Milli Eğitim Akademileri gerçeği: Kaynak israfı, ideolojik yönelim, işlevsizleşen sistem
GÜLSEVEN ÖZKAN
Milli Eğitim Bakanlığı'nın (MEB) öğretmen yetiştirmek için 7 ilde kurduğu Milli Eğitim Akademileri’nde pazartesi günü dersler başladı. Adaylar yaklaşık bir yıl boyunca hazırlık eğitimi alacak, yazılı ve sözlü sınavlarda başarılı olmaları durumunda atamaları gerçekleşecek. Bu süreçte aday öğretmenlere aylık 32 bin lira maaş ödenirken, eğitim merkezlerindeki sınırlı kontenjan dahilinde konaklayanlar üç öğün yemekle birlikte 28 bin lirayı geri ödeyecek, kalan 4 bin lirayla geçinecek. Kalanlar ise barınma sorununu kendi imkanlarıyla çözecek.
Akademiye yönelik başta barınma olmak üzere çeşitli eleştiriler yapılırken üniversitelerin eğitim fakültelerinin yönetimleri sessizliğini koruyor. Köklü üniversitelerde öğretim üyesi olarak çalışan doçent ve profesörler akademiye yönelik Kısa Dalga'ya konuştu.
“Kaynak israfı ve zaman kaybı: Akademi yanlış bir uygulama”
Onlardan biri, Başkent Üniversitesi Eğitim Fakültesi Eğitim Bilimleri Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Burhanettin Dönmez. Daha önce MEB'de üst düzey görevlerde de bulunan Prof. Dr. Dönmez, akademinin hem ülke kaynakları hem de öğretmen adaylarının zamanı açısından ciddi kayıplara yol açtığını söyleyerek şöyle konuştu:
“Ülkemizde, dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi, asıl amacı öğretmen yetiştirmek olan eğitim fakülteleri var. Eğer Bakanlık öğretmenin niteliğini yetersiz buluyorsa, üniversitelerle işbirliği yapmak suretiyle içerik gözden geçirilebilir. Ülkemizde 208 üniversite var ve bu üniversitelerin imkânlarını istediğiniz zaman kullanabilirsiniz. Böyle bir imkân varken birkaç ilde akademi adında bir kurum oluşturmak çok dar düşünmek, küçük düşünmektir.”

Akademinin öğretmen adaylarının mesleğe başlamasını iki yıl geciktirdiğini de vurgulayan Prof. Dr. Dönmez, "Hem yapılan harcamalar açısından hem de zaman kaybı açısından yanlış buluyorum” dedi.
“Akademi bina değildir”
Akademi fikrinin yeni olmadığını, geçmişte benzer girişimlerin başarısız olduğunu belirten Prof. Dr. Dönmez, “Akademi bina değildir. Daha önce de Hasanoğlan’da bir akademi binası yapılmıştı ve kullanılmadığı için başka bir kuruma devredildi" diye konuştu.
Bu tür projelerin bürokratik süreçlerde tekrar tekrar gündeme getirildiğini söyleyen Prof. Dr. Dönmez, karar alma mekanizmalarını da şöyle eleştirdi:
“Bürokratlar, bakan değiştiğinde bu tür projeleri yeniymiş gibi sunar. Bakanlar da eğitim tarihini bilmedikleri için bu tür hatalara düşebilir.”
Pedagojik formasyon konusundaki eksikliklere de dikkat çeken Prof. Dr. Dönmez “Formasyonu olmayan birine verilen dersler işin özüne ilişkin değil. Katkısı olur ama öğretmenlik için yeterli bir temel sağlamaz” değerlendirmesinde bulundu.

“İdeolojik mesajlar eğitime zarar verir”
Akademinin ideolojik bir çerçevede şekillendirildiğine yönelik eleştirileri de değerlendiren Dönmez, “Kapalı bir sistem oluşturulmaya çalışılıyor. Öğretmenlik böyle bir meslek değil. Öğretmenlerin farklı kaynaklardan gelmesi ve olaylara geniş açıdan bakabilmesi lazım" dedi. Bazı uygulamaların sembolik ve ideolojik mesajlar içerdiğini savunan Dönmez, eleştirisini şu sözlerle sürdürdü:
“Açılışta il müftüsünü çağırıp dua ederek başlatmak… Deve de kesseydiler bari. Bunlar ideolojik mesajlardır ve ülkeye bir yararı olmaz. Zararın neresinden dönülse kârdır. Üniversitelerle iş birliği için vakit geçmiş değil.”
“Akademi eğitim fakülteleriyle işlevsel olarak çakışıyor”
Hacettepe Üniversitesi Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Serdar Köksal, akademinin kuruluş amacının mevcut eğitim fakülteleriyle büyük ölçüde örtüştüğünü belirterek sistemin işlevsel açıdan ciddi sorunlar barındırdığını ifade etti. Köksal, akademinin mevcut haliyle özgün bir ihtiyaçtan doğmadığını anlatarak şunları söyledi:
“Bir akademi, eğitim fakültesiyle işlevsel anlamda çakışan bir nitelikte kurulacaksa aslında bu çok da anlam ifade etmez. Amaca ulaşmakta aynı işlevsizliği kullanmış olursunuz. Eğitim fakültesi zaten öğretmen yetiştirme konusunda o akademideki dersleri veriyor. Ama burada mevcut yapı, eğitim fakülteleriyle aynı işleve sahip."
Eğitim fakültelerinde derslerin alanında uzman, doktora yapmış ve uluslararası çalışmalar yürütmüş akademisyenler tarafından verildiğini vurgulayan akademiye ihtiyaç duyulmasının çok anlamlı olmadığını savundu.
Akademinin ancak kurum içi uyum ve mesleki gelişim amacıyla kurulmasının daha doğru olacağını ifade eden Prof. Dr. Köksal, “Kendi personelimi kuruma adapte edeceğim şeklinde bir akademi kurulsaydı bunu anlayabilirdim. Her kurum kendi personeline bir oryantasyon yapar" diye konuştu.
“Akademik kriterler yeterince gözetilmedi”
Personel alım süreçlerine de değinen Prof. Dr. Köksal akademik ölçütlerin yeterince dikkate alınmadığını şöyle savundu:
“Biz sürekli akademik kriterler koyarız ve bir akademiden de akademik kriterler bekleriz. Projeler, araştırmalar, uluslararası çalışmalar, yayın üretkenliği gibi ölçütler önemlidir. Ama bunun üzerinden kurulu bir sistem yok. O zaman o akademi zaten kötü bir nitelikle başlıyor.”

“Maaş ve yaşam koşulları motivasyonu düşürüyor”
Akademiye kabul edilen öğretmen adaylarının ekonomik koşullarına da dikkat çeken Prof. Dr. Köksal, “Öğretmen niteliğiyle 30 küsur bin lira alarak bu sürece başlamak çok motive edici olmayacak. Özellikle büyük şehirlerde yaşam koşulları çok zor" ifadelerini kullandı.
“Akademi olmalı ama doğru işlevle”
Prof. Dr. Köksal, sistemin doğru kurgulanması gerektiğini şöyle ifade etti:
“Ben her zaman kamunun içinde bir akademinin olmasını isterim. Ama bu personeli geliştirecek, pratiği güçlendirecek ve uyum sürecine katkı sağlayacak bir yapı olmalı. Üniversiteden akademiye geçiş oranı çok düşük. Saygın hocalar genelde üniversitede kalmayı tercih ediyor.”
“Akademinin amacı belirsiz, yönü sorgulanır hale geldi”
Bursa Uludağ Üniversitesi Eğitim Fakültesi Doç. Dr. Selahattin Turan da akademinin kuruluş mantığını sorgulayarak şu ifadeleri kullandı:
“Amaç örtüşmesi olduğu için kurumun yönünü ve varlık sebebini sorgular hâle getiriyor. Bence onu başaramadılar. Akademinin amacı sürekli mesleki gelişim mi, yoksa okul müdürlerinin yetiştirilmesi mi? Öğretmenlerin hizmetçi eğitimi mi? Bence akademiyi kuranların da kafası karışık. Eğitim fakültelerinin de kafaları karışık. Eğitim akademisinin niye kurulduğuna dair açık bir amaç yok, belirsiz.”
“Süreç şeffaf yürütülmedi”
Kuruluş sürecine ilişkin şeffaflık eleştirisi getiren Doç. Dr. Turan, karar alma mekanizmalarının açık olmadığını “Açık, şeffaf, hesap verebilir bir süreç işletilmediği için bütün tartışmalar orada toplanıyor” sözleriyle anlattı.
“Evrensel standartlardan sapma riski var”
Akademinin Türkiye’de öğretmen yetiştirme sisteminde yeni sorunlara yol açabileceğini belirten Doç. Dr. Turan, “Türkiye’de öğretmen eğitiminin evrensel standart ve ilkelerden bir sapma olacağını düşünüyorum” değerlendirmesinde bulundu.
“Akademinin uzun ömürlü olmayabileceğini düşünüyorum “diyen Doç. Dr. Turan, sistemin sürdürülebilirliğine ilişkin şüphelerini dile getirdi.
“Mülakat kayırmacılığın aracı olabilir”
Öğretmen alım süreçlerinde mülakat uygulamasına da eleştiri getiren Doç. Dr. Turan, bu yöntemin liyakat sorunlarını derinleştirebileceğini şöyle ifade etti:
“Eğitim fakültesini bitirmiş bir insana mülakat yapmanın bir anlamı yok. Türkiye gibi liyakatin çok ciddi sorun olduğu, açık, şeffaf, hesap verilebilir olmayan toplumlarda mülakat her zaman kayırmacılığın aracıdır.”

Turan, öğretmen adaylarının değerlendirilmesinin daha erken aşamalarda ve bilimsel yöntemlerle yapılması gerektiğini belirtti.
“Sistemde herkesin sorumluluğu var”
Eğitim fakültelerinin de süreçte hataları olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Turan, eleştirinin tek taraflı olmaması gerektiğini şöyle özetledi:
“Her taraf eğitim fakültesi açılmıştır. Niteliksiz öğretim elemanları istihdam edilmiştir. Kalitede düşüş olmuştur. Yani her iki tarafın da çok ciddi sorunları var.”
Kaynak:Haber Merkezi
Abone Ol
İyi gazetecilik posta kutunda!
Güncel haberler, haftalık ekonomi bülteni ve Pazar derginiz Plus’ı email olarak almak için abone olun.