Aziz İhsan Aktaş davası... Akpolat: Dosyada iftiracı olan herkes bir gerekçeye sığındı
Kısa Dalga - Aziz İhsan Aktaş'ın liderliğini yaptığı iddia edilen "çıkar amaçlı suç örgütü"nün, bazı belediye başkanlarına rüşvet vererek ihaleleri organize ettiği iddiasıyla, 33'ü tutuklu 200 sanık hakkında açılan davanın duruşması, İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nce görülmeye devam ediyor.
Silivri’deki Marmara Ceza İnfaz Kurumu Kampüsü'nde görülen duruşmada, tutuklu Avcılar Belediye Başkanı Utku Caner Çaykara, Seyhan Belediye Başkanı Oya Tekin, Ceyhan Belediye Başkanı Kadir Aydar, Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat'ın da aralarında bulunduğu bazı tutuklu sanıklar ile tutuksuz Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer ile Aziz İhsan Aktaş'ın da aralarında bulunduğu bazı tutuksuz sanıklar hazır bulundu.
Duruşmada ilk beş günde toplam 28 tutuklu sanığın savunması dinlendi. Bugün ilk olarak "suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama”, “resmi belgede sahtecilik” iddialarıyla tutuklu yargılanan Rıza Akpolat’ın eşi Yeşim Akpolat’ın kardeşi Kazım Gökhan Yankılıç’ın savunması alındı.
"Rıza Akpolat’ın eşi Yeşim Akpolat’ın kardeşi olduğum için buradayım"
Hakkındaki suçlamaları reddeden Yankılıç, "Rıza Akpolat’ın eşi Yeşim Akpolat’ın kardeşi olduğum için buradayım. Acarkent’teki taşınmazın alınması sırasında ben de yanlarında bulundum sadece" dedi.
İddialara konu bir başka daireyi 2022'de 16 milyon TL bir bedelle satın aldığını, bu taşınmazın ablası, Rıza Akpolat ile evlenmeden önce edinildiğini söyleyen Yankılıç, "Aile olarak da maddi durumumuz iyidir. Babam Hüseyin Yankılıç'la birlikte inşaat ve emlak ofisimiz vardı. Sayısız taşınmazın alım satımına aracılık ettik, kiraladık, yıllarca bununla ilgili emek verdik" diye konuştu.
Savunmasının sonlarına doğru yutkunarak ve gözyaşları içinde konuşan Yankılıç, şunları söyledi:
"Size özel durumumu da açıklayayım. Sibel Hanım ile 8 yıldır evliyiz. Çocuk sahibi olmayı hedefliyorduk. Gözaltına alınmadan bir gün önce eşim bana müjdeli haberi verdi. Bir gün sonra da gözaltına alındık. Bizim tutukluluğumuz boyunca yaşadığımız psikolojik işkence nedeniyle eşim düşük yaparak çocuğu kaybetti. Yaşadığımız hüznün de kaybımızın da telafisi olmayacak. Bu süreç hiç kolay geçmedi, eşimin yanında olamadım. Ailemin yanında olabilmem için tahliyemi talep ediyorum."
"Tarafıma verilen görevler, tamamen kurum içi hiyerarşi çerçevesinde gerçekleştirilmiştir"
Duruşmada savunması alınan "suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama" iddiasıyla tutuklu yargılanan Rıza Akpolat’ın makam şoförü Mehmet Ataş da hakkındaki suçlamaları reddetti.
Görev yaptığı dönemde, başkanlığın ihtiyaçları doğrultusunda verilen talimatları yerine getirmekle yükümlü olduğunu, Başkan Akpolat ve ilgili birimlerin ilettiği talimatlar doğrultusunda çalışmalarını sürdürdüğünü anlatan Ataş, şöyle konuştu:
"Tarafıma verilen görevler, tamamen kurum içi hiyerarşi çerçevesinde gerçekleştirilmiştir. İddialara konusu harcamalar ve ödemeler, belediye faaliyetleri kapsamında gerçekleştirilmiştir. Bu işlemler, şahsi inisiyatifimle değil, üstlerimden gelen talimatlar doğrultusunda yapılmıştır. MASAK raporunda yer alan bazı hesap hareketleriyle ilgili, şahsi hesabıma aktarılan paralar, Rıza Bey’in bilgisi ve talimatı doğrultusunda gerçekleştirilmiştir. Bu paraların hangi amaçla ve ne şekilde kullanılacağına dair karar merci ben değildim. Benim görevim, verilen talimatları yerine getirmekten ibaretti. Yetkili kişi olarak değil, Beşiktaş Belediyesi bünyesinde görev yapan bir personel olarak çalıştım. Bana aktarılan paraların kaynağını ya da kullanım amacını sorgulamak gibi bir yetkim bulunmamaktadır."
"Yapılan işlemler hiçbir zaman gizli yürütülmedi"
Makam şoförü Ataş, yapılan işlemlerin hiçbir zaman gizli yürütülmediğini, belirlenen talimatlar doğrultusunda hareket edildiğini ifade ederek, şu savunmayı yaptı:
"Devlet personeli olarak görevimi yerine getiren bir işçiyim. Görevden ayrıldıktan sonra Balıkesir’e giderek bir süre orada kaldım. O günden bu yana ailemle birlikte büyük bir üzüntü içerisindeyiz. İstanbul’daki sevdiklerimi ve ailemi her zaman özlemle düşünüyorum. Onlara buradan sevgilerimi iletiyorum. Yaklaşık altı buçuk aydır tutukluyum. Bu süreçte ciddi mağduriyet yaşadım. Evim kiradır, herhangi bir ek gelirim yoktur. Tek geçim kaynağım, çalıştığım dönemde aldığım maaşımdır. Hayatım boyunca sadece çalışarak geçindim. Özgürlükçü ve dürüst bir yaşam sürmeye çalıştım. Bugüne kadar kimseye zarar verecek bir eylemde bulunmadım. Tüm bu hususlar dikkate alınarak, öncelikle tahliyemi, ardından da beraatimi talep ediyorum."
Avukat Hasan Sınar, Mehmet Ataş’a, soruşturma evresindeki, "Belediyeye kayıt dışı paralar geliyordu. Verdikleri paraları istediği yerlere teslim ediyordum" şeklindeki ifadesini hatırlatarak, "Size verilen paraların kayıt dışı olduğunu nereden anladınız?" diye sordu. Ataş, "Çünkü bankadan değil, elden teslim aldım" yanıtını verdi. Avukat Sınar, "Parayı elden teslim aldığınız için kayıt dışı diyorsunuz yani, tamamdır" diyerek karşılık verdi.
Savunmanın ardından Mahkeme Başkanı, Ataş’a, Acarkent'teki villa, tekne, Audi araç ile ilgili iddiaları sordu. Ataş, "Acarkent’teki villaya bir kere gittim. Rıza Bey'i götürdüm. Audi aracı almaya gittiğimde, Rıza bey 'benim' gibi bir kelime kullanmadı. Ben sadece araba almaya gittim. Teknenin Akpolat'a ait olduğunu bilmiyordum. Bacanağı ve kayınçosu konuşunca, bunları satıp yenisini almaları gerektiğini duydum. Buradan bunu çıkardım" dedi.
"Alın terimle aldığım evim yüzünden tutukluyum"
Duruşmada daha sonra "suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama”, “resmi belgede sahtecilik” iddialarıyla tutuklu yargılanan Rıza Akpolat’ın arkadaşı Rabil Artan savunma yaptı. Rıza Akpolat ve ailesiyle 2009’da tanıştığını, zamanla komşuluklarının dostluğa dönüştüğünü anlattı. Artan, şunları kaydetti:
"Eşim 2010’da Amerika’da yaşıyordu benimle evlenince Türkiye'de yaşamaya başladı. Eşim Rıza Akpolat’ın çocuğuna süt annelik bile yapmıştır. Yıllarca çocuklar büyürken evlerimizin kapıları birbirine hiç kapanmadı. Birbirimizin araçlarını, evlerini kullandık. Yıllara dayanan bir kardeşliktir. Dikkatinizi çekmek isterim ki o dönemde kendisi belediye başkanı bile değildir. Bir kere makam ziyaretine gittik onun dışında hiçbir şekilde gitmedik Beşiktaş Belediyesi'ne. Arya evlerindeki dairemin alım sürecinden bahsedeceğim.
Derya hanım, Rıza Akpolat’ın eski eşi üst katlarının satılık olduğunu söyledi. Alım işlemleri için Çağdaş Yıldız ve Emrah Gülkanat’a vekâlet verdim. Biz eşimle Türkiye’ye kesin bir dönüş yapmak istiyorduk. Türkiye gelmeden bu işleri halletmek istedim. 22 milyon lirayı gönderdim. İddianamede benim arabamı sanki süreki Rıza Akpolat tarafından kullanılmış gibi bir intiba yaratılmıştır. Arada sırada kullanır o da benim rızam dahilindedir. Ne evimi ne arabamı Rıza Akpolat’ın geliriyle almadım. Kendi kazancımla alındı. Üzerimize atılı hiçbir suçlamayı kabul etmiyorum. 9 aydır suçu kanıtlanmamış bir mahkum olarak cezaevindeyim. Amerika’dan kendi isteğimle ülkeme döndüm. Ben alın terimle aldığım evim yüzünden tutukluyum. Oğluma, tutuklandığımı söyleyemedik. Oğlum beni hala askerde biliyor, ‘baba sen askerlik yapmadın mı?’ diyor. Tahliyemi ve beraatimi talep ederim."
Duruşmaya öğle arası verildi.
"Masumiyet karinemiz açıkça yok sayıldı"
Tutuklu Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat savunma yaptı. Akpolat savunmasında, “75 yaşında hasta babamın gözleri önünde gözaltına alındım ve ilk günden itibaren suçlu muamelesi gördüm. Suç örgütü lideri ilan edilen Aziz İhsan Aktaş ile beni aynı otobüste yan yana götürdüler, topluma bir mesaj vermeye çalıştılar” diye konuştu.
Akpolat, savunmasına şöyle devam etti:
"Öyle kendilerinden emin konuşuyorlar ki o ekranlarda… 40 sayfa itiraf yazdı diyorlar… Beni ziyarete gelen ailem, avukatlarım hakkımda yayılan itirafçı oldu yalanları yüzünden ‘Bir tutukluluk incelemesi yapılsa ve tahliye olsan itirafçı oldu diyecekler’ diyordu. Normalde bir eşin, avukatın beklentisi benim tahliye olmamdır ama öyle bir çürümüşlüğün içindeyiz ki. Geçmişte insanlar bu suçlardan gözaltına bile alınmazken biz tutuklu yargılanıyoruz. Örgüt lideri olarak yargılanan Aziz ihsan Aktaş serbest, biz hepimiz buradayız. Masumiyet karinemiz açıkça yok sayıldı. Yargılanmak sorun değil, yargılanırız. Ama önemli olan masumiyet karinemizin yok sayılmasıdır. İlk günden beri şapkalı bir fotoğrafım var, onu sürekli kullanıyorlar. Saçımda işlem vardı, şapka takmıştım. O fotoğrafı bile kötü niyetli kullandılar, suçlu göstermeye çalıştılar."

Hayatında üç kez tekneye bildiğini söyleyen Akpolat, "Biri de tatildeydi. Gitmez olaydım, o adamın da teknesine el koydular. Ben yatağa başımı her koyduğumda bunları düşünüyorum başkanım. Ben herkesin gözünün içine bakabiliyorum ama bana iftirayı atanlar bakamıyor. Biliyorum, aileleri ile tehdit edildiler, çocuklarının esirgeme yurtlarına bırakılmasıyla tehdit edildiler ama bu bir gerekçe değil. Bugün burada savunma yapan Mehmet Ataş, 15 yaşından beri benim yanımda. 2019’da Beşiktaş Belediyesi’ne girmedi yani. Yalan söylüyor. Bir de eşimin adını vererek savunma yapıyor, yazık" ifadelerini kullandı.
Akpolat, 578 sayfa iddianamede bir sürü yalan dolanın yer aldığını belirterek, "Bari kızlarımın adını kullanmasaydınız. Neymiş ‘kızlarımla oturacağım villada’ demişim. Ya ben Beşiktaş Belediye Başkanıyım. Beykoz’da ne işim var? Benim de itirafçı olmam istendi. CHP kurultayı ile ilgili konuşmam istendi. Bana da ‘CHP Kurultayı hakkında konuş, itirafçı ol. Beşiktaş dosyasını temizleriz’ denildi. ‘Bak sana mayısa kadar süre’ dendi. Ne tesadüf ki mayıs ayında oldu her şey. Ben 86 milyonun çocuğunu düşündüm, sadece kendi çocuklarımı düşünsem iki kelime söyler çıkardım. Ben bir tercih yaptım, çalışma arkadaşım ve ailem ile cezalandırılıyorum. Ben o gün öyle bir tercihte bulunmasaydım vatandaşların hiçbir umudu kalmayacaktı" dedi.
"Aziz İhsan Aktaş, bir anda tavır değiştirmiştir"
Akpolat, şöyle devam etti:
"Yaptığımız her harcama, her ihale defalarca denetlendiği için uzunca bir zaman düğmeye basılamamıştır. Sonra savunmamda anlattığım üzere tamamen yasa ve mevzuata uygun yapılan iki işlem gerekçe gösterilerek gözaltına alındım, tutuklandım. Bundan sonrası tamamıyla iftiracıya dönüştürülen itirafçı beyanlarıyla şekillenmiştir. Önce mal varlığıyla, şirketleriyle ve tabii ki bizim bilmediğimiz bir çok sayıda tehdit edilen Aziz İhsan Aktaş itirafçı olmuştur. 13 Ocak’tan mayıs başına kadar hiçbir beyanda bulunmazken bir anda konkordato uzatma talebi karşılanmayacağı ve temiz eller operasyonu haberleriyle tavır değiştirmiştir. Hatta Elazığ Belediyesi’nden de göstermelik dosyalar istenmiş, bu konudaki tehdit görünür hale gelmiştir. 12 Ocak gecesine kadar kimsenin tanımadığı, kamudan yüzlerce ihale alan bir iş insanı bir anda suç örgütü liderine dönüşmüştür. O güne kadar iş yaptığı kurumlarda yaptığı bir aksaklık gündeme gelmemiş, yapılan tüm denetimlerde herhangi bir bulguya rastlanmamışken bir anda her şey tersine dönmüştür. Bununla birlikte itirafçı olmuş 9 nolu koğuştan kardeşlerinin olduğu yere götürülmüştür. Daha sonra Mustafa Mutlu itirafçı olmuştur. Gözaltına alındığında eşi 8 aylık hamileydi. Eşinin deport edilme kaygısıyla Aziz İhsan Aktaş’la beraber beyanlarda bulunmuşlardır. Mal varlığı ile tehdit edilmiş. En son annesi ile tehdit edilip çocuklarının Çocuk Esirgeme Kurumu’na bırakılabileceği ihtimalini ‘koğuşundaki’ arkadaşlarına anlatmıştır. Bunların sonucunda kendi hazırladığı birçok dosyayı Emirhan Akçadağ ve Ozan İş’e vermiş, kendisi arka planda durup ifadelerin büyük bölümünü bunlara verdirmiştir.
Taner Çukadar da yine benzer nedenlerle itirafçı olmuştur. Ergenlik çağındaki oğlunun adı geçen çetelerle iletişimde olması, Iğdır Cezaevi’ne nakledilmek gibi tehditler sonucunda itirafçı olmuştur. Ayrıca Taner Çukadar’ın koğuşunda yakalattığı mektuplar incelendiğinde Emirhan Akçadağ’ın, Emel Öz Hekim’in ve bazı şoförlerin şahsıma ve eşime olan husumetinin şubat ayında başladığı çok net görülecektir. Taner Çukadar bu arkadaşlar tarafından manipüle edilmiş, itirafçı olmaya zorlanmıştır."
"Eşinin tutuklanmaması duygusuyla iftiracı oldu"
Rıza Akpolat, itirafçı olan şoför Mert Çolak’ın, karısının 1 hafta sonra sorunlu bir doğum yapacak olması, eşini bir daha göremeyeceği duygusuyla itirafçı olduğunu söyledi. Şoförü Mehmet Ataş’ın eşinin belediye memur olduğunu, Emirhan Akçadağ tarafından iftiraya zorlandığını, bunu da avukatları ve ailesi aracılığıyla kendisine ilettiğini anlatan Akpolat, "Eşi müdürdür. Şu anda tutuksuz sanıklardan biridir. Eşinin tutuklanmaması duygusuyla iftiracı olmuştur" diye konuştu.
Diğer itirafçıların da aileleriyle tehdit edildikleri için itirafçı olduklarını öne süren Akpolat, özel kalem müdürü Emirhan Akçadağ ile ilgili de şunları kaydetti:
"Tek gözü yüzde 5 gören, kalp damarlarında yüksek risk bulunan, çocuğu özel bir çocuktur. Aynı zamanda Akçadağ’ın kendisi yakın zamanda alkol ve psikolojik tedavi görmüş birisidir. Kendisinin tüm bu süreçlerini iyi bilmekle beraber hep sahip çıkmışımdır. Kendi rahatsızlığını ve kızının otizm tanılı raporunu tahliye olabilmek için sunduğunu biliyorum. Bu duyguyla itirafçı olmuştur. Özel kalem müdürüm olması sebebiyle merkez tanık konumuna gelmiştir. Adı iddianamede tam 113 kez geçmektedir. Tahliye olduktan sonra birçok kişiyi itirafçı olmaya zorlayıp tehdit etmiştir.
Yani Sayın Başkan, bu dosyada iftiracı olan herkes bir gerekçeye sığınmıştır. Tamamının ortak özelliği ilk ifadelerinde kimsenin aleyhinde beyanda bulunmamışlardır. Hayatımda sadece iyilik yaptığım bu insanların her biri kendi durumlarını kurtarmak için beni ve burada tutuklu bulunan çalışma arkadaşlarımı, çocuklarından, ailelerinden ayırmışlardır. Kendi kızlarına kavuşmak için beni kızlarımdan ayırmışlardır.
Büyük bir sabırla adaletin tecelli edeceği günü bekledim. Bu topraklarda iktidar için kendi oğlunu katleden hükümdarlar gördük. Bu kişilerin silsile halinde ‘itiraf’ etmesi bir şey değiştirmeyecektir. Biz kendimize güveniyoruz ve o kararlılıkla buradayız. İtirafçı olanlar kapının koludur, bizim davamız kapının kendisiyledir."
"Hücremde oturup bir not kağıdı yazsam buna itibar edilecek mi?"
Rıza Akpolat, uyduruk bir not kağıdından çıkan birtakım inşaat firmaları isimleri, işletme isimleri ve bunlardan alındığı söylenen paralar iddiasının ortaya atıldığını, "Bu işletmeler artık başka bir soruşturmanın konusu. Ancak bu dosyada bu suç işlenmiş gibi gösterilip bu dosyanın konusu olup sonra aynı dosyanın tefrik edilip onlarca firmanın içerisinde benimle husumeti bulunan 2-3 firmanın soyut beyanıyla ikinci kez tutuklandım. Burada ilginç olan şeyler, bu not kağıdı ve listeler 8 aydır olduğu halde neden soruşturulmamıştır? Ya da soruşturulduğu ama savcılığın istediği yönde beyan verilmediği için mi dosyaya konulmadı? Konuyla teknik olarak hiç ilgisi olmayan ve yetkilerinde olmayan 2 belediye çalışanının ortaya attığı bu iddialar sonucu tutukluluk durumları değişmiş midir? Ben hücremde oturup bir not kağıdı yazsam buna itibar edilecek mi?" diye sordu.
Dosyada gizlilik kararı olmasına rağmen aleyhte beyan verenlerin ifadelerinin basına sızdırıldığını, lehte beyan veren onlarca firmanın ifadesinin yayınlanmadığını belirten Akpolat, şu savunmayı yaptı:
"İddianame yayınlandı ve mahkeme tarihi açıklandı. Mahkemeden 18 gün önce alınan bu ikinci tutuklama kararı bu dosyanın ne kadar boş olduğunu teyit edip yedeklemek için midir? Yoksa bu dosyada zorla, baskıyla, tehditle iftiraya zorlanan iftiracılar ifadelerini değiştirmesin diye sopa olarak üzerlerinde tutmak için midir? Bence her ikisi de. Ancak huzurunuzda bu sorunun cevabını bir örnekle somutlaştırmak istiyorum. 6 Ocak tarihinde CHP İstanbul İl Kongresi davasında mahkeme huzuruna çıktım. Oradaki suçlama yine somut bir delil olmaksızın itirafçı Veli Gümüş'ün ifadelerine ve Emirhan Akçadağ’ın ifadesine dayanıyordu. Emirhan Akçadağ ile Veli Gümüş Paşakapısı Cezaevi'nde aynı koğuştayken sözde Veli Gümüş, Emirhan Akçadağ’a, CHP İstanbul İl Kongresinde benim menfaat temini yoluyla kendilerinden bir adaya oy vermeye yönlendirdiğimi, bununla ilgili ses kayıtlarının olduğunu söylemiş. Hesabına para gönderdiğimi ve görüşmelerin Ankara'da sürdüğünü vesaire anlatmış.
İtirafçı Veli Gümüş çıkarıldığı mahkemede hakim huzurunda Emirhan Akçadağ ile böyle bir şey konuşmadığını, kurultayda Ankara'ya hiç gitmediğini, Rıza Akpolat’ı ismen bildiğini ama hiç yan yana gelmediğini, dolayısıyla bir para alışverişinin, menfaat temininin mümkün olmadığını söyledi. Söz konusu ses kaydını mahkeme yasa dışı yollarla elde edilmiş olmasına rağmen salonda dinletti ve orada benim adım hiç geçmiyor. Sayın Başkan en vahimi şudur; kendisinin ifadesinde Rıza Akpolat ile ilgili tek bir cümle etmediğini, savcılığın söylemediklerini tutanağa geçirerek kendisine imzalattırdığını beyan etmiştir. Bu suçlamaları ortaya atan kişiyi de savcılığa şikayet ettiğini söylemiştir. 6 Ocak’taki bu gelişme üzerine 9 Ocak'ta alelacele kimse beyanını değiştirmesin diye bu tutuklama yapılmıştır. Herhalde bu durum, içinde bulunduğumuz durumu izah etmeye yetmiştir. İşte bu nedenle bugün karşınızda bulunmamın sebebi işlenmiş bir suç değil, sürecin ilerleyebilmesi için ihtiyaç duyulan iftiralardır. Bu iftiralar gerçeği ortaya çıkarmak için değil, bilakis üstünü örtmek için üretilmiştir. Oysa gerek AİHM gerek Yargıtay'ın kararlarında yalnızca sözde itirafçı beyanlarına dayanılarak bir insanın suçlu ilan edilemeyeceği defalarca vurgulanmıştır. Buna rağmen ben yalnızca bu iftiralar nedeniyle yüzlerce yıl hapis tehdidiyle yargılanıyor ve bir yılı aşkın süredir özgürlüğünden mahrum bırakılıyorum. Asıl ağır olan da budur."
Kaynak:Haber Merkezi, ANKA
Abone Ol
İyi gazetecilik posta kutunda!
Güncel haberler, haftalık ekonomi bülteni ve Pazar derginiz Plus’ı email olarak almak için abone olun.