Aziz İhsan Aktaş davası... Rıza Akpolat: Hiçbir delil yok, yüzlerce yıllık cezalar isteniyor

Rıza Akpolat, "Hukuki davaların sanıkları olsaydık bunu öngörebilirdik ancak tamamı soyut beyanlardan oluşan, somut hiçbir delilin olmadığı bir dava süreci yaşayınca ve hakkımızda yüzlerce yıllık cezalar istenince bunu öngöremiyoruz" dedi.

·

Kısa Dalga - İş insanı Aziz İhsan Aktaş’ın liderliğini yaptığı iddia edilen “çıkar amaçlı suç örgütü” ile bazı belediye başkanlarına rüşvet vererek ihaleleri organize ettiği iddiasıyla 7’si tutuklu 200 kişi hakkında İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nce açılan dava devam ediyor.

Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat, Avcılar Belediye Başkanı Utku Caner Çaykara ve Seyhan Belediye Başkanı Oya Tekin tutuklu olmak üzere 7 belediye başkanının yargılandığı davanın karar duruşmasının 27’nci günü, Silivri’de yeni inşa edilen duruşma salonunda görüldü.

Rıza Akpolat, Nazım Hikmet’in “Ben içeri düştüğümden beri Güneş’in etrafında 10 kere döndü Dünya” dizesiyle savunmasına başladı.

“Yaşadığımız dönem içinde bulunduğumuz sürecin sertliği, öngörülemezliği nedeniyle bu tutsaklığın daha ne kadar süreceği bilinmez. Hukuki davaların sanıkları olsaydık bunu öngörebilirdik ancak tamamı soyut beyanlardan oluşan, somut hiçbir delilin olmadığı bir dava süreci yaşayınca ve hakkımızda yüzlerce yıllık cezalar istenince bunu öngöremiyoruz" diyen Akpolat, şunları söyledi:

"Aslında davanın niteliğiyle ilgili tüm tartışmaları bitirecek olan karar celesindeyiz. Soruşturma kısmındaki hukuksuzlukları anlatırken bu davanın siyasi olduğu ile ilgili beyanlarda bulundum. Zira hepsinin arkasındayım. O beyanlarımı tekrar detayına girmeden başlıklarıyla anlatmak istiyorum çünkü hepsinin somut gerekçeleri vardı. Bugüne kadar, yani tam 6 yıllık belediye başkanlığı süreci boyunca onlarca kez hem Sayıştay hem Mülkiye başmüfettişleri tarafından defalarca denetlenmiş ve bugüne kadar hakkımızda soruşturmaya konu herhangi bir bulguya rastlanmamışken, çağrıldığımızda koşa koşa gideceğimiz makamlara bir şafak operasyonuyla götürüldük ve ailemizin gözleri önünde gözaltına alındım."

"Masumiyet karinemiz ihlal edildi"

İlk günden itibaren suçlu ilan edildiklerini söyleyen Akpolat, şu ifadeleri kullandı:

"Hakkımızda gizlilik kararı olan dosyada soruşturma henüz tamamlanmamışken, savunma dilekçelerine, ifadelerine avukatlarımız bile ulaşamazken biz her şeyi sosyal medyadan takip eder hâle geldik. 4 gün boyunca ifademiz alınmadan emniyette bekletildik. Sonra yorgun argın adliye götürüldük ve buradaki bütün görüntülerimiz kamuoyuna servis edildi. Önce Metris Cezaevi diye yola çıktık. Sonra Paşakapısı’na götürüldük. Aynı gece Marmara Ceza İnfaz Kurumu’na getirildik. İtirafçıların her yeni beyanı gerçekmiş gibi belli basın organlarına sızdırıldı. Milyon dolarlık yüzükler, milyon eurolar konuşuldu. Sadece baldızımın bir döviz bürosunda döviz bozarkenki görüntüleri sanki suçun kanıtıymış gibi, orada bir suç varmış gibi kamuoyuna lanse edildi ve herkes bunu oradan izledi. Masumiyet karinemiz ihlal edildi. Bunun gibi birçok hukuksuz uygulamayı aslında ilk savunmamda söyledim. Nitekim bana, çalışma arkadaşlarıma ve en son aile bireylerime yapılan gözaltı ve tutuklama işlemleri bazı geri dönemez izler bırakmıştır.

Tutukluların sağlık sorunları yaşadığı bir süreç var ve bunlar devam ederken yaşanan gözaltı işlemleri sırasında aslında yıllardır tedavi gören ve nihayet çocuk sahibi olacakken sevgili Sibel, yani kayınbiraderimin eşi, çocuğunu düşürmüştür. Tüm bunlara bakınca ve bu işlemlerin tamamı sadece ama sadece CHP’li belediyelere ve onların yöneticilerine yapılınca karşınıza gelene kadarki kısım yani soruşturma aşaması arasındaki kısım bal gibi de siyasidir. Zira bugüne kadar hiçbir iktidar partisi mensubu bırakın tutuklanmayı, gözaltına bile alınmamıştır ki zaten doğrusu da budur. Biz sadece anayasadan kaynaklı eşitlik ilkesinin bize de uygulanmasını istedik. Kısaca en temel hakkımız olan ve korunması soruşturma makamının da sorumluluğunda bulunan masumiyet karinemizin korunmasıydı, ihlal edilmemesiydi. Peki ben bu yaşananlara karşı nasıl bir tutum aldım ve nasıl bir süreç yönettim? ‘Adalet kutup yıldızı gibidir’ sözüne inanarak büyük bir sabırla bekledik. Ülkeyi yönetenlerin yargının kararlarına saygı duyup ‘Siyasi baskı oluşturmayın, iddianameyi bekleyin’ sözlerine uyarak iddianame çıkana kadar hiçbir basın yayın organına demeç, röportaj vermedik."

riza-akpolat

"Eşim iki kez gözaltına alındı"

Eşinin iki kez gözaltına alındığını kaydeden Akpolat, şöyle devam etti:

"Sorumlu bir siyasetçi ve bir kamu yöneticisi olarak davrandım. Yani devlet adamlığı ne gerektiriyorsa öyle hareket ettim. Üstelik bunu hakkımızda her gün yüzlerce haber basına servis edilirken, itibarsızlaştırılırken yaptık. Soruşturma aşamasındaki hassasiyetimizi kovuşturma aşamasında da gösterdiğimizi düşünüyorum. Bu dava sürecinde ilk günden itibaren tüm arkadaşlarım sorumlu davrandı. Sizin ve heyetinizin davanın belli bir disiplin içerisinde yürümesi ile ilgili hassasiyetinize destek olarak biz de bu davayı kamuoyunda tartıştırmaktan uzak durduk. Bizi izlemeye gelen ailelerimiz, dostlarımız, partililerimiz bizi birkaç kez alkışlamaktan öteye gitmeden sadece el sallayarak bizlerle hasret gideriler. İlk savunmamda süreçle ilgili çok kapsamlı, detaylı açıklamalar yaptım. Hem bize isnat edilen tüm suçlamalara hukuki cevaplar verdik hem de davanın niteliğiyle ilgili değerlendirmelerde bulunduk.

Şunu büyük bir mutlulukla ifade etmek isterim ki benden sonra savunma yapan, sözde itirafta bulunan herkese aslında önden bir cevap olmuştur. Somut hiçbir delilin olmadığı, sadece beyanlara dayanan tüm iftiraları yaptığımız savunmalar boşa düşürmüştür. Tüm tutuklu ve tutuksuz sanıklar tanıklar dinlendi. Sayın savcım esas aklındaki mütalaasını sundu. Şimdi tüm bunlar ışığında ilk savunmamdaki soruşturma kısmındaki detay çok fazla girmeden cezalandırmamız istenen eylemlerle ilgili savunmamı yapmak istiyorum. Öncelikle geldiğimiz noktada bu sürecin biraz toparlanmaya ihtiyacı olduğunu ve bir çerçeve çizilmesi gerektiğini düşünüyorum. Zira sayın savcımızın mütalaasına baktığımızda bazı konuların anlaşılamadığını ya da lehimize olan her şeyin göz ardına göz ardı edildiğini görüyorum. 31 Mart 2019 tarihinde yüzde 73’lük rekor bir oyla belediye başkanı seçildim.

Bütçenin yaklaşık 7 katı borçlu bir belediye yapısını devraldık. Bunu bir kez bile polemik konusu yapmadan hızlıca işe koyuluk. İlk dönemim içerisinde pandemi dahil birçok olumsuzluklarla karşı karşıya kalmamıza rağmen tek bir gün bile personelimizin maaşlarını ödememezlik yapmadım. Halkımızın hizmetlerinde de herhangi bir eksiklik yaratmadım. Dünyanın içinde bulunduğu ekonomik kriz, pandemi tüm maliyetleri katbekat artırmasına rağmen bu sürecin tamamını sorumluluğumuz altında olan hiç kimseye mağduriyet yaratmadan tamamladık. Üstelik bunları yaparken Halk Market, Halk Mağaza, aşevi, 65 yaş üstü yeni hizmetler, yeni parklar açarak yeni hizmetleri hayata geçirerek bu mağduriyeti yaşatmadık ve yeni hizmetleri hayata geçirdik."

"Detaylarını belli basın mecralarından öğrendiğimiz bir süreci yaşadık"

Rıza Akpolat, dosya süreci boyunca yaşadıklarını şöyle anlattı:

“Ağzımızdan çıkan her söze, kamuoyuna yaptığımız her açıklamaya dikkat ettik. İddianame hazırlanıp huzurunuza gelene kadar bir devlet terbiyesi içerisinde hareket ettik. Masumiyet karinemiz yok sayılmasına rağmen, gizlilik kararı olan dosyalarımız basına sızdırılmasına rağmen sustuk. Herkesin gözü önünde bana, çalışma arkadaşlarıma, aile bireylerime yapılan haksız uygulamaların hepsine mahkeme salonunda cevap verdik, duyurduk. Tabii kolay olmadı. Her sabah yeni bir operasyonla uyanıp ve detaylarını belli basın mecralarından öğrendiğimiz bir süreci yaşadık. Bu ülkenin, bu toprakların adalet duygusuna olan inancımla yarın yöneteceğimiz kurumları itibarsızlaştırmamak için sustum. Önce itirafçı olduğumuz söylendi. Sonra iddianame çıktığında bakıldı ki böyle bir şey yok. Günlerce televizyonlarda konuşuldu, ‘40 sayfa itiraf yazdı. Onu yaptı, bunu yaptı’. İddianame bir çıktı. Ben hep sustum. Sustum. Sustum. Sustum... İddianame çıktı. Böyle bir şey olmadığı ortaya çıkınca bir açıklama yapmak zorunda kaldım ki tek yaptığım açıklama bu kötü dedikoduya karşıydı, bugüne kadar bunca suçlamanın içinde.

Çünkü o benim siyasi tarafıma dokunduğu için ona bir şey söylemem gerekiyordu. Sonra ne oldu? Bu olmayınca ikinci bir yalan ortaya atıldı. Ne dediler? ‘Rıza Akpolat aslında iki kere savcıya gitti Çağlayan’a. İki tane ifade yazdı. Altını imzalamadı. Üçüncüsünde de gittiğinde savcı istemedi. Geri gönderdi’. Çok güzel. Bu yalan da ortaya çıktı. Nasıl çıktı? Ben 17 Ocak 2025 tarihinde Marmara Kapalıya Ceza İnfaz Kurumu’na gelmişim. 18 Ocak’ta revire çıkmışım. Bir de bir kere tutukluluk incelemesine çıkmışım. Onun dışında ne tutukluluk incelemesine ne de yerleşkeden dışarı çıkmışım. Ne zamana kadar? 6 Ocak 2026’daki İstanbul İl Kongresi davasına kadar. Böyle bir şeyin doğru olmadığı ortaya çıkınca ne dediler bu sefer? ‘Rıza Akpolat bize avukat yolladı. Suçu Ali Rıza Yılmaz’ın, Alican Abacı’nın üzerine atmamızı söyledi’. Yılmaz burada. Benim yol arkadaşım, abim, yıllardır beraberiz. Avukatlarımız burada. O bahsi geçen avukatlar da burada. Böyle bir şey olabilir mi? Niye? Yalan üretmek zorundalar, birilerini ikna etmek zorundalar. İhanet etmişler çünkü."

"Birine suç atarak buradan çıkmam mümkün mü?"

"Benim birinin üzerine suç atarak çıkabileceğim düşünmem hayatın doğal akışına aykırı. Çünkü bu yapılan operasyonların tamamı siyasilere, başkanlara yapılmış operasyonlar. Bir başkan yardımcısına, bir müdüre ya da bir ihale komisyonu üyesine suç atarak buradan çıkmam mümkün mü?" diyen Akpolat, şöyle devam etti:

"Demek ki o insanlar benden daha önemli insanlar, aslında konu ben değilim; konu onlar. Bana da diyorlar ki ‘Bunların üzerine iftira at, çık’. Bana şunu söylediler. Burada huzurunuzda söyledim. ‘CHP’nin 38. kurultayıyla ilgili konuş, çık. Beşiktaş dosyasını temizleyelim’. Böyle şeyler söylendi. Sorsaydınız kimlerin söylediğini de söylerdim. Ben mahalle dedikodusu yapmıyorum. Basına da demeç veriyorum. Ben her şeyi huzurunuzda söyleyeceğime dair söz verdim. Bütün demeçlerimi de burada huzurunuzda veriyorum. Çünkü burası adaletin huzuru ve sayın savcı da burada.

Bir şeyin soruşturması açılacaksa bunu bana çok rahat sorabilir. Ben de kimlerin bana geldiğini burada çok net söyleyebilirim. Bütün bu anlattıklarım teknik savunmalar, hukuki savunmalar bir kenara bırakılıp ‘Kim bunu söyledi? Bunu açıklaması gerekir’. Ben dediğim gibi burada söyledim. Burada sorulursa burada cevabını söylerim. Bunun dışında söyleyeceğim bir yer yok. Ben cezaevindeyim, tutukluyum, kısıtlıyım. Adam 15 senedir yanımda. İhanet etmiş. Bir şey söylemesi lazım. Adam soruyor, ‘Nasıl yaptın’. ‘Senin bilmediğin şeyler var’ deyip o an aklına ne geliyorsa... Günün sonunda aslında ben bunlara ağır laf söylemedim. Savunmamda çıktım dedim ki bu çocuklar, bu arkadaşlar itirafçı oldular. Bunların iradeleri sakatlandı. Tehdit edildi. Kiminin işte eşi, babası, teyzesi, eniştesi gözaltına alındı. Ötekinin eşi doğum yapacaktı bir hafta sonra. Ötekinin işte özel bir çocuğu var. Ötekini Iğdır Cezaevi’ne yollayacaklar bilmem ne... Ben bunları duyuyorum. Hepsini biliyorum. Onlar da benim bildiğimi biliyorlar. Hâlen devam ediyorlar. Keşke otursalar, devam ettirmeseler. Yaptınız bari oturun.”

"Aziz İhsan Aktaş malıyla canıyla belki de bizim bilmediğimiz birçok şeyle tehdit edildi"

İtirafçı olarak ifade veren sanıklara tepki gösteren Akpolat, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Ben ilk savunmamı yaptığım gün burada savunmadan önce dışarı çıkarken iki kadın arkadaş gözümün içine bakamadı. Ben onu söyledim. Dedim ki ya gözümün içine bakamıyor. Üzüldüm çünkü kardeşim kadar sevdiğim insanlar. Onu söyledim. Ondan sonra bir baktım, hepsi buraya dizilmiş. Böyle gözümün içine bakıyorlar. Anladım ki bu arkadaşlar yaptıkları şeyin arkasındalar. O yüzden ilk savunmamdaki bazı şeyleri geri almak istiyorum. İfade değiştiriyorum. Bu arkadaşlar kendi iradeleriyle itirafçı olmuşlar. Yarın öbür gün ‘Bize baskı yaptılar. Biz o yüzden itirafçı olduk’ diyemeyecekler. Tarihe ve kayıtlara böyle geçmesini istiyorum. ‘Babam, teyzem, eniştem, kız kardeşim, eşim alındı. Ben o yüzden itirafçı oldum’ diyen arkadaş meğer onun için olmamış. Şahsiyet meselesiymiş. Kendiliğinden gitmiş itirafçı olmuş. Eşi bir hafta sonra doğum yapacak arkadaş da kendiliğinden gitmiş ifade vermiş. Hepsi için aynı şeyi söyleyebilirim. Burada dedim ki Aziz İhsan Aktaş’la Mustafa Mutlu, aynı anda ifadeye alındı. Ben onlara hiçbir şey demedim ki. Onlara bir kumpas kuruldu orada. Aziz İhsan Aktaş malıyla canıyla belki de bizim bilmediğimiz birçok şeyle tehdit edildi. İtirafçı hâline getirildi. Mustafa Mutlu ile aynı anda odaya alındı. Orada hukuka aykırı bir işlem yapıldı ve bütün iş öyle başladı.

Onlar Ozan İş’i verdi. Ozan İş onu görünce Alican Abacı’yı verdi. Alican Abacı, Emirhan Akçadağ’ı verdi. Günün sonunda birbirlerine girdiler. Hepsi bizimle ilgili konuşmaya başladılar. Sonra ne oldu? A kişisi, B kişisini verdi. B kişisi, A kişisini verdi. Üçer kez birbirlerinin aleyhine ifade vermişler. Geldiler buraya, birbirleriyle ilgili bir cümle etmediler. Siz de doğal olarak sordunuz. Çünkü dışarıdalar, özgürler. Anlaşmışlar birbirleriyle. Birlikte gelip gidiyorlar zaten. Ne oldu o kadar ifade? Şimdi bana sormuş avukatı, ‘Aziz İhsan Aktaş’la Rıza Akpolat, hiç birbirlerinin aleyhine bir şey söylemedi’. Ne zaman söyledi ki? Bu dosyanın başından beri ifadelerimiz ortada. Tutuklandığımız günden bugüne Aziz İhsan Aktaş’la ilgili benim söylediğim, bugün söylediklerimin dışında herhangi bir şey var mı ya da onun benimle ilgili bugüne kadar söylediklerinin dışında bir şey var mı? O itirafçı olduktan sonra söylediklerini söylemiyorum. O günden sonra da söylediği şeyi burada devam ettirdi. Kaldı ki kendisi burada çıktı. Dedi ki ‘Ben avukatları sormadan söyleyeyim. Ben Rıza Akpolat’la rüşvet ilişkisi falan içerisine girmedim. Rüşvet pazarlığı yapmadım. Rüşvet anlaşması yapmadım’ diye kendisi söyledi.”

Kaynak: ANKA

Abone Ol

İyi gazetecilik posta kutunda!
Güncel haberler, haftalık ekonomi bülteni ve Pazar derginiz Plus’ı email olarak almak için abone olun.