Başkan Kaboğlu: Tanıdığımız tek üstünlük hukuk

Başkan Kaboğlu: Tanıdığımız tek üstünlük hukuk
İstanbul Barosu’nun Olağanüstü Genel Kurulu'nda konuşan Prof. İbrahim Kaboğlu, “Türkiye’de 2 aydır yargı mensupları aracılığıyla savunma nasıl çökertilir provası yapılıyor” dedi.

Kısa Dalga - İstanbul Barosu, Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu dahil 10 yönetim kurulu üyesi hakkında “Göreve son verme” ve “Yeniden seçim” talebiyle açılan dava üzerine aldığı karar doğrultusunda Olağanüstü Genel Kurulu’nu gerçekleştiriyor.

Haliç Kongre Merkezi'nde gerçekleşen Genel Kurul'da, 20 Ekim 2024’te göreve gelen mevcut baro yönetimine karşı hiçbir grup, aday göstermedi.

Çok sayıda avukatın katıldığı kurultay salonuna, “Bugün vesayeti kabullenen yarın cübbesini ilikler”, “Hukuk yoluyla demokrasi için mücadeleye devam” ve “Demokratik irademize sahip çıkıyoruz” yazılı pankartlar asıldı.

Epözdemir’e özgürlük talebi

Kurul, divan başkanlığına seçilen Hasan Fehmi Demir'in açılış konuşmasıyla başladı. Demir, konuşmasında, hakkında başlatılan soruşturma kapsamında tutuklanan İstanbul Barosu Yönetim Kurulu üyesi Fırat Epözdemir’in serbest bırakılmasını istedi.

Can Atalay hatırlatması

Ardından konuşan İstanbul Barosu Başkanı Prof. İbrahim Kaboğlu, Anayasa ve hukukun üstünlüğüne vurgu yaparak, tanıdıkları tek üstünlüğün hukuk ve Anayasa olduğunu söyledi:

“Türkiye'de iki aydır yargı mensuplarının aracılığıyla 'savunma nasıl çökertilir' diye prova yapılıyor. 11 üyeli yönetim kurulu eksiktir, delil üretilerek özgürlüğünden alıkonulmuştur. Milletvekili seçilmesine rağmen İstanbul Barosu üyesi Can Atalay halen hapistedir.”

“Baroların bağımsızlığı mahkemelerinki kadar önemli”

Kaboğlu'nun ardından konuşan Türkiye Barolar Birliği (TBB) Başkanı Erinç Sağkan ise, Türkiye'de yaşanan tüm hak ihlallerinin karşısında olduklarının altını çizdi:

“56 yıl sonra aynı şeyleri söylemek durumundayız. Avukatların ve baroların bağımsız bir düzen içinde bulunmadığı yerlerde gerçek adalet sağlanamaz; baroların bağımsızlığı, mahkemelerin bağımsızlığı kadar önemlidir. Ülkenin en karanlık günlerinde, darbe dönemlerinde dahi hukuku, yargıyı, demokrasiyi ayaklar altına almak isteyenlere karşı kimse yokken biz vardık.

“İnsan hakları ihlal edilirken, kimse sesini çıkaramazken mağdurun kimliğine bakmaksızın, tehdidin büyüklüğüne aldırmaksızın biz vardık. Ormanlar, zeytinlikler talan edilirken kendilerini ülkemizin geleceği için siper eden köylülerin, çevre hakkı savunucularının yanında biz vardık. İş cinayetlerinde katledilenlerin hak mücadelesinde biz vardık.

Tahir Elçi’yi andı

“Çocuk istismarına, kadın cinayetlerine dur demek için biz vardık. Anayasa Mahkemesi kararlarına uyulmasını sağlamak için biz vardık. Anayasa Mahkemesi üyeleri hedef gösterildiğinde de karşısında biz vardık. Yurttaşların özgür iradeleriyle seçtikleri belediye başkanlarına davalar açılırken, görevden almalar yaşanırken hukuksuzluğun karşısında, demokrasinin yanında biz vardık. Gazeteciler gözaltına alınırken, tutuklanırken ifade özgürlüklerini ve kamuoyunun haber alma hakkını savunmak için biz vardık.

“Uluslararası kamuoyunun; on binlerce çocuğun, kadının, sivilin yaşamını kaybettiği ve kaybetmeye de devam ettiği Gazze’de insanlığa karşı sistematik olarak işlenen suça seyirci kaldığı yerde susmayan biz vardık. İşte tüm bunlar için de her dönemde hedeftik; dört ayaklı minarenin başında tarihi ve kültürel değerleri savunurken Diyarbakır’da Tahir Elçi, Gümüşhane’de Ali Günday’dık. Ruhları şad olsun.

“Biz susarsak adalet susar”

“Şimdi hukuksuz, mesnetsiz suç duyurularıyla, cunta döneminde dahi işletilmemiş görevden alma hükümleriyle cübbemizi iliklememiz isteniyor ya da bekleniyor ise şunu tekrar ifade edelim. İktidarların sağladığı güce tapmayız, zulme ve baskıya boyun eğmeyiz, biat etmeyiz. Eğilmeyiz, bükülmeyiz çünkü gücümüzü erkten değil; haktan, halktan ve hukuktan alırız. Hak bildiğimizi söylemekten asla vazgeçmeyiz.

“Çünkü biliyoruz ki, biz susarsak, savunma susarsa adalet susar. Adaletin sustuğu bir yerde de ne demokrasi ne düzen ne de kalkınma olur. Tam da bu yüzden, ülkemizin bugünü ve geleceği için bizim susma hakkımız yok! O nedenle tarihi sorumluluğumuzu yerine getiriyor, İstanbul Barosu’nu ve Genel Kurulu’nun iradesini savunuyoruz. Her zaman yaptığımız ve yapmaya devam edeceğimiz gibi...”

Ne olmuştu?

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nca İstanbul Barosu Başkanı ve Yönetim Kurulu üyelerinin görevlerine son verilmesine yönelik iddianame hazırlanmıştı.

Yeni baro başkanı ve üye seçilmesi talebiyle Asliye Hukuk Mahkemesi’nde dava açılması üzerine de Olağanüstü Genel Kurul’a gidilme kararı alınmıştı.

Kaynak:ANKA

Abone Ol

İyi gazetecilik posta kutunda!
Güncel haberler, haftalık ekonomi bülteni ve Pazar derginiz Plus’ı email olarak almak için abone olun.

Gündem