İmamoğlu'dan Kılıçdaroğlu'na "siyasi dava" mesajı: Bununla övünen zihniyet ancak özgürlüğü saraya yakınlıkla ölçen zihniyettir
Tutuklu cumhurbaşkanı adayı ve İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, Kemal Kılıçdaroğlu'na gönderme yaparak, “Bütün bu yaşadığımız her şeyin altyapısı siyasidir. Siyasi davalardır. Gerçi bazıları beni siyasi tutsak olarak görmüyormuş ama bununla övünen zihniyet, ancak ve ancak özgürlüğü saraya yakınlıkla ölçen zihniyettir. Hatta kendini oraya tabi ve oraya tebaa olarak gören zihniyetin tezahürüdür” dedi.
Kısa Dalga- Tutuklu cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, Beylikdüzü Belediye Başkanlığı döneminde kişisel aracını makam aracı olarak kullanmasıyla ilgili Büyükçekmece 21. Asliye Ceza Mahkemesi’nce açılan ve Silivri’de görülen davada “Bütün bu yaşadığımız her şeyin altyapısı siyasidir. Siyasi davalardır. Gerçi bazıları beni siyasi tutsak olarak görmüyormuş ama bununla övünen zihniyet, ancak ve ancak özgürlüğü saraya yakınlıkla ölçen zihniyettir. Hatta kendini oraya tabi ve oraya tebaa olarak gören zihniyetin tezahürüdür” dedi.
ANKA'nın haberine göre, Ekrem İmamoğlu, Beylikdüzü Belediye Başkanlığı döneminde kişisel aracını makam aracı olarak kullanması nedeniyle hakkında "görevi kötüye kullanma" suçundan açılan davada savunmasına devam etti.
İlk olarak İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi’nce görülen İBB Davası’na katılan İmamoğlu, daha sonra Silivri’deki diğer duruşma salonu binasına geçti.
Büyükçekmece 21. Asliye Ceza Mahkemesi’nce Marmara Kapalı Cezaevi’ndeki 4 No’lu salonda 12 sanıklı davada savunmasını sürdüren Ekrem İmamoğlu, şöyle konuştu:
"Bütün siyasi tutsaklar serbest kalsın ve yargılanacak insanlar tutuksuz yargılansın bu cennet vatanda. Bütün bu yaşadığımız her şeyin altyapısı siyasidir. Siyasi davalardır. Gerçi bazıları beni siyasi tutsak olarak görmüyormuş ama bununla övünen zihniyet, ancak ve ancak özgürlüğü saraya yakınlıkla ölçen zihniyettir. Hatta daha da ileri gideyim, kendini oraya tabi ve oraya tebaa olarak gören zihniyetin tezahürüdür. Bu bakımdan ben Allah’a şükürler olsun çok özgürüm, irademi kimseye teslim etmedim, etmem. Bu manada nerede olursanız olun doğru bildiğinizi söylüyorsanız, millet iradesini savunuyorsanız işte o zaman özgürsünüz. Bu manada bu söze de bir kez daha cevap vermek istedim. Bunların hiçbirini teşhir etmek için anlatmıyorum. Esasen burada ifade ettiğim şey, bir zihniyeti tariflemek ve bu zihniyeti göstermek. Kamu kaynağını makam sahibinin konforunun doğal uzantısı olarak gören bir anlayışla karşı karşıyayız.
"Kendi aracımı kullandım"
Makam arabasının benzinini ve mazotunu ya da lastiğini konuşuyoruz, görev aldığımda ben İstanbul Büyükşehir Belediyesi döneminde de kendi aracımı yine makam arabası olarak kullanmaya devam ettim. Benzin parasını, mazot parasını da kendim ödedim. Beylikdüzü’nde olduğu gibi İstanbul Büyükşehir Belediyesi döneminde de kendi aracımı kullandım. Sadece aracımın bakım zamanı geldiğinde, ‘Belediyenin var mı makam arabası’ diye sorduğumda ‘2 tane makam arabanız var’ dediler.
Baktık bu araçlara, 2015 ve 2017 yılında alınmış. Bunu biz yapsak bununla ilgili bugün yaşadıklarıma bakıyorum, idamla yargılarlardı. 2 sene önce 2015 yılında alınan aynı arabadan 2017’de 1 tane daha alındı. Bu arabaların İBB, bir tanesini KİPTAŞ adlı olan iştirakine aldırıyor, bir tanesini de İGDAŞ diye bir şirketine aldırıyor. Bu aracın bugünkü günlük piyasa rakamı ne 2,5 milyon avro. 200 milyon demiyorum size, tanesi 2,5 milyon avro. Bu araç, S 600 diye anılan bir marka, Mercedes. VR10 diye dünyada özel insanlara tahsis edilen, hazırlanan zırhlı araçlar. Bu araçla 300 kilometrede bir de aracın deposunu doldurmak zorundasınız. O kadar da güçlü bir motoru var. Bu araçları da çok az kullandım. En son dedim ki ‘Yazık günah, bunları satın’. Bu araçlar satılamadı. Alıcısı yok. Hatırlıyorum bir ara Irak’tan bir müşteri çıktı araca. Bir sürü iş ve işlem gerekiyor, kurum o işi başaramadı.
"Bir litre benzinin hesabını da veririm, bir lastiğin hesabını da veririm"
Bugün burada gerçekten bir makam arabası tartışılacaksa ben bu tartışmadan kaçmam. Sonuna kadar tartışırız, sonuna kadar hesabını veririm. Verilmeyecek hesabım varsa da o hesabın cezasını kendim çekerim. Burada hiçbir arkadaşımın da bu anlamda suçlu gibi yargılanmasını da sanık olarak yargılanmasını da kabul etmiyorum. Bir litre benzinin hesabını da veririm, bir lastiğin hesabını da veririm. Çünkü kamu görevlisine milletin tek kuruşunun dahi hesabı sorulmalıdır, tek kuruşun dahi. Ne Beylikdüzü Belediye Başkanlığı döneminde ne de İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı döneminde başkanlığı zenginleşmenin, gösterişin veya ayrıcalığın adresi olarak görmedim. Tam tersine, kamu görevinin insana daha fazla imkAn değil, daha fazla sorumluluk yüklediğine inandım. Bir zamanlar bu sorumluluk gereği belediyeye makam aracı kiralamamak için kendi aracımı kullanıyordum, bugün o makam aracının hesabını vermek için ne yazık ki sizin karşınızda sanık kürsüsünde, Silivri’deyim.
"30 milyon liranın üzerinde bir kamu zararı değil, kamu faydası üretmişim"
Esasen 11 yılda ben 30 milyon liranın üzerinde bir kamu zararı değil, kamu faydası üretmişim. Kaldı ki madem böyle bir tespit yapılmış, müfettişler devreye girmiş, çok azgın müfettişler var, çok azgın bilirkişiler var, devreye girmiş ve bu tespit edilmiş, rapor yazılmış. Benim ortağı olduğum şu an TMSF’nin yönettiği firmam da faizi ile beraber o mazotun ve diğer sair masrafların da giderini belediyeye yatırmışlar. Toplam faizi ile beraber 215 bin lira civarında rakamı da yaklaşık 1 yıl önce belediyeye faizi ile de yatırmış. Ona rağmen bu dava açılmış. Neymiş, makam aracı kiralaması ilçe belediyeleri yapılmazmış. Çok tesadüf Tuzla Belediyesi, mesela 29 Mayıs 2014 yılında ismi de makam aracı kiralanması diye o günün rakamıyla da bugün 7 bin 200 lira bile pahalı buldum, aylığı 9 bin 500 liraya araç kiralaması yapmış. Mesela Arnavutköy Belediyesi de 3 bin 250 lira bir makam aracı kiralaması yapmış. Olmayan bir şeyi yapmış gibi, bu işimiz üzerine azgınca saldırmanın altyapısını ben biliyorum. Bunun müfettişliğini yapan müfettiş İsmail Yıldırım, AK Parti’de geçmişte milletvekili adaylığı yaşamış, dönemin İçişleri Bakanı, ‘Terörist işe aldılar, 700 küsur tane terörist var’ dediğinde koşa koşa büyükşehir belediyesine yollayıp, burada çalışıp ‘700 terörist tespit ettik’ diye çalışma yapmış müfettişin ta kendisidir.
"Didik didik edildi Ekrem İmamoğlu"
Aynı müfettiş, yine büyükşehir belediyesine koşa koşa Beylikdüzü’ne gitmiş, bu araştırmayı yapmış ve bu dosyayı çıkartmıştır. Aynı kişi, Beylikdüzü Belediyesi’ne gittiğinde dönmüş, Ekrem İmamoğlu’nun 30 yıl önce yaptığı inşaatların bile ruhsatlarını çıkarttırmış. Didik didik edildi Ekrem İmamoğlu. Onun için 30 yıllık diploması bile iptal edildi. O bakımdan bu azgın saldırının ne olduğunu ben çok iyi biliyorum. Bu müfettişe eşlik eden iddia makamını da kendi duygularımla, kendi hukuk veya adalet bilincimle kınıyorum. Bu hukuksuzlukları planlayanlar, bunlara aracılık edenler, hukuku siyasi amaçlarının hizmetine sokanlar bir gün bağımsız, tarafsız yargı önünde yaptıklarının hesabını hukuk çerçevesinde vereceklerdir. Bu davanın açılması hukuki bir hata diye adlandırılacak kadar basit değildir. Bu dava adeta hukuk yolsuzluğudur. Kendi siyasi vurgunlarının üstünü kapatma çabasıdır. Bu sürecin eninde sonunda aydınlığa çıkacağını ve adil süreçlerde hesap vereceklerini ben net biliyorum.
"Bunu yapanları tekrar kınıyorum"
Vereceğiniz kararın zaten ağır yaralar almış yargı düzenimize vurulan yeni bir balyoz olmamasını temenni ediyorum. Bu absürt davalarla yargının yorulmasını istemiyorum. Bunu yapanları tekrar kınıyorum. Millet şahidimdir. Geride bırakacağım hiçbir soru işareti yoktur. Dünya tarihinde ve Türkiye tarihinde bu kadar didik didik edilen, ailesiyle, kendisiyle bu kadar zalimlikle yüzleştirilen bir insan yoktur ama Yaradan’a şükür ki bunu yapandan bin kat daha dimdik ayaktayım. Bin kat daha özgürüm, bin kat daha huzurluyum, daha da geleceğe umutla bakıyorum. Allah bu tür zalimliği kendine bir siyasi strateji görenlerden bu milleti ve memleketi korusun. Çünkü milletin parasına sahip çıkma konusunda samimi bir insan var karşınızda. Makamı ayrıcalık değil, emanet olarak gören bir anlayış var karşınızda. Bu savunmayı sizlerin huzurunda yaptım, milletimize de sesimi duyurdum.”
Kılıçdaroğlu "siyasi tutuklu değil" demişti
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, 8 Eylül'de Euronews Türkçe'ye verdiği röportajda İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun tutukluluğuna ilişkin konuşmuştu. İmamoğlu'nun “siyasi tutuklu” olarak görülmesine karşı çıkan Kılıçdaroğlu, “Siyasi tutuklu değil, siyasi görüşü dolayısıyla içeri alınmış bir insan değil" demişti.
Kaynak: ANKA
Abone Ol
İyi gazetecilik posta kutunda!
Güncel haberler, haftalık ekonomi bülteni ve Pazar derginiz Plus’ı email olarak almak için abone olun.

