İBB davası... Elif Güven: Savcı, ‘İstediğim gibi konuşmuyor, kalsın içeride’ dedi

İBB davasında savunma yapan Elif Güven, etkin pişmanlık ifadesine ilişkin “Savcı benden memnun olmadı. Sürekli azarlamaya başladı, ‘Bak yine istediğim gibi konuşmadın, bak yine konuşmuyorsun’ diye. Yüzüme karşı açıkça ‘İstediğim gibi konuşmuyor, kalsın içeride’ dedi" diye konuştu.

·

Kısa Dalga - CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun da arasında bulunduğu 68’i tutuklu 414 sanıklı İBB davasının duruşması, 49’uncu gününde İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Silivri’deki Marmara Kapalı Cezaevi’nin 1 No’lu Duruşma Salonu’nda görüldü.

Duruşma, Medya AŞ Halkla İlişkiler Müdürü Elif Güven’in savunmasıyla başladı. Güven, ifadesinin nasıl alındığını şöyle anlattı:

“Hücremde oturuyordum, tutukluluğumun 20’nci gününde cezaevindeki hücreme bir infaz koruma memuru geldi sayım sonrası. Bana ‘Elif hazırlan, seni doktora götüreceğiz’ dedi. Ben de revire çıkıyorum zannettim. Sonra üstüme bir şeyler alırken ‘Dışarı gideceksin’ dediler. Dedim ki ‘Neden ben dışarıya gidiyorum’. Doktora gidecek bir durumum da yok. Tabii çıktım, bir kontrolüm varmış kendimce. Koridorda tam artık araca bineceğiz, kelepçelendik falan, ‘Bir savcı seni çağırmış, savcıya gideceksin’ diye söylediler. Şaşırmıştım çünkü o anda ne cevap vereceğimi de bilmiyorum. Yani gidilir mi, gidilmez mi; gitmesem çok büyük saygısızlık olur diye düşünüyordum. O anda kafam çok karışmış haldeydi çünkü emniyette, sorguda verdiğim ifadelerden sonra ayrıca bir ifade verme talebim yoktu. Önce nedenini anlayamadım. ‘Avukatımın haberi var mı’ dedim, ‘Bilmiyoruz’ dediler. Cezaevi aracına bindirildim ve Çağlayan Adliyesi’ne götürüldüm. Bir kez o kutuya binmiş oldum. Zaten yeni tutuklanmıştım. Neyin ne olduğunu bilmiyorum. Hayatımda emniyette bile ifade vermeyen biri olarak şaşkındım hâlâ."

"İtirafçı olmayacağımı, bildiğimi zaten anlattığımı söyledim"

Güven, şu ifadeleri kullandı:

"O zamanki avukatım olan Nazlı Nadide Karaaslan’a sabah haber vermişler. Avukatımla orada karşılaştık. Avukatım bana savcının ‘Daha 2,5 yıl biz bu iddianameyi yazmayız. Söyle, bildiklerini anlatsın’ dediğini bana iletti. O zaman ben etkin pişmanlık nedir, onu bile bilmiyorum. İlk gidenlerden biriyim, çağrıldım. O derece ben hukuktan uzağım. Avukatıma açık bir şekilde ‘Ben bir şey bilmiyorum. Bildiklerimi kollukta anlattım’ dedim. Gerçekten filmlerden bildiğim kadarıyla savcı bana ‘Muhbir oluyorsun herhalde’ dedi ama ben ‘Kimseye iftira atamam’ dedim. Bunu avukatıma söyledim. O da bana yine de dedi ki, ‘Savcı bir şeyler soracakmış. İstersen bir girelim’ dedi. Hiçbir şekilde savcılara, hakimlere saygısızlık olmasın diye ‘Tamam’ dedim. Avukatımla beraber savcının odasına girdim. Sonra savcı bana ‘Sana yardımcı oluruz’ dedi. Düşünüyorum, şaşkınım. Böyle bir durumun ne olduğunu hiç anlayamadım. Nasıl bana yardımcı olacaklar? Yani o anda etkin pişmanlıktan yararlanıp çıkan kimse olmadığı için onunla ilgili hiçbir bilgim yok. Sonra onu söyleyince ‘Madem yardımcı olacaktınız, neden içeri attınız beni’ diye söylemeyi düşündüm ama bunu söyleyemedim, söylemedim.

Burada anlattıklarımın hepsini kendisine de anlattım. Yani özetle itirafçı olmayacağımı, bildiğimi zaten anlattığımı söyledim. Sorgu, sohbet şeklinde oldu. Kendisinin sürekli azarıyla karşı karşıya kaldım. Sanki ben bir şey yapmışım birileriyle. Biliyorum ama bilmiyorum ve sürekli azarlanıyorum. Anlatıyorum ama diyor ki, ‘Hâlâ istediğin gibi konuşuyorsun’. İnanın nasıl konuşacağımı da bilmiyorum. Anlatıyorum, gene sorular soruyor. ‘Bilmiyorum’ diyorum ya da ‘Böyle bir şey duymadım, hissetmedim’ diyorum. Bir de hissiyat çok zor oluyor orada. Mesela bana savcı, ‘Size şu şirketlere ihale ver diye söyleniyor muydu’ diye sorar. Gayet net bir soru. Ben de ‘Hayır’ dedim, böyle bir şey yok yani. Ben de bu işi yaptığıma göre böyle olsa suç işlemiş olmuyorum, o kadarını anlayabiliyorum, anladım. 8 ay sonra bakıyorum ki iddianamede böyle bağlamından koparılmış, tek tek, her şeyin altına yazılmış. Sanki ben bir şey demişim, delirmişim, günler de konulmuş. Hiçbirini şimdi de kabul etmiyorum. Savcı, diyor ki, ‘Emrah Bağdatlı getirmiş Pınar’ı’. Diyorum ki, ‘Bilmiyorum’. ‘Duydun mu’, ‘Duymadım’. Sonra soru geliyor, ‘Hissettin mi’. Yani hissiyatla nasıl bir şey oluyor, onu da anlayamıyorum. Gerçekten kafam almıyor."

Savcı "İstediğim gibi konuşmuyor, kalsın içeride" dedi

Sorguda anlattığı bazı ifadelerin zapta geçirilmediğini dile getiren Güven, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Zaten kendisi benden memnun olmadı. Yüzünden bunu anladım. Sürekli azarlamaya başladı, ‘Bak yine istediğim gibi konuşmadın, bak yine konuşmuyorsun’ diye. Yanımda da avukatım var, o da bir şok oldu herhalde. O da bir şey söylemiyor. Biraz ağlamaya falan başladım. Dedim ki, ‘Ben gerçekten bilmiyorum’. Ne söylememi bekliyor? Sonra artık şöyle şeylere geçtik, ‘X, Y ile işte ilişkisi var mıydı’. Allah Allah. ‘Bu, bunun arkadaşı mıydı’. Bana soruyor, ‘Ekrem Bey’in arkadaşı mıdır’. Bilmiyorum. Ben Ekrem Bey’le sanki 7/24 birlikte geziyorum, hep yemeklere falan gidiyoruz, sosyal hayatta birlikteyiz. Bana bu soru soruldu, ben nasıl bilebilirim arkadaşı mı, değil mi? Sonra yine böyle geliyor, ‘Ama öyle deniyor’. Ben de diyorum ki, ‘Öyleyse öyle olabilir, bu bir suç mu’. İnsanın arkadaş olması ne zamandan beri suç oldu, onu da bilmiyorum. Yüzüme karşı açıkça ‘İstediğim gibi konuşmuyor, kalsın içeride’ dedi. Gerçekten böyle bir durum. Bunun bir hukuku yok mu? Benim için sıkıntı yok. Zaten 20 yıldır biraz alışmıştık bir şeylere. Silivri Cezaevi’nde yatıyoruz odamızda, bir televizyonumuz var Allah’a şükür.”

Haklarında ifade verip aleyhlerine konuşanların hep iftiracı olduğunu anladığını belirten Güven, şöyle konuştu:

“Sanki ben bir şey biliyormuşum gibi iddia ettiler. Halbuki ben zaten doğruları ve bildiklerimi anlatmıştım ancak cümlelerimi kısalttılar. İstedikleri gibi yazmaları beni gerçekten çok rahatsız etti. Tecrübesizliğim sebebiyle bu duruma itiraz edemedim, aslında ettim. Usulü bilmiyordum ama çünkü orada zaten monolog yapıyorum. Soruyor, ben anlatıyorum. Sonra dedi ki, ‘Bitti’. Kendisi yazdırmaya başladı kendi cümleleriyle. Benim cümlem yok. Sonra dedi ki, ‘Etkin pişmanlıktan yararlanmak istiyorum’. Pişmanlık falan olunca dedim ki, ‘Bir dakika, bir saniye sayın savcım. Ben böyle bir şeyden yararlanmıyorum, yani ben etkin pişman değilim. Bir suç işlemedim’ dedim. Avukatım orada duruyor, o da bir şey anlamadı, şok hâlinde. Sonra onu çıkarttı zannettim. ‘Tamam, bir dakika’, o da bana öyle yaptı. ‘Bir dakika, sen dur’ falan dedi. Sonra dışarıda avukatımla konuştum. Dedim ki, ‘Neden sözlerimi usulüne uygun geçirtmedin ya da neden itiraz etmedin’ sorusunu sordum. Bir cevap vermedi. İfade alma sırasındaki yetersizliğinden dolayı kendisini hemen azlettim. Ailemle konuşup şu anda huzurlarınızda olan avukatlarımı tuttum. Beni çok yaralamıştı bu durum. Ben bir daha altını çizmek istiyorum, etkin pişmanlıktan yararlanmadım. Yani şöyle bir durum yok bende, ‘Ben etkin pişmanlıktan yararlandım ama aslında şimdi geri çekiyorum’ falan gibi bir durum yok bende.”

Kaynak: ANKA

Abone Ol

İyi gazetecilik posta kutunda!
Güncel haberler, haftalık ekonomi bülteni ve Pazar derginiz Plus’ı email olarak almak için abone olun.