Alican Uludağ üç ay sonra hakim karşısına çıkıyor
DW Türkçe muhabiri Alican Uludağ'ın yargılanmasına yarın başlanıyor. Uludağ'ın bir X paylaşımıyla başlayan yargı süreci, gözaltına alınmasından dosyanın Ankara'ya gönderilmesine dek çok sayıda tartışmaya yol açtı.
Pelin Ünker
DW Türkçe muhabiri Alican Uludağ'ın 21 Mayıs'ta Ankara 57'nci Asliye Ceza Mahkemesi'nde yargılanmasına başlanıyor. Ancak Uludağ, duruşma salonunda resmen bulunmayacak, mahkemenin kararı ile SEGBİS (Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi) aracılığı ile bağlanacak.
Uludağ hakkında "cumhurbaşkanına alenen hakaret", "yanıltıcı bilgiyi alenen yayma" ve "Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ve devletin yargı organlarını alenen aşağılama" suçlamaları yöneltiliyor.
Suçlamalar için öngörülen cezaların üst sınırına zincirleme suç hükümleri uygulandığında yaklaşık 19 yıl 6 aya kadar çıkabileceği hesaplanıyor.
Uludağ'ın üç aydır devam tutukluluk sürecinde yalnızca yöneltilen suçlamalar değil dosyanın ilerleyiş biçimi ve hatta ilk duruşmanın görülme biçimine kadar tartışma yarattı.
Peki gazeteci Alican Uludağ neden ve nasıl tutuklandı? Sonrasında neler yaşandı?
Alican Uludağ'ın gözaltına alınması
19 Şubat'ta sosyal medya platformu X'te yaptığı bir paylaşımın ardından hakkında resen soruşturma başlatılan Uludağ, aynı akşam Ankara'daki evinden gözaltına alındı. Yaklaşık yedi saat süren kara yolculuğuyla İstanbul'a götürülen gazetecinin gece yarısı emniyette ifadesinin alınmak istendi. Uludağ, yaşadıklarını daha sonra "22 saat içinde kendimi cezaevinde buldum" sözleriyle anlattı.
Tutuklanmasının ardından önce Metris Cezaevi'ne, daha sonra Silivri'deki Marmara 1 No'lu Cezaevi'nin geçici koğuşuna konulan Uludağ, Metris'te üç gün, Silivri 1 No'lu geçici koğuşunda iki gün kaldı. Gazeteci, 10 Mart'ta DW Türkçe'ye cezaevindeki ilk günlerinde televizyon, kitap ve gazeteye erişimi olmadığını, kantin alışverişi yapamadıklarını, yerde uyuduklarını ve tahta kuruları nedeniyle sağlıksız koşullarda kaldıklarını anlattı; "Tahta kuruları üzerimizde geziyordu" dedi.
Geçici koğuşun ardından Marmara 1 No'lu Cezaevi'nde bu kez 48 kişilik bir koğuşa sevk edilen Uludağ, burada da altı gün kaldı. Koğuştaki tutuklu ve hükümlülerin çoğunluğu dolandırıcılık suçundan içerideydi. Avukatlarının başvurusu üzerine Marmara 9 No'lu Cezaevi'ne nakledildi. 26 Şubat'tan bu yana tek kişilik hücrede tutuluyor.
Uludağ hakkındaki dosya ise iddianamenin kabulü ve aynı gün verilen yetkisizlik kararının ardından Ankara'ya gönderildi. Ancak dosya başkente giderken Uludağ, Silivri Cezaevi'nde kalmayı sürdürüyor. İlk duruşmada da mahkeme salonunda değil, SEGBİS (Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi) ekranından savunma yapması öngörülüyor.
Üç aylık süreçte dosyada yalnızca suç isnatları değil, soruşturmanın hukuki zemini de tartışma konusu oldu.
Soruşturmanın başlangıç noktası neydi?
Soruşturmanın başlangıç noktası, Uludağ'ın 19 Şubat'ta yaptığı X paylaşımı oldu. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör Suçları Soruşturma Bürosu, bu paylaşım üzerine aynı gün resen soruşturma başlattı.
Ancak dosya yalnızca bu paylaşımla sınırlı kalmadı. Aynı gün Uludağ'ın sosyal medya hesabındaki geçmiş paylaşımlar da tarandı ve 2025 yılına ait çok sayıda paylaşım soruşturma dosyasına eklendi.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı daha sonra Uludağ hakkında "cumhurbaşkanına alenen hakaret (TCK 299)", "yanıltıcı bilgiyi alenen yayma (TCK 217/A)", "Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ve devletin yargı organlarını alenen aşağılama (TCK 301)" ve "zincirleme suç (TCK 43)" maddelerinden iddianame düzenlendiğini duyurdu. Bu suçlamalar için öngörülen cezaların üst sınırına zincirleme suç hükümleri uygulandığında yaklaşık 19 yıl 6 aya ulaşabileceği değerlendiriliyor.
İddianamede Uludağ, X platformundaki 22 paylaşımı nedeniyle suçlanıyor. Savcılık bu paylaşımların 13'ünü "Cumhurbaşkanına alenen hakaret", dokuzunu ise "Türkiye Cumhuriyeti devletini, hükümeti ve yargı organlarını alenen aşağılama" kapsamında değerlendirdi. Ayrıca 22 paylaşımın tamamı için aynı zamanda "yanıltıcı bilgiyi alenen yayma" suçlaması yöneltildi.
Savunmaya göre hukuki tartışmalardan biri, tek bir paylaşım üzerinden başlatılan soruşturmanın saatler içinde geçmişe yayılarak genişletilmesi oldu.
Savunma ayrıca suçlamaların terör suçları kapsamında olmamasına rağmen soruşturmanın İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör Suçları Soruşturma Bürosu tarafından yürütülmesine de itiraz etti. Avukatlara göre Uludağ'a isnat edilen suçların terörle ilgisi bulunmadığı gibi, bu nedenle ilgili savcılık bürosunun görevli ve yetkili olup olmadığı da başlı başına tartışmalıydı.

Cumhurbaşkanına hakaretten tutuklama
Uludağ, 20 Şubat'ta savcılık ifadesinin ardından "Cumhurbaşkanına hakaret" suçlamasıyla tutuklama talebiyle hakimliğe sevk edildi.
Tutuklama kararında "kuvvetli suç şüphesi", "kaçma şüphesi", "delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme ihtimali", "tanık ve diğer kişiler üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma" ihtimali ve suç için öngörülen cezanın üst sınırı gerekçe gösterildi.
Savunma ise bu gerekçelerin dosyanın niteliğiyle bağdaşmadığını savundu. Suçlamaya konu edilen eylemlerin tamamının sosyal medya paylaşımlarından ibaret olduğuna dikkat çeken savunmaya göre, paylaşımların kamuya açık olması, içeriklerin soruşturma dosyasına girmiş bulunması ve Uludağ'ın bu paylaşımları yaptığını inkâr etmemesi karşısında delil karartma ihtimalinden söz edilemezdi.
Benzer şekilde, dosyada tanık beyanına dayalı bir suçlama bulunmadığı için "tanıklar üzerinde baskı" gerekçesi de savunmaya göre soyut ve dosya içeriğiyle ilgisizdi. Avukatlar, sosyal medya paylaşımına dayanan bir dosyada hangi tanığın baskı altına alınabileceğinin açıklanmadığını belirterek tutuklama gerekçelerinin matbu ve somut olgudan yoksun olduğunu savundu.
Kaçma şüphesine de itiraz edildi. Savunmaya göre 18 yıldır Ankara'da çalışan, sabit ikametgâhı bilinen, mesaisini adliye ve yüksek yargı koridorlarında geçiren bir yargı muhabirinin evinde gözaltına alınmış olması kaçma şüphesine gerekçe yapılamazdı.
Savunma, "Cumhurbaşkanına hakaret" suçlamasının hukuki dayanağına da itiraz etti. Dilekçelerde, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) 2021 tarihli Vedat Şorli kararına atıf yapılarak TCK 299'un ifade özgürlüğü üzerinde caydırıcı etki yarattığı ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile bağdaşmadığı yönündeki değerlendirmeler hatırlatıldı.
Soruşturmaya izin tarihiyle ilgili tartışma
Dosyadaki dikkat çeken başlıklardan biri de soruşturma izin süreci oldu.
Uludağ hakkında yöneltilen suçlamalardan TCK 301 kapsamında yer alan "Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ve devletin yargı organlarını alenen aşağılama" suçu için Adalet Bakanlığı izni gerekiyor. Dosyaya göre bu izin, suçlamaya konu X paylaşımının yapıldığı gün, yani 19 Şubat'ta verildi.
Savunmaya göre, tek bir X paylaşımı üzerine başlatılan soruşturmada aynı gün geçmiş paylaşımların da taranması, dosyanın genişletilmesi ve TCK 301 kapsamında gerekli izin sürecinin işletilmesi, dosyanın olağan dışı hızla ilerlediğine işaret ediyor.
Bir diğer itiraz ise tutuklamanın dayandığı suçlamaların niteliğine ilişkin. Savunmaya göre, soruşturmanın kapsamı ve hukuki dayanakları süreç içinde genişledi, bu da baştan itibaren hukuki belirlilik tartışmasını beraberinde getirdi.
Uludağ, 2 Nisan'da avukatları aracılığıyla Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuruda bulundu. Başvuruda tutuklama sürecinin "zincirleme" şekilde birden fazla temel hakkı ihlal ettiği savunuldu. Kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı, ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü, etkili başvuru hakkı ve adil yargılanma hakkına ilişkin usuli güvencelerin ihlal edildiği öne sürüldü. Başvuruda ayrıca soruşturmanın İstanbul'da yürütülmesinin "kanuni hâkim güvencesi"ne aykırı olduğu, çağrı usulü uygulanmadan doğrudan yakalama kararı verilmesinin hukuka aykırı olduğu ve tutuklama gerekçelerinin somut olgulara dayanmadığı savunuldu.
Uludağ: Amaç gazetecilerin yazmasını engellemek
Uludağ, tutuklanmasının yalnızca hakkında yöneltilen suçlamalarla açıklanamayacağını düşünüyor.
10 Mart'ta DW Türkçe'ye cezaevinden gönderdiği değerlendirmede, tutuklanmasının "Cumhurbaşkanına hakaret" iddiasıyla ilgisi olmadığını savunan gazeteci, bunun bir yargı muhabirini susturma girişimi olduğunu söyledi.
"Temel amaç bir yargı muhabirini içeri atarak konuşmasını, yazmasını, sorgulamasını ve soru sormasını engellemek" diyen Uludağ, hakkında dosyaya giren paylaşımların aylar önce paylaşıldığına dikkat çekerek, "O gün suç görmeyen savcılık 19 Şubat'ta ne oldu da bir günde soruşturma dosyası açtı" diye sordu.
Uludağ, bu değişimi Ankara'da adalet yönetimindeki değişiklikle ilişkilendirerek, tutuklanmasının yalnızca kendisine değil, diğer gazetecilere de gözdağı verme amacı taşıdığını savundu.
Tutukluluğa itirazın incelenmesi
Dosyadaki en dikkat çekici kırılmalardan biri 17 Mart'taki tutukluluk incelemesinde yaşandı.
Savunmaya göre İstanbul 6'ncı Sulh Ceza Hakimliği, müdafilere haber vermeden Uludağ'ı SEGBİS üzerinden bağladı. Ancak gazeteciye etkili biçimde savunma yapma imkanı tanınmadan tutukluluğun devamına karar verildi.
Savunma, bu işlemin ardından hem karara itiraz etti hem de SEGBİS kaydının çözüm tutanağını talep etti.
Uludağ bu süreci daha sonra "Noterde miydim, mahkemede miydim anlamadım" sözleriyle anlattı. Şimdi benzer bir tartışma ilk duruşma için de yaşanıyor.
İstanbul "yetkisiz" dedi, dosya Ankara'ya gitti
30 Mart'ta hazırlanan iddianameyle birlikte savcılık, dosyadaki delillerin toplandığını ortaya koymuş oldu. Buna rağmen tutukluluk devam etti.
İstanbul 26'ncı Asliye Ceza Mahkemesi, 1 Nisan'da iddianameyi kabul etti. Ancak aynı gün dosyada yetkisizlik kararı verdi ve yargılamanın Ankara'da görülmesi gerektiğine hükmetti.
Dosya Ankara'ya gönderildi, ancak Uludağ Silivri'de kaldı.
27 Nisan'da cezaevinden gönderdiği mesajda bunu "Dosyam Ankara'ya gönderildi ama ben İstanbul'da kaldım. 67 gündür evimden 550 kilometre uzakta Silivri Cezaevi'nde sürgündeyim" sözleriyle anlattı.
24 Nisan'da Adalet Bakanlığı'na başvurarak Ankara'ya sevkini isteyen gazeteci, nakil masrafını da kendisinin karşılayabileceğini bildirdi. Ancak bu başvuruya henüz yanıt verilmedi.
İlk savunmasını da ekrandan mı yapacak?
Ankara 57'nci Asliye Ceza Mahkemesi'nin tensip kararına göre Uludağ'ın ilk duruşmaya SEGBİS üzerinden katılması planlanıyor.
Savunma buna itiraz etti. Dilekçede, sanığın mahkeme huzurunda bulunmasının yalnızca usuli bir formalite değil, savunma hakkının temel unsuru olduğu vurgulandı. Uludağ da buna, "Hakimin yüzünü görmeden yargılama mı olur?" diye tepki gösterdi.
Kaynak: DW Türkçe
Abone Ol
İyi gazetecilik posta kutunda!
Güncel haberler, haftalık ekonomi bülteni ve Pazar derginiz Plus’ı email olarak almak için abone olun.


