AKP’li Türkeş’ten Mehmet Uçum’a yanıt: “Tam anlamıyla bir akıl tutulmasıdır”

AİHM Büyük Daire’nin Osman Kavala dosyasındaki kararının ardından Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum’un AİHM kararlarının bağlayıcılığı ve Türkiye’nin AİHS’den çekilmesi yönündeki açıklamalarına AKP Ankara Milletvekili ve Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi Türk Delegasyonu Başkanı Yıldırım Tuğrul Türkeş tepki gösterdi. Türkeş, Türkiye’nin AİHS’den çekilmesinin “deli saçması” olduğunu belirterek böyle bir tartışmayı “tam anlamıyla bir akıl tutulması" olarak nitelendirdi.

·

Kısa Dalga- Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Büyük Daire'nin Osman Kavala dosyasında Türkiye'yi altı maddeden mahkûm etmesi ve en kısa sürede serbest bırakılması gerektiği yönündeki kararı ardından Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum sosyal medya hesabı X üzerinden kararı eleşirmiş ve “AİHM de Amor da haddini bilsin. Yine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin siyasi proje olarak verdiği bir karar üzerine aralarında Avrupa Parlamentosu ‘Türkiye Karşıtlığı Sorumlusu’ Amor’un da bulunduğu bazı hadsizler Türkiye’ye dil uzatmaya başladı" demişti.

Uçum’un, AİHM kararlarının ulusal mahkemeler açısından kesin bağlayıcı olmadığı ve Türkiye’nin AİHS’den çekilmesinin gündeme gelebileceği yönündeki açıklamalarının ardından AKP Ankara Milletvekili ve Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi Türk Delegasyonu Başkanı Yıldırım Tuğrul Türkeş’ten dikkat çeken bir açıklama geldi. Türkeş isim vermeden Uçum'un ifadelerini sert dille eleşirdi.

“Türkiye’nin hukuk burcunda akıl tutulması”

Türkeş, 29 Ağustos 2026 tarihli açıklamasını “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları özelinde Türk hukuk politikası üzerine basın açıklaması” başlığıyla yayımladı. Açıklamanın üst başlığında ise “Türkiye’nin hukuk burcunda akıl tutulması” ifadelerini kullandı. Türkeş açıklamasına şu ifadelerle başladı:

“Geçtiğimiz günlerde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) açıkladığı (Osman Kavala No. 2) kararını müteakip, en hafif tabirle bilinçsizce evrilendirilen ‘Türkiye Cumhuriyeti Devleti gerekirse Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nden (AİHS) çekilir’ tartışmaları üzerine birkaç söz söylemek gereği hâsıl olmuştur.”

Türkiye’nin Avrupa Konseyi ve AİHS ile ilişkisine dikkat çeken Türkeş, ülkenin Avrupa Konseyi’nin kurucu üyeleri arasında bulunduğunu hatırlatarak, “Ülkemiz, 70 yılı aşkın bir süredir kurucuları arasında yer aldığı Avrupa Konseyi’nin saygın bir üyesidir. Keza AİHS’ye yine bir o kadar süredir taraftır” dedi.

Türkiye’nin AİHM ile ilişkisinin de uzun yıllara dayandığını belirten Türkeş, bireysel başvuru ve zorunlu yargı yetkisine ilişkin şu ifadeleri kullandı:

“AİHS’ye uyumu denetlemek amacıyla teşkil edilen AİHM nezdinde ise 1987 yılından bu yana bireysel başvuru hakkını kabul etmiş, zorunlu yargı yetkisini de 1990 yılından itibaren özümsemiştir.”

“Birtakım hezeyanlarla hiç edilmek istendiğini müşahede ediyoruz”

Türkeş, Türkiye’nin Avrupa ile kurduğu hukuki ve siyasi ilişkinin bugün bazı açıklamalarla göz ardı edilmek istendiğini savunarak, “Bugün ise söz konusu bu ciddi birikimin ve Avrupa’yla entegrasyon mekanizmasının birtakım hezeyanlarla hiç edilmek istendiğini müşahede ediyoruz” dedi.

Türkiye’nin Avrupa ile ilişkilerinin yalnızca Avrupa Birliği üzerinden değerlendirilemeyeceğini belirten Türkeş, sözlerine “Şüphesiz ki, Türkiye’nin Avrupa’yla ilişkileri Avrupa Birliği (AB) ile başlamamıştır ve bu kurumsal çerçeveyle de sınırlandırılamaz” diyerek devam etti. Siyasetin belirli şartlar ve dengeler içerisinde yürütüldüğünü ifade eden Türkeş, AİHS ve AİHM’in de Türkiye açısından göz ardı edilemeyecek unsurlar olduğunu şöyle dile getirdi:

“Ne var ki siyaset, belli bir zamandaki belli nesnel şartlarla çerçevelenir. Hâl böyleyken hem AB hem de AİHS ve AİHM gibi faktörleri ‘yokmuş’ yahut ‘önemsizmiş’ gibi addetmek mümkün değildir.”

Türkiye’nin çok boyutlu bir dış politika izlemesinin zorunlu olduğunu belirten Türkeş, Avrupa ile ilişkilerin bu politikanın önemli unsurlarından biri olduğunu, “Türkiye Cumhuriyeti Devleti, gerek coğrafi konumu ve kültürel tarihi gerekse üstün jeopolitik menfaatleri bakımından her daim çok-boyutlu bir politika izlemek durumundadır” sözleriyle kaydetti.

Türkeş, Avrupa ile ilişkilerin Türkiye açısından önemine ilişkin, “Ve ‘Avrupa’yla müspet ilişkiler’ başlığı, tam da bu ‘çok-boyutluluk’ ilke ve pratiğinin vazgeçilmez bir ağırlık merkezidir” dedi. AB-Türkiye ilişkilerinin geçmişte çeşitli sorunlardan geçtiğini belirten Türkeş, buna rağmen ilişkilerin sürdürüldüğünü vurguladı: “Modern zamanlarda AB-Türkiye ilişkileri pek çok çetin sınavdan geçmiş; ancak köklü Hariciyemizin emektar diplomatlarının da alın teri ve çabalarıyla hep ‘daha ileriye’ taşınabilmiştir” diyen Türkeş, bu birikimin göz ardı edildiğini anlatarak şu ifadeleri kullandı:

“Bu emeklerin kimileri tarafından zâyî edilmek istenmesi - üstelik doğuracağı kesin uzun vadeli/yapısal hukukî, ekonomik ve siyasi istikrarsızlaşma ivmesi bütünüyle inkâr edilerek - tam anlamıyla bir akıl tutulmasıdır.”

“Herkes için eşit işleyen hukuk ve adalet”

Açıklamasının devamında hukuk ve adalet vurgusu yapan Türkeş, bunların kalkınma ve refah açısından da temel koşul olduğunu “Herkes için eşit işleyen hukuk ve adalet; kalkınmanın da refahın da medenîleşmenin de ön şartıdır” ifadeleriyle belirtti. Hukuk ve adaletin aşındırılmasının ülkelerin uluslararası konumuna da zarar verdiğini savunan Türkeş şöyle devam etti:

“Bugün hukuku ve adaleti aşındıran yahut aşındırmış memleketlerin içinde bulundukları sefalet ve dünya sahnesinde uğradıkları geri döndürülemez itibar kaybı herkesin malumudur.”

Türkiye’nin de bu seviyelere çekilmesinin devlete ve millete zarar vereceğini söyleyen Türkeş, “Türkiye’yi bu seviyelere çekmek isteyenlerin devlete ve millete nasıl bir kötülük yaptıklarının farkında olduklarını zannetmiyorum” ifadelerini kullandı.

“Osman Kavala ve benzeri davalar ‘milli hukuk’ yoluyla çözülmesi pekâlâ mümkündü”

Türkeş, açıklamasında Osman Kavala davasına da doğrudan değindi. Kavala ve benzeri davaların Türkiye’nin kendi hukuk sistemi içerisinde çözülebileceğini belirten Türkeş, dışarıdan müdahaleye ihtiyaç olmadığını savundu. Türkeş “Osman Kavala ve benzeri irili ufaklı, kangrenleştirilmiş davaların ‘millî hukuk’ yoluyla çözülmesi pekâlâ mümkündü ve hatta hâlâ mümkündür” dedi.

Türkeş, bunun için dışarıdan müdahaleye gerek olmadığını belirterek, “Bunun için dışarıdan birtakım mercilerin dahline hiç mi hiç ihtiyaç yok(tu)” ifadelerini kullandı. Sorunların yürürlükteki hukuk ve yasaların herkese eşit, adil ve şeffaf biçimde uygulanmasıyla çözülebileceğini ifade eden Türkeş, şunları kaydetti:

“Yürürlükteki Anayasa ve yasaların herkese eşit, adil ve şeffaf tatbik edilmesiyle bu sorunların hiçbiri yaşanmayabilir(di). Nitekim bundan iki yıl kadar evvel bu hususta girişimlerde bulunmam da tam olarak bu sebeplerdendi.”

“Hukuk kararlarına ‘uygulama’ fırsatı tanımak milli hukukun kazanımıdır”

Türkeş, AİHM kararlarının uygulanması tartışmasına ilişkin değerlendirmesinde ise kararların siyasi veya ideolojik zemine çekilmemesi gerektiğini şöyle belirtti:

“Hukuk kararlarına - onları siyaset ve zararlı bazı ideolojik fantezi zeminlerine çekmeksizin - ‘uygulama’ fırsatı tanımak, Avrupa hukukunun değil, bizzat millî hukukun bir kazanımı şeklinde değerlendirilecektir.”

“Kavala figürü yalnızca meselenin en ‘görünür’ yüzüdür”

Türkeş, tartışmanın yalnızca Osman Kavala üzerinden yürütülmemesi gerektiğini de savundu. Türkeş, “Salt ‘Kavala’ özelinde değil, topyekûn Türkiye Cumhuriyeti Devleti vatandaşlarının isteği ve menfaati buradadır” dedi. Türkeş, Kavala’nın bu tartışmanın yalnızca görünen kısmı olduğunu belirterek, “Kavala figürü yalnızca meselenin en ‘görünür’ yüzüdür” ifadelerini kullandı.

“AİHS’e taraf olmaktan vazgeçmesi senaryosu ‘deli saçması’”

Türkeş, Türkiye’nin AİHS’ye taraf olmaktan vazgeçmesi ihtimaline ilişkin ise şu ifadeleri kullandı:

“Yapay zekâyla basit bir diyalog bile ülkemizin AİHS’ye taraf olmaktan vazgeçmesi senaryosunun ne denli ‘deli saçması’ olduğunun anlaşılması için yeterliyken, bunu üst düzey sorumluluk sahiplerinin açıktan dillendirmeye cesaret etmeleri ancak Kafkâvari absürtlükle izah edilebilir.”

Türkeş açıklamasında evrensel hukuk ve adalete vurgu yaparak “Evrensel hukuk ilkeleri ve adalet bugün ve yarın için herkese, hepimize lazım” dedi.

Mehmet Uçum ne demişti?

Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum, AİHM Büyük Daire'nin Osman Kavala dosyasında Türkiye'yi altı maddeden mahkûm etmesi ve en kısa sürede serbest bırakılması gerektiği yönündeki kararını ve Avrupa Parlamentosu (AP) Türkiye Raportörü Nacho Sanchez Amor'un kararı eleştiren açıklamalarına yönelik geçtiğimiz günlerde mesaj paylaşmıştı. Uçum, “AİHM de Amor da haddini bilsin" başlıklı açıklamasında, "Aralarında Avrupa Parlamentosu ‘Türkiye Karşıtlığı Sorumlusu’ Amor’un da bulunduğu bazı hadsizler Türkiye’ye dil uzatmaya başladı" demişti. AİHM'in bir 'derece mahkemesi' ve gibi hiyerarşik üst yargı merci olmadığını savunan Uçum, "Bu nedenle AİHM denetimi hiyerarşik bir denetim değildir. AİHM kararlarının hiyerarşik yargı mercilerinin kararları gibi sonuç doğurması da beklenemez. Bunu bekleyenler ancak sömürge zihniyetiyle hareket edenler olabilir" ifadelerini kullanmıştı. Uçum, “AİHM siyasi proje kararlar verdikçe Türkiye için hiçbir kıymeti kalmıyor. Belli ki Türkiye AİHS’e taraf olma durumunu ve AİHM’e bireysel başvuru imkanını gözden geçirmeye zorlanıyor. Türkiye aleyhine siyasi hesaplarla kararlar verilmeye devam edilirse bu durumun kaçınılmaz hale geleceğini tüm muhataplar bilmelidir. İş bu noktaya gelirse AİHM sisteminin çöküşü de önlenemez olur” demişti. Uçum AİHM kararlarının bağlayıcılığan yönelik şu ifadeleri kullanmıştı:

“AİHM kararlarında esastan kesin bağlayıcılık hiçbir aşamada yoktur. AİHM kararlarının usulden mahkemeleri bağlayıcılığı ihlal tespit edilen dosyanın ihlalle ilgili konuyla sınırlı olarak mahkemesi tarafından yeniden ele alınması zorunluluğudur. Pozitif hukukumuzda CMK m.311 ve HMK m.375’te de açıkça görüldüğü üzere AİHM’in kesinleşmiş nihai mahkeme kararları için verdiği ihlal kararlarının ilgili mahkeme kararları üzerinde doğrudan etki etme gücü yoktur. Talep halinde devreye giren yargılamanın iadesi yoluyla mahkemeler yeniden yargılama yaptıklarında da kesin bağlayıcı bir hukuki sonuç doğmaz. Mahkemeler AİHM kararının esasını değerlendirip eski kanaatine uygun olarak önceki kararlarını uygun bulabilecekleri gibi, ihlal kararını dikkate alıp kısmen ya da tamamen yeni bir hüküm de tesis edebilirler. Bu bağlamda; Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 46ncı maddesinin AİHM kararlarının esastan kesin bağlayıcı olduğu şekilde yorumlanması ulusal yargı bağımsızlığını ve milli yargının asli olması ilkesini tanımamak anlamına gelir. Bunu tanımayanları biz de tanımayız. İhlal kararlarına uyup uymama yetkisi ilgili milli mahkemelere aittir.”

Kaynak: Haber Merkezi

Abone Ol

İyi gazetecilik posta kutunda!
Güncel haberler, haftalık ekonomi bülteni ve Pazar derginiz Plus’ı email olarak almak için abone olun.