Basın özgürlüğünde eser miktarda iyi haber: Demirörenlerin medya kuruluşlarına açtığı davalara istinaftan ret
Demirören ailesinin Kısa Dalga'nın da aralarında bulunduğu gazeteci ve yayın kuruluşlarına açtığı davaları inceleyen mahkeme, kamuoyunu ilgilendiren iddiaların haberleştirilmesinin hukuka uygun olduğunu belirtti. Kararlarda, sonradan doğru olmadığı anlaşılan olayların haberleştirilmesinden de belirli koşullarda basının sorumlu tutulamayacağı vurgulandı.
Kısa Dalga - Türkiye'de basın özgürlüğü açısından birbiriyle çarpıcı biçimde çelişen yargı kararları birkaç gün arayla gündeme geldi.
Bir yanda milyarlarca liralık fon skandalına ilişkin iddiaları haberleştiren ve yorumlayan gazetecilere tutuklama ve ev hapsi kararları verilirken, diğer yanda İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi, kamuoyunda tartışılan iddiaların aktarılmasının basın özgürlüğü kapsamında olduğuna hükmetti.
Üstelik istinaf mahkemesinin basın özgürlüğünü koruyan iki kararı da 7 Ekim 2026 tarihini taşıyor. Bundan yalnızca iki gün sonra, 9 Ekim'de, fon soruşturması kapsamında gazeteciler Şaban Sevinç ile Sözcü editörü Mustafa Balcı tutuklandı. Aynı soruşturmada ifadeleri alınan İsmail Saymaz ile Murat Ağırel hakkında önce yurt dışına çıkış yasağı ve imza yükümlülüğü getirildi. Başsavcılığın itirazı üzerine 10 Ekim'de iki gazeteci ev hapsine alındı.
Dört gazeteci hakkındaki işlemlerin gerekçesi, fon soruşturmasına ilişkin haber ve açıklamalarıyla kamuoyunu yanılttıkları iddiasıydı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, gazetecilerin basın ve sosyal medya üzerinden kamuoyunu yanıltıcı nitelikte açıklamalar yaptıklarını ileri sürdü.
Sevinç ve Balcı, Türk Ceza Kanunu'nun 217/A maddesinde düzenlenen halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma suçlamasıyla tutuklandı. Saymaz ve Ağırel'e ise aynı soruşturma kapsamında konutu terk etmeme şeklinde adli kontrol tedbiri uygulandı.
Gazetecilerin haber ve yorumları nedeniyle özgürlüklerinden yoksun bırakılması tartışılırken, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi'nin iki kararı, basın özgürlüğüne ilişkin hukuki ilkeleri yeniden gündeme taşıdı.
Demirören ailesinin açtığı davalarda iki karar
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi'nin önüne gelen iki dava, 2024 yılında Eylem Tok'un oğlunun karıştığı ve Oğuz Murat Acı'nın hayatını kaybettiği trafik kazasının ardından yayımlanan haberlerle ilgiliydi.
Kazanın ardından, olay yerinde bulunan ancak kimliği açıklanmayan kişilerden birinin Yıldırım Demirören'in oğlu Cemal Demirören olduğu iddia edilmişti. Gazeteci Emrullah Erdinç'in gündeme getirdiği bilgiler ve sosyal medyada yayılan iddialar, çok sayıda haber kuruluşunca aktarılmıştı.
Demirören ailesi ise iddiaları reddederek Cemal Demirören'in olay sırasında Türkiye'de bulunmadığını açıklamıştı.
Kısa Dalga, BirGün, Halk TV, Gazete Duvar, Veryansın TV ve Cumhuriyet'in de aralarında bulunduğu yayın organları, söz konusu iddiaları ve Demirören ailesinin yalanlamasını haberleştirmişti.
Bunun üzerine Cemal Demirören ile Hazan Revna Demirören, gazeteci Emrullah Erdinç ve altı yayıncı şirket aleyhine ayrı ayrı 150 bin liralık manevi tazminat davası açtı. Haberlerin kaldırılması ve erişimin engellenmesi de talep edildi.
Beykoz 2. Asliye Hukuk Mahkemesi, Cemal Demirören'in açtığı davada gazeteci ve yayın kuruluşlarını toplam 150 bin lira manevi tazminata mahkûm etti. Kısa Dalga dahil altı yayıncı şirketin ayrı ayrı 20 bin lira, Emrullah Erdinç'in ise 30 bin lira ödemesine hükmedildi.
Hazan Revna Demirören'in açtığı davada ise Beykoz 1. Asliye Hukuk Mahkemesi tazminat talebini reddetmekle birlikte haberlerin kaldırılmasına ve erişimin engellenmesine karar verdi.
İstinaf mahkemesi, 7 Ekim'de verdiği iki kararla da ilk derece mahkemelerinin hükümlerini kaldırdı.
Cemal Demirören'in açtığı davada tazminat talepleri tümüyle reddedildi. Hazan Revna Demirören'in davasında ise haberlerin kaldırılması ve erişimin engellenmesi hükmü kaldırılarak dosya usule ilişkin eksikliklerin giderilmesi ve yeniden karar verilmesi için yerel mahkemeye gönderildi.
Mahkeme: Sonradan gerçek olmadığı anlaşılsa bile...
Her iki kararda da mahkemenin dayandığı temel ölçüt, haberin yayımlandığı tarihte kamu yararı taşıyıp taşımadığı oldu.
İstinaf mahkemesi, ölümlü trafik kazasının kamuoyunun yakından takip ettiği bir olay olduğuna, Demirören ailesine ilişkin iddiaların yayımlandığı tarihte haber değeri taşıdığına dikkat çekti.
Haberlerde iddiaların kesinleşmiş olgular gibi değil, iddia olarak aktarıldığını, çarpıcı başlıklar kullanılmasının gazetecilik tekniğinin bir parçası olduğunu ve Demirören ailesinin yalanlamasına da yer verildiğini belirtti.
Mahkemenin kararındaki en dikkat çekici ifadelerden biri şöyleydi:
"O anda ve görünürde var olup da sonradan gerçek olmadığı anlaşılan olayların yayınından da basın sorumlu tutulmamalıdır."
Mahkeme, basın özgürlüğü ile kişilik haklarının çatıştığı durumlarda temel ölçütün kamu yararı olduğunu vurguladı. Basının, toplumun bilgi edinme hakkını yerine getirmek için olayları izleme, araştırma, değerlendirme ve yayımlama yetki ve sorumluluğuna sahip olduğunu belirtti.
Dahası, basın yoluyla gerçekleştirilen yayınların hukuka uygunluğunun, diğer davranışlardan farklı ölçütlerle değerlendirilmesi gerektiğine işaret etti.
Bu değerlendirmeler, basın özgürlüğü bakımından yeni ilkeler olmaktan çok, Anayasa ve yerleşik yargı içtihadında karşılığı bulunan güvencelerin somut bir olayda uygulanması anlamına geliyor.
Ancak aynı güvencelerin gazetecilerin özgürlüklerini ilgilendiren diğer dosyalarda nasıl uygulandığı sorusu da önem taşıyor.
Bir mahkeme haber değerini korudu, diğerinde gazeteciler tutuklandı
Demirören ailesinin açtığı davalarla fon soruşturması elbette aynı hukuki nitelikte değil.
İlkinde kişilik haklarının ihlal edildiği iddiasıyla açılmış hukuk davaları, ikincisinde ise kamuoyunu yanıltıcı bilgiyi alenen yayma suçlamasıyla yürütülen bir ceza soruşturması söz konusu.
Bununla birlikte iki sürecin ortak noktasını, *kamuoyunu ilgilendiren ve doğruluğu tartışılan iddiaların gazeteciler tarafından aktarılması* oluşturuyor.
İstinaf mahkemesi, Demirören ailesi hakkındaki iddiaların sonradan doğrulanmamış olmasının tek başına yayınları hukuka aykırı hale getirmeyeceği sonucuna vardı. Haberin yapıldığı andaki koşulları, kamu yararını, iddiaların aktarılış biçimini ve karşı tarafın yanıtının yayımlanmasını esas aldı.
Fon soruşturmasında ise savcılık, gazetecilerin açıklamalarını kamuoyunu yanıltıcı nitelikte değerlendirdi. Bunun sonucunda iki gazeteci cezaevine gönderildi, iki gazetecinin de evlerinden çıkması yasaklandı.
Üstelik fon soruşturmasının merkezinde, çok sayıda kişiyi ilgilendiren mali işlemler, yatırımcıların uğradıklarını ileri sürdükleri zararlar ve siyasetçilerle kamu görevlilerine kadar uzanan iddialar bulunuyor. Böylesine geniş kamuoyu ilgisi taşıyan bir dosyada gazetecilerin haber ve yorumlarının hangi somut gerekçelerle cezai soruşturma konusu yapıldığı, basın özgürlüğü bakımından temel tartışmalardan biri haline geldi.
İstinaf mahkemesinin kararları, gazetecilerin ortaya attıkları her iddianın hukuken korunduğu anlamına gelmiyor. Ancak bir iddianın tartışmalı veya sonradan yanlış çıkmış olmasının, tek başına gazetecilerin sorumluluğunu doğurmayacağına işaret ediyor.
Fon soruşturmasında da yanıtlanması gereken sorulardan biri bu: Gazetecilerin hangi açıklamalarının bilerek gerçeğe aykırı bilgi yayma niteliğinde olduğu ve neden tutuklama ya da ev hapsi gibi ağır koruma tedbirlerine ihtiyaç duyulduğu.
Haberin doğruluğu kadar kamu yararı da önemli
İstinaf kararlarında gazetecilik faaliyetine ilişkin dört ölçüt öne çıktı: Haberin yayımlandığı andaki görünür gerçeklik, kamu yararı, güncellik ve özle biçim arasındaki denge.
Mahkeme, Demirören ailesine ilişkin haberlerin bu ölçütleri karşıladığı sonucuna vardı. Özellikle ailenin yalanlamasının da haberlerde bulunmasını önemli gördü.
Fon soruşturmasında gazetecilere yöneltilen suçlama ise yalnızca yanlış bir bilginin yayımlanmasını değil, TCK 217/A uyarınca gerçeğe aykırı bilginin belirli bir saikle ve kamu barışını bozmaya elverişli biçimde alenen yayılmasını gerektiriyor.
Dolayısıyla iki dosyadaki hukuki inceleme aynı değil. Bununla birlikte gazetecilerin haber yapma ve görüş açıklama özgürlüğü, hangi hukuk yolu kullanılırsa kullanılsın korunması gereken temel haklar arasında bulunuyor.
Bu noktada, dört gazeteci hakkında uygulanan tedbirlerin gerekliliği ve ölçülülüğü de ayrı bir tartışma konusu.
Basın özgürlüğü kâğıt üzerinde mi kalacak?
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi'nin 7 Ekim tarihli kararları, gazetecilerin kamuoyunu ilgilendiren iddiaları haberleştirme hakkının yargı tarafından korunabildiğini gösteriyor.
Ancak aynı hafta dört gazetecinin fon soruşturması nedeniyle özgürlüklerinin sınırlandırılması, bu güvencelerin uygulamada ne ölçüde karşılık bulduğu sorusunu gündeme getiriyor.
Demirören davalarında mahkeme, haberin yapıldığı anda mevcut olan bilgilerin ve kamu yararının dikkate alınması gerektiğini belirtirken, fon soruşturmasında iki gazeteci tutuklu, iki gazeteci de ev hapsinde bulunuyor.
21 uluslararası basın ve insan hakları örgütünden Türkiye'ye internet sansürü uyarısı
Kısa Dalga'nın erişime engellenen Instagram hesabı yeniden açıldı
Kaynak: Haber Merkezi
Abone Ol
İyi gazetecilik posta kutunda!
Güncel haberler, haftalık ekonomi bülteni ve Pazar derginiz Plus’ı email olarak almak için abone olun.

