Kaşif Kozinoğlu soruşturması hakkında her şey: 15 yıl sonra açılan dosyada neler var?
Kaşif Kozinoğlu’nun ölümünden 15 yıl sonra yeniden açılan soruşturma, cezaevi görevlilerinden sağlık çalışanlarına, gazetecilerden dönemin savcılarına ve Kozinoğlu’nun koğuş arkadaşlarına kadar genişledi. Dosyanın en sıra dışı başlıklarından biri ise “Kurtlar Vadisi Pusu”. Savcılık, dizideki “Kazım Kaşifoğlu” karakteri ile bazı sahnelerin ve “FG” plakalarının bilirkişi tarafından incelenmesine karar verdi. Peki soruşturma neden 15 yıl sonra yeniden açıldı?
Kısa Dalga - Silivri Cumhuriyet Başsavcılığı’nın eski MİT mensubu Kaşif Kozinoğlu’nun 2011’de cezaevinde ölümüne ilişkin yürüttüğü soruşturma 17 Eylül sabahı yeni bir operasyona sahne oldu.
Saat 07.00’de İstanbul ve Ankara’da düzenlenen eş zamanlı operasyonda Kozinoğlu’nun koğuş arkadaşı emekli Deniz Yüzbaşı Hasan Ataman Yıldırım, ölümden sonra yürütülen ilk soruşturmada kovuşturmaya yer olmadığı kararı veren dönemin Silivri Cumhuriyet Başsavcısı Ali İşgören ve dönemin cezaevi savcısı Necip Doğan gözaltına alındı. Kozinoğlu’nun diğer koğuş arkadaşı emekli Jandarma Albay Hasan Atilla Uğur hakkında da gözaltı kararı çıkarıldı.
Kıbrıs’ta bulunduğu belirtilen Hasan Atilla Uğur, kararın ardından Notbir’e konuştu. Uğur, son günlerde Kozinoğlu’nun ölümü konusunda “kirli bilgi ve dezenformasyon” yayıldığını savunarak savcıların kendisini çağırmasını normal karşıladığını söyledi.
Uğur, akşam İstanbul’a döneceğini ve ifade vereceğini belirterek, koğuş arkadaşı Hasan Ataman Yıldırım hakkında da işlem yapıldığını öğrendiğini söyledi ve “O gün de bildiklerimizi anlatmıştık, bugün de gidip ne biliyorsak anlatacağız” dedi.
Böylece dosya, Kozinoğlu’nun ölümünün gerçekleştiği cezaevindeki görevlilerden sağlık personeline, olayı haberleştiren gazetecilerden dönemin savcılarına ve Kozinoğlu ile aynı koğuşta kalan kişilere kadar uzanmış oldu.
Dosya neden 15 yıl sonra yeniden açıldı?
Kaşif Kozinoğlu, Odatv soruşturması kapsamında 10 Mart 2011’de “terör örgütü üyeliği” ve devletin güvenliğine ilişkin gizli belgeleri temin etmek ve açıklamak suçlamalarıyla tutuklandı. Kozinoğlu suçlamaları kabul etmiyordu. Odatv davasının ilk duruşması 22 Kasım 2011’de yapılacaktı ancak Kozinoğlu bu duruşmadan kısa süre önce, 12 Kasım’da Silivri Cezaevi’nde yaşamını yitirdi.
Ölümün ardından Silivri Cumhuriyet Başsavcılığı bir soruşturma yürüttü. Dönemin Başsavcısı Ali İşgören’in yürüttüğü soruşturmada Adli Tıp Kurumu raporu esas alınarak ölümün kalp damar hastalığına bağlı olduğu kabul edildi. Savcılık 10 Nisan 2012’de kamu görevlilerinin ihmal, kasıt veya gecikmesinin bulunmadığı gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına karar verdi.
Ancak dosya yıllar boyunca tartışılmaya devam etti.
Silivri Sulh Ceza Hâkimliği 26 Ağustos 2026’da 2012 tarihli takipsizlik kararını kaldırdı. Yeni soruşturmada özellikle Kozinoğlu rahatsızlandıktan sonra müdahalenin gecikip gecikmediği, ölümünden önce herhangi bir madde veya ilaç verilip verilmediği ve ölümde üçüncü kişilerin müdahalesinin bulunup bulunmadığı araştırılmaya başlandı.
Bu amaçla Kozinoğlu’nun mezarı da 12 Eylül’de açıldı. Kemik ve toprak örnekleri alınarak Adli Tıp Kurumu’na gönderildi. Yeni incelemede kesin ölüm nedeninin yanı sıra Kozinoğlu’na ölümünden önce farklı bir ilaç veya madde verilip verilmediğinin araştırılması amaçlanıyor.
İlk operasyon cezaevi görevlilerine yapıldı
Yeniden açılan soruşturmanın ilk kapsamlı operasyonunda, Kozinoğlu’nun öldüğü dönemde cezaevinde görev yapan 11 kişi hakkında işlem başlatıldı.
On kişi gözaltına alındı. Bir kişinin ise yurt dışında bulunduğu bildirildi. Gözaltındaki 10 kişiden olay tarihinde jandarma eri olarak görev yaptığı belirtilen bir kişi tutuklandı; yedi kişi adli kontrolle, iki kişi ise doğrudan serbest bırakıldı.
Soruşturmanın bu aşamasındaki temel başlıklardan biri, Kozinoğlu’nun rahatsızlandığı sırada yapılan acil çağrıya müdahalenin geciktiği iddiasıydı.
2011’de açıklanan zaman çizelgesine göre Kozinoğlu saat 18.18’de koğuştan çıkarılmış, 18.24’te revire götürülmüş, ambulans 18.37’de gelmiş ve Kozinoğlu saat 19.15’te Silivri Devlet Hastanesi’ne ulaştırılmıştı. Yeni soruşturma bu zaman diliminde yaşananları yeniden inceliyor.
İkinci operasyon gazeteci ve sağlık çalışanlarına uzandı
10 Eylül’de dokuz kişi daha gözaltına alındı.
Bu grupta dönemin DHA muhabiri Selahattin Günday, kameraman İdris Tiftikçi, bir doktor, ambulans şoförleri ve acil tıp teknisyenleri bulunuyordu.
İşlemler sonunda gazeteci Selahattin Günday ile acil tıp teknisyenleri Özlem Uslu ve Emre Atmaca tutuklandı. Diğer altı kişi adli kontrolle serbest bırakıldı.
Günday hakkında “istihbarat faaliyetiyle ilgili bilgi ve belgeleri ifşa etmek” ve “kişisel verileri hukuka aykırı olarak ele geçirmek veya yaymak” suçlamaları yöneltildi. İki sağlık çalışanı ise “kasten öldürme” suçlamasıyla hâkimliğe sevk edildi ve tutuklandı.
Günday’ın avukatı Hüseyin Ersöz suçlamalara itiraz etti. Savunmaya göre Günday, Kozinoğlu’nun 2011’de adliyeye getirilişini bizzat görüntülememişti; ajanslara servis edilen görüntüler üzerinden haber metnini hazırlamıştı. Savunma, Günday’ın görüntünün çekildiği yerde dahi bulunmadığını ileri sürdü.
Son operasyon neden önemli?
17 Eylül’deki operasyonda iki yeni grup doğrudan soruşturmanın merkezine girdi.
Bunlardan ilki, ölümden sonraki ilk adli süreci yürüten savcılardı. Ali İşgören, 2012’de soruşturmayı kapatan dönemin Silivri Cumhuriyet Başsavcısıydı. Necip Doğan ise olay tarihinde cezaevinden sorumlu savcıydı.
İkinci grup ise Kozinoğlu’nun son saatlerine en yakından tanıklık eden iki koğuş arkadaşı Hasan Ataman Yıldırım ile Hasan Atilla Uğur.
Uğur, geçen hafta Odatv’ye yaptığı açıklamada Kozinoğlu’nun fenalaştığı gece acil durum butonuna bastığını ve o gece yaşananları ayrıntılı biçimde anlatmıştı.
Ancak Hasan Atilla Uğur’un dosyadaki önemi yalnızca Kozinoğlu’nun son saatlerinde aynı koğuşta bulunmasından kaynaklanmıyor.
Tam bu noktada soruşturma Türkiye’nin en çok tartışılmış televizyon dizilerinden birine, Kurtlar Vadisi’ne uzanıyor.
Kurtlar Vadisi bağlantısı 2011’de ortaya çıkmadı
Kaşif Kozinoğlu ile Kurtlar Vadisi arasındaki ilişki, Kozinoğlu’nun ölümünden yıllar önce başlayan bir tartışmaya dayanıyor.
Kozinoğlu’nun 2004 yılında Cumhurbaşkanlığı’ndan MİT’e ulaştırılan bir ihbar üzerine Kurtlar Vadisi hakkında bir rapor hazırladığı, bu raporun içeriğinin 2005 yılında gazeteci Tolga Şardan tarafından Milliyet’te haberleştirildiği daha sonra çok sayıda yayına yansıdı.
Raporda, dizinin devlet-mafya-güvenlik bürokrasisi ilişkilerine dair kullandığı bazı bilgi ve argümanların dönemin Jandarma İstihbarat Başkan Yardımcısı Hasan Atilla Uğur’dan geldiği öne sürülüyordu. Raporda Uğur ile yapımcı Osman Sınav ve Raci Şaşmaz arasındaki temaslara ilişkin iddialar da bulunuyordu.
Bu ilişkiler daha sonra Ergenekon soruşturmasında da gündeme geldi.
2009 yılında basına yansıyan telefon kayıtlarında Hasan Atilla Uğur ile Osman Sınav arasında görüşmeler bulunduğu görüldü.
Ancak Uğur ve dizi ekibinin temasının, tek başına dizinin senaryosunun devlet içinden yönlendirildiğini gösteren bir delil olduğuna ilişkin kesinleşmiş bir yargı kararı bulunmuyor.
Nitekim dizi ekibi bu iddiayı yıllardır reddediyor.
Mehmet Ali Birand 2009’da sormuştu
Konu yeni de değil.
Mehmet Ali Birand, 2009 yılında 32. Gün programında Necati Şaşmaz, Bahadır Özdener ve Cüneyt Aysan’ı ağırladığında Osman Sınav ile Hasan Atilla Uğur arasındaki ilişkinin Ergenekon belgelerine girdiğini hatırlatmıştı.
Necati Şaşmaz bunun Sınav’ın kişisel ilişkisi olduğunu söylemişti.
Bahadır Özdener ise Osman Sınav’ın Deli Yürek: Bumerang Cehennemi filmini Diyarbakır’da çekerken bölgede görev yapan Hasan Atilla Uğur ile tanıştığını; bunun daha sonra Kaşif Kozinoğlu’nun istihbarat içi yazışmalarına ve basına yansıyan bir tartışmaya dönüştüğünü anlatmıştı.
Programda Birand’ın esas sorusu şuydu: Dizide bazı olaylar neden gerçek hayatta yaşanmadan önce ekrana geliyor; ekip “müneccim” miydi?
Senaristlerin yanıtı, dizinin gizli istihbarat kaynaklarıyla değil açık kaynaklar, gazeteler, Türkiye’de ve dünyada yaşanan gelişmeler analiz edilerek yazıldığı yönündeydi.
Özdener, bir devlet kurumunun yüzlerce bölümlük bir dizinin senaryosunu yazmasının mümkün olmadığını savunuyor ve bu iddianın senaristlere haksızlık olduğunu söylüyordu.
Aradan yaklaşık 17 yıl geçtikten sonra aynı tartışma yeniden savcılık dosyasına girdi.
“Kazım Kaşifoğlu” neden soruşturmanın merkezinde?
Kurtlar Vadisi Pusu’nun 28 Nisan 2011’de yayımlanan 123. bölümünde diziye “Kazım Kaşifoğlu” adlı bir istihbaratçı karakter dahil oldu.
İsim benzerliği nedeniyle bu karakterin Kaşif Kozinoğlu’ndan esinlenildiği yıllardır ileri sürülüyordu.
Asıl tartışma ise Kasım 2011’de yaşanan kronolojiden çıkıyor.
Dizinin 10 Kasım 2011’de yayımlanan 136. bölümünde Kaşifoğlu bir hücrede tutuluyor, Yaşar Ağa’ya teslim ediliyor, darp ediliyor ve İlhan adlı karakter tarafından ölümle tehdit ediliyordu.
İki gün sonra, 12 Kasım 2011’de, gerçek hayattaki Kaşif Kozinoğlu Silivri Cezaevi’nde yaşamını yitirdi.

Burada kamuoyundaki tartışmada sık sık birbirine karıştırılan önemli bir ayrıntı bulunuyor:
10 Kasım’daki bölümde Kazım Kaşifoğlu öldürülmedi.
Karakterin şırıngayla öldürüldüğü sahne Kozinoğlu’nun gerçek ölümünden sonra, 8 Aralık 2011’de yayımlanan 139. bölümde ekrana geldi.
Bu sahnede Kaşifoğlu spor yaptıktan sonra nabzının yüksek olduğunu söylüyor, duş alıyor ve ardından “Kara” karakteri koluna şırıngayla hava enjekte ederek onu öldürüyor; ölüm kalp kaynaklı bir olay görüntüsü verilecek şekilde kurgulanıyordu.
Dolayısıyla soruşturmadaki dikkat çekici zamanlama, “dizinin ölüm biçimini iki gün önceden göstermesi” değil; Kaşifoğlu karakterinin gerçek Kozinoğlu’nun ölümünden iki gün önce ölümle tehdit edilmesi ve yaklaşık bir ay sonra dizide cezaevinde öldürülmesidir.
Savcılık şimdi Kurtlar Vadisi’nde ne arıyor?
Silivri Cumhuriyet Başsavcılığı 16 Eylül’de yaptığı açıklamayla incelemeyi dizinin yalnızca Kozinoğlu karakterine benzeyen bölümünün ötesine taşıdı.
Başsavcılık; “Kazım Kaşifoğlu” karakterinin “vatan haini” olarak gösterilip öldürülmesi, bazı sahnelerde “FG” harf grubunu taşıyan plakaların kullanılması ve dizinin belirli bölümlerinde FETÖ/PDY lehine propaganda, örtülü mesaj, örgütsel talimat veya yönlendirme niteliğinde içerik bulunup bulunmadığı yönündeki iddiaların uzman bilirkişi heyeti tarafından incelenmesine karar verdi.
Bunlar bu aşamada savcılığın doğrulanmış tespitleri değil, bilirkişinin araştıracağı iddialar.
Dosyada 4 Şubat 2010 tarihli 79. bölümde görülen “34 FG 7061” plakalı araç ile 17 Mayıs 2012 tarihli 159. bölümde mezarlık sahnesinde ekrana gelen “Erdoğan” yazılı mezar taşı da tartışmaya dahil edildi.
Raci Şaşmaz: Tamamen dizi kurgusu
Savcılık soruşturma kapsamında Raci Şaşmaz, Bahadır Özdener ve Cüneyt Aysan’ı şüpheli olarak değil, “bilgi sahibi” sıfatıyla ifadeye çağırdı.
Üç isim 14 Eylül’de Silivri Adliyesi’nde yaklaşık iki buçuk saat ifade verdi.
Raci Şaşmaz savcılık ifadesinde iddiaları reddetti.
Şaşmaz’a göre Kurtlar Vadisi açık kaynakları kullanarak Türkiye’deki gelişmeleri kurguya dönüştürüyordu. “Kaşifoğlu” karakterinin istihbarat kurumları içindeki mücadeleleri anlatmak amacıyla yaratılmış hayali bir karakter olduğunu, hikâyesi sona erdiği için öldürüldüğünü söyledi.
Gerçek Kozinoğlu’nun öleceğini önceden bilmelerinin mümkün olmadığını savundu. Ali Fuat Yılmazer’in senaryoya müdahale ettiği yönündeki iddiaları da reddederek Yılmazer’i tanımadığını söyledi.
Şaşmaz, “FG” plakalarına ilişkin de yapımcı ve senaristlerin kullanılan kiralık araçların plakalarını belirlemediğini; mezarlık sahnesindeki mezar taşlarının ise prodüksiyon ve sanat ekibinin alanına girdiğini anlattı.
Hasan Atilla Uğur bağlantısına ne dedi?
Raci Şaşmaz, Hasan Atilla Uğur ile Osman Sınav arasında bir tanışıklık ve daha sonra dostluk oluştuğunu ise kabul etti.
Şaşmaz’ın anlatımına göre Sınav, Deli Yürek: Bumerang Cehennemi filminin Diyarbakır’daki çekimleri sırasında jandarmadan izin almak için Uğur’la tanıştı. İki isim daha sonra sık görüşmeye başladı.
Şaşmaz da bu vesileyle Uğur’u tanıdığını ancak bireysel ilişkisi bulunmadığını söyledi.
Bununla birlikte, Uğur’un veya başka bir devlet görevlisinin senaryoya müdahale ettiği iddiasını reddetti.
Bahadır Özdener de savcılıkta “Kazım Kaşifoğlu”nun istihbarat savaşlarını anlatmak için yaratılmış hayali bir karakter olduğunu söyledi. Plaka ve mezarlık ayrıntılarının senaristler tarafından belirlenmediğini, bunların prodüksiyon ekibinin alanında olduğunu savundu.
Cüneyt Aysan ise Hasan Atilla Uğur’la tanışıklığının bulunmadığını, senaryoya dışarıdan müdahale olmadığını ve Kaşifoğlu karakterinin kurgu olduğunu söyledi.
Soner Yalçın: İki Kurtlar Vadisi dönemini birbirine karıştırmayın
Tartışmanın bir başka önemli ismi ise Kurtlar Vadisi’nin ilk döneminde konsept danışmanlığı yapan gazeteci Soner Yalçın.
Yalçın, 2011’de Kozinoğlu ile ilişkilendirilen sahnelerin yayımlandığı Kurtlar Vadisi Pusu döneminde ekibin içinde olmadığını, yollarını çok daha önce ayırdığını ve o sırada başka projelerde çalıştığını hatırlatıyor.
Yalçın’a göre ilk Kurtlar Vadisi, devlet içinden özel bilgi akışıyla değil, 1990’lı yıllardaki Susurluk ilişkileri, devlet-mafya-siyaset bağlantıları ve kendisinin daha önce yayımladığı araştırma kitapları üzerinden şekillendi.
Yalçın 17 Eylül tarihli yazısında ise Kozinoğlu dosyasının Kurtlar Vadisi sahnelerine indirgenmesine karşı çıktı.
Kozinoğlu’nun Mart 2011’de tutuklanmasından sonra hakkında çok sayıda haber yayımlandığını, soruşturma belgelerinin ve kendisine yönelik suçlamaların basında aylar boyunca işlendiğini hatırlatan Yalçın, senaristlerin Kozinoğlu’nu tanıması veya ondan esinlenen bir karakter yaratması için gizli bilgiye ihtiyaç bulunmadığını savundu.
Başka bir ifadeyle Yalçın’ın yaklaşımı, dizideki benzerliğin tek başına “önceden bilgi sahibi olunduğunun” delili sayılamayacağı yönünde.
Kozinoğlu kimdi?
Kaşif Kozinoğlu 1955 doğumluydu. 1976’da Kara Harp Okulu’ndan mezun oldu, 1980’den itibaren Özel Harp Dairesi ve daha sonra Özel Kuvvetler Komutanlığı bünyesinde görev yaptı.
Tim komutanlığı, istihbarat subaylığı ve istihbarat şube müdürlüğü gibi görevlerden sonra 1995’te Türk Silahlı Kuvvetleri’nden ayrılarak MİT’e geçti.
MİT’te Orta Asya başta olmak üzere Suriye, Bosna-Hersek ve Afganistan gibi alanlarda görev yaptı. Eylül 2010’da MİT Müsteşarı Hakan Fidan döneminde Asya Bölgesi Başmüşavirliği görevine getirildi.
2011’de Odatv soruşturması kapsamında hakkında yakalama kararı çıkarıldığında yurt dışındaydı. Türkiye’ye döndü ve 10 Mart’ta tutuklandı.
Kozinoğlu, Odatv’ye devletin güvenliğine ilişkin belgeler aktarmak ve terör örgütüne yardım etmekle suçlanıyordu. Kendisi ise bu iddiaları reddediyor ve hakkındaki dijital belgelerin kendisiyle ilgisinin olmadığını savunuyordu.
Cezaevinde mahkemede okuyacağı kapsamlı bir savunma hazırladı ancak ilk duruşmaya çıkamadan öldü.
Ölümü üzerine 2012’de kapatılan dosya bugün yeniden açılmış durumda.
Ancak 15 yıl sonra yürütülen yeni soruşturmanın ayırt edici özelliği yalnızca Kozinoğlu’nun tıbbi ölüm nedenini yeniden araştırması değil.
Soruşturma artık üç ayrı hattı aynı anda takip ediyor: cezaevindeki müdahale ve sağlık süreci, ilk soruşturmanın nasıl yürütüldüğü ve Kozinoğlu’nun ölümüyle ilgili yıllardır tartışılan istihbarat–medya–Kurtlar Vadisi bağlantıları.
Hasan Atilla Uğur’un da ifade vermesiyle birlikte, Kozinoğlu’nun 2004’te hazırladığı öne sürülen Kurtlar Vadisi raporunda adı geçen bir isim ile Kozinoğlu’nun son saatlerine tanıklık eden koğuş arkadaşının aynı kişi olması da savcılık dosyasının yeniden tartışılan başlıklarından biri olacak.
Kaşif Kozinoğlu'nun Silivri'deki son anlarında ne yaşandı?
Kaşif Kozinoğlu soruşturması: Eski Başsavcı dahil 4 kişi hakkında gözaltı kararı
Kaynak: Haber Merkezi
Abone Ol
İyi gazetecilik posta kutunda!
Güncel haberler, haftalık ekonomi bülteni ve Pazar derginiz Plus’ı email olarak almak için abone olun.

