştirebilme gücünü aşındırmaya çalıştığını öne sürdü:

“AKP seçim sandığının değiştirme kapasitesini aşındırarak iktidarını sürekli kılmaya çalışıyor.”

“Evet derken haklı olsak da özeleştiri gerekir”

Şık, yasaya destek veren muhalefetin iktidarın güçlenmesine istemeden katkıda bulunmuş olabileceği eleştirisini bütünüyle reddetmedi.

İktidarın düzenlemeden elde edeceği güçle hukuk ve demokrasi alanında daha geriye gidebileceğini söyleyen Şık, böyle bir durumda TİP’in de kendi tutumunun sonuçlarını sorgulaması gerektiğini belirtti:

“İktidar buradan tahkim edeceği güçle hukuk ve demokrasi normlarında daha da geriye düşeceğimiz siyasal sonuçları yaratabilir.”

Ardından şu değerlendirmeyi yaptı:

“Bu yüzden ‘evet’ derken haklı olsak da bunun bize de düşen sorumluluğu olur.”

Şık, bunun muhalefeti iktidarın “suç ortağı” haline getirmeyeceğini ancak “siyasal öngörü, kurumsal güvence ve sonuçların sorumluluğu açısından ciddi bir özeleştiriyi” gerektirebileceğini söyledi.

“Kamusal meşruiyet yasa oylamasından sağlandı”

Şık’ın dikkat çekici kabullerinden biri de muhalefet partilerinin “evet” oylarının yasanın toplumsal ve siyasi meşruiyetini genişletmiş olması.

Şık şöyle konuştu:

“Meclis komisyonunun beceremediği iş, bu yasa oylaması üzerinden yapıldı, kamusal meşruiyet buradan sağlandı. Toplumsal temsil görüntüsünün niteliğini değiştirdi.”

Ancak TİP’in bu nedenle “evet” demediğini vurgulayan Şık, kararlarını “ahlaki ve ilkesel” bir pozisyon olarak tanımladı:

“Bir çatışmasızlık zeminine ve kan akmamasına ‘hayır’ demek yerine, siyasî maliyetini göğüsleyen bir ‘evet’ verdik.”

“Net ‘faşist’ diyebileceğim Zafer Partisi”

Şık, söyleşide Türkiye’deki “ulusalcı sol” olarak tanımlanan kesimlere de sert eleştiriler yöneltti. Bu kesimlerin solla ilgisi olmadığını savunan Şık, “Solculuk onlar için bir maske. O maskeyi kaldırdığında altından korkunç bir ırkçılık, ayrımcılık, bir faşizm çıkıyor” dedi. Almanya’daki aşırı sağcı AfD’nin Türkiye’deki karşılığının kim olduğu sorusuna “Şu anda Zafer Partisi” yanıtını veren Şık, Aydınlık/Doğu Perinçek grubuyla Anahtar Parti’yi de aynı siyasal hatta değerlendirdi. MHP ve İYİ Parti’yi ise mevcut konjonktürde Zafer Partisi ile aynı kategoriye koymadığını belirten Şık, değerlendirmesini şu sözlerle netleştirdi: “Kurumsal kimlik üzerinden bir değerlendirme yapmayı tercih ediyorum. O açıdan da net ‘faşist’ diyebileceğim Zafer Partisi.”

“Çözüm ihtimalini korumak için ilkesel bir tercihte bulunduk”

Şık, iktidarın süreç üzerinden güçlenmesi riskini gördüklerini ancak bunu çatışmasızlığa karşı çıkmak için yeterli gerekçe saymadıklarını belirtti:

“Barışa ya da ateşkese ‘evet’ demek iktidarın olası planlarını onay vermek anlamına gelmiyor.”

Yasanın uygulanacağına dair herhangi bir güvence olmadığını da söyleyen Şık, TİP’in pozisyonunu şu sözlerle özetledi:

“Yasanın da uygulanabilirliğinin de hiçbir güvencesi yok ama çözüm ihtimalini korumak için bir ilkesel tercihte bulunduk ama bedeli ve riskini küçümsemiyoruz.”

“AKP ile DEM arasında al-ver olduğunu şimdilik düşünmüyorum”

Şık, DEM Parti ile AKP-MHP arasında süreç üzerinden bir siyasi pazarlık yapıldığı iddiaları konusunda ise temkinli konuştu.

PKK ile devlet arasında açık bir “al-ver” bulunduğunu, örgütün fesih ve silah bırakmasına karşılık bazı hukuki düzenlemeler yapıldığını söyleyen Şık, bunun DEM Parti ile iktidar arasında siyasi bir anlaşma bulunduğunu kanıtlamadığını belirtti.

“Ama AKP-MHP bloğu ile DEM Parti arasında bir al-ver ilişkisi olduğuna dair tek bir şey yok ortada.”

DEM Parti’nin Erdoğan’ın yeniden adaylığına, yeni bir anayasa metnine ya da seçimlerde AKP’ye destek vereceğine ilişkin bir tutum açıklamadığını hatırlatan Şık:

“Bu nedenle de şimdilik bir al-ver ilişkisi olduğunu düşünmüyorum” dedi.

DEM Parti’ye iletişim eleştirisi: “Sızan tutanakların hepsi doğru”

Şık’ın DEM Parti’ye yönelik en açık eleştirilerinden biri İmralı görüşmelerinin kamuoyuna aktarılma biçimi oldu.

Abdullah Öcalan ile yapılan görüşmelerden sızan tutanakların tamamının değil, yalnızca özetlerinin kamuoyuna ulaştığını belirten Şık, buna rağmen DEM Parti’nin sızan metinleri reddetmesini eleştirdi:

“Dostane eleştiri yapıyorum; doğru bir iletişim stratejisi kuramadılar.”

Şık daha sonra oldukça net bir ifade kullandı:

“Ben de diyorum ki bugüne kadar sızan tutanakların hepsi doğru kardeşim.”

Ancak Şık, sızan belgelerin görüşmelerin tamamını içermediğinin de altını çizdi. Yaklaşık 40 sayfalık görüşme notlarının kamuoyuna yaklaşık 10 sayfalık özetlerinin yansıdığını söyledi.

“Türkiye’nin demokratikleşmesini sadece Öcalan’la konuşamayız”

Şık, Öcalan’ın silahsızlanma sürecindeki ağırlığını kabul etmekle birlikte Türkiye’nin demokratikleşmesi tartışmasının yalnızca İmralı üzerinden yürütülmesine karşı çıktı:

“Türkiye'nin demokratikleşmesini sadece Abdullah Öcalan'la konuşamayız. Kürt hareketi bağlamında Selahattin Demirtaş'la konuşulması da gerekiyor.”

DEM heyetlerinin Demirtaş’la görüştüklerini hatırlatan Şık, bu görüşmelerin içeriğinin neden kamuoyuna açıklanmadığını da sordu:

“Peki biz niye Demirtaş’ın onlara ne söylediğini hiç duymuyoruz?”

Şık, Can Atalay, Osman Kavala, Selçuk Kozağaçlı, Çiğdem Mater ve Mine Özerden gibi tutuklu isimlerin de sürece dahil edilmesi gerektiğini savundu.

“Çok derin bir hakikat kaybı yaşadık”

Eski bir gazeteci olan Şık, süreçte medyanın tutumunu da sert biçimde eleştirdi.

Sürece karşı çıkan ve destekleyen gazeteciler arasında oluşan kutuplaşmanın kamuoyunun gerçeğe ulaşmasını zorlaştırdığını belirten Şık:

“‘Hayır’ cephesinde bulunan gazetecilerle körü körüne ‘evet’ diyecek cephedekilerin bir kutuplaşması üzerinden biz çok derin bir hakikat kaybı yaşadık.”

Şık, bazı gazetecilerin “çok angaje pozisyonlar” alarak sürecin toplumsallaşmasını engellediğini savundu.

“DEM’li arkadaşları fazla iyi niyetli buluyorum”

Şık, DEM Parti içindeki demokratikleşme beklentisine ise katılmadığını açıkça söyledi.

DEM Partililerin çatışmasızlık ortamının Türkiye’de demokratikleşme için yeni bir siyasi zemin yaratacağı düşüncesini “fazla iyi niyetli” bulduğunu belirten Şık şöyle konuştu:

“Ben bu yasadan sonra bir demokratikleşme süreci başlayacağına inanmıyorum. Türkiye bu iktidarla demokratikleşmeyecek.”

Şık’a göre demokratikleşme ancak demokrasi ve hukuk talepleri etrafında oluşacak toplumsal bir güçle mümkün:

“Demokrasi ve hukuk taleplerinin arkasına yığılan bir toplumsal güç bu rejimi yıkabilirse, demokratikleşme öyle gelir.”

“Ortada barış değil, ateşkes var”

Şık söyleşinin sonunda, yürütülen sürece ilişkin yaklaşımını en açık biçimde ortaya koydu.

“Biz aslında ‘Böyle bir dönemde barış olur mu?’ sorusuna çok takılıyoruz. Ama ortada olan zaten bir barış değil, bir ateşkes.”

Çerçeve yasanın Türkiye’nin genel demokratikleşmesini sağlayacağını düşünmenin gerçekçi olmadığını belirten Şık, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın süreçteki hedefini ise şöyle yorumladı:

“Erdoğan’ın böyle bir arzusu yok.”

Şık’a göre Erdoğan’ın hedefi Kürt meselesinin kendisini çözmekten çok silahlı çatışma boyutunu ortadan kaldırmak:

“Bu sürecin Erdoğan açısından matematiği şu; Türkiye'yi Kürt meselesinin kendisini değil Kürt meselesinin silahlı şiddet kısmını ortadan kaldırarak elindeki sopayla hedef aldığı herkesi dövmeye devam etmek.”

Kaynak: Ahmet Şık’ın Cansu Çamlıbel’e verdiği söyleşi, T24, 17 Ağustos 2026.

Kaynak: Haber Merkezi

Abone Ol

İyi gazetecilik posta kutunda!
Güncel haberler, haftalık ekonomi bülteni ve Pazar derginiz Plus’ı email olarak almak için abone olun.