DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan: "Süreç bir biçimde ilerliyor, Kürt meselesi bir güvenlik dosyası değil"
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, çözüm sürecinin Türkiye için bir çıkış yolu olduğunu savunarak “'Süreç tıkandı' falan değil. Süreç bir biçimde ilerliyor” dedi. Adımların beklenmesinin sürece ilişkin umutları kaygıya dönüştürdüğünü belirten Bakırhan, “Kürt meselesi bir güvenlik dosyası değil. Demokratikleşme meselesi olarak görülmelidir” ifadelerini kullandı. İktidarın sürece güveni ve desteği artıracak somut adımlar atması gerektiğini söyleyen Bakırhan, “Bu süreç hepimizindir" dedi.
Kısa Dalga- DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin genel merkezinde düzenlenen Parti Meclisi Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, tutuklu Tuncer Sağlam'ın hayatını kaybettiğini belirterek, "Tuncer arkadaşımız çok ağır hastalıklarla boğuşuyordu. Tedavi olanakları cezaevinde sınırlı. Çok ağır hastalıkları olmasına rağmen iki ay önce infazı ertelenen bir arkadaştan bahsediyorum. Yeterince tedavi edilmediği için, tedavisi ertelendiği için çok ağır hastalıkları olmasına rağmen infazının uzatılmasından kaynaklı yaşamını yitirdi. Tuncer arkadaşa rahmet diliyorum. Ailesine, bütün yol arkadaşlarına başsağlığı dileklerimi iletiyorum. Buradan yetkililere de sesleniyorum. Bu son olsun. Ayıptır. Hasta tutsaklar hala niye içeride" ifadelerini kullandı.
Hayatını kaybeden Parti Meclisi üyesi Nesrin Aslan için de başsağlığı dileyen Bakırhan, "Nesrin arkadaş çok özel bir arkadaşımızdı. Geçmişinden günümüze kadar devrimcilik yapan, bugün aramızda olan belki birçok arkadaş gibi, birçok sol-sosyalist zeminde çalışmış, en zor dönemlerde HDP'de, DEM Parti'de bulunmuş bir arkadaşımızdır. Nesrin arkadaşa da sözümüz olsun, onun da 30-40 yıldır uğruna mücadele ettiği değerlere daha sıkı sarılacağımızı belirtmek istiyorum" dedi.
"Hamasetle talepleri ertelemenin zemini kalmadı"
ABD, İsrail ve Brezilya'daki seçimler ile Fransa ve Sırbistan'daki protestolara değinen Bakırhan, dünyanın her yerinde halkların taleplerinin ortaklaştığını söyledi. Bakırhan, şöyle devam etti:
"Ekonomik taleplerle demokratik talepler hem oy kullananlar tarafından dile getirildi hem de sokakta direnen, bunun mücadelesini verenler tarafından dile getirildi. Aslında dünya halklarının ve emekçilerinin talepleri belki de ilk dönem böylesine ortaklaşıyor. Çok önemli şeyler söylediler. Hemen hemen her yerde dış maceraları iktidarlar bir kenara bıraksın dediler. Düşmanlaştıran, ötekileştiren, içeride yok sayan, tekçi yaklaşımları bir kenara bıraksın dediler. Boş vaatler yerine artık toplumun, emekçilerin gerçek gündemlerine çare bulan bir söylem ve pratik içerisine girsin dediler.
Bu tablo aslında Türkiye'ye de yabancı değil. 'Ekmek, Adalet ve Barış İçin Bütçe' çalışmalarımızda, gittiğimiz her yerde aşağı yukarı Fransa'dan, Sırbistan'dan, Amerika'da Demokratlar'a oy kullanan seçmenlerden, Brezilya'da Lula'ya oy veren seçmene kadar aynı şeyleri dile getiriyorlar. Bu talepler burada da aynı olduğu için bu taleplere kulak vermek gerekiyor. Artık hamasetle bu talepleri ertelemenin bir zemini kalmadı. Bu taleplerin yerine gelmesi de aynı zamanda iktidarın ve siyasetin bir görevidir. Biz de dünyanın her yerinde adalet, eşitlik, ekonomide adil bir paylaşım için mücadele edenlerin bu taleplerinin karşılanması için mücadele edeceğimizi belirtmek istiyorum."
"Bu sefer izin vermeyeceğiz"
Bakırhan, fon meselesinin hala belirsizliğini koruduğunu dile getirerek, "Maalesef bir avuç insan milyonları götürüyor. Milyonlarca insan da çoluk çocuğuna ekmek yetiştirmeye çalışıyor. İşte Türkiye'nin biraz ekonomik tablosu budur. Bazıları küçük bir azınlık fondan zenginleşti. Büyük bir çoğunluk da ekonomik zorluklar içerisinde yaşamını sürdürmeye çalışıyor" ifadelerini kullandı.
Fon krizinin bir gecede oluşamdığını ancak dinledikleri hükümet yetkililerinin sanki bir anda ortaya çıkmış gibi yansıttıklarını kaydeden Bakırhan şunları söyledi:
"Bunun geleceği belliydi. Bakanımız kendisi bir yıl önce burada bir problem var dedi. Buranın önlenmesi gerekiyordu. Ama kimse denetlemedi. Kimse üzerine düşen gerekli sorumluluğu ortaya koymadı. Kimin bu vurgunda ne katkısı, payı var, o da ayrı bir mesele. Onu da açığa çıkaracağız inşallah. Kimse bu soygunu, bu vurgunu, bunu durdurmadı. Hesabını da sormadı. O küçük birikimini enflasyonda erimesin diye fonlara yatıran insanların paraları hiç oldu. Sözde 350 bin civarında insanımızın 1 milyon ve altındaki paraları yatırılacaktı. Orada da çeşitli problemler var. O verilen sözler de yerine gelmedi.
Burada bir kaygımız var. Genelde birileri vuruyor, çalıyor, alıyor, götürüyor, ama günün sonunda iktidar bunu vergilerle yine emekçilerin, halkın, ezilenlerin sırtına yüklüyor. Ona bu sefer izin vermeyeceğiz. Bu fon vurgununda hesap vermesi gerekenler emekçiler, yoksullar, emekliler değil, ücretliler değil, bu vurgunu yapanlar, bu vurguna sessiz kalanlar ve bu vurgunun üzerini örtenlerdir. Hesabı götürenden, göz yumandan soracağız ve öyle de olması gerektiğini belirtmek istiyorum. Ekonomimiz de fondaki gibi çok parlak değil. İnsanlar kira derdinde, geçim derdinde. Çocuklarını okula gönderme derdinde. Artık insanlar çocuklarının geleceği değil de sabah beslenme çantasına ne koyacağının derdinde olduğu bir ekonomik ortamda yaşıyoruz.
"Asgari ücret yoksulluk sınırının en az yarısı olmalı"
Asgari ücret yoksulluk sınırının en az yarısı olmalı. Talebimizi bir kez daha tekrar ediyoruz. Bu, iki defa da yılda güncellenmeli. O bile insanların geçinmesi için yeterli değil ama en azından şimdilik böyle bir önermede bulunuyoruz. Emeklilerin içerisinde bulunmuş olduğu bu yoksulluk kaldırılmalı, emeklileri koruyan bir yaklaşım ortaya konulmalı. Gerçekten emekliler kira ödeyecek kadar dahi ücret almıyorlar. Emeklilerin taleplerine kimse kulağını kapatmamalıdır.
Barınma sorunu Türkiye'nin çok önemli temel meselelerinden biridir. Neredeyse insanlar artık o köhne yerlerde 3-5 emekli bir araya geliyor çok kötü koşullarda yaşamını idame ettiriyor. Öğrenciler keza aynı durumda. Türkiye'de artık ev almak lüks bile değil. Emin olun, imkansız bir duruma geldi. Lüks de iyi bir şeymiş, geçmişte lüks diyorduk ama şimdi imkansız bir duruma geldi. Bu da bu iktidarın, bu devletin temel sorumluluklarından biridir. Barınma sorunu var. Bunu gidermenin yolu dünyanın demokratik, sosyal devletlerinde çok nettir. Zengine peşkeş çektiğiniz o arazileri, o yeşil alanları çekin demiyoruz ama arazi yaratarak sosyal konutlar yapılarak emekliler, emekçiler, ücretiyle geçim sorunu yaşayan insanlara devlet verebilir. Sosyal konutlardır, ücretlerin iyileştirilmesidir, bunlar iktidarın temel meseleleridir."
Bakırhan bu krizlerden bir çıkış yolunun olduğunu, o yolun Barış ve Demokratik Toplum Süreci olduğunu söyledi. Ülkenin en ağır giderlerinin savaşa, çatışmaya ve silaha gittiğini kaydeden Bakırhan, "Bunu biz söylemiyoruz, devlet, bakanları 2,5 trilyon dolara yakın paranın gittiğini söylüyor. Bu resmi rakam. Gayriresmi rakam var, 3 trilyon doların üzerinde olduğunu yazıp çiziyorlar. Hatta daha fazla olduğunu söylüyorlar" diye konuştu. Süreç başarıya ulaşırsa pek çok alanda halkın taleplerinin karşılanma şansı olduğunu dile getiren Bakırhan, bu yüzden sürecin kıymetli olduğunu vurguladı.
"Cezaevleri türkiye'nin en nitelikli insanları ve seçilmişleriyle tıklım tıklım dolu"
Bakırhan şöyle konuştu:
"Çatışma sürdükçe siyaset daralıyor. İktidar zora başvuruyor. Yargı bir sopaya dönüştürülüyor. Hukuk ortadan kaldırılıyor ve siyaset alanı gittikçe daraltılıyor. Bu sürecin başarıya ulaşması halinde daha demokratik bir zeminde siyasi partilerin, toplumsal kesimlerin daha rahat siyaset yapmasının zemini de ortaya çıkabilir. İnsanlar düşüncelerini bu süreç başlamadan önce dile getiremiyordu. Cezaevleri siyasetçilerle dolu. Düşüncelerini ifade eden insanlarla dolu. Cezaevleri neredeyse Türkiye'nin en nitelikli, en entelektüel insanlarıyla ve seçilmişleriyle şu anda tıklım tıklım dolu. Bu sürecin başarıya ulaşmasının biraz o zemini de rahatlatacağını belirtmek istiyorum.
Niye bunları söylüyorum? Bu mesele sadece Kürtlerle, DEM Parti'yle, devlet ve iktidar arasında yürüyen bir süreç olarak görüldüğü müddetçe, bu kazanımları yerine getirme konusunda güçlükler yaşıyoruz. Bu süreç hepimizin sürecidir. Bu sürecin başarıya ulaşması halinde emin olun, hepimiz daha rahat nefes alabileceğiz. Daha rahat kendimizi ifade edebileceğiz ve bu sürecin ilerlemesi, başarıya ulaşması halinde iktidarda mecburen adım atmak, biraz önce bahsettiğim zeminlere daha demokratik bir akıl ve pratikle yaklaşmak durumunda kalacak.
Süreç bu kadar önemliyken önemine denk düşen bir yaklaşım ve algı henüz ortada yok. Bunu sadece iktidar için söylemiyorum. Hepimiz için söylüyorum. İktidar için de bu böyledir. Kendisine muhalefetim diyen, toplumsal zeminde mücadele ediyorum diyen bütün aslında zeminlere de buradan bir çağrı yapmak istiyorum. Bu süreç hepimizindir. Başarıya ulaşması demokrasiden ekonomiye, barınmadan ulaşıma, emekliden asgari ücrete kadar hepimizin yaşamını düzenleyecekse, bu meselede ortak bir sorumluluk almamız gerektiğini de belirtmek istiyorum. Bu sürecin ağırlığına uygun bir pratik içerisinde olmamız gerektiğini belirtmek istiyorum.
"Süreç bir biçimde ilerliyor"
'Süreç tıkandı' falan değil. Onu söyleyeyim. Süreç bir biçimde ilerliyor. Biz bunun, bu ağırlığa uygun bir hızla ilerlemesi gerektiğini belirtmek istiyoruz. Çünkü adımlar atılmadıkça, adımlar bekledikçe, sürece ilişkin umutlar yerini kaygılara bırakıyor. Bunu siz de sahada hissediyorsunuz. Dolayısıyla somut, toplumu rahatlatan, sürece güveni ve desteği artıran adımların da artık iktidar tarafından atılması gerektiğini belirtmek istiyorum. İktidar ve devlet, bu meseleye sadece bir güvenlik penceresinden yaklaşmamalı. Kürt meselesi bir güvenlik dosyası değil. Demokratikleşme meselesi bir güvenlik dosyası olarak görülmemelidir. Gerçekten bunun demokratikleşmenin bir sonucu olduğunu görmelidir.
Bu süreç ekonomiden hukuka kadar, sağlıktan siyasete kadar Türkiye için çok önemli bir çıkış yolu. Bunu samimi bir şekilde dile getiriyorum. Bu fırsat değerlendirilmelidir, bekletilmemelidir. Sürecin ağırlığına uygun adımlar atılmalıdır. Toplumsal dinamikler de bu sürecin ilerlemesi için sorumluluk almalıdır. Bu sürecin pedalını sadece Kürtlere, bir tarafını da iktidara bırakmamak gerekiyor. Yoksa aksi halde böyle işte yürütülüp götürülüyor, kimse de sonuçlarından yararlanamıyor."
"İkili idare tehlikesi yeniden ortaya çıktı"
Irak Kürt Bölgesel Yönetimi'nde parlamentonun uzun aradan sonra ilk kez toplandığını söyleyen Bakırhan, Genel Başkanlığını Bafil Talabani'nin yaptığı YNK'nin bölgesel hükümetten çekildiğini açıkladığını aktardı. Bakırhan, "İkili idare tehlikesi yeniden ortaya çıktı. İkili idare derken, 2000'lerin başında da aynı sorunlar vardı. Bir türlü Kürtler tek bir şey oluşturamıyordu. Zaten başımıza gelen en büyük belalar da biraz bundan kaynaklanıyor" şeklinde konuştu.
Bakırhan, 2006'da iki bölgenin yöneticilerinin ortak bir anlaşmayla bir meclis oluşturduklarını anımsatarak, "İkili idare tehlikesini biz üzüntüyle izliyoruz. Kendi adıma söylüyorum, bir Kürt olarak, bir devrimci olarak, ben de orada bu son dönemde yaşanan bu durumdan üzüntü duyuyorum. Bunu kabullenemiyorum bir türlü" dedi. Buna üzülmek için illa orada doğmuş, büyümüş olmak, yaşıyor olmak gerekmediğini vurgulayan Bakırhan şunları kaydetti:
"Sonuç itibarıyla orada bir düzen, bir ortaklaşma olsun istiyoruz. Bu konuda samimi bir sitemimiz ve açık bir çağrımız da var oradaki Kürt Federal Kürdistan Bölgesi'ndeki yöneticilere. Şunu söylüyoruz, Orta Doğu, tarihinin en tehlikeli dönemlerinden geçiyor. Her zaman söylediğimiz gibi, güç dengeleri orada yeniden kuruluyor. Herhalde hepimiz aynı durumu tespit ediyoruz. Kürtlerin geleceğini ilgilendiren meseleler de yeniden masaya yatırılmış ve şekilleniyor. Böyle bir ortamda böyle ikili bir tablonun ortaya konulması kabul edilemez. Bunu kabul etmiyoruz bir Kürt, bir yurtsever olarak. Kürt Bölgesi'nin fiilen iki ayrı siyasi alana bölünmesi hangi Kürt'ün hakkını yeterince koruyacak, ona emin değilim."
Ayrılığın Kürt halkını güçlendirmeyeceğini kaydeden Bakırhan, "Aksine Kürtler kendi içinde zayıflatır. Irak Merkezi Yönetimi'ne karşı müzakere gücü daha da zayıflar. Açık söylüyorum. Orada, çevrede bulunan ülkelerin dışarıdan etkisine daha çok maruz kalır" dedi.
DEM Parti'den Adalet Bakanlığı önünde açıklama: İmralı’nın kapılarını açın
DEM Parti'den “Ekmek, barış ve adalet için bütçe” çağrısı: “Fedakarlık değil, adil bölüşüm"
DEM Parti: Anadilinde eğitim hakkı, yasal ve anayasal güvenceye kavuşturulmalı
Kaynak: ANKA
Abone Ol
İyi gazetecilik posta kutunda!
Güncel haberler, haftalık ekonomi bülteni ve Pazar derginiz Plus’ı email olarak almak için abone olun.



