“Emir demiri kesti”, tartışmalar bitmedi: Melih Gökçek’in 42 yıllık iktidar hikâyesi
Bir sanat eserine “Tükürürüm böyle sanatın içine” sözüyle başlayan başkanlık; yardım ağları, beş seçim zaferi, bitmeyen metro inşaatları, imar kavgaları, Ankapark, sonuçsuz kalan suç duyuruları ve Erdoğan’ın talebiyle gelen istifa... Melih Gökçek, şimdi ailesinin Almanya’daki HAMAG şirketine ilişkin iddialar nedeniyle şüpheli sıfatıyla savcılığa çağrıldı.
Kısa Dalga - İbrahim Melih Gökçek, Türkiye’de yerel iktidarın nasıl kişiselleşebildiğini gösteren en çarpıcı siyasetçilerden biri. 1984’te Keçiören Belediye Başkanı olarak başlayan yerel yönetim kariyerinde partiler değişti; fakat siyaset yapma tarzının ana unsurları büyük ölçüde aynı kaldı:
Gökçek’in 23,5 yıllık Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı, bir yandan beş ayrı seçim zaferi ve özellikle kentin çevre ilçelerinde kurduğu güçlü seçmen bağıyla; diğer yandan kent planlaması, kamu kaynaklarının kullanımı ve belediye iştirakleri hakkındaki çok sayıdaki iddiayla anılıyor.
Gazeteci Murat Ağırel’in Gökçek ailesinin Almanya’daki şirketleri, taşınmazları ve para hareketlerine ilişkin haberlerinin ardından resen başlatılan soruşturmada Gökçek, 4 Eylül Cuma günü saat 16.00’da şüpheli sıfatıyla ifade vermeye çağrıldı. Ağırel 31 Ağustos’ta tanık olarak dinlendi.
Gazetecilikten belediyeciliğe
20 Ekim 1948’de Ankara’nın Keçiören ilçesinde doğan Gökçek, çocukluğunu ve okul yıllarını Gaziantep’te geçirdi. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde öğrenime başladı; Gazi Üniversitesi Gazetecilik Yüksekokulu'nu bitirdi. Parlamento muhabirliği yaptı, Çalışma Bakanlığı'nda özel kalem müdür yardımcılığı görevinde bulundu; askerlikten sonra ticaretle uğraştı.
Siyasetteki ilk büyük sıçraması, 1984’te ANAP’tan Keçiören Belediye Başkanı seçilmesiyle oldu. Bu görev 1989’da sona erdi. Ardından Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü yaptı. 1991’de bu kez Refah Partisi’nden Ankara milletvekili seçildi. ANAP’tan Millî Görüş’e uzanan bu geçiş, Gökçek siyasetinin ideolojik süreklilikten çok pragmatik yönünün ilk önemli göstergesiydi.
1994’te milletvekilliğinden ayrılarak Refah Partisi’nin Ankara Büyükşehir Belediye Başkan adayı oldu. İlk açıklamalarda SHP adayı Korel Göymen önde görünürken Gökçek’in itirazı üzerine oylar yeniden sayıldı. Resmî sonuçta Gökçek 393 bin 579, Göymen 387 bin 189 oy aldı; 6 bin 390 oy farkla başkanlık Gökçek’e geçti.
Refah Partisi kapatılınca Fazilet Partisi’ne geçen Gökçek, 1999’da yüzde 33,79 oyla yeniden seçildi. Fazilet Partisi’nin kapatılmasının ardından bir süre Demokrat Parti’de yer aldı; 2003’te AKP’ye katıldı. Gazeteci Sedat Bozkurt’un AKP’nin kuruluş sürecine ilişkin anlatımına göre Gökçek, o günlerde “Demokrat Parti’yi yedeğine almış”, AKP’nin başına bir iş gelmesi halinde devreye sokmak istemişti. Bozkurt, bu tutumun başta Abdullah Gül olmak üzere parti içindeki bazı isimleri rahatsız ettiğini ve Gökçek’in üyeliğine direnç bulunduğunu yazdı.

Beş seçim kazandıran siyaset
Gökçek 2004’te AKP adayı olarak yüzde 55,03 ile kariyerinin en yüksek oy oranına ulaştı. 2009’da yüzde 38,5’le dördüncü kez seçildi. 2014’te ise Mansur Yavaş karşısında yaklaşık bir puan farkla kazandı: Resmî sonuçlarda Gökçek yüzde 44,8, Yavaş yüzde 43,8 oy aldı. Gökçek böylece Ankara’da üst üste beş dönem seçilen ilk büyükşehir belediye başkanı oldu.
2014 seçimi, siyasi hayatının en tartışmalı zaferiydi. CHP; yeniden sayım, geçersiz oyların incelenmesi, birleştirme tutanakları ve “tam kanunsuzluk” gerekçeleriyle itiraz etti. YSK bütün itirazları oybirliğiyle reddetti ve sonuç kesinleşti. Mansur Yavaş, Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuruya kadar iç hukuk yollarını kullandı; başvurular kabul edilmedi. Bu nedenle seçime ilişkin usulsüzlük iddiaları siyasi tartışmanın parçası olarak kaldı; resmî sonucu değiştiren bir yargı kararı çıkmadı.
Gökçek’in bu kadar uzun süre seçim kazanmasını yalnızca parti kimliğiyle açıklamak eksik kalır. Büyükşehir sınırlarının çeperlerinde kurduğu örgütlü ilişki, geniş sosyal yardım ağı, büyük parklar, yol ve altgeçit yatırımları ile sürekli görünür kıldığı başkan imgesi önemliydi. Belediyenin 2017’deki verilerine göre her yıl ortalama 160 bin aileye gıda ve temizlik yardımı yapılıyor; Gökçek, yirmi yılda yaklaşık 1,7 milyon aileye yardım ulaştırıldığını söylüyordu.
Göksu Parkı, Mavi Göl ve Mogan Parkı gibi geniş rekreasyon alanları; çevre yolları, altgeçitler ve kavşaklar da destekçilerinin “hizmet belediyeciliği” anlatısının temelini oluşturdu. Ankara’nın 2009’da Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi’nin Avrupa Ödülü’nü alması, Gökçek’in uluslararası başarı hanesine yazdığı gelişmelerden biriydi.
“Tükürürüm böyle sanatın içine”: Kent yönetiminden kültür savaşına
Gökçek’in başkanlık döneminin sembolik başlangıcı, heykeltıraş Mehmet Aksoy’un Altınpark’taki “Periler Ülkesinde” eserini kaldırtmasıydı. Kameralar önünde söylediği “Tükürürüm böyle sanatın içine” cümlesi, yalnızca bir sanat tartışması olarak kalmadı; Cumhuriyet’in başkentinin kamusal estetiği üzerinde yürütülen kültürel ve siyasi mücadelenin parolalarından birine dönüştü. Aksoy’un açtığı dava sonucunda eser 2005’te geri konuldu; fakat 11 yıl depoda beklediği için zarar görmüştü.
Gökçek döneminde kavşakların yeraltına alınması ve geniş yol projeleri trafik akışını hızlandırmayı hedefledi; eleştirmenlere göre ise yaya hareketini ve kentin meydanlarını zayıflattı. Kızılay-Koru hattının inşaatı 2002’de, Batıkent-Sincan hattının inşaatı ise 2001’de başladı; belediyenin tamamlayamadığı iki hat Ulaştırma Bakanlığı’na devredilerek 2014’te açıldı. Aynı dönemde Kanal Ankara, fuar alanı, 333 metrelik Anka Kule ve İnanç ve Tarih Müzesi gibi büyük vaatlerin önemli bölümü Gökçek görevden ayrılırken tamamlanmamıştı.
Kızılırmak suyunun Ankara şebekesine verilmesi sırasında da benzer bir yönetim tarzı görüldü. Gökçek suyun temiz olduğunu savundu ve ODTÜ analizlerini dayanak gösterdi. Dönemin ODTÜ Rektörü Ural Akbulut ise belediyenin sözünü ettiği raporun üniversiteye ait olmadığını, kendi analizlerinde arsenik miktarının limitin iki katı çıktığını açıkladı. Bu teknik tartışma kısa sürede ODTÜ binaları, cezalar ve Eymir Gölü üzerinden siyasi çatışmaya dönüştü.
Mimarlar Odası Ankara Şubesi'nin eski başkanı Tezcan Karakuş Candan, Kısa Dalga’daki söyleşide dönemi “Ankara’da hem bir rant gelişimi hem de Cumhuriyet’le bir hesaplaşma yaşandı” diye tanımladı. Bu, Gökçek’e karşı yıllarca dava ve meslek odası mücadelesi yürütmüş bir ismin değerlendirmesi. Gökçek ise kendi dönemini; su, hava kirliliği, yol, trafik ve çöp sorunlarını çözdüğü, Ankara’yı “marka kent” haline getirdiği iddiasıyla savundu.
Ankapark: Büyük proje siyasetinin enkazı
Gökçek döneminin en görünür mirası Ankapark oldu. Atatürk Orman Çiftliği arazisinde 2013’te yapımına başlanan tema park, dünyanın en büyüklerinden biri olacağı iddiasıyla tanıtıldı; dev dinozorlar projenin simgesiydi. Gökçek görevden ayrıldıktan sonra, Mart 2019’da “Wonderland Eurasia” adıyla açıldı. İşletme kısa sürede mali sorunlara girdi; park Şubat 2020’de fiilen kapandı ve uzun hukuk sürecinin ardından 2022’de yeniden belediyeye devredildi.
Maliyet konusunda tarafların rakamları farklı. Mansur Yavaş yönetimindeki ABB, park için 801 milyon 288 bin dolar kamu kaynağının harcandığını açıkladı. Gökçek ise “801 milyon dolar lafı külliyen yalandır” diyerek maliyetin 400-450 milyon dolar olduğunu savundu; parkın kendisinden sonra kötü yönetildiğini ileri sürdü.

ABB’nin Ankapark’la ilgili suç duyurusuna önce İçişleri Bakanlığı soruşturma izni vermedi; Danıştay 1. Dairesi bu kararı kaldırdı. Savcılık iki ihale yönünden inceleme yaptı ve kovuşturmaya yer olmadığına karar verdi. Böylece maliyet ve kamu yararı tartışması siyasi olarak kapanmadı; ancak Gökçek’in cezai sorumluluğunu saptayan bir mahkeme kararı da verilmedi.
2026’da 80 bini aşkın kişinin katıldığı belediye anketinde yüzde 90’dan fazla katılımcı alanın yeşil ve rekreasyon alanı olmasını istedi. ABB, alanı ücretsiz biçimde halkın kullanımına açtı. Böylece Gökçek’in ücretli ve gösterişli eğlence projesi, yıllar sonra kamusal yeşil alan olarak yeniden tanımlandı.
Aile, televizyon ve futbol ekseni
Gökçek’in siyasal etkisi belediye binasıyla sınırlı kalmadı. Oğlu Osman Gökçek, Beyaz TV’nin sahibi olarak biliniyor ve bugün AKP Ankara milletvekili. Diğer oğlu Ahmet Gökçek, Ankaraspor’da yöneticilik ve Osmanlıspor’da başkanlık yaptı.
Gökçek’in ardından göreve gelen AKP’li Mustafa Tuna, belediyenin aylık yaklaşık 30 bin lira olan hafriyat gelirinin iş yeniden belediyeye alındıktan sonra ortalama 15 milyon liraya yükseldiğini açıkladı. Gökçek döneminde hafriyat işinin Ahmet Gökçek’in yöneticiliğini yaptığı Ankaraspor A.Ş. ile bağlantısı tartışma konusu oldu. Bilirkişi raporlarında Osmanlıspor’un bu işten 6,5 milyon lira gelir sağladığı belirtildi. Mansur Yavaş döneminde Gökçek, bazı bürokratlar ve şirket yetkilileri hakkında suç duyurusu yapıldı; dosya kovuşturmaya yer olmadığı kararıyla kapandı.
Çok sayıda iddia, az sayıda yargılama
Gökçek’in siyasi biyografisinin en kritik başlığı, hakkında yıllar boyunca ileri sürülen iddialarla bunların adli sonuçları arasındaki büyük mesafe.
1998’de Muradiye Vakfıyla bağlantılı şirketlerin belediye ihalelerinde usulsüzlük yaptığı iddiasıyla yürütülen soruşturmada bir gün gözaltında kaldı; Gökçek hakkında dava açılmadı, aralarında EGO yöneticilerinin de bulunduğu 33 kişi yargılandı. 2008’de ön ödemeli doğal gaz sayaçlarının alım ve satımına ilişkin iddialar üzerine soruşturma açıldı; bu dosya da Gökçek hakkında davaya dönüşmedi.
Mansur Yavaş, 2019’dan sonra Gökçek dönemiyle ilgili yaklaşık 100 suç duyurusu yapıldığını, bunların en az 66’sında takipsizlik kararı verildiğini açıkladı. Helikopter kiralama, tema park teleferiği, Seğmen Su, bitki ve mobilya alımları, Belbeton’un özelleştirilmesi ve Dikmen Vadisi’ndeki bağımsız bölümlerin satışı dosyalarda yer alan başlıklardandı. Yavaş, 2025’te açıkladığı 11 dosyada 17 milyar lira kamu zararı bulunduğunu ileri sürdü. Bunlar belediye yönetiminin iddialarıdır; kesinleşmiş mahkeme tespiti değildir.
CHP Milletvekili Hasan Öztürkmen’in aktardığı İçişleri Bakanlığı yanıtına göre 2000-2026 arasında Gökçek hakkında 23 ön inceleme raporu düzenlendi ve ilgili mercilere gönderildi. Öztürkmen ayrıca Yavaş yönetiminin savcılıklara 97 dosya verdiğini; bazı dosyaların takipsizlikle kapandığını, bazılarında ise soruşturma izni verilmediğini söyledi.
“Parsel parsel” suçlaması ve Gülen yapılanması dosyası
Bu tartışmanın en ağır sözleri muhalefetten değil, AKP’nin kurucu isimlerinden Bülent Arınç’tan geldi. Arınç 2015’te Gökçek’i Gülen yapılanmasına imar ayrıcalıkları sağlamakla suçladı ve “Ankara’yı parsel parsel sattı” dedi. Bu sözlerin ardından yapılan suç duyurularına ilişkin takipsizlik kararı verildi. Gökçek suçlamaları kabul etmedi; tartışmayı siyasi bir saldırı olarak değerlendirdi.
15 Temmuz darbe girişiminden yaklaşık bir ay sonra Gökçek hakkında Gülen yapılanmasına yardım iddiasıyla ayrı bir soruşturma açıldı. Gökçek 2021’de şüpheli olarak verdiği ifadede, 17-25 Aralık öncesinde yapılanmadaki kişilerle “herkesin olduğu kadar” tanışıklığı bulunduğunu; iki oğlunun ve iki torununun yapılanmayla bağlantılı okullarda eğitim gördüğünü söyledi. İmar değişikliklerinde kimlerin yapılanmaya mensup olduğunu bilemeyeceğini savundu. Soruşturma 2022’de takipsizlikle sonuçlandı.
Sandıktan değil, lider talimatıyla gidiş
Gökçek’in başkanlığı bir seçim yenilgisiyle ya da yargı kararıyla sona ermedi. Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 2017’de belediyelerde “metal yorgunluğu” vurgusu yapmasının ardından istifası istendi. Gökçek 28 Ekim 2017’de görevi bırakırken başarısız ya da yorgun olmadığını söyledi; “Benim için emir demiri keser” dedi.
Bu cümle, Gökçek biyografisinin belki de en açıklayıcı özeti oldu. Beş kez seçilmiş bir belediye başkanı, seçmenin kararıyla değil parti liderinin talebiyle görevden ayrıldı. İstifanın somut gerekçesi kamuoyuna hiçbir zaman şeffaf bir biçimde açıklanmadı. Gökçek de bunu sorgulamak yerine lidere itaati “dava ahlakı” olarak sundu. Böylece 23,5 yıllık yerel iktidarın finalinde sandık, belediye meclisi ve kamusal hesap verme değil, kişiselleşmiş parti hiyerarşisi belirleyici oldu.
Belediyeden sonra: Sosyal medya üzerinden siyaset
Gökçek, görevden ayrıldıktan sonra resmî makamını kaybetti ama görünürlüğünü kaybetmedi. Sosyal medya; muhalefet, gazeteciler ve parti içindeki rakiplerle yürüttüğü polemiklerin ana sahnesi oldu. Bu sert üslubun görev dönemindeki en ciddi örneklerinden biri Gezi protestoları sırasında yaşandı. Gökçek, BBC Türkçe muhabiri Selin Girit’i “hain” ve “ajan” olmakla suçlayan bir kampanya yürüttü; Gazetecileri Koruma Komitesi, hedef göstermeyi kınadı.
Yanlış bilgiye açıklığı da bu dönemin parçasıydı. 2022’de bir köşe yazarının ironi amacıyla yazdığı “6 milyar dolarlık jelibon rezervi” paylaşımını gerçek sanarak televizyon yayınında anlattı; daha sonra “trollendiğini” kabul etti.
HAMAG soruşturması: Gökçek bu kez şüpheli sıfatıyla çağrıldı
Gazeteci Murat Ağırel, 2022’de 30 bin avro sermayeyle kurulduğunu ve ilk yılında çalışanı ya da cirosu bulunmadığını belirttiği HAMAG adlı şirketin 2024’te yaklaşık 3,8 milyon avroluk varlığa ulaştığını öne sürdü. Ağırel’in yayımladığı belgelere dayandırdığı haberlere göre şirketin Düsseldorf’ta 15 daire ve iki ticari alandan oluşan bir taşınmazı bulunuyor; daha sonra Velbert’teki yaklaşık 8,5-8,7 milyon avroluk bir ticari kompleksi satın alma girişimi sonuçsuz kaldı. Lüksemburg’daki çok daha büyük bir alışveriş merkezi için görüşme yürütüldüğü iddiası da dosyada yer aldı.
Melih Gökçek iddiaları “iftira” diye niteledi. Oğlu Ahmet Gökçek ile torunlarının Almanya’da vatandaşlık amacıyla şirket kurup iki daire aldığını; paranın ev ve otomobil satışıyla sağlandığını, banka üzerinden yasal yollarla gönderildiğini ve kalan bölüm için kredi-ipotek kullanıldığını savundu.
Başsavcılığın resen soruşturma açması üzerine Gökçek, “Allah’ın izniyle veremeyeceğim hesabım yoktur” dedi ve gerekli bilgileri savcılığa sunacağını açıkladı. 2 Eylül itibarıyla dosyada verilmiş bir hüküm bulunmuyor; Gökçek’in şüpheli sıfatıyla ifadeye çağrılması iddiaların doğrulandığı anlamına gelmiyor.
ABB’nin ayrı suç duyurusu ve Gökçeklerin yanıtı
HAMAG soruşturmasından ayrı olarak Ankara Büyükşehir Belediyesi, 7 Ağustos 2026’da Melih Gökçek, aile fertleri, bazı eski belediye bürokratları, Beyaz TV ve Osmanlıspor yöneticileri ile bazı iş insanları hakkında Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosuna suç duyurusunda bulundu. ABB avukatı Nadi Türkaslan, belediye varlıklarının usulsüz biçimde kullanılıp kullanılmadığının araştırılmasını istediklerini söyledi ve başvurudaki yapıyı “Gökçekler suç örgütü” diye niteledi. Bu ifade ABB avukatının suçlamasıdır; yargı tarafından yapılmış bir tespit değildir. Türkaslan, belediyenin önceki iki başvurusu ile Ağırel’in haberleri üzerine açılan resen soruşturmanın birleştirilebileceğini belirtti.
Melih Gökçek bu nitelemeyi “Kabul edilemez ve son derece ağır bir suç isnadı” olarak tanımladı; ailesine iftira atıldığını savunarak Türkaslan hakkında suç duyurusunda bulundu.
Osman Gökçek ise soruşturmadan memnuniyet duyduğunu açıkladı: “Hiç kimse yargılanmaktan kaçmamalıdır.” Babası ve ailesi hakkındaki iddiaların sonuna kadar araştırılmasını istediğini, aleyhlerine bir tespit çıkarsa yargı kararına saygı duyacağını söyledi.
Gökçek’in siyasi mirası
Melih Gökçek’in kariyeri, post-1980 ANAP belediyeciliğinden Millî Görüş’e, oradan da AKP’nin uzun iktidarına uzanan bir köprü oluşturuyor. Bu kariyerin seçmen nezdindeki gücü küçümsenemez: Beş seçim kazandı; sosyal yardımı, parkları, yol yatırımlarını ve doğrudan iletişimi kalıcı bir siyasi koalisyona dönüştürdü. Ankara’nın çeperlerindeki seçmen için belediyeyi görünür ve erişilebilir kılan bir yönetim kurduğu yönündeki destekçi değerlendirmesi, seçim sonuçlarıyla da karşılık buldu.
Fakat aynı dönemin bedeli de kentin hafızasında duruyor: Araç odaklı ulaşım, Cumhuriyet dönemi kamusal mekânlarıyla çatışan kültür siyaseti, tamamlanamayan büyük vaatler, Ankapark gibi kaynak kullanımı tartışmalı projeler, imar kararları çevresinde yoğunlaşan iddialar ve belediye ile aile-medya-spor çevresi arasındaki sınırların bulanıklaştığı eleştirileri.
Gökçek’in 2017’deki “Emir demiri keser” sözü, yükselişini de düşüşünü de anlatıyor. Onu yirmi yılı aşkın süre koruyan sistem, seçilmiş yerel iktidarı parti liderine bağlı bir güce dönüştürdü; aynı sistem, görevden ayrılışını da tek talebe bağladı. 2026’daki soruşturmaların önemi bu nedenle yalnızca Melih Gökçek’in kişisel sorumluluğunda değil. Asıl sınav, Türkiye’de uzun süre iktidar kullanan bir siyasetçinin iddialara karşı şeffaf, eşit ve etkili bir yargısal denetime tabi tutulup tutulamayacağı.
Melih Gökçek, "yurt dışına kayıt dışı para aktarımı" soruşturmasında ifadeye çağrıldı
Gökçek'e suç duyurusunda 'FETÖ' detayı: FETÖ üyelerinin haksız menfaat elde etmesine aracılık etti
ABB'den Melih Gökçek hakkında "suç örgütü" iddiasıyla suç duyurusu
Kaynak: Haber Merkezi
Abone Ol
İyi gazetecilik posta kutunda!
Güncel haberler, haftalık ekonomi bülteni ve Pazar derginiz Plus’ı email olarak almak için abone olun.

