Marmara’da deprem hareketliliği: 18 saatte 90 sarsıntı | “Büyük depremin hazırlık evresi ama zamanını söylemek mümkün değil”

GÜLSEVEN ÖZKAN | Marmara’da hareketlilik sürerken Dr. Ramazan Demirtaş, “Büyük Marmara Depremi’nin hazırlık evresi başladı” dedi. Demirtaş, Marmara’da 7-7,5 büyüklüğünde bir deprem potansiyeline vurgu yaparak, “Her an olabilir” ifadesini kullanırken, zamanı söylemenin mümkün olmadığını vurguladı. Doç. Dr. Savaş Karabulut, Adalar Segmenti için 7,4-7,6 büyüklüğünde deprem tehlikesine, Prof. Dr. Osman Bektaş ise “Adalar deprem kümesi ‘gaz patlaması’ ile açıklanamaz” sözleriyle dikkat çekti.

·

GÜLSEVEN ÖZKAN

Marmara Denizi’nde Adalar ve Çınarcık çevresinde art arda meydana gelen küçük depremler, “Büyük Marmara Depremi’nin habercisi mi?” sorusunu yeniden gündeme getirdi.

Kandilli Rasathanesi verilerine göre, 19 Ağustos saat 15.05 ile 20 Ağustos saat 09.52 arasında bölgede 90 sarsıntı kaydedildi. Bunların 68’i Adalar, 20’si Çınarcık açıkları-Yalova, 2’si ise Koru-Çınarcık çevresinde meydana geldi.

Sarsıntıların büyüklükleri 0,9 ile 3,2 arasında değişirken, en büyük deprem 3.2 ile Adalar açıklarında dün saat 17:43'te kaydedildi.

Bu sarsıntıların ne anlama geldiğini, 40 yıldır deprem üzerine çalışan paleosismolog (geçmişte meydana gelmiş depremleri ve fayların tarihsel hareketlerini jeolojik izlerden inceleyen deprem bilimci) Dr. Ramazan Demirtaş Kısa Dalga’ya anlattı. Uzmanlardan Doç. Dr. Savaş Karabulut ve Prof. Dr. Osman Bektaş ise sosyal medyada üzerinden bilgiler verdi.

Deprem bilimci Dr. Demirtaş’a göre küçük depremler Marmara’nın uzun dönemli sismik hareketliliği içinde değerlendirilmesi gereken bir tablo oluşturuyor, ancak bu sarsıntılardan yola çıkarak “deprem şu kadar gün, ay ya da yıl içinde olacak” demek mümkün değil.

ramazan-demirtas

Demirtaş, Marmara’daki fayların tek bir çizgiden oluşmadığını, bölgenin farklı segmentlerden meydana gelen karmaşık bir fay sistemi olduğunu belirterek, “Marmara’da fay modeli doğru değil. Bize göre çok parçalı bir yapıya sahip” dedi.

Küçük depremler büyük depremin habercisi mi?

Meydana gelen küçük sarsıntıların büyük bir depremin habercisi olup olmadığı sorusuna dikkat çeken Demirtaş, mevcut verilerin böyle kesin bir sonuç çıkarmaya yetmediğini söyledi.

“Şu anda bu depremlerden böyle bir sonucu çıkartmanız mümkün değil. Çünkü bu veriyi destekleyecek minik depremler dışında elinizde bir veri yok” diyen Demirtaş, bir sarsıntının “öncü deprem” olduğunun ancak daha sonra anlaşılabileceğini vurguladı.

Demirtaş’a göre bir depremin öncü olarak nitelendirilebilmesi için ardından gelecek ana şokun bilinmesi gerekiyor. “Öncü olduğu ne zaman anlaşılır? Ana şok olduktan sonra geriye dönersiniz, ‘öncü’ dersiniz” ifadelerini kullanan Demirtaş, bugün meydana gelen onlarca küçük sarsıntının tamamına öncü deprem demenin bilimsel olarak mümkün olmadığını belirtti.

Bu nedenle son iki gündeki hareketlilik için “büyük depremin kesin habercisi” ifadesinin kullanılmasına karşı çıkan Demirtaş, bunun yerine “hazırlık evresi depremleri” ifadesinin daha doğru olduğunu söyledi.

Hazırlık evresi yıllar sürebilir

Demirtaş, Marmara’da beklenen büyük depremin hazırlık sürecinin yalnızca son birkaç gündeki hareketlilikten ibaret olmadığını belirtti. Ona göre 2011’deki 5,1, 2012’deki 5,2, 2019’daki 5,8 ve 23 Nisan 2025’teki 6,2 büyüklüğündeki depremler de daha uzun bir süreç içerisinde değerlendirilmesi gereken sarsıntılar.

“2011’den itibaren beklenen Büyük Marmara Depremi’nin hazırlık evresi başladı. Hatta 99 depreminden sonra bu dönem başladı” diyen Demirtaş, bu ifadenin depremin yakın zamanda gerçekleşeceği anlamına gelmediğinin altını çizdi.

Depremin zamanı için ne söylüyor?

Demirtaş, Marmara’da beklenen depremin zamanına ilişkin hesabın, depremin büyüklüğüne göre yapılabileceğini söyledi. 7-7,5 büyüklüğündeki depremler için yaklaşık 250-280 yıllık tekrarlanma aralığından söz eden Demirtaş, deprem büyüklüğü 7,5’in üzerine çıktığında bu sürenin 275-300 yılın üzerine çıkabileceğini belirtti.

deprem-harita

1766’daki büyük Marmara depremini başlangıç alarak yapılan bu hesaplamada 275 yıllık süre 2041’e, 280 yıllık süre 2046’ya, 300 yıllık süre ise 2066’ya denk geliyor. Demirtaş, bu hesabın 7,5 ve üzerindeki bir deprem için 2040’lı yıllardan 2060’lı yıllara uzanan bir tekrarlanma aralığına işaret edebileceğini anlattı. Ancak bunun kesin bir deprem tarihi olmadığını özellikle vurguladı.

Demirtaş’a göre Marmara’da 7 büyüklüğünün üzerindeki bir deprem için potansiyel zaten mevcut. “Biz bir defa 7’nin üzerine aşmış durumdayız. Yani bu deprem şu anda 7-7,5 arası bir deprem olma potansiyeline sahip” diyen Demirtaş, “Her an olabilir” ifadesini kullandı.

“Ne zaman olur? Bugün, bu hafta, bir ay içerisinde gibi bir şey söylememiz mümkün değil. Ama Marmara’nın büyük deprem üretme potansiyeli var” diyen Demirtaş, depremin zamanını belirleyecek bilimsel bir formül bulunmadığını söyledi. “Ben 2075, 2045 gibi bir tarih vermiyorum” diyerek belirli bir yıl için deprem öngörüsünde bulunmadığını belirtti. Verdiği 2040’lı ve 2060’lı yılların ise 1766’dan itibaren, depremin büyüklüğüne göre hesaplanan tarihsel tekrarlanma aralıklarının matematiksel karşılığı olduğunu vurguladı.

Demirtaş’a göre gelecekte meydana gelebilecek depremin tam büyüklüğü konusunda da kesinlik bulunmuyor.

“Biz şu anda bilmiyoruz, Marmara 7,5 mi üretecek, 7,6 mı üretecek, 7,3 mü üretecek?” diyen Demirtaş, Marmara’daki fay sisteminin parçalı yapısına dikkat çekti. Demirtaş, geçmiş depremler arasındaki yılları mekanik biçimde geleceğe uygulayıp kesin tarih çıkarmanın doğru olmadığını belirtiyor.

“Deprem bu gece de olabilir yıllar sonra da”

Demirtaş, “Peki yarın ya da gece 7’nin üzerinde deprem olabilir mi?” sorusuna da kesin bir zaman tahmini yapılmaması gerektiğini belirterek yanıt verdi. “Ben nokta atışı vermem” diyen Demirtaş büyük depremin olacağını vurguladı.

2011-2026 arasından bin 50 deprem ne ifade ediyor?

Demirtaş, son günlerdeki sarsıntı sayısının tek başına olağanüstü bir anlam taşımadığını göstermek için Çınarcık Çukurluğu’ndaki daha uzun dönemli hareketliliğe dikkat çekti. Kendi değerlendirmesine göre 2011-2026 arasında yalnızca Çınarcık Çukurluğu’nda 1 ile 4,2 arasındaki yaklaşık 1.050 depremi inceleyen Demirtaş, Marmara’nın tamamı dikkate alındığında sayının çok daha yüksek olduğunu belirtti.

“2011-2026 arasında Marmara’da 6500 tane deprem var” diyen Demirtaş, bu nedenle iki günde meydana gelen birkaç düzine küçük sarsıntının tek başına olağanüstü bir işaret olarak yorumlanamayacağını söyledi.

Sındırgı ile Marmara aynı değil

Marmara’daki hareketliliğin Balıkesir’in Sındırgı ilçesinde yaşanan deprem fırtınasıyla aynı kategoriye konulmasına da karşı çıkan Demirtaş, iki bölgenin jeolojik özelliklerinin farklı olduğunu söyledi.

deprem-konut

Demirtaş, Sındırgı’daki yoğun sarsıntıların farklı bir jeolojik süreçle ilişkili olduğunu belirterek, Marmara’nın ise Kuzey Anadolu Fay Sistemi üzerinde yer alan farklı bir yapı olduğunu vurguladı.

Bu nedenle Marmara’da iki günde birkaç düzine küçük deprem meydana gelmesini, Sındırgı’daki yoğun deprem dizisiyle aynı şekilde yorumlamanın doğru olmadığını söyledi.

Prof. Dr. Osman Bektaş: Adalar deprem kümesi “gaz patlaması” ile açıklanamaz

Marmara Denizi’nde Adalar-Çınarcık fay sistemi üzerinde meydana gelen ve büyüklükleri küçük depremlerden oluşan deprem kümesi, “gaz birikimi patlaması” iddiasını yeniden gündeme getirdi. Karadeniz Teknik Üniversitesi Jeoloji Bölümü emekli öğretim üyesi Prof. Dr. Osman Bektaş ise bu tür bir açıklamanın bilimsel açıdan doğru olmadığını belirtti.

Bektaş, sosyal medya hesabı X üzerinden yaptığı açıklamada Adalar çevresindeki deprem kümesinin yaklaşık 10 kilometre derinlikte, Adalar-Çınarcık fay sistemi üzerinde geliştiğine dikkat çekti. Aynı fay sistemi üzerinde 1963 yılında 6,3 büyüklüğünde bir depremin meydana geldiğini hatırlatan Bektaş, güncel hareketliliğin fayın aktif deformasyonu üzerinden değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.

bektas-osman

Bektaş, gaz veya akışkan basıncının faydaki kaymayı tetikleyebileceğini ancak depremin doğrudan “gaz tarafından üretilmediğini”, asıl mekanizmanın faydaki kayma olduğunu vurguladı.

“Fayın kilitli ve sürünen kesimleri araştırılmalı”

Bektaş, Adalar çevresinde yaklaşık 10-13 kilometre derinliklerde görülen mikrodeprem aktivitesinin de dikkatle incelenmesi gerektiğini belirtti. Bu aktivitenin, daha önce Sındırgı’da görülen deprem kümelenmelerini hatırlattığını kaydeden Bektaş, Marmara’nın sıcak ve akışkan içeren derin yapısının fay zonundaki gözenek basıncını artırarak sürtünmeyi azaltabileceğini ifade etti.

Bektaş, bu süreçte deprem enerjisinin bir bölümünün küçük depremlerle açığa çıkıyor olabileceğini belirterek, Adalar çevresindeki güncel hareketliliğin “gaz patlaması” şeklinde açıklanması yerine Adalar Fayı’nın aktif deformasyonu ile fayın kilitli ve sürünen kesimleri açısından araştırılması gerektiğini savundu.

“Fay 7.4-7.6 büyüklüğünde deprem tehlikesi taşıyor”

İstanbul Üniversitesi Jeofizik Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Savaş Karabulut da Adalar Segmenti çevresindeki kümelenmeye dikkat çekti. Karabulut, “Adalar Segmenti üstü ve civarında kümelenme devam ediyor” dedi. Karabulut, bilimsel yayınların Adalar Fayı'nın farklı derinliklerinde büyük deprem tehlikesine işaret ettiğini belirterek bilimsel verilerin göz ardı edilmemesi gerektiğini söyledi.

e96a4d7e-2b85-4a0d-870c-89bb89b8d3ab

“İstisnasız tüm bilimsel yayınlar, yüzde 100 oranda bu fayın farklı derinliklerinde 7.4-7.6 büyüklüğünde bir depremin tehlike olarak beklendiğini yazarken, jeofizik veriler bu süreci tomografi ve diğer önemli çalışmalarla ortaya koyuyor” diyen Karabulut, “Zamanından bağımsız deprem olmayacak” şeklindeki değerlendirmelere karşı bilimsel verilere dayalı yorum yapılması gerektiğini ifade etti.

“27 yılda neden olmadı? Kabuk çok sağlam”

Bölgede büyük depremin uzun süredir gerçekleşmemiş olmasına da değinen Karabulut, “27 yılda neden mi olmadı? Kabuk çok sağlam ve enerji biriktirmeye devam etse de kıramıyor” ifadelerini kullandı. Karabulut, aktivitenin yeniden yoğunlaşmasına dikkat çekerek, “Küçük bir deprem fırtınası/swarm benzeri davranış olasılığı bilimsel olarak dikkate alınabilir” dedi. Ancak bunun kesin olarak ortaya konulabilmesi için birkaç günlük katalog, tamamlılık büyüklüğü, b-değeri ve olaylar arası zaman ve mesafe analizlerinin yapılması gerektiğini vurguladı.

Depremler 7-13 kilometre derinlikte yoğunlaşıyor

Karabulut'un verdiği bilgiye göre 19-20 Ağustos'taki deprem dizisi, Çınarcık-Adalar geçişinde birkaç kilometre genişliğinde aktif bir deformasyon hacmine işaret ediyor. Olayların büyük bölümü 7-13 kilometre derinlikte yoğunlaşırken, M2.5-3.2 arasındaki depremlerin çoğu 9-12 kilometre bandında meydana geliyor. Karabulut, olayların tek bir fay çizgisi boyunca sıralanmak yerine birkaç kilometre genişliğinde bir fay zonuna yayıldığını belirterek, “Relocation ile doğrulanmalı” dedi.

Karabulut, mevcut verilerden hareketle en güvenli sonucun bölgedeki aktivitenin yakından izlenmesi olduğunu belirtti. Deprem kümelenmesinin büyük bir depremin habercisi olduğunun ise yalnızca bu veriler üzerinden söylenemeyeceğini vurguladı. “İzlemeye devam edeceğiz” diyen Karabulut, bölgede meydana gelen sismik hareketliliğin önümüzdeki günlerde daha kapsamlı verilerle değerlendirilmesi gerektiğini anlattı.

Türkiye depreme hazırlıkta ne durumda?

Peki tüm bu bilgilerle birlikte Türkiye depreme hazır mı? Dr. Ramazan Demirtaş depreme hazırlığa vurgu yapıyor ve yetersiz buluyor. Uzmana göre bilim insanlarının bugün kesin olarak yapamadığı şey depremin gününü ve saatini söylemek. Ancak deprem riski taşıyan bölgelerde hangi binaların dayanıksız olduğu, hangi zeminlerin sorunlu olduğu, altyapının durumu, nüfus yoğunluğu ve kritik yapıların nerede bulunduğu gibi bilgiler büyük ölçüde belirlenebilir.

“Zamanı bilmek demek, can kaybını önlemek anlamına gelir. Ama siz can kaybını, zamanı bilemeyeceğinize göre bu kenti 10-20 yıl öncesinden depreme dayanıklı hale getirmeniz gerek” diyen Demirtaş, hazırlığın yalnızca deprem anında yapılacak müdahaleden ibaret olmadığını söyledi.

afad

Demirtaş’a göre gerçek hazırlık; riskli binaların güçlendirilmesi veya yenilenmesi, altyapının dayanıklı hale getirilmesi, iletişim sistemlerinin güvence altına alınması, yerel zemin koşullarının belirlenmesi ve kentlerin deprem senaryolarına göre yeniden planlanmasını kapsıyor.

"Türkiye'nin hala kriz yönetiyor"

Türkiye’nin deprem hazırlığını eleştiren Demirtaş, afet yönetim anlayışının büyük ölçüde deprem olduktan sonra devreye giren müdahaleye dayandığını savundu. “Türkiye yara sarma politikası değil yara almama politikasını hayata geçirmesi gerekiyor. Biz hâlâ kriz yönetiyoruz” diyen Demirtaş, arama-kurtarma kapasitesinin artırılmasının tek başına deprem hazırlığı anlamına gelmediğini söyledi.

“Hazırlık dediğim gibi bir kentin altyapısı, üst yapısı, iletişimi, bütün risk artırıcı faktörleri ortadan kaldırıp can kaybını en aza indirgemek gerekiyor” ifadelerini kullanan Demirtaş, depremden sonra enkaz altında kalan insanları kurtarmaya odaklanmak yerine, insanların enkaz altında kalmasını engelleyecek çalışmaların önceliklendirilmesi gerektiğini belirtti.

“Bir kenti hazırlayacaksanız depremi en az 10 yıl öncesinden başlamanız gerekiyor” diyen Demirtaş, “Sizin bir defa binalarınız yıkılmayacak, buna emin olacaksınız” diyerek bina güvenliğinin hazırlığın merkezinde olması gerektiğini vurguladı.

Bu nedenle afet çantası ve arama-kurtarma ekiplerinin gerekli olmakla birlikte, bunların tek başına “deprem hazırlığı” olarak görülmemesi gerektiğini savunan Demirtaş, asıl hedefin deprem olduğunda yıkılmayacak bir kent oluşturmak olduğunu söyledi.

Demirtaş’a göre, Türkiye’nin temel sorunu deprem riskinin bilinmemesi değil, bilinen risklerin yeterince hızlı azaltılamaması.

Deprem senaryolarının hazırlanabildiğini, zemin koşullarının ve bina envanterlerinin ortaya konulabildiğini belirten Demirtaş, buna rağmen riskli yapıların ortadan kaldırılması ve altyapının güçlendirilmesi konusunda uzun soluklu bir dönüşüm gerektiğini söyledi.

“Bir kenti hazırlayacaksanız depremi en az 10 yıl öncesinden başlamanız gerekiyor” diyen Demirtaş, hazırlığın depremden hemen önce başlayacak bir çalışma olmadığını vurguladı.

Türkiye açısından tabloyu özetlerken ise müdahale kapasitesi ile risk azaltma arasındaki farkı öne çıkardı. Demirtaş şu bilgileri verdi:

“Arama-kurtarma ekiplerinin hazır olması, deprem sonrasında hayat kurtarmak için gerekli; ancak gerçek anlamda deprem dirençli bir kent için yeterli değil. Asıl hazırlık, binaların yıkılmasını önlemek, altyapıyı güçlendirmek ve deprem gerçekleşmeden önce can kaybı yaratabilecek riskleri ortadan kaldırmak.”

Abone Ol

İyi gazetecilik posta kutunda!
Güncel haberler, haftalık ekonomi bülteni ve Pazar derginiz Plus’ı email olarak almak için abone olun.